• BIST 107.371
  • Altın 142,824
  • Dolar 3,5412
  • Euro 4,1229
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 25 °C
  • İzmir 31 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Hizbullah'ın Temmuz Zaferi'nin 5 Açıdan Analizi

Hizbullahın Temmuz Zaferinin 5 Açıdan Analizi

 

 

 

 

Temmuz savaşı ya da direnişin Genel Sekreteri ve lideri Nasrullah’ın adlandırmasıyla ilahi Temmuz zaferi, çağdaş tarihimizde bir dönüm noktasıydı. Bu zafere hangi açıdan bakarsak bakalım, onun dostlarımız ya da düşmanlarımızın dilinde bu şekilde anıldığını görürüz. 

Bu zaferi ve onun ümmet üzerindeki etkisini görmeyen varsa bu onun kendi bileceği iştir. Bu kişi ya cahildir, gözlerine perde inmiştir gerçekleri görmez ya da kâfirlerin peygamberimize hatta ondan önce gelmiş geçmiş bütün peygamberlere yaptıkları gibi kin besler, inat eder, kibirli davranır ve kanaati kendisine galip gelir. Allah bu kişileri şöyle anlatıyor: “Onların söylediklerinin seni üzdüğünü biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler açıkça Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.” (En’am:33) 

Kâfirin, inkârcının ya da inatçının ısrarı, onun bundan hoşnut olduğu anlamına gelmez. Ama iki gözüyle okuyan, iki kulağıyla duyan ve iki kalbiyle akledenin (Arapların anlayışlı ve bilinçli kişilere dediği gibi) anlayabileceği sebepleri vardır kendince. Şimdi gelin bu zafer bütün bu eksenlere nasıl yansımış bir bakalım.

1-Lübnan ekseni: Hükümet Başkanı Fuad Sinyora’nın, savaşın sebebinin Hizbullah’ın mavi çizgiyi aşması, oyunun kurallarına muhalefet etmesi ve Filistin sınırında iki İsrail askerini kaçırması olduğu üzerindeki ısrarı üzücü ve kötü bir konumdur. Bazı Lübnanlılar bu bahaneye inanmış, savaş esnasında ve sonrasında hatta zaferden bir yıl sonrasına kadar sürekli bunu tekrarlamışlardır, Sinyora da tekrarlamıştır. Direniş kitlesini ve direnişçileri en çok üzen bu feci durum olmuştur. Şüphesiz bu durum çoğu insanın savaşın bütün sorumluluğunu ve sonuçlarını Hizbullah’a yüklemesine sebep olmuştur. Savaşın olduğu bölgelerden güvenli bölgelere kaçan insanların nasıl karşılandığını gördük. Bu sosyal ve insani açıdan makul bir şekilde durumu kapattı. Ancak siyasi konum direnişi sırtından vurdu, çalışmasını engelledi, cesaretini kırdı. Özellikle bir grup Lübnanlının Bristol Otelinde bir araya gelip, direnişin teslim olmadığı ve zaferlerin peş peşe geldiği bir zamanda direnişin silahsızlandırılmasını istemesi direnişi sırtından vurdu. Bu konum, ihanetin zirvesi ve hiçbir şekilde kabul edilmesi mümkün olmayan en aşağı konumdu. Daha sonra 1701 sayılı karar olarak adlandırılan uluslar arası karar alındı ve temel uluslar arası taraflar Litani’nin güneyinde hiçbir silahlı gücün bulunmaması üzerinde anlaştılar. Lübnan hükümet grubu ise; kararda Litani’nin güneyindeki direnişin silahsızlandırılması ifadesinin geçmesi için ısrar etti.

Halk bazında ve direnişe gösterilen sevgi düzeyinde bakılınca, bütün bu saçmalıklar halkın konumunu değiştirmedi. Hasan Nasrullah’ın konuşmaları susamışların kana kana içtiği su gibi ferahlattı insanları. Bu konuşmalar, susuzları suya kandıran, bakışı açıklayan ve kararlılığı pekiştiren önemli duraklardı. İçerde olayların bu denli abartılmasından sonra Winograd raporunun hazırlanması ve bu raporun iki askerin kaçırılması olayını ve mavi çizginin aşılmasıyla diğer olayları görmezden gelmesi, Nasrullah’ın söylediklerini hem pratik hem de teoride doğrulaması bakımından yeterlidir: “Bu saldırı daha önceden planlanmıştı ve sonbaharda sürpriz bir saldırı düzenlenecekti. İki askerin kaçırılması operasyonu ve sonrasında düzenlenen saldırı savaşın erkene alınmasına sebep oldu ama direniş bir sürprizle karşılaşmadı. Eğer direniş işi İsrail’in zamanlamasına bırakmış olsaydı direniş gafil avlanacaktı.”

2-Arap ekseni: Suud konumu da, aynı bakış açısı ve olgunlaşmayla savaştan sonra direnişi sonuçlarını hesap etmeden maceraya atılmakla suçladı. Bu konum da, aynı şekilde boyut, isim ve ayrıntılardaki farklarla birlikte önceden ayarlanmıştı. Öte yandan Arapların hepsi kararın 1982’de Filistin direnişini sonlandırmak için alındığını, bu kararın kabulü için hazırlık yapıldığını ve bütün Arapların bu karara kucak açtığını ve işlerin o zaman planlandığı gibi gittiğini biliyordu. Suud, Mısır ve Araplar; genel olarak hızlı bir şekilde bunun planlanmış olduğunu vurguladılar. Arapların, İsrail’in Filistin direnişini Beyrut’tan çıkardığı gibi Lübnan’daki direnişi de yok etmesiyle ilgili kararının kesin sonucunu beklemesi gerekirdi. Ama zanları boşa çıktı, hamdolsun direniş Allah’ın yardımıyla galip geldi. 

3-Amerika ekseni: Herkesin bildiği ve vurguladığı bir gerçek vardı ki; o da bu savaşta temel karar sahibinin Amerika olduğuydu. Condoleezza Rice’ın saldırının başlarında gelip 14 Mart grubuyla bir araya geldiğini gördük. Onlara; “İçiniz rahat olsun, sonuç garanti, artık direniş diye bir şey kalmayacak, en fazla bir haftada iş bitirilecek, tek yapmanız gereken beklemek” demek için gelmişti. Ama durum, şeytanın vaatlerinin aksine gelişti. Bir hafta iki hafta, iki hafta üç hafta oldu ve böylece tam 33 gün direniş ve kahramanlıklarla dolu geçti ve İsrail onun ardından da Amerika savaşa devam edemeyeceklerini ilan ettiler.

Gözlemcilerin hepsi, İsrail’in bütün savaşlarının İsrail kararı ve Amerikan idaresinin koordinesiyle gerçekleştiği fikri üzerinde birleşiyor. Fakat bu savaş, en azından vaktinin uzaması ve 33 gün devam etmesi bakımından Amerika’nın kararı ve İsrail’in uygulamasıyla gerçekleşti. İsrail’in başladıktan bir hafta sonra savaşı durdurmak istediği ama Amerika’nın baskı yaptığı ve bilindiği gibi savaşın 33 gün sürdüğü açıktı. Amerika, müttefikleri arasında adının kötüye çıkmasından korkuyordu, ama bu onu kurtarmadı, direnişin zaferi hem İsrail hem Amerika hem de onlarla birlikte olanlara karşı kazanılmış bir zafer oldu.

4-İsrail ekseni: Bu savaşlarda İsrail’in adını okumamız, Siyonist varlık için ne derece önemli olduğunu anlamamız için yeterlidir. Yani İsrail 1978 işgalini, 1993 saldırısını, 1996 Gazap Üzümleri saldırısını ya da diğer saldırıları önemli görmemekte ve savaştan saymamaktadır. Aksine bunlar ona göre sınırlı operasyonlar ve kısmi savaşlardı. O halde o sadece 1982 işgalini ve 1996 Temmuz-Ağustos savaşını savaş olarak kabul ediyor. Bizzat düşmanın bunu söylemesi, onun bu savaşlara girdiği ve bütün kuvvetlerini seferber ettiği ama başarısız olduğu anlamına geliyor. Bu, gözlemcinin bu zaferin düşmanın güvendiği oranda büyük olduğunun bilincinde olması gerektiği anlamına geliyor. Düşünüp ibret alan yok mu?

Tabi ki bu “ikinci” savaş İsrail tarafından adlandırıldı çünkü direnişi kuşatmak ve tam olarak tasfiye etmek için güneyi kendi ekseninde parçalamak üzere planlanmıştı. Şu halde düşmana karşı güneyde kazanılan bu zafer çok büyük bir olaydı çünkü göründüğü kadarıyla İsrail hedefinin gerçekleşmesine engel olmuştu.

Burada direnişin Kuran’dan alıntılanmış sloganına işaret etmek gerekir: “Attığında da sen atmadın lakin Allah attı”. (Enfal:17)

Allah kahraman direnişçilere bu basit silahı (kornet füzesi) elde etmeyi nasip etti. Hemen hemen hiç yanılmayan ve İsrail’in hesap etmediği bu silah, tank katliamına sebep oldu ve İsrail’e öldürücü darbeyi indirdi. Bir günde kaç adet tankın havaya uçurulduğu konuşunda tartışacak değiliz. Bu tankların hepsi çekildi, ama kesin olan şudur ki; bu savaş İsrail’in tanklar ve ordularla askeri bir ilerleme kaydetme ümidini suya düşürdü. Kahraman direnişçiler, Bint Cubeyl ve Marun er-Ras’da İsraillileri geri püskürtme görevlerini tam anlamıyla yerine getiriyorlardı. Bu, ilahi ve melekût âlemiyle destekli muhteşem bir direnişti. Düşman askerlerinin çoğu direnişçilerle birlikte savaşan beyaz atlı savaşçılar gördüklerine tanıklık ettiler. Bu Allah’a zor değildir.

Beklide içimizden bazıları düşmanın bu savaşı “ikinci Lübnan savaşı” olarak adlandırmasına dikkat etmedi. Buna dikkat edelim.

5-Filistin ekseni: Mütevazı kanımızca; Temmuz zaferi 2008’in sonu 2009’un başında Filistin’deki direnişin zaferiyle kemale erdi. 22 günlük bu savaş Lübnan zaferini tamamlayan son halka oldu ve bu zafere istenilen akıdevi, siyasi ve stratejik boyutu kazandırdı. Zira senaryo, Arap-Amerikan-Avrupa işbirliği, İsrail bahanelerine inanılması ve direnişçilerin kararlarını engelleme açısından tekrarlanıyor.

Ortada büyük bir fark var çünkü Temmuz savaşı Amerika’nın emri, İsrail’in uygulaması ve Arapların işbirliğiyle Gazze savaşı ise; Arap-İsrail ortak kararı ve Arap-İsrail ortak uygulamasıyla gerçekleşti. Refah kapısı ve Mısır’la sınırı olan diğer kapıların kapatılması çatışma ve bombalardan daha az vahşi olmayan açık ve gerçek bir savaştı. Aynı şekilde Filistinlilerin acısını hafifletmesi ve İsrail saldırısını durdurması beklenen Doha Konferansı da boykot edildi. Halen kapılar kapalı tutuluyor ve Arapların savaşı devam ediyor. 

Lübnan’daki direnişin zaferi hakkında bazı şüpheler olabilir ama Gazze’deki zafere asla şüpheyle bakılamaz, o kesin bir zaferdir ve Lübnan zaferinden farklıdır.

1-Filistin toprakları düzlük ve açıktır, Lübnan’da ise dağlar, vadiler ve tüneller vardır. 

2-Filistin toprağı dar bir alandır, Lübnan toprağı ise geniştir.

3-Lübnan’daki direniş, İsrail bombardımanı ve köprüleri yıkmasına rağmen makul bir destek alıyordu, Gazze’deki direniş ise düşman tarafından senelerdir kuşatma altındadır.

4-Lübnan’daki direnişle mezhep yönünden savaşıldı ve bu sloganla kuşatıldı. Ambargo Gazze’de düşmana yardımcı bir etkendi ama tutuşturmaya çalışsalar da mezhep kavgası patlak vermedi. 

Diğer farklardan bahsetmeye ise gerek yoktur:

Gazze zaferi şüphesiz Lübnan zaferinin tamamlayıcısıydı. İsrail’in analizi, Arapların konumu ve kendilerini Marun er-Ras, Bint Cubeyl, Şucaiyye ve Beyt Hanun’dan bir parça olarak gören direnişçilerin ruhlarında okuduğumuz şey buydu. Direniş mezhebimiz, cihat yolumuzdur. Bizi bir araya getiren İslam’dır ve bu birliği bozamayacaklar. 

Zannediyorum ki; bizim gibi bu zaferi 5 açıdan dikkatli bir şekilde okuyan kişi, gerçek tarihi ve akıdevi bağlamında değerlendirmesinin gerektiği bu zaferin ne derece önemli olduğunu anlar. Düşmanla olan hiçbir savaşı, İsrail’in zail olacağı ve Müslümanların ilk defa girer gibi Mescid-i Aksa’ya girecekleri kesin vaadinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Kuran ayetlerinde, Peygamberin hadislerinde geçen ve İsrail’in en fazla 40-80 sene yaşayacağı Siyonist Telmond-Tevrat inancını doğrulayan o beklenen savaşta İsrail zail olacaktır.

Bunlar Kuran’ın gerçekten Allah’ın kelamı olduğuna inanan ümmetimiz içindeki müminlerin ruhlarına ve akıllarına dökülen bilinç damlalarıdır. Bu çifte zafer (Lübnan-Gazze) Ahmedinejad’ın BM kürsüsünde –İsrail’e sözde uluslar arası meşruiyetin verildiği kürsü- durup, Filistin ve Lübnan’daki direnişe derin ve büyük akıdevi bir boyut kazandırması ve onu çağdaş uluslararası siyasi bir kalıba dökmesiyle kemale ermiştir. 

Biz Temmuz savaşını böyle anlıyoruz. Bu zaferi, kendi dar bakışından ve üstün Amerikan-İsrail gücüyle Arap zayıflığına teslim olarak kapıldığı zayıf konumundan okuyanları Allah’a havale ediyoruz: “Doğrusu onlar onu uzak görüyor. Biz ise yakın görüyoruz.” (Mearic: 6-7) 

Sayda Şehrindeki Kudüs Camii imam ve hatibi Şeyh Mahir Hammud'un el İntigad gazetesinde yayınlanan bu analizi, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edildi.

İSRA HABER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Y

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim