• BIST 107.286
  • Altın 143,230
  • Dolar 3,5609
  • Euro 4,1491
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 36 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

'Herkes Bebek Doğar' Davası Görüldü! Mahkemede Askerlikten Soğuttular!

Herkes Bebek Doğar Davası Görüldü! Mahkemede Askerlikten Soğuttular!
İnançlarından dolayı Vicdani red açıklayarak askerlik yapmayacağını duyuran Enver Aydemir'e yapılan tutuklama ve işkenceyi protesto etmek amacıyla ocak ayında Eskişehir'de basın açıklaması yapanlara açılan davanın ilk duruşması bugün Eskişehir 4. Sulh Mah

 

 

Ahmet Aydemir:  O eylemi yapmasaydım rahat edemezdim!

Eskişehir’de görülen davada ilk sözü Enver Aydemir’in babası Ahmet Aydemir aldı.

Baba Ahmet Aydemir, oğlunun gör müş olduğu işkencelere tepki amaçlı böyle bir eylemi yaptığını, yapmamış olsa vicdanen rahat edemeyeceğini söyledi.

 

Fatih Tezcan: İddianame Uydurma! Orada Söylememiştim Ama Şimdi Burada Daha Sert Söylüyorum!

 

Daha sonra söz alan Fatih Tezcan,

“Ben oradaki konuşmamda 2 şeye pişmanım!

Bunlardan birincisi iddianamede attığım söylenen sloganları atmadım.

Atmadığım için pişmanım. Şimdi burada hem aynısını atacağım hem daha sert konuşacağım!

 

Ben 15 senedir Anti-Kemalist düzlemde mücadele veren bir yazarım.

Orada da 2 sayfalık bir konuşma yaparak Kemalizm’in 5 paradoksunu anlattım! Ve konuşmamdan sonra da “Paşaların Tankı Susturamaz Halkı!” şeklinde attığım slogan soruşturma dosyasında da mevcut.

Buna rağmen savcı demiş ki ben ‘Herkes Bebek Doğar’ ve ‘Barış için vicdani retçiler’ demişim. “Hiçkimse asker doğmaz” demişim.” Bundan dolayı İstanbul’dan buraya getirildim. Ben o sloganı da atmamıştım, pişmanım, şimdi burada atıyorum.

Şimdi daha sert konuşacağım burada!

Annesinden postalla doğan bebek daha dünya görmedi!

O sloganları şimdi burada söylüyorum:

Herkes bebek doğar

Hiç kimse asker doğmaz!

Biz orduya sadece fındığa gideriz!

Gitmek isteyen de sadece fındığa gider!

Hiç kimse de karışamaz!

Barış için vicdani retçiler de iyidir! Barış için iyi olur!

Diğer pişmanlığım da yine o konuşmanın sonunda askerliğimi yaptığımı söylemiştim, buna da pişmanım!

Şimdi ben bu mahkemeye en yakın kadın- doğum kliniğinden, bir bilirkişiden, herkes bebek mi doğuyor mu? Postalla, kamuflajla dünyaya gelen bebek var mıdır? Bunun sorulmasını istiyorum!

Eğer böyle bir bebek yoksa normal şartlar altında normal akıl sahibi bir bireyin bile iki kere iki dört mesabesinde kolaylıkta bilebileceği bir bilgiyi geçerek hem kanunları hem kamuyu hem beni boş yere işgal ve oyalamaktan dolayı savcı hakkında suç duyurusunda bulunuyorum!

Eğer hakim bey bu davaya devam ederse hakim hakkında da suç duyurusunda bulunacağım!” dedi.

 

Hakiminin bazı sözleri zapta geçirmemesi üzerine Tezcan,

 

“Sözlerimin tamamının zapta geçirilmesini istiyorum!

Bir diğer konuyu da hatırlatıyorum:

Ben Kemalizm’in Enver Aydemir konusunda 5 paradoksunu söyledim. Konuşmamdan 10 dakika sonra da paşaların tankı susturamaz halkı diye slogan attım!

Bunlardan dolayı suç duyurusunda bulunmadığı için ve atmadığım sloganlardan dolayı suç itham ederek ‘suç uydurduğu’ için savcı hakkında da şikayetçiyim!

Benim söyleyeceklerim bu kadardır!

Hakimin ‘ceza verilirse ertelemeyi kabul ediyor musunuz?’ sorusu üzerine ‘Asla!’ şeklinde cevap veren yazar ve Analizmerkezi.com yayın yönetmeni Fatih Tezcan’dan sonra sözü tiyatro oyuncusu ve yönetmeni, aktivist Mehmet Atak aldı.

 

Mehmet Atak: Savcı suç uydurmuştur! Hakimlik ve savcılık müesseseleri fesh edilsin!

 

Mehmet Atak, aynı zamanda mahkemeye yazılı olarak havale ettiği metni okudu.

Atak, konuşmasında Öncelikle, şahsımın bu mahkemede “sanık” sıfatıyla tanımlanmasını reddeder ve aşağıda sarih biçimde açıklayacağım üzere, bu en hafif tabirle hatalı iddia sebebiyle, şahsıma dair bu sıfatı kullanarak beni mağdur ve kurban edecekler hakkında hukuki haklarımı sonuna kadar kullanacağımı belirtirim.

 
Ve özellikle belirtirim ki okuduğum bu metin bir müdafaaname değil bir izahatnamedir.
 
Derrida, dilin eksikliliğinden bahseder; bence haklıdır. Hem fikir, his ve izlenimlerimizi kelimelere döktüğümüzde onlar artık kendi hakikatlerinin, birinin parafından yeniden şekillenmesiyle eksilirler, hem de yazı ya da söz olarak başka birisiyle buluştuğunda bu kez de o kişinin algısına göre yeniden şekillenerek bir kez daha eksilirler. En azından ikinci eksilmeye maruz kalmamak, duruşma zaptına kendi terminolojim kadar geçmesi için okuduğum bu metnin bir kopyasının yazılı beyan olarak değiştirilmeksizin aynen zapta geçmesini talep ediyorum.
                                  
Hukuk kuralları insanlık tarihiyle kaim değildir. Zaman ve mekana izafi olarak değişmiştir, değişecektir. Mevcut T.C. hukuk kuralları dahilinde, akabinde açıklamalarımdan sarih bir şekilde anlaşılacağı gibi bir suç işlemediğim için, yukarıda da belirttiğim gibi okuduğum bu metin bir müdafaa değil, sadece bir izahattır.
 
Kendi efkarımla yetinmeyeyim, bir resmi kurumda yargılandığıma göre, ben de mevzua resmi paraftan bakayım dedim ve devlet üniversitelerinden psikiyatri profesörleriyle fikir teatisine girdim. “Askerlikten soğutulan halk"ın psikiyatri bilimi adına tahlilini talep ettiğimde, bana devlet üniversiteleri tıp fakültelerinde okutulan, yani resmi tasdikli bir kitabin iki bölümünü işaret ettiler: Prof Dr. Ertuğrul Köroğlu ve Prof. Dr. Cengiz Güleç tarafından kaleme alınan “Psikiyatri Temel Kitabi”.
                               
Bu kitabın “Zeka Geriliği” bölümünde, “askerlikten soğutulan halk”ı oluşturan tek tek insanların durumu iki kategoriye girermiş: 1- Mental Retardasyon yani zeka geriliği; 2- Embesilite yani orta dereceli zeka geriliği; bu durumdaki kişi başkalarının iradesine tabi olur ve kendi kararlarını vermekten aciz olurmuş, yani “askerlikten soğutulabilirmiş”.
 
Aynı kitabın “Şizofreni” bölümü de “askerlikten soğutulan halk”ı oluşturan tek tek insanların tanımlanması için kullanılabilirmiş: Bu durumdaki şahıs da eylemlerinin sorumluğundan muaf olacak derecede “farik ve mümeyyiz” değildir. Yani gerçeği değerlendirme yeteneği ileri derecede bozuk olduğu için başkalarının yönlendirmesine açıktır.
 
Mevcut Türkçede “halk” kelimesinin birbirleriyle de bazı noktalarda örtüşen iki etimolojisi var: 1. si Arapçadan geliyor “herhangi bir insan topluluğu; ahali” manasında. 2. Aramiceden geliyor, ama oraya da Eski Yunancadaki “demos” kelimesinden geçmiş “pay; bölünmüş; bir yana ayrılan kısım” manasında. Zannederim “askerlikten soğutulan halk” Arapçadan gelen manasında yani ahali manasında. Ben de mevcut T.C. sınırları dahilinde, T.C. vatandaşı insanlardan birisi olduğuma göre bu suç isnadını yapan savcının benim “mental retardasyon”, “embesilite” ya da “şizofreni” dahili bir psikiyatrik problemim olduğunu kanıtlamasını talep ediyorum. Herhangi bir tam teşekküllü devlet ya da üniversite hastanesinin psikiyatri servisinde bu kontrolden geçmeye hazırım. Bu üç tanımdan birine uymazsan bu suçlamada bulunan savcı, halk’ı oluşturan insanlardan biri olarak bana iftira atmış olur.
 
Modernite döneminde psikiyatrinin entegre etme, edemediklerini de tecrit etme üzerine kurulu yapısını pek tasvip etmesem de, mevcut bir devlet ya da üniversite hastanesinin kararına saygılı olacağım. Halk’ı oluşturan diğer insanlar ne yaparlar bilemem ama ben bu üç tanıma da uymuyorsam, bu tanımlar yaşayan dil içinde hakaret sıfatları olarak da kullanıldıkları için, bu suçlamayı yapan savcı hakkında bana hakaret ettiği için suç duyurusunda bulunuyorum.
 
Halen askeri hapishanede işkence görmesi sebebiyle müşteki olduğu dava Selimiye Askeri Mahkemesi’nde devam eden Enver Aydemir’in Eskişehir Askeri Mahkemesi’nde görülen davasına gelmiş, izleyici olarak duruşmaya girmiş ve akabinde Eskişehir Migros önünde yapılan basın açıklamasına katılmıştım.
 
Benim hakkımda TCK 318′den dava açan savcı, soruşturmayı polis tarafından çekilen video üzerinden yürüttü (bk. soruşturma dosyası) yani tespit izlenim tutanağında delil olarak ele aldığı videoyu seyretmemiş olması mevzubahis olamaz. 
 
Aynı savcı iddianamede slogan attığımı ve pankart açtığımı isnad etmiş. Mevzubahis videonun seyredilmesini talep ediyorum. Kolay karıştırılacak bir fiziğim yok. İnandığım bir pankartsa tutabilirim ama mevzu bahis videoda pankart tutan bir görüntüm olamaz çünkü tutmadım. Slogan atma konusuna gelince, meşrep olarak slogan atmayan, atmamış bir insanım. Hayatımdaki bulunabilecek tek slogan atan görüntüm Handan İpekçi’nin “Babam Askerde” isimli filmdeki rol icabı görüntümdür ki o bile hareketli bir görüntü değil, film dahilindeki bir fotoğraftır.
 
Video seyredildiğinde suçlandığım her iki fiili de işlememiş olduğum ayan beyan görülecektir. Mevcut TCK’da maruz kaldığım bu durumu işaret eden bir madde var.: Madde 271 yani “suç uydurma” :  Bu maddede “İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla kadar hapis cezası verilir.” diyor.
 
Mevzubahis video seyredildikten sonra beni bu iki fiille itham etmiş savcı hakkında,  bana delil olarak işaret ettiği videoda olmayan iki fiile dayanarak dava açarak maddi ve manevi tacizde bulunduğu için suç duyurusunda bulunuyorum. Keza bu dolayımla mahkeme ekip ve ekipman masraflarıyla kamuyu zarara uğrattığı için de suç duyurusunda bulunuyorum.
 
Yine iddianamede "Enver Aydemir vicdanımızdır" pankartı, “herkes bebek doğar”, “hiç kimse asker doğmaz”, “biz orduya sadece fındığa gideriz” sloganları suç olarak gösterilmiş. Atmamış olsam da sonuncusu ender sevdiğim sloganların biridir. Savcıdan mevcut  kanunlarda herkesin bebek doğduğunun, hiçbir insanın asker doğmadığının suç sayıldığı kanunların adlarını ve kanunların maddelerini açıklamasını talep ediyorum.
 
Ayrıca bir Tıp Fakültesi, Kadın Doğum Kürsü’nden bir bilirkişi tayin edilmesini ve bebek doğmamış bir insan olup olamayacağının ve asker doğmuş bir bebek olup olamayacağının tespitini talep ediyorum. Eğer bunlar bilimsel olarak doğru verilerse, savcı hakkında bunları suç gösterip, kamu harcamalarından ekip ve ekipman gideri tahsil eden bu ameliyeyi başlatmasına dair icap eden kanuni işlemin başlatılmasını talep ediyorum.
 
1948 senesinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilk maddesinde “her insanın vicdan ve fikir ile donatıldığını” belirtmekte ve 18. maddesinde de “herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir” denilmektedir.
 
T.C.’nin de andlaşmasını imzaladığı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 1987 senesindeki tavsiye kararında (Karar No: 87/8) şöyle demiştir; “Zorunlu askerlik hizmeti olduğu halde, vicdani sebeplerle silah kullanmayı reddeden herkes, tavsiye kararında belirlenen şartlar dahilinde hizmetten muaf tutulmalıdır. Bu kişiler bunun yerine alternatif hizmet yapabilir.” Ayrıca, Komite üye devletlere iç hukuklarında bu hakkı şimdiye kadar tanımamaları durumunda ilgili kanuni düzenlemeleri yapmalarını tavsiye etmektedir.
 
Mevcut Anayasa’nın 90. maddesinde beynelmilel andlaşmaların kanun hükmünde olduğu belirtilir ve de hak ve özgürlüklere dair beynelmilel andlaşma şartnameleriyle, ulusal kanunların çeliştiği durumlarda beynelmilel andlaşmaların hükümlerinin esas alınacağına işaret eder (Ek cümle: 5170 - 7.5.2004 / m.7). Bu durumda vicdani red beyanı, talebi, desteği nasıl suç sayılabilir?
 
Kaldı ki, TCK 318 de meslekler arasında ayrımcılık yapmasıyla, kanunlar önünde eşitliğe dair  Anayasa’nın 10. maddesine aykırıdır. Halkı İşçilikten Soğutmak, Halkı Çiftçilikten Soğutmak, Halkı Gazetecilikten Soğutmak, Halkı Dansözlükten Soğutmak ya da herhangi bir diğer meslekten soğutmak gibi kanunlar olmadığına göre, bir mesleğe dair böyle bir imtiyaz Anayasa’nın 10. maddesiyle çelişir. Ayrıca askerlik mesleğinin bir süre için ifa edilmesinin “vatandaşlık görevi” olarak nitelenmesi de ayrımcılıktır, ki bunun tanziminde yine Anayasa’nın 10. maddesiyle çelişen iki katmanlı bir ayrımcılıktan daha bahsedilebilir, bu “vatandaşlık görevi”nin toplumu oluşturan insanların sadece cinsiyeten erkek olanlarına dair olması, son derece fallosentrik bir zihniyetle adeta sadece toplumun cinsiyeten “erkek” olanları “vatandaş”tır deme ayrımcılığını yapmaktadır, bunun bir alt metninde de bu vatandaşlıkla cinsiyeten erkek olanların sadece cinsel tercih olarak heteroseksüel olanları yükümlü tutulmakta ve böylece toplumun cinsiyeten erkek olanlarının, cinsel tercih olarak heteroseksüel olanları ve cinsel tercih olarak homoseksüel olanları arasında bir ayrımcılık daha yapılmaktadır. Malumunuzdur ki, hukukun en temel ilkesi olan "Normlar Hiyerarşisi" kuralına göre kanunlar Anayasa’yla çelişemez.
 
İşkence edilmesi ve hürriyetinin gaspıyla şu an burada bulunmamızın müsebbibi olan Enver Aydemir’in uğradığı işkence sebebiyle müşteki olduğu dava bir askeri mahkemede devam etmektedir, 2010 Temmuz'unda piknik yaparken başından vurularak öldürülen Canan Saldık adlı kız çocuğunun katilleri askerlik mesleğiyle iştigal eden beş şahıs da askeri mahkemede yargılanmış ve beraat ettirilmiştir. Oysa referandumla değişen son Anayasa’da askeri mahkemelerde sadece askerlik mesleğine dair davaların görüleceği sarih biçimde belirtilmektedir (Madde 145), bu durumda cinayet ve işkence askerlik mesleğine dahil midir?
 
Yukarıda bahsettiğim hususlar dahilinde, TCK 318’in Anayasa’ya uygun olup olmadığının tespiti için mahkemenizden, bir hukuk fakültesinin anayasa hukuku kürsüsünden bir bilir kişi tayinini ve raporunun dava dosyasına dahil edilmesini talep ediyorum.
                                              
Gerek bizzat mağduru olduğum, gerek şahidi olduğum yargı tecrübelerinden sonra geldiğim nokta şudur ki, savcılık ve yargıçlık aygıtlarının aktörleri insanlar olduğu ve mevcut yasalar bu insanların zihniyetlerinin inisiyatifinde yorumlandığı sürece mevcut hukuk dahilinde bile kesinlikle adalet mevzubahis olmaz.
 
Misal olarak bana bundan önce açılan TCK 318 davasını gösterebilirim. İhbarnamesinde video kaydı delil gösterilen dava bir seneye yayılan 5 duruşma olarak görülmüş ve gıyabımda beraat ettirilmiştim. Mahkeme sürecinde bir türlü bana ve avukatıma kopyası verilemeyen kaset dava kapandıktan sonra teslim edildiğinde değil suç isnat edilen filleri ifam (yine pankart ve slogan) kasette bir kare görüntüm ve sesim dahi olmadığı tespit edilmişti. 5. duruşma esnasında İstanbul’da olmamam ve bu duruşmada biteceğini tahmin edemeyişim sebebiyle avukatımla haberleşmemiş, ama yine de dilekçemi vermeme rağmen beraatimin temyizini talep etme şansını üç günle kaybetmiştim.
 
Bunun üzerine bir seneye yakın bir süre bu davayı devam ettirerek beni mağdur eden, CMK 174, 2802 sayılı Hakimler Kanunu ve T.C.’nin de imzacısı olduğu AİHS madde 6/3-2 Adil Yargılanma Hakkı / Etkili ve Tarafsız Soruşturma İlkesini ve Lekelenmeme Hakkını çiğneyen dava hakimi Canan Küçükali hakkında HSYK’ye suç duyurusunda bulunmuştum. Ama ne hikmetse , çalıştırılmadıkları için topluca istifa etmelerinin arefesinde, HSYK jet hızıyla çalıştı, ön soruşturma yaptı ve delil olarak ilgili mahkeme arşivinde kuzu kuzu duran delili yani aleyhte tek kare görüntüm olmayan dosyadaki video kasedini  görmezden gelip, hakim Küçükali hakkında soruşturma açmaya yeterli delil olmadığı kararına vardı. Oysa malumunuzdur ki esas olan, teamüller değil, kanunlardır.
 
 
Fiili olmayan bir fikrin ve bunun ifadesinin suç olmayacağına inanan bir şahıs olsam da, ayrıca misalleme adına şunu söyleyebilirim, mesela “Kürdistan” kelimesi T.C.’nin batısındaki bir ilin mahkemesi tarafından suç kabul edilmeyip, bu kelimeyi kullanarak suç işlediği iddia edilen şahıs beraat ederken, T.C.’nin doğusundaki bir ilin mahkemesi aynı kelimeyi kullanan aynı şahsın suç işlediğine karar verip mahkum edebiliyor.
 
Suç kabul edilen, ayni fiili işlemiş farklı insanların birbirleriyle ne kadar oransız cezalar alabildiklerine ve hatta beraat ettirilebildiklerine her gün şahit oluyoruz. Oysa sahiden adil bir içtihat hukukunda fiili işlemiş insanların sınıfı, ideolojisi, dini, mezhebi, cinsiyeti, eğitimi vb ayrımcılıklardan mülhem netice farklılıkları mevzubahis olamaz.
 
Ben vergi alınan bir vatandaş olarak, aktörleri, nispeti miktarında vergilerimle istihdam edilen miadını doldurmuş iki mesleğin, savcılık ve hakimliğin feshedilmesini talep ediyorum. Bugünün teknolojisi, mevcut hukukun bilişim alanında yüklenip, insan faktörünün getirdiği izafiyetten arınıp, suç olduğu iddia edilen bir şeyin rasyonel delillere göre suç olup olmadığına, bir davaya gerek olup olmadığına şahıslar arasında her hangi bir ayrım yapmadan belirleyebilecek noktadadır. Keza mevcut teknoloji, ifadeleri de birebir deşifre edebilecek ve mevcut hukuk dahilinde cezai karşılığı belirlenmiş durumlarda hükümleri de şahıslar arasında bir ayrım yapmadan belirleyebilecek düzeydedir. Yani savcılık ve hakimlik meslekleri feshedilirse, mevcut kanunlar dahilinde adil bir içtihat hukuku inşa edilebilir.
 
Yukarıdaki izahatnamem haricinde, mahkeme benden başka bir izah talep ederse tek şartla kabul ederim, ya dava dosyasına girmek şartıyla var olacaksa bir sonraki duruşmaya yazılı olarak getirir ve okurum ya da mahkemenin temin edeceği iki kağıt, bir karbon kağıdı, bir kalem ve tanınacak sürede mahkemede yazar, bir nüshasının dava dosyasına girmesi şartıyla burada okurum.” dedi.

 

 

Halil Savda: Askerlikten soğutma suçunu işledim! Burada da işliyorum!

 

Halil Savda ise "Dosyadaki basın açıklamasını okudum. Oradaki ifadeleri burada tekrar ederim. Bahsi geçen sloganları attım, hatta daha fazlasını attım, suçu işledim. Bu suçu işlemeye devam edeceğim. Herkes askerlikten soğusun ki barış ve özgürlük gelsin" dedi.

 

Davut Erkan adına savunma yapan avukatı ise "Müvekkilim olan Davut Erkan aynı zamanda avukattır ve avukatlık görevini ifa ederken isnat edilen suçu işlediği iddia edilmiştir. Kendisi Enver Aydemir'in avukatıdır. Bu beyanı da avukatlık hizmeti ile ilgilidir" dedi.

 

Hakim CD'yi Seyretmemiş!

 

Hakim eylemin olduğu cd'yi seyredeceğini söylemesi üzerine Fatih Tezcan hakime 'Bu duruşmanın konusu zaten oradaki sloganlar ve saire olarak söyleniyor iddianamede. Siz niye seyretmediniz veya seyretmiyorsunuz cd'yi?' dedi.

 

Hakimin cevap vermekte zorlanması üzerine Tezcan tekrar 'Bizim İstanbul'dan Eskişehir'e geleceğimizi biliyordunuz! Neden cd'yi izlemediniz?' şeklinde tekrarlayınca hakim cd'nin süresini sordu. Tezcan'ın '21 dakika' demesinden önce daha iddianamedei cd'nin süresini bile bilmediği anlaşılan hakim, diğer bilirkişi ve sair talepleri de incelemesi gereğini söyleyerek duruşmayı 29 Haziran 2011 tarihine erteledi.

 

'HALKI BARIŞTAN SOĞUTMAK SUÇ OLMALI'

Duruşmanın ardından Adalar'da Toplumsal Dayanışma için Pskiloglar Derneği (TODAP) basın açıklaması yaptı.

Eda Erdemer, militarizmin psikolojiyi kullandığını ve psikolojiye zarar verdiğini, bu nedenle egemenlerin "tarafsızlığa çağrı" tuzağına karşın psikologların bir "taraf" belirlemeleri gerektiğini söyledi.

Erdemer, şöyle konuştu: "Bu nedenle biz TODAP olarak, ordu ve askerliği sorgulanmaz değerler olarak koruma altına alma amacıyla 'halkı askerlikten soğutma suçu' adı altında, 'teşvik, telkin, sevgi, duygu, sadakat borcu' gibi tamamen psikolojinin kavramları ile yaratılan, 'hukuki değeri' olmayan TCK'nın 318. maddesini bir düşünce suçu olarak kabul ediyor ve kaldırılmasını istiyoruz. Eğer askerlikle ilgili teşvik ve telkin üzerinden bir suç tanımlaması söz konusu olacaksa, toplumun ruh sağlığını korumak adına halkı barıştan soğutmanın suç kabul edilmesini tercih ediyoruz" dedi.

 Kaynak: www.Analizmerkezi.com

 

 

Fatih Tezcan ve Halil Savda 'Herkes Bebek Doğar' Davası Öncesi Basın Toplantısında Konuştu!.

 

 

 

Fatih Tezcan: Kendimi ihbar ediyorum: 'Herkes Bebek Doğar!' diyorum!

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim