• BIST 96.628
  • Altın 144,690
  • Dolar 3,5709
  • Euro 4,0165
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 23 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

'Feminist Hareket Başörtüsünde Çuvalladı!'

Feminist Hareket Başörtüsünde Çuvalladı!
İşte Hilal Kaplan'la yapılan röportaj...

 






 

Başörtülü yazarlar neyi 'dert' edinerek yazıyor?

Salt "başörtülü yazar" şeklinde kategori edilmesini doğru bulmuyorum. Çünkü bir insanı kimlik kategorisine indirgemek kolay bir şeydir ve sığ bir bakış açısıdır. Ama bir insan kamusal alana başörtüsü takarak çıktığından itibaren başörtüsü onun için simgesel bir anlam ifade ediyor. Onun gören herkes için ister istemez başörtülü kadın temsili oluyor.

Siz o kategoriye ne kadar giriyorsunuz?

Aslında bir insanın bir katagoriye indirgenemeyeceğini gösterebilmesi için çok etkin bir alanda çalışıyorum. Hem sözümü söylüyorum hem de yazıyla kendim ifade edebiliyorum. O anlamda benim salt başörtülü kadından daha fazla bir şey olduğumu gösteren özne olma halini yakalamaya çalışıyorum. Az çok birikimi olan herkesin bunu yapabileceğini düşünüyorum.

Bu kategori "Beni başörtülü kadın olarak görmeyin!" kompleksine neden olmuyor mu?

Bu kompleksten bir defa kurtulmak lazım. Bu şikayetin kendisi anlamsız. Siz ne kadar bundan şikayet ederseniz edin, ister istemez insanlar kolayına kaçacaktır. Bundan kurtulmanın yolu, ağzınızı açtığınız andan itibaren söylediğiniz özgün sözler ve birikiminizle siyasal özne olarak bu mecranın içinde kendiniz olma şansını yakalamak.

Peki biz ne zaman "başörtülü kadın" olduk?

"Başörtülü kadınlar" diye adlandırılan kategori aslında örtünen kadınların birebir kendilerinin arzu ettiği bir katagori değil. Mesela bu ülkede, Aleviler; "Ben Alevi'yim beni böyle kabul et" diye ortaya çıktılar. Kütler de öyle... Ama devlet bize "Sınıftayken sen başörtülüsün çık dışarı" dedi. Ve biz o andan itibaren başörtümüzle mimlenen kadınlar haline geldik. Maalesef ayrımcılık bunun üzerinden yapıldığı için biz de bunun üzerinden kendimizi savunduk.

Ne kadarız? Hepimiz aynı mıyız?

Başörtülü kadınlar gerçekten homojen bir grup değil. Osmanlıcı başörtülü kadınlar var, ama bir de aşırı modernist ve feminist teamülleri olan başörtülü kadınlar var. O yüzden biz o "Başörtülü kadınlar" diye anılan tamlamanın içine sığmıyoruz. Bundan çok daha fazlasıyız. Aslında başörtülü yazarlar nezninde de bu çok fazla kanıtlandı. Bugün bakın özellikle gazetelerde her birinin pek çok mevzuda birbirlerinden farklı düşündüklerini görüyorsunuz.

Bu kadınlar ne yazıyor?

Ben kesinlikle sadece başörtüsü yazdıklarını da düşünmüyorum. İçlerinde çok donanımlı olanları var. Edebiyatla, sosyal teori ile ilgilenen ve aynı zamanda aktivist yazarlar var. Tek bir konu üzerinde yoğunlaştığımızı düşünmüyorum. Ama farklılaştığımız konularda görüşlerimiz de farklılaşabiliyor. Bence bu çeşitlilik ve zenginlik.

Başörtülüler kendi mağduriyetlerinin dışında diğer hassasiyetlere ne kadar duyarlılar?

Aslında mağdur olan ezilen bir çok grubun zaaflarından biridir. Aslında hassasiyet diğer kesimlere nazaran dindar kesimde çok daha önce geliyor. En son yapılan bir araştırmaya göre Sünni kesimin yüzde 34'ü Cem evlerinin ibadethane olmasına "Evet" derken Alevi kesimin sadece yüzde 1'i başörtüsü yasağına karşı. Buradan baktığınızda aslında mütedeyyin zaafına katılmakla beraber diğer kesimlerde de benzer zaafların olduğunu görüyoruz.

Özeleştiri kültürü var mı?

Bir özeleştiri yapmak gerekir ama başörtü yasağını haklılaştıran argümanlar çıkıyor ortaya. Ona çok dikkat etmek lazım. Bakın bir başörtülü kadın başkalarının haklarını savunmak noktasında zaaf gösteriyor olabilir. Ama başörtüsü yasağının kendisi o yasağın öznelerinden bağımsız olarak bir zulümdür. Dolayısıyla o özneler ne yaparsa yapsın, nerede eksik kalırsa kalsın kesinlikle bu yasağın haksızlığı noktasında yasağın haklı olduğunu göstermez.

Feministler başörtüsüne nasıl bakıyor?

Türkiye feminist hareketi başörtüsü yasağı başladığı andan itibaren çuvallamıştır. 2008 yılında yine "Birbirimize sahip çıkıyoruz" diye bir bildiri vardı. Daha feminist teamülleri olan kadınlarla münferit kadınlar birbirimize sahip çıkıyoruz diyerek yazdığı bir deklerasyon vardı. Orada benim de imzam var. Bu örnekler az da olsa var. Sonuçta 28 Şubat gösterilerinde de başı açık kadınlar başörtülü arkadaşıma dokunma eylemlerine katılmışlardı. Ben de Boğaziçi'ndeyken rektör değişikliği nedeniyle sorun yaşadık. Mini etekli bir arkadaşım bana destek olmak için başörtüsü takarak okula gelip protesto etmişti.

Başbakanın başı açık kadınlara eleştirisi sizce doğru mu?

Başbakanın eleştirisi şu noktada doğru, başörtülü olmanın kendisi örneğin kadının özgürleşmesinin gerekçelerinden biri olarak kabul edemiyor başı açık kadınların çoğu. "Saldırgan erkek cinselliğinin bir sonucudur kadınların başını örtmesi" diyorlar. Burada ben şunu sormak isterim; diyelim böyle bir şey var. Bunun esas sonucu kadının bedeninin metalaştırılması nesneleştirilmesi adeta bir "Pazar" malı gibi kullanılması. Bugün herhangi bir reklamı açın alakalı ya da alakasız açık kadının o reklamda o ürünü iyi göstermek için kullanıldığını görürsünüz. Başörtüsü en başta kadının nesneleşmesini engelliyorsa oturup bir daha düşünmek lazım.

Belki de bunun sebebi mahremiyet algımızın farklı oluşudur...

Hepimiz aslında belli toplumsal kodlar dahilinde şekilleniyoruz. Biz Allah'ın ön gördüğü mahremiyet sınırları içerisinde kalmaya çalışıyoruz. Başkaları da toplumun olara dikta ettiği mahremiyet sınırları içerisinde kalarak yaşamaya çalışıyorlar. Sonuçta kimse yatakta giydiği geceliğiyle sokağa çıkmıyor. Kadınlar da erkeklerde belli bir sınır içerisinde giyiniyorlar. Çünkü toplum onlara bunu yapmaları gerektiğini söylüyor. Bizim için de toplumun dikta ettiğinden daha önemli bir mahremiyet sınırı var. O da Allah'ın bize vaaz ettiği sınır. O yüzden kimse bana özgürleşmeden bahsederken toplumsal olana itaat etmiyormuş gibi konuşmasın. Bir mahremiyet sınırına itaat ediyor, sadece o mahremiyet sınırını çizen özne bizim için Allah iken onlar için toplumun kendisi.

Başörtüsü özgürlüğün sembolümüdür?

Başörtülü olmak ve başı açık olarak birebir özgürlükle ilgili şeyler değil. Çünkü özgürlük başta manevi alanla tesis edilen benim için özgürlük Allah'a itaat ederek nefsimden uzaklaşmak. Başkasına göre de nefsine kul olduğu için özgürleştiğini düşünebilir. Kendisinin koyduğu bir mahremiyet sınırıyla yaşamıyor başkasının koyduğu bir mahremiyet sınırında yaşıyor.

İlkokulda başörtüsü konusu...

Aynı şekilde kadında sokağa çıktığında Allahın mahremiyet kurallarına itaat ediyor. Bir yerden sonra kişi cüzi iradesiyle karar verir. Kıymetli olanda budur. İlkokuldaki başörtüsünü böyle algılıyorum. İslami açıdan baktığımızda fıkıha göre kızlar buluçağına erdiğinde farz olan birşey. Seküler bir kod üzerinden konuşacaksak insan hakları beyannamesinde de var. Orada da ailenin çocuğunu inandığı din çerçevesinde yetiştirme hakkı var. Kızının bacaklarını ya da poposunu kapattırıyor aile. Burada kızın iradesini filan soran yok. Ama ne zaman başını da kapatmasını istese orada dur bakalım oluyor.

SİYASETTE MÜSLÜMAN DURUŞU OLMALI

Sizinde içinde bulunduğunuz "Henüz Özgür Olamadık" adında kitaplaştırılmış bir bildiri var. Nasıl ortaya çıktı?

2008 yılında anayasa değişikliği altında başörtüsü yasağının kaldırılması düşünülüyordu. Biz başörtülü üç arkadaş "Henüz Özgür Olmadık" bildirisini yayınladık. Ve o bildiri şuan Ak Parti'nin açılım yapmaya çalıştığı her şeyi içeriyor.

Böyle bir hassasiyet geliştirirken neyi referans aldınız?

Müslüman olarak eğer bir yerde bir hak ihlali varsa ve ben bunu İslam'a göre bir hak ihlali olarak kabul ediyorsam, bana uygulanması şart değil, en az kendi derdim kadar onu sahiplenmezsem benim imanımdan şüphe etmem lazım. Çünkü Peygamber Efendimiz böyle bir hayat sürdü. O sadece kendi haksızlığının derdine düşen değil, zulüm nereden gelirse gelsin mazlumun yanında olan bir tavır sergiledi. Biz nasıl başörtüsü yasağına karşı çıkıyorsak 'zulümdür' diye aynı şekilde Kürtler'in yok edilme çabalarına karşı durmak da bir Müslüman'ın görevi.

Peki seküler söylemle Müslümanların söylemi arasındaki farkı nerede bulacağız?

Türkiye'de dikkat ederseniz Müslüman kimliği üzerinden siyaset yapmak mümkün değil. Mesela üniversitelerde; Müslüman öğrenciler kulübü kurulamaz. Halbuki bu Avrupa'da ya da Amerika'da çok rahat yapılabilir. "Müslüman siyaseti" olarak tanımladığım bir oluşumun olması gerektiğini düşünüyorum. Hak ve özgürlükler noktasında da İslami bakış açısıyla yani Kur'an ve Sünnet etkisinde bir siyasal pozisyon alınabilir. Türkiye'de ki pek çok hak ve özgürlükler noktasında da bu özgün Müslüman duruşun tesirini ve yansımasını görebiliriz.

Seküler kesim ile mütedeyyin kesimin iletişimi nasıl bir şekil aldı?

Seküler kesimde sıkça karşıma çıkan bir söylem var. O da şu: Okuyan ya da araştıran bir başörtülü gördüğünde "Sen diğer kapalılardan farklısın." Söylemi. Bazı başörtülü kadınlar bu söyleme karşı; "Ben de sizin gibiyim beni sevin." söylemi geliştirdiler. Bu, kompleksin bir tezahürüdür. Çünkü Müslüman'ı diğerlerinden ayıran yönü öyle yaşaması. Biz yaşam biçimimizle, davranışlarımızla, hayallerimizle aynıysak farkımız nerede? Fark bir bez parçasından ibaret değil ve olmamalı. Bunu ötekileştirmek anlamında söylemiyorum. Dürüst bir dialoğun yolunu açmak için bu tavrın gerekli olduğunu düşünüyorum.

AKADEMİSYEN OLMAK KONUSUNDA ÜMİTVARIM

Siz ne zaman ve ne sebeple aktivist olmaya karar verdiniz?

Aktivistliği ben bir filli dua gibi görüyorum. 2002 yılında Bilgi Üniversitesi'nde başörtüsü yasağı başladı. Ben bir buçuk yıl kadar özgür okudum. Sonra Fatih Altaylı Hürriyet'te bir haber yaptı. O dönemde muhabirler derslere sızıyorlardı ve gizli kamerayla görüntüler çekiyorlardı. "Bilgililer okula başörtüyle giriyor" gibi sanki tehlikeli bir maddeymişiz gibi haberler yapıldı. O haberden sonra okulumuzda yasak başladı, tam vize dönemimizdi ve okula girmeme kararı aldık.

Ne yaptınız?

Ateist hocalarımız bize pastanelerde ders verdi, sınavlar yaptı. Çok farklı görüşten arkadaşlarımız "Biz de başörtüsü takarak girelim size yardımcı olalım" diye omuz çıkmaya çalıştılar. Müslüman erkeklerden çok daha duyarlıydılar. Sonra ben de "Bu devlet bunu bana reva görüyorsa kimlere neleri reva görüyordur" diye bir düşünce hasıl oldu. O andan itibaren Türkiye'nin siyasal tarihiyle hemhal olmaya başladım. Sosyolojiyle daha fazla ilgilendim. Lisansım psikolojiydi oradan sosyoloji alanına kaydım. Okulda imza kampanyaları düzenledik. Basın açıklamaları yaptık fakat yasak bir biçimde okulumuzda başlamış oldu.

Peki siz başörtüsü yasağından ne kadar mağdur oldunuz?

Hem lisans hem de yüksek lisansta kısa bir dönem mağdur oldum.

Başınızı açtınız mı?

Okula şapka takarak girdiğim dönemler oldu. Güvenlikle kovalamaca oynayarak okula girdiğimiz, yangın çıkışlarından okula girmenin yollarını bulduğumuz kantine hiç uğramadan sadece derslere katılarak okulda kaldığımız dönemler oldu. Okul benim çile doldurma yerimdi.

Siz akademisyen olmak istiyorsunuz. Bugünün şartlarında size ne kadar uzak, ne kadar yakın?

Başörtüsü yasağı çözülmeye mahkum bir yasak. Bu kadar yıllık baskıya rağmen bu ülkenin kadınlarının başı hala örtülüyse biz bir yere gitmiyoruz ve bu ülkenin gerçeğiyiz. Bunun er geç çözüleceğini düşünüyorum. Akademisyen olmam konusunda ümitvarım.

Konu özgürlükler olmasaydı yine yazar olur muydunuz?

Yazar benim için "Dert sahibi insan" demek. Derdini anlatmak için çaresizce kaleme sarıldım. Başörtüsü yasağı benim için dönüm noktası olmuştur. İkincisi ise Hrant Dink'in cenazesidir. Hrant Dink'in cenazesine gelen iki yüz bin insan beni çok umutlandırdı. Özgür olsaydım yazar olmazdım.

Neden?

Çünkü biz başörtülü kadınlar olarak okuduğumuz mesleği yapamıyoruz. Bu yüzden "Sadece okuyup yazabiliyorum elimde sadece bu var" deyip mücadele ediyoruz. Mesela, Sibel Eraslan herhangi bir üniversitede dekan ya da hakim ya da savcı olabilecek biriyken, önü tıkandığı için kalemi üzerinden savaş vermeyi tercih etti. Başörtülü kadınlar kalemlerine sarıldılar.

Yeni Şafak














Y

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim