• BIST 82.531
  • Altın 590,51
  • Dolar 2,1085
  • Euro 2,8385
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 17 °C
  • Başbakan Erdoğan'dan Paralel Savcı Zekeriya Öz Hakkında Suç Duyurusu!
  • Başsavcılıktan Flaş "Paralel Operasyon" Açıklaması!
  • Şok: CIAMAAT Operasyonu O İsimlere Kadar Uzanacak!
  • Başbakan Erdoğan'dan Paralel Savcı Zekeriya Öz Hakkında Suç Duyurusu!
  • Başsavcılıktan Flaş "Paralel Operasyon" Açıklaması!
  • Şok: CIAMAAT Operasyonu O İsimlere Kadar Uzanacak!

Alışveriş alışkanlıklarımız dilimizi de dönüştürüyor!

Alışveriş alışkanlıklarımız dilimizi de dönüştürüyor!
dilimizi de dönüştürüyor. Markalı hayatla başlayan yolculuk dilimizin de markaların dili ile bütünleşmesine neden oluyor. Yabancı markalar zamanla dilimizde yabancı sözcüklerin artarak bilinicimizin de batılılaşmasına neden oluyor.

 

 

 

 

Küreselleşme kültürler arasındaki duvarları da yıkıyor. Alışveriş kültürümüz tüketim kültürüne dönüştükçe zihniyet dünyamızda değişiyor. Büyük kentlerde kent yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelen alışveriş merkezleri aracılığı ile dilimize yerleşen kimi sözcükler alışverişle birlikte kültürel dünyamızın da dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Sonuçta mahalleler çözüldükçe sosyal ilişkiler ve buna bağlı olarak alışveriş kültürümüz de dönüşüyor, bu ise dilimize sirayet ediyor. Dilimiz de yabancılaşıyor, cup, body vb kavramlar ile shoping, groos market, türü mekan terimleri günlük hayatımızın bir parçası. Buna bağlı olarak artık açılan dükkanlarda İngilizce ya da melezleştirilmiş bir dil kullanılıyor. Mesela Star Light berber salonu, ya da hair shop, happy hamile club gibi isimler çokça kullanılabiliyor. Bunda kuşkusuz yeni nesilin internet ve medya ile edindiği kırık İngilizcenin yaygınlığı, o yerin modern ya da daha çağdaş bir yer olduğu duygusunun verilmeye çalışılması, moda olması, semtin müşteri profilinin bunu istemesi (Mesela Teşvikiye’de “dönerchi” diye bir döner büfesinin varlığı ancak Teşvikiye züppeliği ile izah edilebilir) gibi etkenler bu istilayı teşvik ediyor. Ama bu durum giderek yaygınlaşıyor ve bunda en önemli taşıyıcılardan biri ekonomik yaşam. Mesela yenilik yaratmak yerine İnovasyon terimini tercih ediyorsanız, ya da isteklendirmek yerine motive etmek yahut konu yerine consept diyorsanız bunda iş yaşamını istila eden terim züppeliği etkendir.

Yazarlar Birliği Üyesi. Salim Küçük bu durumu “Türkçeden kaçış” olarak tarif ediyor.

“Bugün ülkemizde dil kirliliğine bağlı olarak Türkçeden kaçış, Türkçenin sokaklardan, evlerden, eğitim ve öğretim kurumlarından yazılı ve görsel basından dışlanması gibi bir durumla karşı karşıyayız. Yemek adları, kafe, disko, bar gibi mekan adları, kıyafet, tekstil, gıda, alışveriş merkezleri, yerleşim yerleri de dil kirliliğinden önemli ölçüde nasibini almaktadır.”

Baggage, Angel, Shoes, Fa-Mode, Cinevizyon, By-Modeks, Fresh Car, Image Center, Modex Jeans, Jovi Jeans Wear, Balerino Shoesland, Puffy Center, Red Rose, Este Life, New Man, Free Shop, Hobby Center, Podyum Learher Shop, Sunset Game Center, İntel İnternet Cafe, Moonlight İnternet Cafe, Life Cafe, Techno İnternet Cafe gibi iş yeri adları İngilizcenin sokaktaki varlığını onaylamakta ve bu tür iş yerlerinin gelecekte çoğalacağını işaret etmektedir.

Yeni Alışveriş Kültürü

Yeni Şafak gazetesinde çıkan bir haber de 2010 yılında 150 alışveriş merkezinin daha devreye gireceği belirtiliyordu. Halihazırda 230 civarında olan Alışveriş merkezlerinin sayısının bu artışla 300 geçmesi mümkün olacak. Türkiye'de ilk alışveriş merkezi 1987 yılında açılan Galeria oldu. 1995'te 9, 2000 yılında 40 alışveriş merkezi hayatımıza girdi. Son üç yılda bu sayı 70'e çıkarken 2010'da bu sayının 150'ye çıkacağı tahmin ediliyor. Son üç yılda alışveriş merkezi sayısının hızla artma nedenleri ise çoğunlukla hipermarket ağırlıklı alışveriş merkezinin açılması, yeni açılan alışveriş merkezlerinde özellikle 'outlet center'ların sayılarının artması ve mağazaların yanında sunulan yaşam stiline yönelik etkinlikler.

Sadece Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük şehirlerde değil, Elazığ, Van gibi Doğu Anadolu illerinde de alışveriş merkezleri ilgi görüyor. İzmir ve Ankara'dan sonra en fazla alışveriş merkezi Bodrum, Marmaris gibi turistik bölgeleri bulunan Muğla'da.  Akmerkez'in yıllık cirosu 200 milyon doları aşıyor. Günlük ziyaretçi sayısı ise hafta içi 50 bin, hafta sonu 60 bin'i geçiyor. Akmerkez'den sonra Ankara Migros, Capitol, Nautilus, Carrefour İçerenköy, Zafer Plaza ve Caroussel geliyor. Metrocity, Ankara Migros, Antalya Migros, Beylikdüzü Migros, Bakırköy Town Center ve Carrefour Maltepe'nin yıllık cirosu 800 milyon dolar. Bu toplamda en büyük payın 150 milyon dolar ile Metrocity'de olduğu tahmin ediliyor. Türkiye genelindeki alışveriş merkezlerinin 4'de biri İstanbul'da.

Ancak alışveriş merkezleri insani karşılaşmalara pek az yer ayırıyor ve pazarın kentlerde tarih boyunca işlevsel olarak gördüğü iletişim fonksiyonunun sınırlanmasına dayanıyor. Pazar yerleri kentlerde farklı kültürlerin birbiri ile karşılaştığı ve iletişime geçtiği yerlerdi, günlük dedikodular ile de enformasyon gereksinmesi de karşılanırdı. Buna karşılık alışveriş merkezinde ürün merkezde yer alıyor. Bizler insanlarla değil ticari ürünlerle iletişime geçiyoruz, meta dediğimiz ticari ürünlerin de reklamlar aracılığı ile oluşmuş kendine özgü bir dili bulunuyor. Bu anlamda tarihte ilk kez insanlar insanlarla değil ürünlerle iletişime geçiyor. Metalar tüketiciye konuşuyor, ona bir kimlik, olmasını arzu ettiği bir hayali satıyor. Muğla Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Ayşe Durakbaşa Alışveriş Merkezlerinde iletişimin düşmesi ile ilgili şu tespitleri yapıyor.

“Mağazadaki yeni yönetimsel ideolojileri, satış elemanlarını kurumsal logoyu taşıyan üniformalı bir takımın üyesi olarak tanımlıyor. Satış sürecine müşteri ile daha az etkileşim gerektiren kurallara bağlı standart davranış biçimleri ve konuşma tarzları yaratmak üzere eğitim programları düzenleniyor”

Böylece tezgahtarın müşteri ile kurduğu sıcak iletişim yerini önceden saptanmış davranışları yerine getiren memur tipi satıcı ve ayaküstü karşılaşmaların aldığı bir alışveriş kültürü oluşuyor. Mağazaların neredeyse çok büyük bölümünün uluslar arası markaları satmalarından gelen yabancı dilde isimler kullanma alışkanlığı alışveriş merkezlerinde de görünüyor.

Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Adnan Mahiroğlu bu değişimi küreselleşemeye ve bunun taşıyıcısı alışveriş kültürü ile medyaya bağlıyor.

“Diğer taraftan, küreselleşmenin hız kazanmasıyla ticarethane isimlerinde yabancı isimlerin kullanılması yanısıra, insanımızın gündelik hayatta kullandığı yabancı sözcük sayısında da giderek artmakta olduğu gözlemlenmektedir. Dildeki kirlenmenin boyutunu, sade bir vatandaşın gündelik hayatında kullandığı yabancı sözcük sayısıyla ölçmek gerekir; zira dildeki kirlenme gündelik hayatta kullanılan yabancı sözcük sayısıyla doğru orantılıdır. Bir üniversite öğrencisi, teyzesinin kızına “Kuzen, TV’de bir saattir zapping yapıyorum, enteresan bir film bulamadım; bari şu peypırımı ben redakte edeyim, sen de printe et.” diyebilmekte. Bu durumda dilde küresel kültürün izlerini taşıyan aşikar bir kirlenmenin olduğunu düşünebiliriz. Cümlede kullanılan toplam yirmi sözcükten sekizi yabancı kökenlidir. Bir üniversitemizin yemekhanesinin girişinde; günün “mönüsü” olarak: “milföy köfte”, “tavuk şinitzel” şeklinde yemek adları yer alabilmektedir.

Küreselleşme sürecinde, dildeki kirlenmenin bir başka şekli ise, insanımızın küresel kültürün insanı gibi onunla aynı düzlemde, aynı dil mantığıyla düşünerek konuşmasıdır. Örneğin, insanımız, bir Fransız gibi “banyo almak” (Prendre le bain); birine hediye sunarken “Bu senin için” (C’est pour toi!); yine bir İngiliz gibi “Kendine iyi bak” (Look after your self) diyebilmektedir.”

Oysa bizim kendi kültürümüzde kendine iyi bak demek yerine “Allah’a emanet ol” denirdi

Tüm bunlardan şu sonuç çıkıyor, ekonomik yaşam dışa açıldıkça, kültürel dünyada da güçlü olan diğerini biçimlendirmekte. Ama bunun sonucu olarak diller, yaşam biçimleri ve tahayyül dünyası standartlaşarak aynılaşmakta. Son yıllarda diller de ciddi bir kayıp yaşanıyor, her yok olan kültür dünya kültürlerinin oluşturduğu zengin bir bahçeden bir türün kaybolması gibi, ya da duvardaki bir tuğlanın eksilmesi gibi büyük bir boşluk yaratıyor. Nasıl türlerin kaybı yaşam ağını dönüştürerek insanları da etkiliyorsa diller aracılığı ile kültürlerin kaybı da tekdüze bir kültürle insanlığı zihinsel yönden yoksullaştırıyor ve küresel tüketim kültürü sadece bu boyutuyla bile insanlık için zararlı bir hayat biçimine dönüşüyor.

özgünduruş/Haşmet demir

 

 

 

g

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Gül sığınmacılarla iftar yapt22 Temmuz 2014 Salı 22:48
  • Bayrağımız için yola çıktık22 Temmuz 2014 Salı 22:38
  • ABD Federal Havacılık İdaresi İsraile uçuşları yasakladı22 Temmuz 2014 Salı 21:48
  • Endonezyanın yeni cumhurbaşkanı Widodo22 Temmuz 2014 Salı 21:28
  • Dolar avro karşısında zirve yaptı22 Temmuz 2014 Salı 21:23
  • Alperen Ocaklarında başkanlık tartışması22 Temmuz 2014 Salı 21:23
  • Saldırıları durdurun22 Temmuz 2014 Salı 21:18
  • ABden ateşkes çağrısı22 Temmuz 2014 Salı 21:08
  • Mirzabeyoğlu cezaevinden çıktı22 Temmuz 2014 Salı 21:03
  • Salih Mirzabeyoğlu tahliye edildi22 Temmuz 2014 Salı 20:58
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 05322384322 | Haber Scripti: CM Bilişim