Analiz Merkezi
Son Dakika
18:08   YÖK'ten 'Başörtüsü Tacizi'ne İnceleme!16:55   Burhan Galyun'dan Beklenen İstifa!16:38   Türkiye, İsrail'den İzahat İstedi!09:25   CHP İstanbul İl Başkanı Belli Oldu!17:05   Şekip Mosturoğlu'nun Oğlu Bıçaklandı İddiası!11:51   Adem ve Hamit'ten İlk Görüntüler Geldi! FOTO11:01   19 Mayıs Programı: Atatürk'e Doğum Günü Pastası!10:28   Şam'da Bombalı Sabah!
Suriye'den silah sesleri yükseliyor!
Suriye'den silah sesleri yükseliyor!
 
'19 Mayıs Yasaklarını Onların Kafalarına Çalacağız!'
"19 Mayıs Yasaklarını Onların Kafalarına Çalacağız!"
 
AK Parti'ye çalışan fotoğrafçı bile öldürüldü!
AK Parti'ye çalışan fotoğrafçı bile öldürüldü!
 
Erdoğan'ın Atatürk'e İhaneti ve PKK'nın Cevabı!
Erdoğan'ın Atatürk'e İhaneti ve PKK'nın Cevabı!
Hilal Kaplan`dan: Kemalizm ve 28 Şubat
 
Hilal Kaplan`dan: Kemalizm ve 28 Şubat
Bir sömürgecilik biçimi olarak Kemalizm ve 28 Şubat
24 Şubat 2010 Çarşamba 19:52
Facebook
Google
Twitter
Yazdır









Ne zaman bir AB İlerleme Raporu yayınlansa ulusalcılar tipik olarak “Yeter artık, biz sömürge ülkesi miyiz?” diye feryat ederler. Halbuki, evet, aslında biz bir sömürge ülkesiyiz. Zira Cumhuriyet elitlerinin projesi bir nevi sömürgeleştirme projesiydi. Tek fark sadece sömürgeleştirilenin değil, sömürgecinin de ‘yerli’ olmasıydı.

Malumunuz sömürgeciler hâkimiyetleri altındaki halk üzerinde kendi arzularını gerçekleştirmek için her tür keyfî tasarrufta bulunurlar. Onlar için halkın tercihlerinin herhangi bir kıymeti harbiyesi yoktur çünkü sömürgeciler mutlak hakikate sahip olduklarını düşünürler. Kerameti kendinden menkul bir üstünlükleri vardır. Onlar medenidir, halk gelişmemiş. Bu yüzden “refah ve ilerleme sağlıyoruz” argümanına sığınarak, ne kadar zalimce olursa olsun, doğru bildiklerini yapmakta beis görmezler. Keyfî tasarruflarını gerçekleştirmek içinse ekonomik, siyasal ve kültürel iktidar tekeline sahip olmak durumundadırlar. Böylelikle halkın dili, dini, yaşam tercihleri, vb. üzerinde istedikleri gibi müdahalede bulunabilirler.

Nasıl, tanıdık geldi mi? Cumhuriyet kurulduğundan bu yana Kemalistler de kendilerinin mutlak hakikate sahip ‘aydınlanmış’ kişiler olduklarını düşünüp geri kalmış halkı ilerletmeye çalışmadılar mı? Halkın dili ve dini gibi en köklü toplumsal olgularla âdeta alay edercesine oynamadılar mı? Öztürkçe hezeyanıyla en başta alfabe değişimi olmak üzere dilin kendisini tahrip etmediler mi? Kendi din anlayışlarına uymayan Müslümanları dışlayıp, Müslüman olmayı kabul etmeyen gayrımüslimleri ülkeden atmadılar mı? Ekonomik açıdan sadece yönetimleri ve kontrolleri altında olan küçük bir sınıf dışındakilerin gelişmesinin önünü tıkamadılar mı? Kültürel olarak bu ülkenin musiki ve mimari gibi sanat alanlarındaki mirasını reddederek kendi sanat anlayışlarıyla örtüşmeyenleri dışlamadılar mı?

Peki, tüm bunları, bu kadar büyük bir halk kitlesi varken nasıl yaptılar dersiniz? Tabii ki baskı ve tehditle ama en önemlisi darbelerle... Türkiye’nin ‘zengin’ darbeler tarihine göz atarsak tüm darbelerin aslında sömürgeleştirilmiş olan halkın bir kısmının ekonomik, kültürel ve siyasi anlamda iktidar sahibi olmaya çalışması sürecine denk geldiğini görebiliriz. Yani darbeler tarihimizin en büyük ortak noktası halkın –en ‘uysal’ ve demokratik biçimlerde de olsa- sömürgeci rejimin iktidar tekelini tehlikeye atması sonucu sömürgecilerin baskı ve zorbalıkla halkı ‘terbiye’ etmesi olduğunu görürüz.

En son yaşadığımız darbe olan 28 Şubat’ta da sömürgeler idarede söz sahibi olmak istedi ve bu bizim sömürgeci Cumhuriyet elitlerimiz için kabul edilemez bir durum arz etti. En önemlisi de sömürgelerin ekonomik açıdan üstün pozisyona geçme ihtimalleriydi. O dönemde “Anadolu Kaplanları” denen, Orta Anadolu’dan çıkmış, girişken işadamları ülke ekonomisinde söz sahibi olmaya varacak kadar zenginleşmeye başlamıştı. 28 Şubat’ın bu anlamda asıl ‘numarası’ biz gözlerimizin önüne konan tiyatro sahnesine bakarken (Fadime Şahin hadisesi, vs.) ekonomik dengeleri banka boşaltmak gibi metotlarla yeniden ‘düzenlemekti’. Başörtüsü yasağı da iktidarın sömürgecilerde kalmasını sağlamak için 28 Şubat sürecinde kurumsallaştırıldı.

Ancak, 28 Şubat’la devam ettirileceği sanılan sömürgecilerin iktidar düzeni sona eriyor. Üstelik bunu ‘büyük’ siyasete bakarak değil, toplumun sömürgeleştirilmiş kesimlerindeki değişime bakarak söylüyorum. Önümüzdeki cuma, 28 Şubat’tan sonra eğitim ve çalışma hakkı gasp edilmiş bir grup başörtülü kadının kurduğu Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği bir basın açıklaması yapacak. Başörtüsü yasağı kalkmadan 28 Şubat’ın tam anlamıyla sona ermeyeceğini haklı olarak dile getiren basın açıklaması metnine, Sol’dan, Alevilerden, gayrımüslimlerden yani ‘öteki’ kılınmaya çalışılan pek çok kesimden destek verildi. İşte bu sömürgeleştirilmişlerin sömürgecilere karşı birleştiğini ve sömürge düzeninin sona ereceğini muştulayan en önemli ve ‘büyük’ işaretlerden biri. 28 Şubat’ın 1000 yıl süreceğini sanan sömürgeci efendilere duyurulur...

Not: Mevzubahis metne siz de imzanızla destek vermek isterseniz www.28subat1000yilsuremez.blogspot.com’u ziyaret edebilirsiniz.


Hilal Kaplan/TarafGazetesi




n
 

Haber Yorumları
Yorum Ekle
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun.
 Diğer Haberler
 
Yazarlar
Anket
19 Mayıs'ın Stad'larda Kutlanılması Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?
Atatürk'ün Samsun'a çıkarak Kurtuluş Savaşı'nı başlattığı güne ait bu kutlamalar, aynen sürdürülmelidir.
Nazi Almanyası'ndan kalma bir kutlamadır, bu zamanda demodedir, başka şekilde kutlansın.
Öğrencilere sorulup, sadece isteyenlerle kutlama yapılsın.
Zaman'la kaldırılabilir ama zamanı değildir, otoritelerin ne dediğine iyi bakılsın.
19 Mayıs bir kurtuluş'un değil ihanet'in yıl dönümüdür, kutlama bir yana, unutulsun.
Misafir YazarlarVideogaleri
Fotogaleri
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Namaz Vakitleri
İmsak
3:48
Güneş
5:37
Öğlen
13:08
İkindi
17:02
Akşam
20:25
Yatsı
22:05
Hava Durumu
Havadurumu
Hakkımızda | Künye | Reklam | İletişim | RSS
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.Gazeteler Gazeteler
Yazılım: Haber Sitesi Kur