• BIST 83.574
  • Altın 88,836
  • Dolar 2,3115
  • Euro 2,8265
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 6 °C
  • Sümeyye Erdoğan'dan İftiralara Cevap: Söylemekten Bile Hicap Duyuyorum!
  • Şok Haber: Şişli Belediyesi'ndeki Kavganın Görüntüleri Ortaya Çıktı! VİDEO
  • Fethullah Gülen'i İade Edecekler mi? İşte ABD'den O Soruya İlk Yanıt:
  • Sümeyye Erdoğan'dan İftiralara Cevap: Söylemekten Bile Hicap Duyuyorum!
  • Şok Haber: Şişli Belediyesi'ndeki Kavganın Görüntüleri Ortaya Çıktı! VİDEO
  • Fethullah Gülen'i İade Edecekler mi? İşte ABD'den O Soruya İlk Yanıt:

'Alpaslan Türkeş' değil 'Hüseyin Feyzullah'!

Alpaslan Türkeş değil Hüseyin Feyzullah!
Kadir Mısıroğlu Vakit'ten Rukiye Yıldız Erdoğmuş'un sorularını yanıtladı.

 

 

 

 

 

Kadir Mısıroğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Reşat Akşemsettinoğlu, ihtilalin ikinci günü Necip Fazıl'ın evinde idiler. Sayın Mısıroğlu'nun anlatımı ile Akşemsettinoğlu ihtilalin ikinci günü Necip Fazıl ‘ın evine gelmiş, konuşuyorlardı, Akşemsettinoğlunda idi söz sırası. Parkta bekleyen Türkeş ile arasındaki konuşmaları anlatmış, akabinde şunları söylemişti:
“Şimdi ihtilal oldu Türkeş en öne planda gözüküyor, aslında o bu işe istekli değildi, hükümetin buna engel olucu bir fiili olamayacağını anlayınca aralarına girdi. Bu halk partililerin ve İsmet Paşanın işidir, o kadronun çoğu onun tensip ettiği adamlardır. Bu onları tasfiye eden bir hareket yapar, ben ondan sonra gidip teslim olurum, şimdi teslim olmaya niyetim yok” demiş.

Necip fazıl:
“Sende tehlikedesin bende tehlikedeyim” deyince bu gitmişti. 

Evet söz Mısıroğlunda: “ Aradan yirmi sene geçti, bu Almanya'ya geldi Akşemsettinoğlu, şimdi ölmüştür. Bende seksen ihtilalinde kaçtım. Bununla karşılaştık “sen benim sünnetimi tatbik ettin” dedi.

“Hayırdır “dedim,

“Hani biz ihtilalin ikinci üçüncü günü Necip Fazıl'ın evinde karşılaşmıştık ya,

“Evet “dedim,

“Ben bekledim üç gün beş gün baktım Türkeş bir şey yapmıyor, gittim teslim oldum, fakat Yassıada da hastalandım, beni Numune Hastanesine kaldırdılar. Mahkemenin seyrinde gördüm ki, bunlar bizi dişleriyle parçalayacaklar, öyle haşinler. En ağır cezayı yiyeceğimizi anladım, bir plan yaptım hastaneden kaçtım. Trene bindim Sirkeciden tebdili kıyafet yurtdışına kaçıyordum. Tam Yunan hududuna geldik, bizim persenol ayrılıyor Yunan personeli geliyor, bir kondüktör:

“Aa ağbi sen burada mısın?” dedi

Eyvah dedim yakalandık.

Kondüktör:
“ Ver şu elini öpeyim” dedi.

Şaşırdım,” sen beni nerden tanıyorsun?” dedim.

“Ağbi bu işe beni sen koymuştun” dedi . Yani öyle kritik bir noktaydık ki, o adam benim işe koyduğum biri olmasaydı hemen treni durdurup teslim edeceklerdi. Fakat elimi öptü bende Yunan hududuna girdim, sonra geldim Almanya'da yaşadım.

“Şu Türkeş'in işi nasıl olmuştu? diye sordum.

O da demin anlattığım gibi aynen anlattı : “ben ümitlenmiştim ondan” dedi.

Bende, dedim ki:
“Ben sana başka bir şey ilave edeyim, sekiz kasımda,( 27 Mayıs'da ihtilal oldu ), sekiz Kasım'da bir tarfik kazasında Milli Birlik Komitesi üyesi, adını unuttum, soyadı Koçtuğ, milli birlik komitesinden bir general, İstanbul'dan Ankara'ya giderken, bu soy ismi Koçtuğ olan General, giderken Kargasekmez denilen bir yer vardı, böyle virajlı, şimdi otobanla o kalktı orada çok kaza oluyordu. ( ismi hatırladı, İrfan Baştuğ ya da irfan Koçtuğ) o Kargasekmez'e gelince trafik kazası yaptı ve öldü, biz İstanbul'daki milliyetçiler, ( o günkü tabirle o dindar diyemiyoruz milliyetçiler diyoruz, milliyetçi bir hamurdu o zaman,) çok üzüldük ve o zaman bizden büyük olanlar şimdi Mehdi Sungurlu var, o zaman Üst Teğmendi, Türkeşle İstanbul'daki Milliyetçiler arasında posta görevi yapıyordu, bizde bu İrfan Baştuğ liderliğinde, Milli Birlik Komitesi dağıtılarak yeni bir Milli Komite kurulmasını bekliyorduk. Siz içerde iken Türkeş'in yakınlarından duyduğumuza göre Türkeş bir hareket yapacak Cemal Gürsel'i devirecek bu İrfan Baştuğ riyasetinde yeni bir komite teşekkül edecekti. Fakat sekiz kasımda bu kaza olunca, ölünce eyvah! Bizim plan suya düştü diye, bizim ekip Mehmet Emin Afkanlar, Sait Bilgiçler İsmet Tümtürkler bir ekiptik Cağaloğlu'nda, kan ağladık… 

Sonra on dörtler hadisesi olunca, bundan altı gün sonra on dört kişi komiteden atıldı. Türkeşin yapmasını beklediğimiz hareketi Cemal Madanoğlu yaptı “ dedim. “tabii siz yassı adada olduğunuz için bunları bilmiyorsunuz dedim. Bunları da ben size anlatayım” dedim 

Cemal Madanoğlu niye bu ihtilali yaptı biliyor musunuz? Milli Birlik Komitesi, hem meclis yerine kaim, hem hükümet yerine kaim idi, yani kanun çıkarıyor, 38 kişi oturup karar veriyor, kanun çıkarıyor çok kanun çıkardılar, hatta hala o kanunlardan hala meri olanlarda var. Sıfırdan başlattılar, üç yüz beş yüz kanun çıkardılar.

Sonra, birisi teklif ediyor diyor ki: “ milli birlik komitesine giren her subay ordudaki görevinden istifa etti, artık Milli Birlik Komitesi üyesi olacak, senatör olacak, ama içlerinden sadece Cemal Madanoğlu görevinden istifa etmedi, Garnizon Komutanlığı görevinde, o da istifa etsin, herkes etti” diye milli birlik komitesi başkanlığına dilekçe veriyor. Bu dilekçeye de on dört kişi imza atıyor, herkes zannediyor ki on dört kişi kafi, herkes zannediyor ki bu on dört kişinin hepsi Türkeş'in adamıdır, hayır değildir, yarısı Türkeş'in yarısı Madaoğlu'nun vazifeli adamları.

Cemal Madanoğlu bu dilekçeyi alıyor, Cemal Gürsel'e gidiyor, emrinde ordu var ya, öbürleri sivil…

“Bu dilekçeyi veren, imzalayan, 14 kişiyi komiteden atıyorsun, geri kalanlarla bu komiteyi yeniden komite kuruyorsun”, icbar etti emrindeki askeri güçle…

Cemal Gürsel hüsnü niyetli idi, muhalifti falan ama ahmağın tekiydi, mesela idamlara karşıydı. Cemal Madanoğlu radyo evinde kendi sesinden millete bir bildiri okudu:
“Şu tarihte teşkkül edilen, Milli Birlik Komitesi, lağv edilmiştir, ikinci bildiri aşağıdaki şahıslardan itibaren tekrar kurulmuştur,” aşağıdaki şahıslar kim, o on dört kişi eksik.. 

Her tarafa kim nerdeyse emirler yağdırıldı, bu on dört kişiyi aileleri ile bile görüştürülmeden hemen yurt dışına sürüldü, Türkeş Yeni Delhi'ye, Dündar Bey Bon'a, herkese bir yer tayin etmiş... Muharrem İhsan Kızıloğlu'da Dahiliye vekili bu emri derhal tatbik etti, Türkeş i Konya'da Mustafa Kemal lehine konferans verirken otelde pijamaları ile yakaladılar, ailesi ile bile görüşmesine fırsat vermeden hemen yurtdışına sürdüler. Abdulhamid'i ‘muzır gördüğü adamları yurtdışına sürerdi' diye tenkit eden adamlar, ondan 60 sene sonra aynı işi yaptılar.
Bu Türkeş bu komite içine nasıl niye dahil oldu, ne maksatla dahil oldu? Noktasından o umumi değerlendirmeden sonra bunlar az bilinen şeylerdir. Böyle az bilinen biri iki şey daha anlatayım.

Söylenecek söz 27 Mayısala ilgili çoktur.

İşte gençleri kıyma makinesinde kıydılar, diye söylendi, bir general ben basın toplantısında bulundum, bu general adını unuttum, bu İstanbul Vali makamında oturan General, gazetecileri topladı vilayetin merdiveninde konuştu “ bunlar öyle hain, 28 nisanda nümayiş yapan talebeleri toplayıp, Ortaköy'de et kombinası vardı, orda kıyma makinesinde öldürdüler. Böyle yalan. Aynı şeyi Sıddık Sami'de söyledi, Beyazıt meydanına “ şehitlerimiz bir tane değildir, daha çok var bunları bulacağız. !”, diye bağırdı. Sekme kurşunla Turan Emeksiz diye bir pislik ölmüştü, sekme kurşunla öldüğü Yassıada davalarında sabit oldu. Millitürk Talebe Birliğinin önüne heykelini diktiler. Celal Bayar'ı mesul etmek için, -kanun makabiline şamil olur- diye fetva verdiler, bunları herkes bilir, herkes nasıl ayak uydurdu, nasıl destekledi herkes bilir.

Ama alt tabakada herkes neler çekti, kimse bilmez. Ben Harbiye'de hapis yattığım için onların, alt tabakanın neler çektiğini gördüm. Demokrat Partiye gönül vermiş adamların, Halk Partinin adamlarının ihbarı ile araştırma yapmadan ne adamlar süründü. Yüzlerce adamı sayarım, daha birkaç gün önce buraya geldi Nazım Durmuşoğlu talebe idi, bizimle beraber, adam adım atamıyor, ne gözü görüyor, ne bacağı tutuyor, adamın şuuru bozuldu. Bir buçuk sene Balmumcuda yattı, bir aydan fazla hücrede yattı, dosyası yanlışlıkla Yassıadaya gitmiş, bundan dolayı. Öyle karışık bir devirdi. Çok insan eziyet gördü..

On dörtler hadisesi olduğu gün, 14 kasım 1960 ben Havadis Gazetesindeydim, Şerefefendi Sokakata Demekrat Partiyi tutan gazete idi. Bu gazetenin bütün yazarını çizerini tevkif ettiler. Gazetede iki tane gece sekreteri genç kaldı, biri Hami Tezkan, biri Gökhan Evliyaoğlu, bunlar gece sekreteri olmalarına rağmen esi yazıları koyarak falan gazeteyi devam ettiriyorlar. Hükümet el koydu, kapattılar, gazeteyi kapattılar, matabayı da aldı onlar geçtiler, Mehmet Ali Yalçın diye birinin Son Havadis Gazetesine geçtiler, onla anlaşamadılar, Nazım'ın teyzezadesi idi. Anlaşamadılar. Sonra Son İstanbul Gazetesine geçtiler vs. Son safhada ben ordaydım o zaman Türkeş, Dündar Seyhan' ın hatırlarında da var, kimsenin elde etmediği makamı elde etti, en son bize katıldı halde Baş Vekalet Müsteşarı oldu, bunun başbakanlık demek olduğunu sonra fark ettik demişlerdi. Türkeş'in tecrübesi var kırküç, kırk dört ihtilal hareketinde bulunmuş.

Gerçek adı Alpaslan Türkeş değildir, Türkeş Kıbrıslıdır, adı Hüseyin Feyzullah dır. Adı Hüseyin'dir, babasının adı Feyzullah'tır, Kıbrıslılar soyadı kullanmadığı için babasının adını soyadı gibi kullanırlar. Sonradan bu kırk üç, kırk dört Turancılık hareketinden sonra adı Alpaslan Türkeş olmuştur.

Tükeş Başbakan olur olmaz, Türkeş tecrübeli bu işe hesaplı girmiş, emniyete Dahiliye Vekili İhsan Kızıoğlu olduğu halde. Emniyete hep kendi adamlarını yerleştirmiş. İstanbul emniyet müdürü de birinci şube müdürü, birisi Abdulvahit Erdoğan onlada benim şahsi hatıralarım çok, anlatsam vakit yetmez. Ama üsteğmen Eşref Dirlik diye bir adam, Üsteğmen sıfatıyla birinci şube müdürü olmuş, şimdi Türkeş onu sık sık gönderiyor havadis gazetesine, diyorki: “ bu ihtilal Halk Partisini iktidar yapmak için yapılmadı, (o zaman böyle yazıları birde Haldun Dormen yazıyordu.) Halk Partisini iktidar yapmak için yapılmadı, kötü bir gidişe ‘dur' demek, kardeş kavgasını önlemek için yapıldı.

Havadis gazetesine bu Eşref geliyor orada yatıyor, böyle bir perde vardı, onu açtın mı, orada yatak vardı, bazen Menderes'de orada yatarmış. Bu Eşref orayı karargah yapmış. Bizde demokrat partiyi tutuyoruz ya, gidip geliyoruz görüyoruz onu. Askeri elbise ile orada yatıyor.

Eşref diyor ki böyle yazın, yani Türkeş'in istikamet vermek istediği rota buydu. Bunu bir vaka ile de teyit edeyim: Günün birinde ihtilalin ilk günlerinde, radyodan “ Sabık ve sakıt cumhurbaşkanı Celal Bayar, sabık ve sakıt Başbakan Adnan Menderes, tevkif edilmiştir. Sayın İsmet İnönü evinde istirahat halindedir.” Bizde dedik ki ‘bu ne ya… Bunlar sabık ve sakıtta, bu da evinde istirahat…' bizim Türkeşle bağlantılı olan grup dedi ki, İsmet Paşa ihtilalin ikinci günü İsmet Paşa Çankaya'ya geçmiş oturmuş, Reisicumhur olacak. Albay Türkeş orayı bir kısım askerle sarmış “ paşam siz burada emniyette değilsin, evinizde istirahat buyurun, biz sizi korumaya alacağız, bu demokrat partililer size bir şey yapar” diye alayı vala ile almış evine götürmüş. Tabii bu anlatılanlar doğruysa, doğruysa çünkü biz ezanı Arapçaya çevrildiği gün biz ihtilale karar verdik deyince, bizim ağbilerden bazıları “o kendini belli etmemek için tam onlardan gözüküyor, onun için böyle konuşmuştur Cevat Fehmi'ye onun gerçek düşüncesi değildir, ” dediler. Bunu diyenler Türkeşi benden daha çok tanıyanlar Mehmet Emin Afkan falan, O zaman bu ne oluyor, İsmet Paşayı koruyor? Meğer İsmet Paşayı alıp evine getirmiş ki İsmet Paşa'nın dışları çıkmasını engelliyormuş. O zaman duyduğumuz iş, doğru yanlış bilemem. Ama on dörtlüler hadisesi olunca, bunun ne yaptığının farkına varan Cemal Madanoğlu daha o gün onun bütün adamlarını, emniyetteki adamlarını görevden aldı.

14 kasımda ben Yeni Havadis, Son Havadis, adı sonradan Son Havadis oldu, neyse ben Havadis gazetesine gittiğim zaman Eşref beyle orada karşılaştım. Daha evvelde görüşüyorduk. Ünüversitede benim adım gazetelerde çok geçiyormuş, aleyhime çok ihbar varmış.

Dedi ki: “ İyi ki seni gördüm, ben bu gün görevden alındım. Devir teslimden evvel bir sürü ihbar mektubunu yaktım sobada, dedi, (demek kasım ayıya sobada var) sobada yaktım seninle ilgili ihbarları iki celsede yaktım” dedim. Sen kaçar mısın, gizlenir misin bilmem ama ilk fırsatta seni içeri alırlar Halk Partili gençler senin çok düşmanın, her gün senin hakkında bir ihbar yapılıyor, aradan çok geçmedi, o zaman vefada Vefa Talebe Yurdunu çalıştırıyordum, Rızapaşa Yokuşunda alacağım bir şey vardı, orada o kapıdan girdim, üniversite bahçesinden geçiyorum, baktım heykelin önünde bir toplantı var, Faruk Güventürk o zaman Garnizon Komutanı İstanbul'da, o, bir konuşma yapıyor, etrafında gençler var elli yüz kişi, diyor ki “ küllü mızzrrun yuktel” sonradan onunla başka maceralarımda oldu, öyle biraz mesmuat kabilinden dini bilgisi de var. Her muzır şey katlonulur!

“Bunları biliyoruz, temizleyeceğiz,” diye bağırıyor. Baktım bizim çocuklarda var aralarında,
“ne oluyor?” dedim. Dediler ki

“Ya bu Nadir Nadi ile Aziz Nesin arasında bir münakaşa mesele var ya”.

“Evet” dedim.

“Bu Aziz Nesin düpedüz komünistliği savunuyor, ona bir şey olmuyor bizde dedik ki, bir beyanname yayınladık, ‘ bu 27 mayıs ihtilali komünistlerin içindeki zehri kusmaları için mi yapıldı?! Diye”

Halk partili gençler bu beyannameyi alıyorlar teksir ediyorlar, Taşlıtarlada vs dağıtıyorlar, sonra ihbar ediyorlar ki, yani şu manayı veriyorlar, o zaman kuyruklar deniliyor, “işte bu beyanname ile komünistleri tahrik ediyorlar” diye. Halbuki bizimkiler orada dağıtmamışlar Taşlıtarlada dağıtmamışlar, üniversitede, dağıtmışlar.

Bende dedim ki: “Beyler yanlış yaptınız, bu işten başınız ağrır, dağılın çekilin bir şeye karışmayın. Bu ihtilal bir dişli gibi dişlinin arasına bir girersen bir daha çıkamazsın. 

Ve oradan Süleymaniye tarafındaki kapıdan çıktım yurda gittim. Öğlenden sonra çıkan gazetelerde benim adımı görmüş biri, aldı gazeteyi getirdi ki, bu işi ben planlamışım, Halk Patililerin beyanına göre gazete yazmış, bu işi ben planlamışım, aranıyormuşum, tevkif edilecekmişim, ( bu polise yön vermektir, aynı Kılıçdaroğlu meselesinde basının yön vermesi gibi.) Anladım başım ağrıyacak, hiç alakam yok ama oradan tesadüf geçerken gördüm. Yıldız da da bir talebe yurdu çalıştırıyordum, iki talebe yurdu çalıştırıyordum, önce Yıldız'a gittim sonra bu Şazeli Tekkesinin imamı benim ahbabımdı, “gel burada saklan” dedi, orada saklandım. Bir iki gün sonra bir dergi getirdiler Metin Toker'in dergisi. Ortadan uzun boylu, yeşil gözlü biri, beni tarif ediyor, bu işi o tertip etti, sonra “ dağılın” dedi, yazıyor, hiç alakam yok, bizim yurtta bir çocuk kalıyordu BURSALI o bana yurttan Şazeli Dergahına yemek falan getirirdi o dedi ki,

Gel seninle Bursa'ya gidelim dedi.

Hadi gidelim dedik ama giderken bir tanıyan çıkarda yakalanırsak şansa….

Gittik Bursa'ya, Çekirgede Yeni Hayat Oteline gittik bir banyo yaptık o da evine gitti….

Kadir Mısıroğlu Bursa'da neler yaşadı, yakalanacak mı?

Kadir mısıroğlu Balmumcu Hapishanesinde neler yaşadı?

Kadir Mısıroğlu'na “oğlun oldu” haberi gelince hapishanede ne yaptı?

Sivil polisler kimleri takibe almış?

Ve Rukiye Yıldız Erdoğmuş'un özel soruları. Yazının devamında…

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim