• BIST 96.378
  • Altın 144,129
  • Dolar 3,5608
  • Euro 4,0061
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 24 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Fransa'da 'Görünmez Müslüman' Dönemi!

Fransada Görünmez Müslüman Dönemi!
Ulusal Cephe Partisi 1930'ların dışlayıcı ve ırkçı yaklaşımıyla işgalci olarak takdim ettiği müslümanların hassasiyetlerini çarpıtarak veya korku salarak gündeme getirmesine sol partilerin dışında tepki gösteren olmuyor

16 Eylül'den beri müslümanların namaz vakitlerinde sokağa taşması yasak. Bu karar yoğun müslüman nüfusuyla öne çikan Marsilya, Lyon ve Paris'i dogrudan ilgilendiriyor. Içisleri Bakanı Claude Guéant için müslümanların sokakta namaz kılması: " yakışık almayan, kabul edilemez ve laikliği doğrudan hedef alan bir davranış", bu sebepten karara uymayanların cezalandırılacaklarını da ifade ediyor.

Bu karar Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin ulusal kimlik tartışmalarından sonra başlattığı "Fransa'da Islam" tartışmaları çerçevesinde ele alınıyor. Iktidarın "Fransa'da Islam" tartışmalarını (ırkçı ve popülist) Ulusal Cephe Partisi Genel Başkanı Marine Le Pen'in (Jean-Marie Le Pen'den sonra 2010'da partinin başına geçti) sokağa taşan müslümanları hedef almasıyla başlattıldığı düşünüldügünde, alınan kararın laikliğin ötesinde,  siyasi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Burka kararından sonra devletin  müslümanların sokağa taşmasına laiklik adına müdahale etmesi Sarkozy'nin Fransız Islam'ından anladığı "görünmez Islam" olduğunu söyleyebiliriz. Minare, burka ve sokakta namaz kılma kararlarının aynı bakışla değerlendirildiği ve dışarıya yansıyabilecek görüntülerin bir şekilde kapalı alanlara sıkıştırılarak görünmez hale getirilmek istendiğini düşünüyoruz. 

Laikliğin bu mücadelede kullanıldığını da ifade etmek gerekiyor. "Laiklik ne bir doktrin ne de dini olmayanların dinidir. Bilakis birlikte yaşama sanatıdır" diyor Fransa Hahambaşısı Gilles Bernheim. "Birlikte yasama sanatı" görüşü bir yana, Ulusal Cephe'nin Fransa'nin "işgal altında" olduğu  söyleminden yola çıkarak Avrupa'nın en yogun  müslüman nüfusunu hedef alması ve ötekileştirmesi "birlikte yaşama anlayışıyla" örtüşmüyor. Her ne kadar Le Pen müslümanları hedef aldığında bunu laiklik kavramı üzerinden yapıyor olsa da partisi açısından laikliğin bir değer olarak kabul edilmediğini ifade etmek gerekiyor. Marine Le Pen,  baba Le Pen'den uzaklaşmak istese de tavan ve taban laiklik konusunda aynı kanıyı paylaşmıyor.

Ulusal Cephe Partisi 1930'ların dışlayıcı ve ırkçı yaklaşımıyla işgalci olarak takdim ettiği müslümanların hassasiyetlerini çarpıtarak veya korku salarak gündeme getirmesine sol partilerin dışında tepki gösteren yok. Son olarak Marine Lepen kuzey Fransa'da bazı fast foodların helal hamburgerler sunmasına tepki göstererek dikkatleri "helal" ifadesi üzerinden müslümanları hedef aldı. Parti Batı Avrupa'da son on yıldır görülen yeni ırkçı partiler gibi yahudi karşıtlığını gizlemeyi yeğliyor (Hollandalı Wilders diğerlerinin aksine Israil'i açıktan desteklediğini ifade ederek klasik ırkçı parti çizgisinde olmadığını deklare eden tek ırkçı hareket). Ne var ki organize edilen anma toplantılarına bakıldığında Mareşal Pétain öne çıkan isimlerin başında geliyor. 1940-1944 tarihleri arasında Devlet Başkanı olan Pétain -Almanya adına- işgal altında ki Fransa'yı Vichy'den idare etti. 1945'te ihanet suçlamasıyla yargılandı ve cezalandırıldı.  

Fransa'da yaşayan müslümanların arivist (veya sosyal parazit) olarak takdim edilmeleri Fransa'nın yakın tarihinde kuzey Afrikalıların –özellikle Cezayirlilerin- oynadığı rolü konuşmamasından da kaynaklanmaktadır. İsmail Ferukhi'nin Cannes Film Festivali'nde yarışma dışı bölümde gösterilen ve geçen hafta Fransa'da gösterime giren  "Les hommes libres" (özgür insanlar) adlı filmi işgal altında ki Fransa'nın özgürlüğü için mücadele eden müslümanların hikayesini anlatıyor. Film konunun gündeme taşınması ve tartışılmasını sağladı. Film aynı zamanda Paris Merkez Camii Rektörü Si Kaddour Ben Ghabrit figürü üzerinden (yahudilere müslüman olduklarına dair belgeler dağıtan Rektörün  500 ila 1600 arasında yahudiyi kurtardığı tahmin ediliyor) yahudileri soykırımdan kurtaran müslümanların hikâyesini de anlatıyor. "Les hommes libres" son yıllarda başta siyaset ve medya dünyasının yönlendirmeye çalıştığı islamofobia içerikli görüşlere tarih perspektifinden yaklaşarak  cevap veriyor.

Bir tarafta işgal yıllarında yaşadıkları yerde güçlünün yanında yer almayarak mücadele eden Mağribliler diğer yanda işgal ordularına yardım edenler. Bir tarafta anılan Mareşal Pétain diğer tarafta D-Day (Amerikan askerlerinin Normandya çıkarması) günü isimleri dahi zikredilmeyen Mağribliler. Hürriyetlerini Amerikalılar kadar isimsiz kahramanlara borçlu olan Fransızların tarihleriyle yüzleşmeden 1960 sonrası yasanan ekonomik göç üzerinden müslümanları değerlendirmesi yanlış sonuçlara kapı aralıyor. 

Müslümanları ilgilendiren konularda gündeme gelen laikliğin bir kalkan olarak sağcı partiler tarafından kullanıldığını ifade ettik. Bu durum aslında Avrupa genelinde gözlemlenen yeni bir yaklaşıma değinmemizi de gerektiriyor. Laikliğin çoğunluğun dışında ki yabancılara dayatıldığı  ancak çoğunluğun mensubu olduğu dinin-mezhebin bütün avantajlarını muhafaza etmekle birlikte artırmasını ifade eden yeni sözcük "katolaiklik". Fransa'da oluşturulmak istenen "görünmez müslüman" tipide aynı bakış açısının ürünü. Bu durumdan katoliklerin dışında kalanlar şöyle veya böyle etkileniyor.

Türkiye'nin AB üyeliği 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin vazgeçilmez konularının başında geliyordu. 2012 seçimlerine giden Fransa'da Türkiye artık tüketilecek bir konu olmaktan çıkmış görünüyor. Bu noktada sağ cephe müslümanlar üzerinden oy toplayacaklarının sinyallerini veriyor. Özellikle Ulusal Cephe Partisi'nin başlıca konularının başında geliyor. Kamuoyu yoklamalarında gerilerde kalan Sarkozy'nin oylarını aşırı sağa kaptırmamak için -2007'de olduğu gibi- söylemlerini sahipleneceğini gösteriyor. Sahiplenmekle de kalmayıp somut olarak aldığı kararlarla da –son olarak alınan 16 Eylül kararı- kararlılığını göstermek istiyor. Ancak 2007'den farklı olarak seçmenin önemli bir bölümü güvenlik konularından önce ekonomik krize çözüm bulunmasını bekliyor. Sarkozy döneminde ulaşılan beş milyon işsizle de bu sahada puan toplaması zor görünüyor...


Dünya Bülteni

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim