• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 30 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Gramer Kramere Karşı

Gramer Kramere Karşı
12 Eylül grameri, öğrencileri kitapla hiçbir şekilde muhatap olmayan ve sadece grameri teorik olarak ezberleyen, sınavdan çıkınca da unutan “ezboter” (ezberi ve teorisi olan pratiği olmayan), tek idealizmi “para kazanmak” olan fels

 

 

 

 

 

Yönetmenliğini 1980 yılında Robert Benton’un yaptığı, Kramer Kramere Karşı filmi, Avery Corman'ın aynı adlı eserinden uyarlanmıştır. Filmin hikâyesi, karı koca Ted Kramer ile Joanna Kramer’in birbirlerine karşı aldıkları tavır ve bu tavır etrafında bir yaşama üslubu geliştirmeye çalışmalarıdır. Bay Kramer ile Bayan Kramer, çocukları Bill’in varlığının etrafında varoluş savaşı veriyorlar.

Yani karı koca tepişiyorlar, olan çocuğa oluyor. Bayan Kramer nasıl ki Bay Kramer’e karşıysa, bizim arkaik gramer de karşıki (öteki) modern gramere karşıdır. Dünya Ahfeş döneminden kalma sarf ve nahiv usulü grameri aşalı çok oldu. Ama bizler Orta Çağ’dan kalma Ebussuud Efendi ile Koçi Bey’in okuduğu grameri okumaya inat, ısrar ve sebatla devam ediyoruz.

Erbabının malumu olduğu üzere Ahfeş, kurallara son derece bağlı olduğu için sıkı bir disiplin ve otorite içinde öğrencilerine Arapça gramer, yani sarf ve nahiv okutuyormuş. Hatta öyle ki hemen herkesin gramer konusunda yanlışını buluyor ve insanları her fırsatta küçük düşürmeye kalkışıyormuş. Bu tutumu yüzünden öğrencisiz kalan Ahfeş, disiplinine ve bilgisine güvendiği için bir keçi alarak, ona gramer öğretmeye kalkmış. Ahfeş, keçiye gramer anlatır ve konu bitiminde kendisine, “anladın mı?” diye sorarmış. Peşinden de başına bağladığı ipi çeker ve hayvanın zorunlu olarak başını sallamasını da “evet” anlamında kabul edermiş. Böylelikle keçinin, konuyu anladığını yine bizzat keçiye onaylatmış olurmuş.

Şimdi üniversitelerde okutulan işlevselliği olamayan Orta Çağ grameri ile şartlandırılmış bir şekilde Ahfeş’in keçisi gibi başını bilinçsizce sallayan ve hiçbir şey öğrenmeye niyeti olmayan ve hemen mezun olup hayata atılarak para kazanmak isteyen “kabzımalist” ve “eylülist” bir gençlik yetişti. Bu gençliğin, tahsilli Ahfeş’in keçisinden pek fazla bir farkı yok. Keçi diplomasız, gençler ise diplomalı!..

Bu film ile 12 Eylül darbesinin tesis ettiği eğitim sistemi arasında önemli örtüşmeler ve paralellikler var. 12 Eylül grameri; sıfatları, nesneleri, gizli özneleri ve edilgen eylemleri topluma gayet iyi öğretti ve büyük bir maharetle de müfredata yerleştirdi. Bu gramerle, ezberci mantık içerisinde okumayı angarya olarak gören bir tuhaf nesil yetiştirdi ki akıllara ziyan.

12 Eylül öncesinde “şartlar olgunlaşana kadar” sağ ile sol tepişti, olanlar memleketimin insanlarına (çocuklarına) oldu. 12 Eylülcüler, bu arada memleketimin çocuklarını ideolojik tehlikelerden korumak için kendi gramerlerini oluşturdular. Yakın müşahedelerime göre 12 Eylül ideolojisi, teorisi olup da pratiği olmayan artçısı ve öncüsü olmayan tuhaf bir “12 Eylül grameri” tesis etti. 12 Eylül grameri, öğrencileri metinle/kitapla hiçbir şekilde muhatap olmayan ve sadece grameri teorik olarak ezberleyen, sınavdan çıkınca da unutan “ezboter” (ezberi ve teorisi olan pratiği olmayan), Sakallı Celal’i de “Bu kadar cehalet ancak üniversite tahsiliyle mümkündür” dedirterek haklı çıkartan, tek idealizmi “para kazanmak” olan felsefesiz, idealsiz, hedonist ve konformist; yazması olan (harfi harfe çatmayı ancak becerebilen), ama okuması olmayan, ilgisiz ve bilgisiz bir gençlik yetiştirdi.

Müfredatçıl 12 Eylül zihniyeti; okuyan, tartışan ve fikir yüzünden kavga eden üniversite öğrencisi istemediği için okumayan, tartışmayan ve fikir yüzünden kavga etmeyen öğrencilerle, üniversiteleri yüksek ortaokul seviyesine terfi ettirerek memlekette huzur ve asayişi sağladı. Bu arada üniversitelerde öğretilecek konuları da müfredata bağladı. Evrensel değerlerin tahsil edilmesi ve tartışılması yerine, müfredata bağlı sınırlandırılmış konuların anlatılması ve ezberletilmesi tek tip insan yetiştirmenin en kolay ve ucuz yoluydu. Bu yüzden müfredat dışına çıkmak “vatan hainliği” ile eşdeğerde kabul edildi.

Bu doğrultuda müfredatçıl öğretmenler, müdürler, akademisyenler ve hatta öğrenciler hudayinabitâne bir şekilde piyasada zuhur eyledi. Bazı Afrika ülkelerinde bile dil felsefesi, göstergebilim, stilistizm, üretici-dönüşümsel dilbilgisi ve bilimsel metin cinsiyetçiliği gibi muhtelif disiplinler okutulurken, bizim akademyamız Orta Çağ’dan kalma Ahfeş’in gramerine takıldı kaldı. Bu bağlamda üniversitelerde müfredatçıl “Molla Gramer”ler yetişti. Molla Gramerler ise okumayan, tartışmayan, felsefi bir dünya görüşü olmayan, ancak dünyacıl çıkarları doğrultusunda Ahfeş’in keçisi gibi başını şartlandırılmış bir şekilde sallayan “molla çömezler”, “molla tilmizler” ve “molla şakirtler” yetiştirdi.

Bu Molla Gramerler, değişim, dönüşüm ve yenilik vaat eden Kramer’e (filmden ödünç: dil felsefesi/dil psikolojisi/dil estetiği) karşı olmuşlardır. Hayatında bir tane dahi kitap okumamış öğrenciye simetrik bir şekilde hiçbir şekilde işlevselliği olmayan eski gramer kuralları okutuluyor, ezberletiliyor, mezun ediliyor ve hayata attırılıyor. Gerçi üniversite hocasının okuma gibi bir derdi olmayınca, öğrenci niye okusun!.. Hayatında elinde bir kitap, bir dergi ve hatta bir gazete ile okula gelmeyen ve kendi okumayınca öğrencilerine kitap okutma gibi bir ideali (lüksü!..) olmayan öğretmen, öğrenci için nasıl “örnek” olacak? Bir tane dahi kitap okumadan üniversiteden mezun ettirilen gençler, ileride akademyaya, muhakkak ki acıyacaklardır. Yani bilgi enformasyonu sağlamayan akademya ileride acınacak hale düşecektir.

Fikri ve zikri olmayan öğrencilerin kavga etmediğini sanmayın. Bu sefer öğrenciler fikirsizlikten dolayı kavga ediyorlar. Kavgaların çoğu da hırboluktan, lümpenlikten, magandalıktan ve yarı-bohemlikten çıkıyor. Kızlara laf atarak yüksek felsefi varoluş sürecine giren öğrenciler, pahalı cep telefonları gösterişiyle de bu süreci iyicene pekiştiriyorlar.

Müfredata, Milli Eğitim Bakanlığı sivil generalleri tarafından iliştirilen 100 Temel Eser ile bürokrasinin ve siyasetin bilinçaltında “toplum mühendisliği” hedeflenmekteydi. Bu amaçla ortalama insan düşüncesinin üstünde bir şey düşünemeyen ve üretemeyen idare edilmesi son derece kolay, tornadan çıkma, birbirinin muadili “tek tip insan”lar yetiştirilmek isteniyordu. Bunda da başarılı olundu. Sivil olduğunu iddia eden Milli Eğitim Bakanlığı da böylece 100 Temel Eser dışındaki eserleri, toplumun ve öğrencilerin bilinçaltında “Temelsiz Eserler” olarak kodluyordu.

Modern dünya gramerde devrim yaptı ve dille ilgili pek çok yeni disiplin üretti. Dünya değişti, insanlık artık yepyeni şeyleri tartışıyor. Ahfeş’ten kalma gramer anlayışı artık bitmiştir ve ömrünü tamamlamıştır. Artık Ahfeş’in Gramerine karşı sürdürülebilir bir “Kramer” anlayışı ikame etmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Eğer ki metinlerle muhatap olmadan, akademyada Ahfeş’in Grameri devam ettirilecek olursa; Ahfeş; Orta Çağ’daki mezarından modern çağda devrim yapmış olacaktır (demektir).

Bu arada rüyada 100 Temel Eser görmek, “şabloncu, statükocu, düşünmeyen, tek-tip insan olacağım” demektir. Rüyada Ahfeş’in gramer kitabını okumak da aşağı yukarı aynı anlama gelir. Bilesüz!..

Eğer ki Ahfeş’in taht-ı tedrisatında “görmüşseniz kurs, almışsınız amirlerinizden çok sıkı terbiye ve disiplin” ve bundan da memnun iseniz ve “vatandaş Rıza” ya da “Murtaza” gibi halinizden memnunsanız, benim size diyeceğim bir şey yoktur. Benimkisi işte “büyle cayıl cayıl konuşmak” ve haddini bilmemek!.. Ancak size yine de “Eferüm oğlum Ahmet, bu yolda devam et” diyebilirim, nâifâne, şairimiz gibi.

Yoksa bu eğitim sisteminde kanonlaşan Ahfeş’in grameri ile hepimiz sistemli ve simetrik bir şekilde farkında olmadan birer “vatandaş Rıza” ya da “Murtaza” haline mi getiriliyoruz? Rıza Murtaza’dan, Murtaza Rıza’dan razı, kime ne?

 

 

Hasan Aktaş / Özgün Duruş

 

g

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim