• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

'HİZBULLAH'A GÜCÜ ERGENEKON VERDİ!'

HİZBULLAHA GÜCÜ ERGENEKON VERDİ!
Hizbullah üzerine çalışmış ender akademisyenlerden, güvenlik uzmanı Doç. Dr. Süleyman Özeren'den çarpıcı yorum...

 







 

Türkiye'de Hizbullah üzerine çalışma yapmış ender akademisyenlerden, güvenlik uzmanı Doç. Dr. Süleyman Özeren ile son günlerde yeniden tartışma alanlarının en önemligündem maddesi olan Hiz-bullahla ilgili konuşulmayanları konuştuk. Hem Hizbullah hem de PKK konusunda en yetkin isimlerden olan Özeren çarpıcı tespitlerde bulundu.

Hizbullah ile PKK arasındaki çatışma nasıl başladı?

1991 ile 1995 arası Hizbullah'ın çatışma dönemidir, hemen hemen herkesle bu dönemde çatıştılar, ama özellikle 91-94 yılları arasında PKK ile çatıştılar. Hizbullah ile PKK terör örgütü çatışmasından 700'e yakın insan öldü, bunları 500'ü PKK'lı, 200'ü Hizbullahçı idi. Hizbullah ve PKK'nın 1990lardaki çatışma sürecine bakarsak, bu iki örgütün bu süreçte birbirlerini alternatif gördüklerinden dolayı alternatif olanı yok etme stratejisi izlediklerini görürüz.

Paylaşamadıkları neydi?

PKK da Hizbullah da Kürt kökenli vatandaşlarımızın etnik kimliği üzerinden kendileri inşa etme hedefiyle yola çıkmış terör hareketleridir. Başlangıç itibariyle en temel farkları PKK'nın dini inkâr, Hizbullah'ın da dini istismar üzerine kurgulanmış olması idi. Ancak zaman içinde PKK bölge halkının din algısı realitesini kabul etmek zorunda kalmış ve Hizbullah'ın dini kullanma stratejisini izlemeye başlamıştır. Zıt ideolojiye sahip olmalarına rağmen bu iki örgüt birbirlerine eylemleriyle taban kazandırmış ve birbirlerini güçlendirmiştir.

Hizbullah, PKK'nın 801i yıllardan 90'lı yıllara Kürt halkını katlederek meydana getirdiği yıkım sonucu bölge halkının belli bir dönem sığınacağı bir alan haline gelmişti. Belli bir dönem bu durum Hiz-bullah'a doğal taban sağlamıştır. 1990'lı yıllarda Hizbullah'ın mağdur ettiği PKK'ya, PKK'nın mağdur ettiği Hizbullah'a gitmiştir.

Bölgede PKK ve Hizbullah aynı tabana mı dayanıyor?

19801i ve 1990'lı yıllarda 4 temel esasın hem Hizbullah'ı hem de PKK'yı güçlendirdiğini görüyoruz. Bir güvensizlik ortamı var, bir tarafta PKK, bir tarafta Hizbullah, bir tarafta da devlet adına hareket ettiğini iddia eden bir kısım çeteler var. O dönemde gerçekleşen faili meçhul cinayetler, işkenceler sadece PKK'ya değil, Hizbullah'a da yaramıştır. Devlet adına hareket ettiğini iddia eden ancak belirli grupların çıkarları için faaliyet yürüten Ergenekon vari yapılanmalar bu dönemde hem Hizbullah'ı hem de PKK'yı güçlendirmiştir. Aşiretler arası kavgalar, kan davaları, töre cinayetleri gibi şiddet olguları ile bölgenin aşiret yapısı temel diğer etkenler.

Devletin Hizbullah'ı PKK ile mücadelede kullanmak üzere kurdurduğu algısı var.

Devletin Hizbullah'ı kurduğuna inanmıyorum. Normal şartlarda bir terör örgütü eylem yaptığında, bunun hedef kitle ve kamuoyu tara fından duyulmasını ister ama Hizbullah terör örgütü eylemlerinin bir çoğunu gizlemiştir. Bugün kamuoyunda "Hizbullah'ı devlet kurdu" algısının oluşmasına neden olan faktörlerden bir tanesi budur. Bunun yanında bir kısım devlet adına hareket ettiğini iddia eden çeteler ve Ergenekonvari yapılar PKK ile mücadele adı altında bu oluşumda rol almış olabilirler.

Bir kısım cinayetler bu Ergenekonvari çeteler tarafından işlenmiş olabilir, hatta Hizbullah hem kurulma aşamasında hem de eylemsellik noktasında bu yapılardan yardım almış olabilir ama bunlar sadece Hizbullah'ın değil aynı zamanda PKK'nın da yaşamını sürdürmesinde önemli rol oynamıştır. Bu yapılar Türkiye'nin terör sorununu kronik hale getirmiştir.

Din kaynaklı bir hareket değil dini istismar ediyor

Türkiye’de Hizbullah nasıl ortaya çıktı?

80’lerin başlarında Diyarbakır’da, Abdulvahap Ekinci’yi ait Vahdet Kitapevi etrafında bir araya gelen Hüseyin Veli oğlu ve Fidan Güngör, Hizbullah terör örgütünün temelini burada atmışlardır. Daha sonra fikir ayrılıkları sebebiyle ayrılan gruplardan, Güngör’e bağlı grup Menzil Grubu, Velioğlu’na ait grup İlim Grubu olarak faaliyetlerini sürdür müşlerdir. 1993-94 arasında, İlim Grubu ile Menzil Grubu arasında çatışma yaşanmıştır, Menzil Grubu İran’a daha yakın bir gruptur ve PKK ile çatışılmasına karşıdır, Velioğlu ise tam tersini düşünmektedir. 1991-95 arasındaki süreç Hizbullah’ın Doğu ve Güneydoğu ’da rakipsiz kalma faaliyetlerinin yoğun olduğu dönemdir, 1995’ten sonraki dönemde ise kendileri dışında herkesi hedef gördüler.

Hizbullah’ ın ideolojisi nedir?

Eklektik bir ideoloji olduğunu görüyoruz. Hizbullah, dinden kaynaklı bir hareket değil, dini kendi hareketine alet eden, dini kullanan, bu yönüyle de dini istismar eden terör örgüt.

İdeolojik olarak nereden besleniyor?

Hizbullah ideolojisinde, Kur’an-ı Kerim’den, hadislerden, İslam dünyasının önde gelen fikir adamlarından, örneğin Seyyit Kutub ve Said Nursi' nin eserlerinden aşırmalar vardır, o eserlerden kendi istediklerini seçiyorlar. Bir anlamda farklı kaynaklar maksatlı seçim yaklaşımıyla kullanılarak geliştirilmiş bir ideolojidir. “Kaynağımız” diyesundukları eserlerin özüyle ilgisi olmayan, adeta bu kaynaklarıin kâr eden eylemlerini de meşrulaştırırken Hariciler’e benzer bir mantıkla hareket ediyorlar.

İhtiyaç varsa bu ihtiyacın karşılanması şart

Zemin tutamadığını, tutamayacağım söylüyorsunuz ama mesela Kutlu Doğum organizasyonuna binlerce insan neden geliyor?

Toplumun, özellikle de bu bölge insanımızın dini hassasiyetleri var. Toplumun dini hassasiyetleri bir kısım yapılar için uygun refleksler sağlar. Toplumun dini hassasiyeti, o taleplerin karşılanması durumunda karşılığını bulur. BDP'ye oy ve renlerin PKK'nın eylemlerini be nimsemediği ve hatta karşı çıktığı gibi Hizbullah'ın dernekleri tarafından organize edilen Kutlu Doğum Haftası etkin İlklerine katılanlar da Hizbullah ile özdeşleştirilemez. Bireylerin algı dünyalarına hitap eden bu tür faaliyetler Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından da düzenlendiğinde yüz binlerce kişi katılmıştır. Ortada bir ihtiyaç varsa bu ihtiyacın karşılanması gerekmiyor.

Örgütün bu söylemlerle zemin tutması mümkün değil

Hizbullah üyelerinin açıklamalarında pişmanlık ve şiddetten vazgeçme ifadesi bulunmadığnı kaydeden Özeren, “Bu zihinsel arka planın göstergesidir” dedi.

Hizbullah’ın siyasallaşması mümkün mü?

Kullandıkları söylemler ve argümanlar aynı, kadrosu aynı. Yani örgüt eksenli bir pişmanlık ve şiddetten vazgeçme söylemi yok. Açıklamalarında değişmedikleri, işledikleri cinayetleri savundukları, pişmanlık duymadıkları görülüyor. Bu askıda siyasallaşma iddiasında olan bir grubun nasıl bir zihinsel arka planının olduğunun da göstergesidir. Bu çerçeveden baktiğımzda aslında Hizbullah bu haliyle Kürt halkımız için de bir tehdittir. Ülkemiz geldiği demokratik düzeyiyle meşru alandaki her türlü siyasallaşmaya olanak vermektedir. Hangi düşünceden olursa olsun hukuk çerçeve vesinde kalan bir kimse için kendini ifade etme sorunu artık kalmamıştır. Hem PKK hem de Hizbullah'ın düştüğü en büyük yanlış Türkiye gerçekliğini inkâr üzerine kurulmuş bir hareket olarak kalma ısrarlarıdır.

Hizbullah'tan bölgede yaşayanlann kork-masmı neye bağlıyorsunuz?

Örgüt işlediği cinayetleri, ajanlık suçlamasıyla öldürdüğü üyelerine ilişkin işkence görüntülerini kendi örgüt elemanlarına göstermiştir. Biz buna "dar alan stratejisi" diyoruz. Yani yapılan eylem belirli kişilere, belirli bir amaca yönelik gösterilir, "bakın ajanlık yaparsanız başınıza bu gelir" mesajı verilir. Bu aslında Hizbullah'ı diğer terör örgütlerinden ayıran en önemli özelliktir. Yaptığı eylemin bilinmezliği arkasında güçlenmek. Bu şekilde örgüt içi otokonto-rülü sağlarken, toplumda da bir korku imparatorluğu kurma yönetimidir.

Bugünkü Hizbullah nasıl bir strateji izleyecek?

Örgütün şu aşamada elinde fazla seçeneği yok. Türkiye hızla değişen, toplumsal refleksleri olumlu yönde gelişen bir ülke. Eskiden kıvılcımla provokasyonların ülkeyi karıştırdığı dönemlerden başka ülkelerin yangınını söndürmeye çalışan ülke konumuna geldik. Bu Türkiye toplumunun olgunlaşmaya başladığının göstergesi. Dolayısıyla Hizbullah'ın söylemlerinin bu haliyle zemin tutması mümkün değil, ama eğer örgüt gerçekten değişiyorsa ve meşru zemine kayıyorsa, meşruiyeti ölçüsünde taban tutacaktır.

Silahlı kanadın dörtte üçü dindar değil

Dindarlar mı Hizbullah'a katılıyor?

Yaptığımız çalışmada, 2000 yılı öncesinde Hizbullah terör örgütünün silahlı kanat üyelerinin yüzde 76'sı örgüte katılmadan önce kendisini "az dindar" veya "hiç dindar değil" olarak tanımlamıştır, bu silahlı kanat mensuplarının dörtte üçünün dindar olmadığını gösteriyor, ancak yüzde 5'i kendini tüm ibadet ve dini vecibelerini yerine getiren kişiler olarak tanımlıyor. Bu kişilerin dini hassasiyetleri kendi ifadeleriyle yüksek, din bilgileri ya hiç yok ya da çok az. Örgüt, kısa yoldan cennete girme olanağını sunmak suretiyle bu kişileri rahatlıkla şiddet eylemlerinde kullanmış.

Dindarlık algısı farklı

Yani Hizbullah dindar olmayan, ancak dindar olmak isteyenleri mi buluyor?

Bu bölgenin dindarlık algısı farklı. Bir hassasiyet var, hassasiyet demek bir boş alan, potansiyel demek. Eğer potansiyel hassasiyeti, dindarlık algısını doğru kaynaktan bilgilerle doldurursanız bir sıkıntı yok, ancak Hizbullah gibi yapılar çok rahat bir şekilde dini bilgisi olmayan insanları kandırabilir. Diyanet işleri Başkanlığı alana yönelik çok olumlu adımlar atıyor, ancak bu çalışmaların hem içerik ve derinlik hem de süreç olarak daha güçlü olması gerekiyor.

Güncelin modasına uymak

Hizbullah artık şiddeti bıraktı mı?

2003'den sonraki dönem bizim yeni Hizbullah dediğimiz dönem. Hizbullah artık şiddeti bıraktığını, sivil toplum hareketleri gibi hareket ettiğini söylüyor, Mustazaf Der gibi dernekler aracılığıyla faaliyetler yürütüyor. Bu faaliyetler içinde yoksullara yardım, okuma salonları açma, haber ajansı açma, televizyon kurma çalışmaları var. Aslında bu güncelin modasına uymaktır. Bunlar normalleşme çabaları gibi görünse de Hizbullah'ın daha fazla şeyler yapması gerekiyor.

Eğer Hizbullah'ın internet sitelerine, lider kadrolarına, yayınlarına bakılırsa, söylemlerinin 2000 öncesinden çok farklı olmadığını, aynı retoriği kullandığını, örneğin Hüseyin Velioğlu gibi bütün toplumu şok eden cinayetlerle anılan bir örgüt lideri hâlâ manevi lider olarak gösteriliyor.

10 yıllık yargılama süreci olmaz

Öcalan avukatları aracılığıyla Hizbullah'a yönelik sert açıklamalarda bulundu, neden bu kadar tepki gösterdi?

Kendisi cezaevinde kaldığı, onlar çıktığı için. Bugün hem Öcalan'ın hem de KCK'nın Hizbullah ile ilgili açıklamaları alternatifsiz olma ve alternatifsiz kalma reflekslerinden kaynaklanmaktadır.

Sınırlı etkinlik

Hizbullah'ın bölgede seçimlerde ne tür bir etkisi olabilir?

Hizbullah'ın bu bölgede segm-leri dikkate aldığımızda çok sınırlı bir etkinliğinin olduğundan söz edebiliriz.

CMK'nın 102. maddesinin yürürlüğe girmesiyle tahliye edildiler, bugün de bulunamıyorlar.

Konu sanki polisin sorumluluğuna indirgenmiş gibi, bu doğru bir yaklaşım değil. 10 yıllık bir yargı süreci var ve süreçte yargılama tamamlanamıyor. Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri olan terörle ilgili bir yargılama basit bir arazi anlaşmazlığıyla aynı görülüp oluruna bırakılmış. Önce 10 yıllık dava sürecini tartışmamız lazım.

BUGÜN

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim