• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 18 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

İslam dünyası Obama'dan ne bekliyor?

İslam dünyası Obamadan ne bekliyor?
Mısırlı ünlü düşünür Fehmi Huveydi, İslam dünyasının beklediği "Obama"yı yazdı. Basının olayı nasıl abarttığını kaleme alan Huveydi, ziyaretin amaçlarının anlaşılması gerektiğini bildirdi.

ABD Başkanı Barack Obama’nın Mısır ve Suudi Arabistan ziyareti, güçlü irade sorunu yaşayan ve umutlarını birilerine bağlayarak acizliğini örtmeye çalışan çevrelerce büyük coşkuyla karşılandı.

Amerikan başkanının 3-4 Haziran tarihlerini kapsayan 17 saatlik Suudi Arabistan ve Mısır gezisi, rejim yanlısı basın çevrelerinden büyük ilgi gördü. Kendisini bir kurtarıcı gibi gören bu çevreler ziyaretini de tarihi olarak değerlendirmekten geri kalmadı. Amerika’nın bir yandan karalanan imajını aklamak diğer yandan girdiği Afganistan-Pakistan-Irak çıkmazından çıkabilmek için stratejik destek aramak için kalkıştığı bu geziden sonuçta Arap ülkelerinin mi yoksa yine de İsrail’in mi karlı çıkacağı ise büyük bir sorudur.

İşte konuyla ilgili Mısırlı ünlü yazar Fehmi Huveydi'nin kaleme aldığı makale:


Beklenen Obama

Fehmi Hüveydi*

Gördünüz mü nasıl da nefislerimize yazık edip de Obama ziyaretinin Mısır için büyük bir hediye, Filistinlilerin, Arapların ve Müslümanların hepsinin umutlarının odak noktası olduğu kuruntularına kapıldık.

Amerikan başkanının Kahire’yi ziyaretini Mısır basın liderlerinden birden çoğunun makalelerinde “tarihi” diye vasıflandırdıklarını okudum. Buna, başkanlıktan yayınlanan tüm sözleri ve fiilleri “tarihi” diye vasıflandırmakta aşırıya gittik, açıklamasından başka bir açıklama bulamıyorum. Ancak tarih örtüsünün bizim hava sahamızdan geçen başka bir başkandan sadır olanları kapsayacak kadar geniş olduğunu sanmıyorum.

Tek abartı bu da değil. Çünkü bu “mukaddes” yolculuğu ele alan yazıların akışında onu karşılama yarışında, kendisine güler yüz gösterme ve ona umutlarını bağlama hususlarında, adam kurtarıcı olarak gelmiş, ferah kapılarının anahtarlarını taşıyor ve sadece yüksek makam sahibi olan bir ziyaretçi değil izlenimi oluşturularak ileri gidildi. Ancak, Mısır’a gelmesinden önce Suudi Arabistan’ı ziyaret edeceği yönünde yapılan açıklamaların ardından Arap ve İslam Dünyasına Kahire’den sesleneceğini ilan etmesi hususunda yorum yapan bu yazılar ne kadar alay ve üzüntüye yol açtı.

İlk ilanın ardından Amerikan başkanının kendisine çeken Mısır rejiminin para karşılığı sözcülüğünü yapan bazı borazanlar, onu Arap ve İslam Dünyası’na seslenmek için başka ülkeyi değil de Mısır’ı minber seçti, yaptı. Bu borazanlar, bu uğurlu ziyareti Mısır’ın rolünün gerilediğini söyleyenlere ikna edici bir cevap ve “dünyanın annesinin” başkalarının kendisi hakkındaki beklentileri doğrultusunda hala dinçlik ve afiyet üzerine olduğunu ispatlayan bir belge olarak tabir etmeyi de kaçırmadı.

Amerikan başkanı ilk önce Riyad’ı ziyaret edeceğini açıkladığında ise bu tarz konuşmaların sesi kısıldı. Bu sefer de “İslam Uygarlığı’nın kaynağına” gelişini metheden yazılar ortaya çıktı ve Obama ile Kral Abdullah’ın ilişkisindeki büyük başlangıçtan bahsedildi. (El-Hayat- 31/5). Şarku’l Evsat Gazetesi’nin 28/5 tarihli sayısının ilk sayfasında da Obama’nın Suudi Arabistan’la stratejik ilişkilerin derinliğini ifade etmek, Kral Abdullah’ın barış girişiminin başlatılmasındaki rolünü takdir etmek için ve “Suudi Arabistan’ın Amerika’yı ve bölgeyi ilgilendiren tüm dosyalardaki Suudi Arabistan’la görüş alışverişini zorunlu kılan karmaşık ve zor konulardaki ağırlığı ve rolü sebebiyle özellikle Amerika’nın barış ve İran yönündeki hareketlerinde Amerikan-Suudi-Mısır koordinasyonu gerektiği için” Riyad’ı ziyaret etmeye karar verdiğini okuduk.

Mısır ve Suudi Arabistan’da bu münasebetle yayınlanan metinleri inceleme sürecinde değilim ancak sadece içeriklerinin analiz edilmesi gerektiğine hızlıca işaret ediyorum. Çünkü toplamında lehimize değil aleyhimize bir delildir. Zira acil kendi kendini yüceltme rağbetini, kendine güvenmeme duygularını, blokların ardından bize mazlumların haklarını gözetmek, mağdurların, kederlilerin başlarından belayı kaldırmak için gelen kurtarıcıya umutları bağlamayı ortaya koymaktadır.

Ziyaretin Hedefleri

Kendisine 17 saat tahsis edilen, Suudi başkentine 9 saat, Mısır’a da 8 saat ayrılan Riyad ve Kahire ziyaretinin hedefleri hakkında söylenecek söz çok fazla. İki ülke için ayrılan vaktin azlığı şahsın görüşmeler yapmak için değil Arap ve İslam Dünyası’na istediğini ilan etmesi ve söylemesi için geldiğine işaret etmektedir.

Bilgilerim çerçevesinde ziyareti şu üç ana noktada odaklanmaktadır:
- Amerika’nın imajını kurtarmak ve iyileştirmek için birçok münasebette ifade ettiği İslam dünyasıyla uzlaşma düşüncesini güçlendirmek.
- Araplar ve İsrail arasındaki barış sürecinin yürütülmesi için özel fikirlerini ortaya atmak.
- Arapların Irak’taki istikrarın sağlanmasında sunabilecekleri katılımın boyutunun, Afganistan ve Pakistan’da durumun kötüye gitmesi sorununun çözülmesinin ve İran’ın nükleer programıyla muamelenin tartışılması.

Getirdiği fikirler yaygın olarak şu noktaları kapsamaktadır:
- Arap girişiminin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesi. Arap ve Müslüman olarak kapsamının genişletilmesi, aynı zamanda geri dönüş hakkı hususunda da konumunun yeniden şekillendirilmesi amaçlanmaktadır. Bundan da dönüşün, Arap ülkelerine iltica edip yerleşmeyi tercih edenlere uygun tazminat sunularak 1948 yılında Filistinlilerin çıkarıldığı şehir ve köylere değil kurulması varsayılan Filistin Devleti’ne olması murat edilmektedir. İsrail’in yanında Filistin devletinin kurulmasını öngören iki devletli çözümü benimsemenin ilan edilmesi ve istenilen Filistin devletinin kurulmasına dair tavan bir zaman belirlenmesine dair sızan bilgilere göre Obama’nın 2013 senesinde ilk başkanlık döneminin sona ermesiyle sınırlanmaktadır.
- Batı Şeria’daki yerleşimin tüm şekilleriyle durdurulması.
- Filistinlilerin, İsrail’le barışçıl çözüm yolunda müzakerelerin devam ettirilmesi için aralarındaki uzlaşmanın sona ermesi ve ateşkes istekleri.
- Afganistan ve Pakistan’daki kötüye gidişin durdurulması için; Suudi Arabistan’ın bu sahada –özellikle de Pakistan’da- çaba harcamasına olanak veren köprüleri koruyor olması nedeniyle Suudi çabasının kullanılması.
- Washington’un İran’la sürdürdüğü temaslarında konumunu açıklaması.

İsrail ve Amerika’nın Görüşleri Çatışıyor

Mevcut bilgiler Amerika’nın görüşlerinin Filistin yönetiminde ve “ılımlı” Arap ülkelerinde kabul gördüğünü ancak şu anki İsrail hükümetinde kabul görmediğine işaret etmektedir. İstersen cani uzlaşmaz ve kibirli iken kendisine karşı suç işlenene itaatkâr ve hoşgörülü görünüyor, de.

Zira Filistin yönetiminin tazminat ve yerleştirme karşılığında (Yasir Abdo Rabbe ile Beilin arasında geçen müzakereler) dönüş hakkının düşürülmesini daha baştan kabul ettiği bir sır değildir. (O dönemde yönetim, Arap girişimini piyasaya sürmeye çalıştı ve İsrail gazetelerinde bu konuda beyanlar yayınlandı. Filistin yönetimi ise mültecilerin dönüş hakkına dair bendi sildi). Aynı şekilde toprakların değişimi prensibini de kabul etti. Yani 67 yılında işgal edilen toprakların geri istenmesinde ısrarcı olmadı. Ancak konumuna bakılmaksızın işgal edilmiş eşdeğerli araziler sahası üzerine devlet kurulmasında bir mani olmadığını ilan etti.

Kudüs konusuna gelince yönetim hükümetindeki vakıflar bakanı; fiili otoritenin İsrail’in elinde olduğu manasında Aksa Mescidi’nin İslam Konferansı Teşkilatı’nın denetimi altına konması fikrini (uluslararalılaştırılması) kabul ettiğini ilan etti.

Engel, öncelikle Netanyahu’nun farklı bir bakış açısı olduğu için İsrail’in konumunda görülüyor. Ona göre öncelik Filistin dosyasına değil İran dosyasına verilmelidir. Orta Doğu sorunu onun görüşüne göre Arap-İsrail çatışmasında temsil olunmamaktadır. Aksine çatışma ılımlılar (İsrail ve bazı Arap ülkeleri) ve İran’la aynı safta durup direnişi destekleyen radikal ülkeler arasındadır.

Şimdiki hükümet, devletin Yahudiliği ve Kudüs’ün Yahudileştirilmesinde ısrar ettiği şu vakitte iki devlet fikrini reddetmekte yerleşimin durdurulmasına itiraz etmektedir. Öyle ki hükümet başkanı, Knesset’in önünde barışın gerçekleşmesinin 3 girişle mümkün olabileceğini söyledi. Bunlardan ilki Arap ülkelerle normalleştirmenin sağlanması, ikincisi Batı Yaka’da Filistin yönetimiyle beraber ekonomik projelerin kurulması, üçüncüsü de Filistinlilerle siyasi sürecin körüklenmesidir.

Yani Netanyahu’nun teklif ettiği, Arap devletleriyle ilişkilerin normalleştirilmesi ile Filistin ekonomisinin canlandırılmasına çalışan özerkliğin kurulması talebini aşmamaktadır ve o bunu Filistinlilere ve Araplara kendisi tarafından verilen bir “taviz” ve razı gelmeleri gereken “kaçırılmaz bir fırsat” olarak nitelendirmektedir.

Bu konumlar Obama’nın görüşü ve teklifleri ile; Amerika ve İsrail arasında çatışma ihtimalini doğuracak boyutta ters düşmektedir. Her ne kadar Netanyahu “Güneşin Altında Bir Mekân” isimli kitabında küçük İsrail büyük Amerika’ya başkaldırabilir, görüşünü savunsa da biz –dışarıdan öyle görünse de- bu tür bir konum içerisinde değiliz. Zira kimse Amerika’nın İsrail siyaset sahasında güçlü nüfuz sahibi olduğu ve Netanyahu hükümetini düşürme imkânının bulunduğundan şüphe etmemektedir. (Örneğin İşçi Partisi lideri Ehud Barak’ı istifaya teşvik etmesi ve Kadima Partisi’nin Tzipi Livni önderliğinde tekrar ön plana çıkmasına işaret edilmektedir) Aynı zamanda kimse İsrail’in Amerika’da güçlü nüfuz sahibi olduğundan ve oradaki siyasi karara tesir etmesinin mümkün olduğundan da şüphe etmemektedir.

Burada bir not da gözden kaçmıyor; şu anda tartışmalı gözüken Filistin devleti ilkesini eski başbakan Ehud Olmert ve Ariel Şaron kabul etmişti. Bush da başkanlığının son evresinde bu ilkenin gerçekleştirilmesi için bir randevu tarihi belirlemişti. Ancak bu vaatten bir şey gerçekleşmedi. Ne devlet ne de barış için bir liste yapıldı. Olan sadece yerleşimin devam etmesi ve hızlandırılmış bir şekilde Yahudileştirilmesi ve İsrail’in Lübnan ve Gazze’ye savaş açmasıdır.

Dikkat edilmesi gereken diğer bir not ise Amerika’nın Filistin devletinden konuşmasının hala belirsiz olmasıdır. Yani hala vaat edilen devletin üzerine kurulacağı topraktan bahsetmemiştir. Bu nedenle umutlarımızın hala bu düşünceye bağlı kalması olanaksız değildir. Sonra Amerika’nın bu devlet mefhumunun İsrail’inkinden pek de uzak olmadığını görüyoruz. Öyle ki İsrail’in bu devlet mefhumu, o devleti Filistinliler için Gazze’de ve Batı Yaka’da yayılmış; birbirleriyle köprüler ve geçitler aracılığıyla bağlanan parçalarda egemenliğin ve bağımsızlığın eksik olduğu, bir artık devletine dönüştürmektedir. Bu son paragraf benden değil siyasi bilimler profesörü Ali Cerbavi’nin 5/5 tarihinde; Filistin hükümetinde bir bakan olmasından önce yayınlanan makalesinden alıntıdır.

Arapların Güçlü İrade Sorunu Var

Netanyahu hükümeti taleplerin ve İsrail’in şartlarının tavanını yükselttikten sonra Amerika’nın, iki taraflı tavizlerin verilmesini öngören; örneğin İsrail hükümetinin dönüş hakkının düşürülmesi ve kalan Arap ülkeleriyle ilişkilerin normalleştirilmesi karşılığında iki devletli çözümü, yasal olmayan yerleşimleri kaldırma ve Filistinlilerle müzakerelerin sürdürülmesini kabul etmesine yol açacak baskılarıyla karşılaşmaktan korkuyorum.

Bu durumda Netanyahu hükümeti Olmert hükümetinin durduğu noktaya dönecek. O vakitte Araplar da Filistin meselesi hesabını bedavaya kapatma adına yolun yarısından çoğunu katetmiş olacaktır. Sonra da Filistinlilerden değil Araplardan gerçek taviz talebi gelecektir.

Netanyahu, 96 yılında İsrail hükümetinin başkanlığını üstlendiğinde bugün ifade edilen görüşleri benimseyerek gelmişti. Aynı yıl Arap zirvesi düzenlendi. Bu zirvede Netanyahu’nun siyaseti karşısında kesin bir konum alma tehdidinde bulunuldu o dönemde İbrani Devletiyle mevcut ilişkilerin dondurulması sinyalleri verildi. Hükümeti üç seneden fazla sürmedi. Bu üç senenin ardından erken seçimlere gitmek zorunda kaldı. Ancak şu anda Arap safına isabet eden zaaf, Amerika’nın yeni baskılarına cevap vermesi mümkün, taviz vermeye hazır birilerinin olduğu izlenimi verilmesidir. İşte bu da içine düşülmesi hususunda uyarıda bulunulan yasaktır.

Arap ve Filistin tarafının sorunu Amerikan baskısına ya da İsrail’in küstahlığına karşı koyacak kozları bulunmaması değil, direnecek, tavizleri reddedecek iradeye sahip olmamasıdır. Acizliğini de Obama’nın ya da başkasının sunularını bekleyerek örtmeyi tercih ediyor.

Bilinmelidir ki yeni Amerikan yönetiminin şu anda İsrail’den çok Araplara ihtiyacı bulunmaktadır. İsrail’in Orta Doğu’da istikrarsızlığı yayan siyaseti ve İran’a karşı silahlı bir çatışmada kendisini de bu çatışmaya dâhil etme çabasıyla Amerika’ya yük olduğu bir dönemde Arapların petrolüne, maddi ve -Irak, Afganistan, Pakistan’da- siyasi desteğine ihtiyacı vardır.

Araplar konumlarındaki güç unsurlarına dayanarak İsrail’in şantajlarını ve İsrail’e; ilişkilerin normalleştirilmesi, dönüş hakkı, toprakların değiştirilmesi, işgal edilmiş Kudüs’ün kaderine dair erteleme türünden herhangi bir taviz vermeyi reddedebilir. Reddetme konumunda ısrar eder, müzakereleri sürdürmekten ve herhangi bir girişimin sunulmasından geri dururlar, Araplarla uzlaşmak isteyenlerin kurbanla değil de gaspçı ve işgalciyle konuşmasını isterlerse de kimse onları azarlamaz.

Bu konumu almanın sorunu ise bağımsız ve cesur bir irade gerektirmesidir.
Bu Arap döneminde ise bağımsız irade aynen canavar, vefa sirkesi ve Anka kuşu gibi duyduğumuz ama göremediğimiz bir şey oldu. Çünkü durum böyle. Obama’nın ziyaretinden ve görüşünden ilk faydalananın İsrail, Filistinlilerle Arapların en büyük zarara uğrayanlar olması ihtimalini uzak görmememiz gerekir.

* Mısırlı ünlü yazar.

Bu makale Defne Bayrak tarafından www.timeturk.com için tercüme edilmiştir
 

Timeturk

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim