• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 6 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

Falk: BM Siyasi İradeden Yoksun!

Falk: BM Siyasi İradeden Yoksun!
BM raportörü Richard Falk, tüm Filistin'in İsrail katliamına karşı uluslararası koruma altına alınmasını istedi

 

 

 

 

İsrail'in 2009 Gazze katliamında ağır bir savaş suçu işlediğini yazan, Gazze ablukasının insanlık suçu olduğunu ve İsrail'in hemen mahkemeye çıkarılmasını isteyen BM raportörü Richard Falk, Özgürlük filosuna kanlı baskınla ilgili olarak da sert konuştu.

Dünyaca ünlü hukuk profesörü ve uluslararası politika uzmanı Richard Falk Intifada-Palestine sitesine verdiği röportajda, İsrail'e karşı uluslararası hukukun harekete geçebileceğini ama BM'nin şu anki uluslararası çerçevesiyle uluslararası hukuku yürürlüğe koyabilecek siyasi iradeden yoksun olduğunun altını çizdi.

Richard Falk İsrailli askerlerin Gazze'ye insani yardım götüren gemiye kanlı baskının ardından verdiği röportajda, "Türkiye, geçici üyesi olduğu BMGK dâhil şikayetlerini âleni olarak ifade etti. BM'in harekete geçmemesi halinde, dünyadaki vatandaşların bir mahkeme kurması, delillere dayalı olarak gerçekleri belgelemesi, kanunları tarafsız bir ruhla yorumlaması ve hükümetleri, BM'i ve sivil toplumun diğer sektörlerini Boykot-Tecrit-Müeyyide kampanyası'nın kılavuz ilkelerine göre hareket etmeye zorlaması ve Gazze halkına âcil koruma sunması gerekir" dedi.

Falk röportajda fikirlerini şu şekilde ifade etti:

"Şayet çifte standarda başvurmaksızın uluslararası kaideler uygulanırsa, 'koruma sorumluluğu' doktrini, uluslararası câmia’nın müzmin işgal altındaki Filistinlileri ağır ihlallere karşı korumaya sevketmelidir; ve sadece Gazze'dekileri değil, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'tekileri de."

Birleşmiş Milletler tarafından Filistin topraklarındaki insan hakları durumunu incelemekle görevlendirilen Profesör Richard Falk, 2008 yılında BBC'ye yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'de yürüttüğü eylemleri Naziler tarafından işlenen toplu katliamlara benzetmişti.

SABRA'DA ŞARON'U SUÇLU BULMUŞTU

Richard Falk, 1982 yılında İsrail askerlerinin Sabra ve Şatilla kamplarında gerçekleştirdiği katliamlar sonrası, Ariel Şaron'u suçlu bulan beş kişilik uluslararası mahkemenin de üyesiydi. 

Princeton Üniversitesi öğretim üyesi olan Falk, İsrail'i suçlu bulmasından bu yana aldığı tehditler yüzünden ABD topraklarında Amerikan güvenlik güçleri, yurt dışında ise CIA ajanları tarafından korunuyor.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukayı hukuksuz olarak nitelendirdi ve kaldırılması gerektiğini, İsrail’in Uluslararası İnsâni Hukuku ihlal ettiğini söyledi. BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’nun (UNRWA) Gazze operasyonu’nun başındaki isim John Ging, BM’in ablukayı bertaraf ederek insâni yardım ulaştırması çağrısını yaptı ve ablukanın, Dördüncü Cenevre Konvansiyonu’nun toplu cezalandırmayı yasaklayan 33’ncü maddesinin doğrudan ve çirkin bir ihlali olduğunu belirtti. 1.5 milyon insanı toplu halde cezalandırarak uluslararası hukuku çiğneyip savaş suçu işleyen İsrail ise Gazze ablukasının güvenlik amaçlı olduğunu ileri sürüyor.

Elias Harb: Profesör Falk, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukanın, denizdeki silahlı çatışmalarla ilgili kuralları içeren San Remo Uluslararası Hukuk Kılavuzuna göre hukuki durumu nedir?

Richard Falk: San Remo Kılavuzu, 1987-1994 yılları arasında bir dizi uzman ve eski diplomat tarafından okyanuslarda ve sair uluslararası sularda güç kullanımına rehber olmak üzere hazırlanmıştır. Bu kılavuz, hukuki bir belge değildir fakat konuya hâkim uzmanların, savaş hallerinde uygulanan Uluslararası Teamül Hukuku’nun mutabık kalınmış içeriği hakkındaki kanaatlerini temsil eder. Kılavuzun dile getirilen maksadı, bir yere kadar, mevcut uluslararası hukuku beyân etmek ve bir yere kadar da, geçmişteki uluslararası uygulamalarda ele alınmamış denizdeki çatışmacı faaliyetlere mâkul bir şekilde hitap edecek arzulanır gelişmeleri ifade etmektir. San Remo Kılavuzunun mevcut boşluğu etkili bir şekilde doldurduğu konuda anlaşmalar hukuku olmadığından dolayı, bir tür esnek hukuk tüm devletler tarafından kabul gördüğü takdirde zaman içerisinde uluslararası teamül hukukuna dönüşür.

Tarafgir hukuk uzmanlarının bir tarafı kayıran kanaatler bulması her zaman mümkünse de, kılavuzun tarafsız şekilde okunması, eldeki örnekte İsrail’in Özgürlük Filosuna düzenlediği donanma saldırısının, mâkul bir şüphenin de ötesinde hukuksuz olduğunu gösterecektir. Örneğin, kalvuzun 47’nci maddesinin (c)(3)(ii) bendi, “sivil nüfusun bekâsı için vazgeçilmez olan insâni yardım misyonuna çıkmış deniz araçlarını saldırıdan muaf tutar.” Daha genel ifadeyle, San Remo Kalvuzu’ndaki 36-42’nci maddeler, denizdeki saldırıların katı bir şekilde askeri hedeflerle sınırlı tutulması gerektiğini, sivillerin zarar görmemesi için ihtiyat tedbirlerinin alınması gerektiğini vurgular. 31 Mayıs donanma saldırısı örneğine gelince, bu gemilerin insâni bir misyon için yola çıktıkları, Gazze’deki sivil nüfusun gıda, ilaç ve normal hayatın devam etmesi için zaruri inşaat malzemelerinden yoksun olduğu genelin bildiği bir durumdu.

Kılavuz, bazı belirli şartlar altında abluka uygulanmasına bir şekilde tartışmalı da olsa yetki vermektedir. Tartışmalıdır çünkü BM Sözleşmesi, ilk yapılan silahlı bir saldırıya karşı meşru müdaafayla haklı şekilde gerekçelendirilemeyecek tüm güç kullanımı yasaklamaktadır (Madde 2(4), 51) ve Gazze ablukası, sadece bu neden dolayısıyla bile açıkça hukuksuzdur. BM Sözleşmesi göz önüne alınmasa bile, Kılavuzun 93’ncü ve 101’nci maddelerine göre bu abluka, 102’nci maddenin (b) fıkrasına göre yine hukuksuzdur; söz konusu madde, “sivil nüfusa verilecek zarar, ablukadan beklenen somut ve doğrudan askeri avantaj karşısında aşırı ise veya aşırı olması bekleniyorsa” yasaktır der. 2007 yılı Haziran ayında başlayan bu abluka, Gazze nüfusunu gıdadan, tıbbi malzemelerden ve yakıttan uzak tutmak için tasarlanmıştır ve sağlık bakımından çok ciddi aksi neticeleri vardır. Silah ithalatını engellemek gibi sözde askeri hedefe, İsrail’in normal sınır denetimleriyle ulaşılmaktaydı.Siyonist liderleri, bu süreç zarfında, ablukanın cezalandırıcı olduğunu, 2006 seçimlerinde Hamas’a verdikleri destekten dolayı sivil nüfusu cezalandırmak ya da sivil nüfusun, Hamas yönetiminin sonucu olarak ve Hamas yönetimine misilleme olarak dayatılan zorluklara dayanmaktansa ablukanın kalkmasını tercih edeceğinden dolayı Hamas’ın çökmesine yol açmak için uygulandığını kabul etmişlerdir. Bu gerekçelerden hiçbiri de ablukayı hukuken geçerli kılacak bir temel sunmamaktadır.
 

Ayrıca, ablukanın gayri meşruluğunu teyid eden bir dizi teknik problem de var. Uluslararası câmiaya göre Gazze, işgal altındadır ve İsrail’i sivil nüfusu koruma göreviyle mükellef kılmaktadır. İsrail, Hamas idaresi altında olduğu müddetçe Gazze’yle silahlı çatışmada olduğunu iddia ediyor ama bu iddia, İsrail’in 2005 yılında Gazze’den çekilmesiyle işgalin sonlandığını dolayısıyla da uluslararası insâni hukuk çerçevesindeki görevlerinin bittiğini varsaymaktadır ki genel olarak kabul görmemiş bir iddiadır. İsrail’in işgal mevkii kabul edilse bile abluka gene de hukuksuzdur. Bir ablukanın hukuken geçerli olarak ilan edilmesi için karşıdakinin düşman bir devlet olması gerekir ki Gazze devlet değildir. Bunun anlamı, diğer devletlerin ve BM’in deniz faaliyetleri karşısında Gazze’nin hukuki olarak ablukaya tâbi tutulamayacağıdır.
Son olarak, eğer abluka, silahlı çatışma bakış açısından hukuki görülseydi bile, Dördüncü Cenevre Konvansiyonu’nun 33’nci maddesi çerçevesinde hukuksuz olacak hatta insanlığa karşı suç teşkil edecektir zira toplu cezalandırmayı kayıtsız şartsız yasaklamaktadır. Kısacası, İsrail’in, Gazze Şeridi’ne abluka uygulama hakkı iddiası için hukuki hiçbir temeli yoktur ve dolayısıyla da ablukaya riayete zorlama teşebbüsü, saldırıya uğrayan gemideki bayrağın ülkesine karşı saldırgan bir eylemdir. Aşırı ve orantısız güç kullanımı, zaptedilmiş çeşitli barış eylemcilerinin soğukkanlı bir şekilde infaz edilmesi, gemiye geceleyin terörist gibi inilmesi, diğer tutuklama yöntemleri mevcutken barış eylemcilerine gerçek mermilerle ateş edilmesi, eylemcilerin zorla ve mütecavizce gemilerden indirilmesi ve gözaltında tutulmaları, şahsi eşyalarına bilhassa da saldırının sesli ve görüntülü kayıtlarına el konulması, İsrail davranışının mücrimliğini artırmıştır.

EH: Yolcuların, filoya düzenlediği saldırıdan dolayı İsrail'e karşı yasal dava açma hakları var mı?

RF: Yolcular, cürmü işleyenlere veya saldırıyla ilişkisi olan yahut saldırıya izin veren sorumlu İsrailli siyasi ve askeri yetkililere karşı çeşitli egemen devletlerde, bu şıkkı sunan egemen devletlerde kesinlikle dava açabilirler. ABD'de haksız fiilden kaynaklanan zararlara ilişkin eski bir kanun (Tort Claims Act) düzenlemesi var ve yakın zamanlarda bu kanuna dayanılarak dava açılmıştı. Bu kanun, doğan zararlardan dolayı mağdurun dava açmasına izin vermektedir; Paraguay'da işkenceye katıldığı iddia edilen bir güvenlik yetkilisini (Filartiga davası) sorumlu tutmak için bu kanunun hükümleri işletilmişti. Benzer kanunlar diğer ülkelerde de var ve her ülkede hangisinin mümkün olduğunu incelemek gerekiyor.

EH: İsrail, ablukayı güvenlik gerekçesiyle uyguladığını söylüyor. Buna ne dersiniz?

RF: İsrail, işgalci güç olarak Gazze'deki güvenliği sağlamak için hareket edebilir fakat işgal altındaki nüfusu koruyacak şekilde yapmalıdır bunu. İsrail, güvenliğini ilgilendiren faaliyetler üzerinde etkin bir denetim uyguluyordu. Filo'daki gemilerin silah taşıdığı iddiasının yanlış olduğunu Siyonist ordusu açıkça biliyordu zira gemiler yola çıkmadan evvel kalkış yaptıkları çeşitli limanlarda güvenilir şekilde incelemeden geçirilmişlerdi. Demin de dediğimiz gibi, İsrail, bihakkın uluslararası çatışmanın olmadığı yerde, sivil nüfusun felâket denilecek ölçekte zorluklara katlandığı bir yerde abluka uygulayamaz. Ayrıca, saldırıdan önceki aylarda Gazze'den kaynaklanan ölümcül hiçbir şiddet olayı gerçekleşmemişti ki İsrail'in iddia olunan güvenlik kaygılarını hukuki bir dayanaktan mahrum bırakmaktadır.

 EH: İsrail, filo'daki insanlarla ilgili olarak, gemidekilerin insâni yardım eylemcileri değil şiddet yanlısı eylemciler olduğunu, ellerinde silah bulunduğunu ve barışçıl olmadıkları söylüyor. Buna ne dersiniz?

RF: İsrail'in anlatımı kusurlu görünüyor, bir dezenformasyon uygulamasıdır bu. Dahası, havadan gece düzenlenen bir saldırının yolcuları dehşete düşüreceği, yolculardan bazılarında kendilerini korumak için gerekli olan her ne ise onu yapmaya sevkedecek dürtülerin oluşacağı kesindir. Eğer saldırı hukuksuzsa, o halde yolcuların da meşru müdaafa hakları olduğuna, İsrail'in ise meşru müdaafa hakkının kesinlikle olmadığına inanıyorum.

EH: Uluslararası hukuk uyarınca, İsrail'in Gazze filosuna saldırısı bir savaş sebebi midir?

RF: BM kuruluş sözleşmesine göre kesinlikle bir saldırı fiilidir ve Uluslararası Teamül Hukuku'na göre savaş sebebidir. Meşru müdaafanın yapıldığına dair uygun bir iddianın olmadığı hallerin dışında her ne zaman güç kullanılırsa, bu girişim hukuksuzdur ve bu konuda olduğu gibiyse, savunma amaçlı olmadığı âşikar bir kuvvete örnektir; saldıran, suç fiili işlemiş olur ve hem saldıran devlet hem de devlet adına suçu işleyenler sorumlu tutulmalı, uluslararası suçların işlendiği yere kadar, hesap sorulmalıdır.

EH: BM, Uluslararası Hukuku ve Cenevre'yi kullanarak hareket geçmedi. Niçin?

 RF: Uluslararası Hukuk, İsrail'e karşı Uluslararası Hukuku harekete geçirecek mekanizmalara sahiptir, hukuk bu vakada onun tarafındadır ama BM, şu uluslararası çerçevesiyle Uluslararası Hukuku yürürlüğe koyacak siyasi iradeden yoksundur. ABD, uzun zamandır İsrail'i ve İsrail liderliğini Uluslararası Hukuk karşısında hesap vermekten korumuştur ve korumayı sürdürmektedir. İsrail'in cezadan muaf kalması rejimini sonlandırması doğrultusunda hükümetlerden ve kamuoyundan gelen yoğun baskıya rağmen bunu etkin bir şekilde sürdürüyor. BM, en güçlü üye devletlerin yapmaya hazır olduğundan daha azını veya fazlasını yapamaz. İsrail'in Filistin topraklarını işgalinden kaynaklanan hukuksuz davranışına karşı en büyük meydan okuma bugün sivil toplumdan gelmektedir. İsrail, belki de en çarpıcı şekilde Boykot, Tecrit ve Müeyyide kampanyasında çeşitli şekillerde tezahür eden “gayrimeşrulaştırma projesinden” duyduğu üzüntüyü dışa vurdu.

Tabandan gelen ve 31 Mayıs'taki saldırıyla neticelenen böylesi baskılar, dünyada İsrail'e dost hükümetlerin ve pek çok siyasi liderin bile acı bir şekilde yakınmasına yol açtı ve İsrail'i yumuşamaya sevkederek Gazze'ye gönderilen insâni yardımlar üzerindeki kısıtlamaları kısmen kaldırdı. İsrail, Özgürlük Filosuna saldırdığı için kızgın dünya kamuoyunu yalnızca sâkinleştirmek mi istiyor yoksa politikalarını Uluslararası İnsâni Hukuk uyarınca yeniden şekillendirecek mi gelecekte göreceğiz. Geçmiş tecrübelere dayanarak ihtiyatlı olunsa yeridir zira İsrail, sert politikaların yürütülmesini baskıların zayıflayacağı zamana kadar sadece askıya alarak, uluslararası taleplere boyun eğiyormuş gibi yapmaya ehildir.
 

EH: BM Güvenlik Konseyi siyaseyen iktidarsız görünüyor ve Filistin yanlısı dokuz Filistinliyi öldürmesine rağmen İsrail'i cezalandırmayı reddediyor. Bir sonraki hamle ne olacak?

 RF: İlk tepki, ilk soruyla aynı. Türkiye, geçici üyesi olduğu BMGK dâhil şikayetlerini âleni olarak ifade etti. BM'in harekete geçmemesi halinde, dünyadaki vatandaşların bir mahkeme kurması, delillere dayalı olarak gerçekleri belgelemesi, kanunları tarafsız bir ruhla yorumlaması ve hükümetleri, BM'i ve sivil toplumun diğer sektörlerini Boykot-Tecrit-Müeyyide kampanyası'nın kılavuz ilkelerine göre hareket etmeye zorlaması ve Gazze halkına âcil koruma sunması gerekir. Şayet çifte standarda başvurmaksızın uluslararası kaideler uygulanırsa, “koruma sorumluluğu” doktrini, uluslararası câmia’nın müzmin işgal altındaki Filistinlileri ağır ihlallere karşı korumaya sevketmelidir; ve sadece Gazze'dekileri değil, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'tekileri de.

EH: İsrail, Seyir Emniyetini Engelleyen Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Roma Konvansiyonu’nun 3’ncü maddesini ihlal etti mi?

RF: Konvansiyonun, 31 Mayıs’taki saldırının resmettiği türden “devlet terörizmine” ilişkin yorumlanıp yorumlanmamasına bağlıdır bu. Bu anlaşma, 1985 yılında Filistinlilerin İtalyan ticaret gemisine saldırdığı Achille Lauro vakasına bir cevap olarak müzakere edildi ve büyük ölçüde onaylandı. Madde 3’ün dili, İsrail devletine bağlı failler olmalarından kaynaklanan teknik zorluklar hâriç, İsrailli saldırganların hukuksuz fiilini tanımlıyor görünmektedir kesinlikle. 3’ncü Madde’nin 1’nci fıkrasının (b) bendi, ilgili bir suçu tesis ediyor görünmektedir çünkü “herhangi bir kişinin saldırı düzenlemesinin, şayet o kişi kanunsuz ve kasıtlı olarak gemideki bir kimseye karşı şiddet fiili işliyorsa, o geminin seyir emniyetini tehlikeye atması muhtemeldir” demektedir. Ayrıca Madde 3 (1)(g) ve Madde 3 (2), 31 Mayıs saldırganlarının hukuksuz fiil işledikleri izlenimini güçlendirmektedir. İsrail’in de taraf olduğu bu konvansiyonun devlet terörizmine de uygulanmaması için hukuki ve siyasi hiçbir iyi neden yok ve eğer uygulanırsa, Özgürlük Filosuna yapılan İsrail donanma saldırısının hukuksuz olduğu hükmünü güçlendirir.

 EH: İsrail, denizden uyguladığı ablukanın uluslararası hukuk nezdinde meşru ve tanınmış bir tedbir olduğunu, denizdeki silahlı çatışmaların bir parçası olarak yürütülebileceğini söylüyor. Sizce?

RF: Biraz önce söylediğimiz nedenlerden dolayı, bu abluka ne meşrudur ne de hukuki. Başlıca gâyesi, her hâlükarda zor şartlar altında yaşayan sivil nüfusa zarar vermektir. Hangi güvenlik endişesi mevcut olursa olsun, bir ablukayı gerektirmez ve abluka, bilhassada işgal şartları altında güvenlik elde etmenin kabul edilebilir bir aracı değildir.
EH: İsrail kaynaklarına göre, İsrail, Gazze filosu vakasıyla ilgili bir soruşturma yürütecek. Onlara göre uluslararası bir soruşturma gereksiz. Buna ne dersiniz?
 

RF: Böyle bir soruştuma çeşitli nedenlerden dolayı güvenilirlikten yoksundur. İsrail'in geçmişte yaptığı soruşturmalar, mesela 27 Aralık 2008-18 Ocak 2009 arasında düzenlediği saldırıyla ilgili olarak suç iddiaları hakkında yaptığı soruşturma tam bir örtbastı ve bir uluslararası soruşturma olan Goldstone raporunun ihtiva ettiği analiz ve hükümlere hitap edemedi. Tarafsızlık ve güvenilirlik ihtimali bu konuda da daha iyi durumda değil. Siyonist liderliği, saldırının meşruiyeti üzerindeki ısrarını zaten ilan etti ve bu iddiaları geçerli kılmak üzere İsrail hükümetinin atadığı bir soruşturma komisyonunu görevlendirdi; dahası, İsrail’in tâlimatına göre, komisyon’un saldırıya katılan askerleri sorgulama yetkisi yok; dolayısıyla da olayların ikna edici bir muhasebesini yapmak imkansızdır. Son bir şey de şu: 2009 yılında yayınladığı raporla Gazze saldırısı sırasında İsrail’in işlediği fiilleri mahkum eden ömürlük Siyonist Richard Goldstone’un şahsına yapılan kirli saldırılar, İsrail’de yaşayan ve filo saldırısı örneğinde hukuki, siyasi ve ahlâki zeminde İsrail’i eleştiren sonuçlara ulaşacak herkesin gözünü muhakkak ki korkutacaktır. Bir İsrailli, İsrail hükümetinin tutumunu destekleyen sonuçlara ulaşması için Güney Afrika vatandaşı Richard Goldstone’dan çok daha büyük baskı altında kalacaktır.
EH: İsrail’i gayri meşrulaştırma amaçlı bir küresel sivil toplum hareketine inanıyor musunuz?

RF: Evet, 31 Mayıs’taki saldırının yarattığı küresel sarsıntının, İsrail’i gayrimeşrulaştırma kampanyasını güçlendirdiğini düşünüyorum. Saldırının sonuçları, önce Özgür Gazze Hareketi’nin sonra da Özgürlük Filosu’nun deniz yoluyla insâni yardım ulaştırma taktiğinin etkinliğini ispatlamaktadır. Organizatörler niyetlerinin ablukayı sembolik olarak delmek olduğunu ve böyle yaparak, dünyanın dikkatini ablukanın suç oluşuna ve Gazze halkına çektirdiği acılara çevirmek olduğunu en başta ilan etmişlerdi. 31 Mayıs’tan beri taşmakta olan taban öfkesinin ve suçlamaların neticesinde oluşan baskılar, İsrail’i ablukadan sakınmaya veya hiç değilse insâni yardımların engellenmeden Gazze’ye girmesini izin verecek şekilde ablukayı değiştirmeye yöneltti her ne kadar İsrail’in bu taahhüde sonuna kadar gerçekten uyup uymayacağını değerlendirmek için geleceği beklememiz gerekiyorsa da. Aslında, sivil toplum ablukaya meydan okuyarak hükümetlerin ve BM’in yapamadığı veya yapmaya gönüllü olmadığı şeyi yaptı. Küresel Filistinle dayanışma hareketi şu an İsrail’in meşruiyetini özellikle de işgali ciddi şekilde tehdit ediyor ki işgalin başladığı 1967’den beri hiçbir zaman olmamıştır.
 

EH: Pek çokları, ABD’nin Ortadoğu barış sürecinde dürüst aracı nüfuzunu kaybettiğine inanıyor. Sizce?

RF: ABD’yi aracı olarak kabul etmek Filistin tarafının zayıflığının alâmetidiydi. ABD hiçbir zaman dürüst aracı olarak hizmet etmedi zira açıkça İsrail’in safında yer aldı. ABD yönetimi, İsrail’e verdiği şartsız desteği asla saklamadı ve Washington’ın desteği olmasa bile İsrail’in “felç edici ilhaklardan” (yerleşimler, ikâmet şartları, ev yıkımları, etnik temizlik) kaynaklanan pazarlık üstünlüğü her hâlükarda var ki geçmişteki müzakerelerde Filistinlilerin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları gibi meselelerin barış süreci diplomasisinden dışlamasına izin verdi. Uluslararası Hukuk, çekişmeli tüm konularda (sınırlar, yerleşimler, Kudüs, mülteciler, su) Filistin’in tarafında olduğundan dolayı böylesi bir dışlama can alıcıdır. ABD’ye bel bağlanmış olması, âdil ve sürdürülebilir bir barış arayışında kabul edilemez görülmelidir. ABD’nin aracı olmasına müsaade etmek, bir kocanın, bozuştuğu ve fakir düşmüş karısından boşanma anlaşmasını en yakın arkadaşının ve ortağının tâyin etmesini istemesine benzer.

EH: Son olarak, Obama’nın Kahire’de İslam dünyasına yaptığı konuşmanın üzerinden bir yıl geçti. O konuşmadan sonra, ABD-İslam dünyası arasındaki uçurumu kapatma yönündeki kazanımlar hakkındaki fikirleriniz neler?

RF: Âli bir hitabeti yansıtan o konuşmanın yaygın yanılsamalara yol açtığını, durumu iyileştiremediğini düşünüyorum. Her zaman olduğu gibi “âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Tel Aviv meydan okur okumaz Obama, omurga yokluğunu belli etti, dengeli bir politika gütme ve Filistin için self determinasyon endişesi taşımaktan imtina etti. Aslında Obama, Filistinlilere somut pek bir şey asla sunmadı ama yaptığı en mütevazı hamle bile (İsrail’in yerleşim inşaatlarını durdurması ki hukuksuzdur ve kalıcı olarak durdurulmuş ve yerleşimler sökülmüş olmalıydı) Tel Aviv’in meydan okumasıyla karşılaştı ve çok geçmeden Washington bu konuyu dile getirmeyi bıraktı. Eğer Obama, barış müzakerelerinin önşartı olarak uluslararası hukukun icra edilmesi çağrısını yapsaydı, ABD yönetiminin dengeye doğru yol aldığı hükmüne varmak mümkündü ve çatışmanın çözümünde uluslararası hukuku ciddiye aldığı anlamına gelirdi bu.
Şu andan itibaren, maalesef, kaydedilecek doğru izlenim, Obama ve Bush yönetimi arasında asli bir devamlılık olduğudur. Esasen, ABD kuvvetlerinin İslam dünyası boyunca hukuksuz şekilde yürüttüğü artan sayıda “özel operasyonlar”, İran’a karşı askeri harekât tehlikesinin artıyor olması, Afganistan’daki savaşın dehşet verici şekilde tırmanması ki yeni Amerikan dış politikasının acı çekmesine yol açmıştır, daha önce hiç olmadığı kadar tehlikeli ve yıkıcı bir hal almış görünüyor. Obama başkanlığı döneminde Amerikan yönetimi ne emperyal emellerinden ne de Ortadoğu yaklaşımından geri adım attı; şu anki davranışı, self determinasyon mücadelesi veren Filistin halkına hiçbir destek sunmuyor. Filistin mücadelesinin, ırk ayrımına karşı yürütülen mücadelenın son safhalarına benzemeye başladığına dair biraz ümit veren tek gayrimeşrulaştırma hareketidir. Bu sivil toplumun, âdil bir barışı sağlama doğrultusunda verilen uzun Filistin mücadelesini destekleyici nitelikte bir siyasi sonuç üretme başarısı gösterip göstermeyeceğini bekleyip görmek gerekiyor.

Intifada-Palestine

 

 

 

 

 

h

 

 

 

 

 

 

h

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • TSK'dan Kuzey Irak'a Hava Harekatı!12 Ocak 2017 Perşembe 11:13
  • Davutoğlu'ndan Darbe Komisyonu'na Yanıt!12 Ocak 2017 Perşembe 11:08
  • Kıbrıs Haritaları BM'nin Kasasında!12 Ocak 2017 Perşembe 10:33
  • CHP Bunu da Yaptı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:29
  • Amerika'dan Skandal! PYD’yi Masada İstiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:25
  • Rusya’dan Vize Atağı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:21
  • Irak, Nükleer Programa Geçiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:18
  • Başika’da Kalacağız!12 Ocak 2017 Perşembe 10:14
  • Diyarbakır'da 13 Köyde Sokağa Çıkma Yasağı!12 Ocak 2017 Perşembe 09:43
  • ABD'ye Terör Tepkisi!12 Ocak 2017 Perşembe 09:29
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim