• BIST 107.700
  • Altın 143,961
  • Dolar 3,5286
  • Euro 4,1426
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 26 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

İslami Kesim Demokratik Açılımda Neden Yok?

İslami Kesim Demokratik Açılımda Neden Yok?
Geniş bir mozaik'e sahip olan Türkiye Cumhuriyeti için “din”, önem arz eden asli öğelerden biri olarak gösterilebilir. Doğu ve G. Doğu Anadolu'da dini motiflerin güçlü olduğu bilinmesine ve AK Parti'nin de işte bu nedenden dolayı bu bölgelerde

Türkiye gibi bir “mozaik’i” birleştirebilecek belki de- etkin bir güç olan “din” faktörü, Demokratik Açılım meselesinde İslami kesim tarafından neden başarılı bir şekilde çözüm önerileri içerisine dahil edilememiştir? Doğu ve G. Doğu Anadolu’da ne solculuğun ne de sağcılığın ivme kazanamadığı, bunların yanında dini motiflerin güçlü olduğu bilinmesine ve AK Parti’nin de işte bu nedenden dolayı bu bölgelerde bu kadar yüksek oranda oy almasına rağmen İslami kesim neden en suskun kalanlar arasındadır? Konuyu biraz daha geriden başlatırsak bu soruya şöyle bir cevap verilebilir:


Bir Başlangıç

1960 ve 1975 dönemlerinde Türkiye’de Sol hareketlerin önemli figürleri arasında Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını görmekteyiz. Gezmiş ve arkadaşlarının idamıyla birlikte sol hareketlerin faaliyetlerine bir sınırlılık geldiğini ve devrimci sosyalist anlayışının aniden toprağa gömüldüğünü belirtebiliriz. Özellikle 12 Eylül darbesinden sonra yine en büyük darbenin Sol’a vurulduğunu ve Sol’da büyük tasfiyelerin yaşandığını ileri sürebiliriz. İşte bu ve bunun gibi nedenlerden dolayı Sol’un bazı kesimleri, -enternasyonal manada- devrim ve sosyalist kavramlarını kullanan eylemlere sempatiyle bakma tavrını takınmıştır. PKK’da devrimci ve sosyalist bir söylem takındığı için en başta enternasyonal kesimden büyük ölçüde destek almıştır.
Devrimci Türk Solu’nun önde gelen kadrosunun idam edilmesinden sonra Sol’un ideolojik temsiliyetinde bir boşluk doğduğunu iddia edebiliriz. Deniz Gezmiş’in idamından sonra oluşan bu zeminden yaklaşık on dört yıl sonra da şiddet dolu bir eylem vuku bulur; kendisine PKK ismini veren silahlı bir örgüt ki aslında Kürdistan İşçi Partisi anlamına gelmektedir- bu şiddet dolu ilk eylemini dikkat çekebilmek amacıyla, Türk askerlerine kasıtlı bir saldırı olarak gerçekleştirmiştir. Peki, bunu yapan PKK o ana kadar sahip olmadığı gücü ve desteği, o anda ve o andan sonra ki süreç içerisinde nereden bulmuştur? Şunu ileri sürebiliriz ki silahlı bir örgüt olan PKK ve onun lideri, en başlarda gücünü belki de- devrimci ideolojiden almak istiyor ya da böyle bilinmesini istiyordu; bir kılıf oluşturmak gerekiyordu, yeni oluşturulan bu harekete. Çünkü PKK’nın ilk bayrak motifinde “orak-çekiç” vardı ve Öcalan’ın bazı fotoğraflarında, Öcalan’ın arkasında Marx, Engels ve Lenin’in resimleri yer almaktaydı. Dikkat edilirse o fotoğraflarda meşru bir zemin oluşturabilmek ve gücünü oradan aldığını kanıtlamak adına- faşist bir ideolojiyi temsil eden ne Hitler ne Mussolini ne de faşist olmayan ama İslami bir zeminde vuku bulan Kürt hareketlerine atıf yapılabilecek bir durumu ifade edebilen ve öncekilerden farklı bir portre olan Şeyh Said’in fotoğrafı vardı, bu da onun devrimci-sosyalist bir ideoloji taşıdığını açıkça ortaya koymaktaydı. Fakat birkaç yıl sonra ne olduysa bayraktan “orak-çekiç” çıkarıldı ve o ana kadar sahip olunan ve sahip çıkılan -ya da öyle gösterilen- devrimci ideolojik düşüncenin yerini; “tek yıldızlı” bir bayrak ve etnik ideoloji aldı. Çünkü PKK’yı bir arada tutacak yeni bir ideoloji ama faşist bir Kürt ideolojisi oluşmuş/oluşturulmuştu. Varlığının ilk evresindeki gücünü devrimci-sosyalist ideolojiden alan ve meşruluğunu bu şekilde kabul ettiren Öcalan, bu boş zeminden faydalanmış ve teoriler üretmeye başlamıştı, hatta bu teoriler için eylemsel planlar bile kurmaktaydı. PKK’nın ilk eyleminden yaklaşık on dört yıl önce, devrimci ideolojiye sahip olan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesiyle devrimci-sosyalizm kan kaybetmekteydi, bu yarayı bir yerden kapatmak -intikam almak- gerekiyordu ve Öcalan’ın da en başta yaptığı sadece buna benzer bir şeydi. Bu durum da, etnik ideolojiye dönülene kadar devam ettirilecekti. Dönemin şartları bu eylemsel ve ideolojik yapının oluşturulmasına ve şekillenip, sistematik hale getirilmesine oldukça uygundu, devrimci-sosyalizm lidersiz bırakılmıştı. Hâl böyle olunca da, doğal olarak devrimci-sosyalistleri yeniden ateşleyebilecek ve onları kendi yanına çekebilecek bir simgeye, bir ideolojiye ama eylemsel bir ideolojiye ihtiyaç duyulacaktı. Öcalan’da planladığı/planlandığı gibi- sonradan faşist Kürt hareketine çevireceği bu eylemsel durumu, intikam almaya meyletmiş/niyetlenmiş kesime ki göreli olarak Sol cenahın bazı kesimleri de dahildir buna- altın bir tepsi içinde sunmuştu. Yukarıda sözü edilen kanayan yara tam zamanında ve tam yerinden kapatılmıştı.


Tabiat Boşluk Kabul Etmez

Devrimci-sosyalizmin liderleri öldükten sonra devrimci sol’a gönül verenlerde bir şekilde kendilerine yakın bir gerçekliği bünyesinde barındıran hareketlere ister istemez yönelmek zorunda kalacaklardı. Bu bilincin altında belki de devletten intikam alma güdüsü yatmaktaydı, o dönem, “sol”un bir kısmının istemeden yahut bilmeden de olsa bu başkaldırışa ses çıkarmamalarının ya da sempati duymalarının temel sebebi de buydu. 1972 yılında büyük bir darbe vurulan devrimci-sosyalizmin yerini, yine devrimci-sosyalizm söylemini savunan ve sosyalist bir devrim gerçekleştireceğinin iddia eden farklı bir örgüt sahiplenmişti. Apocular da denilen bu örgüt 1977’de Kürt halkının düşmanlarını; faşistler (Bozkurtlar ve benzeri gruplar), devletin ajanları ve onları destekleyenler; Kürt sorununu solcu bir devrim, bu sorunu ertelemeye bırakanları da Türk Solu ve sömürücü Kürt ağa sınıfı olarak tanımlamıştır. Konunun başında sorduğumuz İslami kesim neden sessiz kaldı sorusunun cevabı ise bu şekilde kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Çünkü İslami kesim olayın en başından itibaren pasif kalmış ya da pasifleştirilmiştir. Öcalan’ın hareketinin meşruiyetini Şeyh Said değil de Marx, Engels ve Lenin gibi sosyalist devrimcilere atfetmesi, zaten eylemin başlangıcında “dinin” pasif bırakılmasına neden olmuştur. Öcalan da “din elden gidiyor” diye ortaya çıkan ve tarihe “Kürt İsyanı” olarak geçen Şeyh Said ayaklanmasının izlerini sürdürmek istememiştir. Bu açıdan bakıldığı takdirde bu sürecin en başından itibaren sözünü söyleyen Sol kesimin, bugün yine Demokratik Açılım konusunda rahatça söz söyleyebilmesinin nedeni de budur.


Sonuç Yerine

O halde İslami kesim ile alakalı şu sorular sorulabilir:
a) İslami kesim, geçmişteki hatasını tekrar edip bu türden bir konuya sessiz kalmaya devam mı edecektir?
b) Solculuk için önem arz eden “ezilenler” ve “devrim” kavramlarının, İslami kesimde bir karşılığı yok mudur?
c) Öcalan’ın, Şeyh Said yerine, Marx ve Engels gibi sosyalizmin güçlendiricileri arasında sayılan kişilere yönelmesi İslami kesimin konuya uzak kalmasında etkili olmuş mudur?
d) İslami kesim, bugüne kadar bu türen hassas bir konu için örnek çözümler üretebilmiş midir?
e) Bayraktan orak-çekiç çıkartıldıktan ve aynı bayrağa yıldız yerleştirildikten sonra, bu harekete karşı sahip oldukları sempatik duygulardan arınan bir kısım Sol cenahın yerine İslami kesim niçin tek bir etkili söz söyleyememiştir?
f) Sol, sivil toplum anlamında adımlar atma cesaretini gösterebilmişken İslami kesim, güçlü devlet-zayıf sivil toplum mantığını mı gütmüştür?
Geniş bir mozaik’e sahip olan Türkiye Cumhuriyeti için “din”, önem arz eden asli öğelerden biri olarak gösterilebilir. Dinin, bütünleştirici, pasif direnişçi ve şiddeti önleyici yapısı göz önüne alındığı takdirde sahip olduğu işlevselliğin öneminin daha da arttığı söylenebilir. Hem genel “toplum kılavuzu”, hem bilgisel fonksiyonu, hem de toplumsal normların bireye kazandırılmasında bir “sosyal kimlik aracı” olarak işlev gören din, siyasal davranış ve inançları belirlemede merkezi konuma sahip olagelmiştir. Bu perspektiften bakıldığı zaman, İslami kesimin “Demokratik Açılım” hususunda sessiz kalmasının pek de kazançlı bir durum olduğu söylenemez.


* İslami kesim olarak bürokratik değil, aydın ve sivil kesimi vurgulanmak istenmiştir.

Adem Palabıyık: Arş. Gör. Muş Alparslan Üniversitesi, Sosyoloji.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim