• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

"Gorbaçov ol dedik, o Miloseviç oldu"

Gorbaçov ol dedik, o Miloseviç oldu
Davutoğlu'dan, Esad'a Miloseviç benzetmesi

ABD'de George Washington Üniversitesi'nde öğrencilere hitap eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, öğrencilere hitap etti.
Tarihte bugün gelinen noktayı anlamak için yüzyıla bakmak gerektiğini belirten Davutoğlu, her büyük savaştan sonra yeni bir uluslararası düzenin oluştuğunu veya oluşturulmaya çalışıldığını ifade ederek, Napolyon savaşlarından sonra Viyana Kongre'sinin, 1. Dünya Savaşı'ndan Milletler Ligi, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşmiş Milletler'in kurulduğundan örnek verdi.
Davutoğlu, ancak ''neredeyse yarım yüzyılı bulan, çok kapsayıcı ve fazla kanlı Soğuk Savaş döneminden sonra ne Birleşmiş Milletler ne Viyana Kongresi gibi kapsayıcı bir oluşum meydana geldiğini ne de uluslararası siyaset, ekonomi, kültür ve küresel düzeni etkileyen yeni değerler ortaya çıktığını kaydetti.
Teknolojideki büyük değişime rağmen uluslararası sistemin genel yapısının hala Soğuk Savaş dönemiyle aynı kaldığını, Suriye konusundaki BM oylaması sonucunun da bunun bir örneğini yansıttığını anlatan Davutoğlu, küresel ekonomik, siyasi ve kültürel sistemde yeni reforma ihtiyaç olduğunu dile getirdi.
SON 20 YILIN 3 DEPREMİ

Davutoğlu, ayrıca, bugünkü gelişmeleri ''deprem'' kavramından yola çıkarak değerlendirdi.
Son 20 yıl içinde ''3 büyük deprem yaşandığını'' belirten Davutoğlu, birincisini SSCB'nin dağılması dolayısıyla oluşan ''jeopolitik deprem'' olarak, ikincisini 11 Eylül saldırılarının neden olduğu ''güvenlik depremi'', üçüncüsünü ise 2011 yılında ortaya çıkan ''ekonomi-politik deprem'' olarak tanımladı.
Davutoğlu, ''üçüncü depremin'' ekonomi boyutunun Avrupa'daki krizden, siyasi boyutunun da Ortadoğu'daki ayaklanmalardan kaynaklandığını kaydederek, ''Bu depremlerin hepsi, bizim Soğuk Savaş sonrası ihtiyaç duyduğumuz yeni uluslararası ekonomik, siyasi ve kültürel düzenin eksikliğinin doğal sonucudur. Soğuk Savaş'tan bugüne kadar, bu krizlere cevap verebilmek için yeni bir norm seti, yeni kurumsal yapılanmamız olmadı ve önümüzde büyük zorluklar bulunuyor'' dedi.
''Üçüncü depremi'' meydana getiren Avrupa'daki ''ekonomik kriz'' ile Ortadoğu'daki ''siyasi kriz''in tam ortasında yer alan Türkiye'nin, siyasi olarak istikrarlı, ekonomik olarak canlı ve dinamik, dış politikada da yükselen bir güç olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, Türkiye'nin bu yapısıyla tarihin doğru tarafında yer aldığını söyledi.
"SOĞUK SAVAŞ İDEOLOJİSİ" 
Davutoğlu, bugün Ortadoğu'daki çatışmanın Sünni-Şii, Müslüman-Müslüman olmayan, Arap-Arap olmayanlar veya Batılı-Batılı olmayan güçler arasında değil, Soğuk Savaş yapısıyla, toplumun yeni dinamik güçleri arasında yaşandığını belirterek, Hüsnü Mübarek, Beşar Essad, Bin Ali ve Muammer Kaddafi'nin hep Soğuk Savaş ideolojisinin devamı olduğunu kaydetti.
Aslında bu ideolojinin 1990'larda bitmesi gerektiğini belirten Davutoğlu, ''Bu konuda bir öz eleştiri de yapmalıyız. Doğu Avrupa'da demokrasi, özgürlüğü destekleyen ülkeler, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da statükoyu savundu'' dedi.
Radikal grupların iktidara gelmesi endişesiyle bunun yapıldığını ama artık bu yeni dönemin herkes için büyük test olacağını belirten Davutoğlu, geçmişteki fırsatların kaçırılması nedeniyle Arap halkının batının objektifliğine güveninin kalmadığını, bu döneme ise artık pozitif yaklaşım sergilemek ve bu ülkelerdeki kendiliğinden gelen demokratik sisteme güvenmek gerektiğini ifade etti. Davutoğlu, ''bölgesel uyanış'' olarak tanımladığı Arap dünyasındaki gelişmeleri herkesin desteklemesi gerektiğini kaydetti.
"DİKTATÖRLÜĞÜN YANSIMASI..."
Ortadoğu'daki devrik liderlerin hep güvenlik bahanesiyle özgürlükleri kısıtladığını ama bunun insanlık doğasına ve tarihin akışına aykırı olduğunu anlatan Davutoğlu, ancak teknolojinin gelişmesi ve Twitter, Facebook gibi gençlerin kullandığı sosyal paylaşım ağlarıyla otoriter liderlerin her bir vatandaşını kontrol edebilme şansının kalmadığına dikkati çekti.
Kendi küçük kızının, yazı yazdığı daktilosunu gördüğündeki ''milattan önceki bir arkeolojik eseri keşfetmiş gibi'' büyük şaşkınlık yaşadığından örnek veren Davutoğlu, ''Mısırlı gençlerin daktilo kullandığı dönemde Mübarek iktidardaydı, Mısırlı gençler Facebook kullanırken Mübarek hala iktidardaydı. Bu tarihin doğasına aykırı'' dedi.
Davutoğlu, Tunus, Mısır, Suriye gibi bölge ülkelerindeki diktatörlerin neden iktidardan ayrılmak istemedikleri veya neden reform için ikna edilemediklerini de şu cümlelerle açıkladı:
''Bu diktatörlüğün bir yanılsaması. Kendilerinden daha başka bir deneyim görmedikleri için diktatörlüğün sürdürülebilirliği onlara doğal ve olması gereken bir şey gibi geliyor. Bu bir yanılsamadır. Demokrasiyle ilgili birçok tartışma yapılabilir ama bir analiz yapacağım; Eğer bir ülkede önceki devlet başkanı barışçıl yollardan ayrılıyorsa, o rejim demokratiktir, eğer o ülkede bir önceki başkan yoksa, o ülke otokratiktir. Ortadoğu'da, Kaddafi, Saddam, Salih veya Mübarek'e bakın, o ülkelerde yaşayan başka bir önceki başkan, başbakan yok'' dedi.
"MİLOSEVİÇ OLMAYI TERCİH ETTİ"

Davutoğlu, Rusya'nın kendilerine geçmişte Esad ile iyi ilişkilerini hatırlatması üzerine şunu dediklerini de söyledi:
''Evet, 9 yıl iyi ilişkimiz vardı çünkü o zaman Esad kendi halkına karşı savaşmıyordu. Biz geçen yıl Esad'ın Suriye'nin Gorbaçov'u olmasını istedik ama o Suriye'nin Miloşeviç'i olmayı tercih etti. Bu problem.''
Türkiye'nin de ana yaklaşımının üç sütununu ''demokratikleşme, güçlü ekonomi, iddialı ve proaktif dış politika'' olarak tanımlayan Davutoğlu, Türkiye'nin ''üçüncü depreme'' bu felsefeyle girdiğini söyledi.
Davutoğlu, Türkiye'nin bölge ülkelerine ''rol modeli'' olmak gibi iddiası olmadığını çünkü her ülkenin kendi eşsiz özelliğine sahip olduğunu ve her ülkeye yönelik tek bir model sunulamayacağını söyledi.
Türkiye'nin Arap dünyasındaki yüksek popülerliğine değinen ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kahire'de, Libya'da coşkuyla karşılanmasını anlatan Davutoğlu, ''Neden? Birincisi Türkiye'nin demokrasisi, başarılı bir demokrasi örneği duymak istiyorlar, ikincisi Türkiye'nin ekonomik başarısı. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi Türkiye'nin aktif dış politikası ve bunu takiben prensipli bir dış politika yürütmesi ve nerede olursa olsun haksızlığa karşı sesini yükseltmesi'' diye konuştu.
Sonuç olarak, üçüncü depremin hala sürdüğünü ve ne zaman son bulacağının belli olmadığını belirten Davutoğlu, ancak parlak gelecek için vizyonlarının ''özgür ve demokratik bir bölge'' olduğunu söyledi. Davutoğlu, ''Soğuk Savaş yapıları bölgemizden silinmesi'' dedi.
Davutoğlu, bu konuda uluslararası sistemin temel siyasi değerlerinin diyalog, kapsayıcılık, ekonomik alanda adalet, kültürel alanda da karşılıklı saygı üzerine dayanması gerektiğini, bölgesel düzende de değerlerin siyasi diyalog, ekonomik dayanışma, çok kültürlü bir arada olma ve sağduyunun olması gerektiğini kaydetti.
Davutoğlu, Türkiye olarak bu esaslara dayanan tüm yenilikleri desteklediklerini ifade etti.
"TÜRKİYE AB ÜYESİ OLSAYDI..."
Öte yandan, Avrupa'da ekonomik krizle birlikte teknokrat hükümetlerin başa gelmeye başladığını ve AB'nin geleceğine yönelik büyük tartışmalar olduğunu belirten Davutoğlu, tam üyeliği amaçlayan Türkiye için AB'nin geleceğinin önemli olduğunu kaydetti.
Davutoğlu, şöyle konuştu:
''Eğer Türkiye AB'ye 2004 yılından sonra üye olsaydı, aramızda Kıbrıs gibi bariyerler olmasaydı, Fransa bazı fasılları engellememiş olsaydı, bugün biz AB üyesiydik veya müzakere sürecini neredeyse bitirmiştik. Eğer biz AB içinde olsaydık, AB siyasette stratejik olarak çok daha fazla etkili ve jeopolitik olarak çok daha önemli bir güç olacaktı, çok daha güçlü ve dinamik bir ekonomiye sahip olacaktı. Türkiye AB içinde olsaydı, AB kültürel olarak çok daha kapsayıcı, çok daha küresel bir toplum olacaktı.
Hala bizim entegrasyon hedefimiz devam ediyor. Çünkü Türkiye'nin olmadığı bir Avrupa tarihi olamaz ve olmayacak. Avrupa tarihinin bir parçası olmaya devam edeceğiz. Bunun yanında Avrupa'nın olmadığı da bir Türk kültürü olamaz ve Avrupa boyutu olmadan Türkiye vizyonu olamaz.''
Davutoğlu, eski mantalitelerin yakında sona ereceğini düşündüğünü ifade etti.
AA
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim