• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

HEPSİ KOZMİK...!

HEPSİ KOZMİK...!
İdeolojisi de… Tarihi de… Aktörleri de… Tıpkı Odası Gibi; HEPSİ KOZMİK!

 

 

 

 

 

'Kozmik oda' artık literatüre düşen bir deyim halini almaya başladı. Ama o odanın sırrı şimdilik çözülmüş değil, çözdürülmek de istenmiyor zaten. Nitekim kozmik gerekçeler öne süren vesayetçi statüko, deşifreye karşı her türlü engelleme ve dezenformasyon çabalarını sergilemekten geri durmuyor.

Hiç olmazsa yakın döneme damgasını vuran karanlık olayların, aktörleriyle beraber açığa çıkarılarak cendereye kapatılmış toplum kesimlerinin bir nebze de olsa rahatlama umutları, tilkinin kürkçü dükkanıyla ilişkisi misali dönüp dolaşarak “Devlet sırrı” gibi kozmik gerekçelere takılıp duruyor.

Aslında kozmik kargaşa sadece o odalarla da sınırlı değil. Nitekim anasından sakat doğan resmi ideolojinin ayıplarının saklanması uğruna kocaman bir tarih bile, ayıplarını örten kozmik sırlarla hala dayatılmaya devam ediliyor.

Resmi ideoloji kozmik ayıplarla dolu olduğu gibi, tamamlayıcısı konumundaki resmi tarihi de kozmik sıfatına olmaktan kurtulamıyor.

Cumhuriyet tarihini detaylıca incelerken resmin bütününe bir türlü ulaşamayan tarihçilerin vardığı ortak kanı şu olmaktadır: “1919 ile 1925 yılları arasındaki dönem, cumhuriyet döneminin en karanlık dönemi.” Sonraki yıllarda üzerine inşa edilen, ancak yaptığı hatalı ürünlerle bir fabrikasyon hatası olduğu görülen sistemin kökü, işte bugüne kadar aydınlatılamayan, deyim yerindeyse ninnilerden oluşan tarihleştirilmiş öyküler üzerine kuruludur. Böyle kozmik bir tarihsel sürecin varacağı nokta BBG evi haline gelemeyeceğine göre kozmotize olmuş odalar ve bu odalardan nemalanan kozmik bir tabakanın kök salması kaçınılmaz hale gelmektedir/gelmiştir.

KOZMİK OLAN SADECE O ODA DEĞİL Kİ!

Bunu, odanın kozmik yapısını Baykal'ın yaptığı gibi patatesvari kılmak için söylemiyoruz elbette. Ama bu durum, istihbarat ve operasyonel rolü bulunan tüm birimlerin kendine özgü kozmik odalarının/dosyalarının/odaklarının/aktörlerinin olduğu gerçeğinden alıkoymamalıdır bizleri.

İdeoloji ve tarihin kozmik yapısına değindik. 1985 yılında açılan bazı arşivlerdeki tarihsel sürecin açıklanan kısmi kırıntıları bile, resmi tarih ezberimizin ne oranda kozmikleştirilmiş olduğunu öğrendik. Latife'nin günlüklerinin açıklanması durumunda TC tarihinin yeniden yazılması gerekeceği realitesinden hareketle ertelenmesi gereğinin ilgili komisyonca üst mercilere tavsiye edilmiş olması, belleklerimize dahi kozmik sistemin yüklenmiş olduğu gerçeğiyle yüzyüze bıraktı bizleri.

EN AZINDAN YAKIN DÖNEMİMİZ KOZMİZMİN ETKİSİNDEN KURTARILMALI

Kozmik Oda aramaları ne şekilde sonuçlanır, merak konusu. Ancak yakın geçmişe damgasını vuran gizem dolu olaylar ve politik oyunların ifşası artık kaçınılmaz bir hal almıştır. Gerçi sadece hakimle sınırlı tutulsa bile kozmik sistemin mahremine sadece girilmiş olması da önemli bir aşama. Zaten önemli olmasaydı, kozmik yapılanmanın medya ayağı zıplamaz, politikacılar pirelenmez, kimi yargı mensupları fetva yarışına girişmezdi. Dolayısıyla somut bir gelişme olmasa dahi kozmik kovana çomak sokulmuş olması başlı başına bir artı değer olacaktır.

Gelişmeler şunu gösterdi ki, şayet siyasi irade kimi meselelerde insiyatif sahibi olduğunu ortaya koyabilirse kovana doluşan arıların sağa sola kaçışmamaları için hiçbir neden kalmayabiliyormuş. Elbette kökleşmiş alışkanlıkları bertaraf etmenin kolay olmadığı bilinmektedir. Nitekim şu anda intikam hırsına bürünmüş kozmik koalisyon, hukuki yollardan tutun da Ankara'nın göbeğinde mermi şovuna kadar engelleme faaliyetlerinin her türlüsüne başvurabiliyor.

ARAMA VE SORUŞTURMA DERİNLEŞTİRİLMEDİKÇE…

Şu an itibariyle kozmik odaya giren hakimden duyulan rahatsızlık, yargı kanalı kullanılmak suretiyle aramaya sınırlama getirilmesine yol açtı. Unutulmamalı ki vahim bir iddiadan yola çıkarak hakim o odaya girebilmiştir. Dolayısıyla belli bir ceza davasına delil bulmak için girilen odada ancak muayyen konu etrafında delil araması yapılabiliyor.

Nitekim mahkemenin arama ile ilgili son kararı da bu yönde oldu. Oysa oluşan aşırı iyimser beklentilerin karşılanabilmesi, yani kaotik ortamların oluşmasında rol alan karanlık ellerin deşifresinin lüzumu, siyasi iradenin bir adım daha atmasını gerektiriyor. O da, iddiaları ciddi şekilde araştıracak komisyonların oluşturularak seferber edilmesini gerektiriyor. Bu, Meclis Araştırması olabileceği gibi, Ergenekon davasında olduğu gibi ortada uçuşan iddiaları araştıracak daha geniş yetkilerle donatılmış yargı erkinin olaya el koymasını gerektirmektedir.

Cumhuriyet dönemi boyunca kurulan kumpasların tümü olmasa bile en azından 1980 darbesinden bu yana yaşanmış garip süreçleri, meçhul olayları, gizemli ilişkileri deşifre etmenin lüzumu iyice belirmiş bulunmaktadır. Bu da fazla ise en azından 1990'li yılların gizemini dağıtacak ifşaatlara önemle eğilmek kaçınılmazdır.

HERKESİN KOZMİK TAŞLARI ETEKLERİNE DÖKÜLMELİDİR

Yukarıda da değindiğimiz gibi, aslında istihbarat ve operasyonel rolleri olan tüm kurumların kendilerine özgü kozmik odaları, kozmik dosyaları, kozmik aktörleri vardır. Ve bunların tümü deşifre edilmelidir. Yoksa bu tür kozmik meseleler, sistem için kambur olmaya devam edecektir.

Geçen hafta D.Bakır 6 No'lu Ağır Ceza Mahkemesi'nde son duruşması yapılan Hizbullah Ana Davası görüldü, idam cezaları ardı ardına karara bağlandı. Haydi diyelim ki sanıkların söylediklerinin aksine tümü de idam cezasını hak edecek derecede suçlu olsunlar. Ancak savunma avukatının yaptığı kimi açıklamalar vardı ki, kozmik hastalığın bilinenin aksine sadece ÖHD veya STK ile sınırlı olmadığı, yargı sistemini dahi iğfal ettiği gerçeğiyle yüzyüze bıraktı bizleri.

Avukatın açıklamasına geçmeden önce şu “Islak imza” meselesini anımsatmış olalım. Bilindiği üzere baştan aşağıya, düzenlenecek komplolarla dolu olan, altında da Albay Dursun ÇİÇEK'in imzası bulunan “Bitirme Planı”ından dolayı iki kez tutuklanmasına rağmen Albay Çiçek, cezaevinin kapısından döndü. Nedeni de, imzası “YAŞ” değil de “KURU” imiş! Hem de Adli Tıp raporunun aksine. Yaş kuru tartışması daha bitmedi, ancak tartışması bile Albay'ı cezaevinden kurtarmaya yetti de arttı.

İşte savunma avukatı da büyük ihtimalle bundan esinlenmiş olmalı ki, müvekkillerine atfedilen suçların neredeyse tümünün adli emanete dahi aldırılmadığını, kolluk kuvvetlerinin, isnad edilen suçlarla ilgili belgeleri mahkemelerden esirgediği, dolayısıyla mahkeme heyetinin, Hizbullah arşivi diye gerçekliği tartışma konusu olan kopya belgeler üzerinden karar vermeye yeltendiğini belirterek şunları söylemiştir:  “…Arşiv elimizde olsa idi bu dosyada TCK 146'dan yargılanan bazı sanıkların bu madde kapsamında olmadığını ispatlama imkânımız olacaktı. Savunma makamının, kendisine verilmeyen ve orijinaline ulaşamadığı fotokopilere göre savunma yapması isteniyor. Savunmanın mevcut hukuk dışı uygulamayı kabullenip savunma yapması, hukuksuzluğu kabul etmek demektir. Hukuk dışılığın doğal bir hal almasına araç olmaktır. Yıllardır devam eden keyfi uygulamayı onaylamaktır. Bu nedenlerle tek tek sanıkların hukuki durumu ile ilgili savunma yapmak gereği duymuyoruz”

ARŞİV, KOZMİK BİR DÖNEMİ AYDINLATACAK NİTELİKTEDİR

Ergenekon süreciyle başlayan ve en son Kozmik Oda'ya kadar uzanan sürecin temel dinamiklerini oluşturan asıl dönem, 1990'lı yılları içine alan dönemdir. Bu dönemin asıl merkezi de Kürd illeridir.

Bu gerçekten yola çıkan savunma avukatı, savunmasını sadece kopya belgeler üzerine kurmuyor elbette. Bilindiği üzere Beykoz'daki infaz operasyonunda aynı zamanda Hizbullah'ın arşivi de Emniyet birimlerinin eline geçmişti. Ana Dava'da sanıklara yönelik suçlamaların temeli de yine bu arşivden çıktığı söylenen bilgi ve belgelere dayandırılmıştı. Ancak ne hikmetse arşivde ele geçen milyonlarca sayfa belge ve görüntülü kasetlerin önemli bölümlerine karartma uygulanarak KOZMİK raflara kaldırıldı. Oysa basına ve dosyaya sadece çok ufak bir kısmının kopya haliyle yansımış olması bile, 1990'lı yılların çetrefilli zemininde “devlet adına” yapılan zehir zemberek uygulamalara ışık tutmaktadır.

Dosyaya yansıdığı kadarıyla tutulan arşiv, bir yönüyle Hizbullah'ın işleyiş ve çalışmalarını barındırırken; diğer yönüyle de geliştirilen kirli politikaları, çatışma ve provakasyon çabalarını, devşirilen ajan veya muhbirler eliyle işlenen cinayetleri, dindar insanlara karşı kurulan kumpasları, bu kumpaslarda rol alan resmi aktörleri bir bir deşifre etmektedir. Ancak Hizbullah'ın karıştığı kimi eylemleri haber haline getirerek servis eden aynı resmi kişi ve kurumlar, nedense kendilerinin karıştığı iğrençlikleri “devlet sırrı” kapsamına almak suretiyle kozmik raflara kaldırdılar. Hatta duruşmaları yöneten hakimlerin kimi zaman yaptıkları yazışmaları dahi “sır” gerekçesiyle reddetme gücünü kendilerinde bulabildiler. Buna dikkat çeken savunma avukatı; “10 yıldır birkaç hard diski mahkeme emanetine aldıramadık. Binlerce insanın mağdur olmasına yol açan bu hard disklerin bırakın aslını kopyasını bile kolluğun elinden alamadık. Kolluğun şahsında devlete hakim olan kişi ve kurumlara hukukun gücü işlemiyor. Mahkemeler aslını görmedikleri fotokopi belgelerle binlerce insanı cezalandırdılar. Hizbullah arşivi bu bölgenin ve ülkenin 10 yıllık tarihidir. Tarihin doğru anlaşılması için bunun gizli kalmaması gerekiyor”  diyerek duruma dikkat çektiler. Ama nafile!

NELER YOKTU Kİ…

Arşivin önemle gizlenen bölümlerinde neler var, açıkçası bilmiyoruz. Ancak yargılama dosyasına, dolayısıyla basına yansıyanlar, akıllara ziyan nitelikler taşımaktaydı.

“Devlet adına” yapılan tecavüzlerden işlenen cinayetlere, çatıştırma amaçlı eylemlerden oluşturulan tedhiş çetelerine kadar yüzlerce olay. Emniyetteki kirli oluşumdan Jitem subaylarına, yılların esnafı diye bilinen üst düzey MİT yetkililerine kadar her sınıf ve rütbedeki şahıslar, bu kirli kumpasın içerisindeydi. Yapılmış sorgulamalarla bir bir deşifre olan resmi ve sivil uzantıların niteliği, bunların hem PKK hem de Hizbullah yanlısı diye bildikleri kesimlere karşı komploları, hatta bunların, son zamanların tartışma konusu olan Kontrgerilla ile ilişkileri… Bunlar, sadece kamuoyuna yansımış olanlarıydı. Ya yansıtılmayan diğer belge ve kasetler..!

O dönemin kirli işlerinin önemli bir bölümü Hizbullah üzerinden by-pass edilmeye çalışıldı. Açıkçası hem o dönem hem de sonrasında servis ürünü haberlerle oluşturulan tablo, tüm kirli/kozmik işlerin faili olarak Hizbullah zanlıları gösterildi, kamuoyu inandırılmaya çalışıldı. Arşivin ısrarla saklanması da bu kanaatin pekiştirilmesinde kullanıldı. Ancak toz bulutları dağılmaya yüz tuttuğu andan itibaren garip hadiselerle suçlanan Hizbullah zanlılarının, mahkeme heyetlerinden arşiv belgelerinin dosyaya eklenmesinde ısrarcı olmaları, aynı şekilde yargılamanın hukuki uygunluk arzetmesi için savunma avukatlarının da her duruşmada bu talebi ısrarla dile getirmeleri, işin içerisinde bir bit yeniğinin olduğunu zaten göstermekteydi. Yoksa hiç kimse kirli çamaşırlarının ortaya saçılmasını istemezdi. Arşivin açılmasında ısrar edenlerle, arşivi yargı kurumlarından bile saklayanlar karşılaştırıldığında durum daha da netleşme göstermektedir. Yasalara göre suç işleyenler, zaten misliyle cezalara çarptırılıyorlar. Ancak hiç kimse de devlet adına suç işlemiş kozmik odakların işledikleri suçların cezalarını çekmek zorunda değildir.

Elde edilme ihtimali düşük kozmik bilgiler peşinde koşmak yerine MİT'in, Emniyet'in, Jandarma'nın raflarında “devlet sırrı” kategorisinde değerlendirilerek çürümeye terk edilen Hizbullah arşivinden, kirli işlerin duayenleri olan resmi görevlilerin uygulamaları hakkında o kadar detaylar vardır ki… Hem de Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ü bile şaşırtacak kadar..!

ZEKERİYA ÖZ'Ü BİLE ŞAŞIRTACAK KADAR!

Kozmik oda etrafında yapılan tartışmalarla insanlar büyük beklentilere boğulmuşken siyasi iktidarıyla, yargısıyla, ilgili basınıyla beraber resmi erkan, karanlık bir devrin (1990'lı yıllar) aydınlatılması adına kozmik oyunlar sergileyen görevlileri açığa çıkarmalıdır. Zaten Fırat'ın doğusuna sarkan soruşturmalarda frene basıldığı ya da seçicilik kuralının işletildiği şüphesi henüz giderilebilmiş değildir. Hem bu kanaatın dağıtılması hem de o karanlık dönemin köşe taşlarını oluşturan devlet görevlilerinin açığa çıkarılarak Gladio'nun önemli bir kanadının çökertilmesi adına bu önemli arşivin tekrar incelemeye alınarak derin bir soruşturmanın başlatılması kaçınılmazdır.

DoğruHaberGazetesi

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • BOMBALAR ALTINDA GAZZE15 Ocak 2010 Cuma 21:44
  • HEPSİ KOZMİK...!09 Ocak 2010 Cumartesi 16:43
  • BOŞANMA!09 Ocak 2010 Cumartesi 13:39
  • İDEOLOJİK EĞİTİMLE YOL ALINAMAZ09 Ocak 2010 Cumartesi 12:58
  • AÇLIKLA BOĞUŞAN ÜLKEDE DİN SÖYLEMLERİ06 Ocak 2010 Çarşamba 11:51
  • SOL PARTİLER DARBE İSTİYOR06 Ocak 2010 Çarşamba 11:48
  • LAİSİZM TÜRKİYEYE NE SAĞLADI 303 Ocak 2010 Pazar 12:03
  • GAFFAR OKKAN SUİKASTİNDE ŞOK İDDİA23 Aralık 2009 Çarşamba 11:44
  • MASONLAR TSKYA NASIL SIZDI?21 Aralık 2009 Pazartesi 11:58
  • TABİAT AYETLERİ KİME YÖNELİK?19 Aralık 2009 Cumartesi 01:11
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim