• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 11 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Eşcinsellik hastalık değil günah ama zulüm yasak

Eşcinsellik hastalık değil günah ama zulüm yasak
Tesettür ve pornografi üzerine çalışan sosyolog Süheyb Öğüt eşcinselliği din ve devlet üçgeninde değerlendirdi.

 

 

 

 

 

EŞCİNSELLİK HASTALIK DEĞİL GÜNAH AMA EŞCİNSELLERE ZULÜM DE YASAK  
Milliyetçilik de günahtır, niye buna o kadar tepki verilmiyor, diye soran Öğüt, “Müslümanların günahlar arasında hiyerarşi kurmaması gerekir” diyor.  
Tartışma Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın “Eşcinsellik hastalıktır, tedavi edilmelidir” demesiyle başladı. Ama kabinede farklı düşünenler de var. Sağlık Bakanı Recep Akdağ “Türkiye’de eşcinsellik yaşayanlarca zor şeydir. Ayrımcılık sebebi olabilir. Toplum insaflı olmak durumundadır” dedi, Başmüzakereci Egemen Bağış “Ben eşcinselliği bir hastalık olarak görmüyorum”. Konu Meclis’e taşındı. Türkiye Psikiyatri Derneği "Eşcinsellik bir hastalık değil yönelim farklılığıdır, hastalık yaklaşımı 40 yıl önce terk edildi. Eşcinsellik bir cinsel tercih değildir. Kişinin iradesinden bağımsızdır” açıklaması yaptı. Avrupa’dan, Amerika’dan itirazlar geldi. En özgürlükçülerin bile soru ya senin çocuğun dendiğinde en hızlı yasakçı kesildiği, eşcinsellere yönelik nefret suçlarının arttığı, dinlerin bu konudaki hükmü değişmediği ama “özgür modern dünya”da yaygınlığı ya da görünürlülüğü arttığı için de kafaların iyice karıştığı, hayli tartışmalı bir konu eşcinsellik. Tarih kadar eski olduğu da kesin. Dinlerin yaklaşımını, eşcinsellik ne zaman ve neden hastalık olarak görüldüğünü, Müslümanların bu konuda ne yapması gerektiğini Dr. Süheyp Öğüt ile konuştu. Bilgi Üniversitesi’nde siyaset okuyan, Sabancı Üniversitesi’nde felsefe master’ı yapan Öğüt doktorasını da “Tesettür ve Pornografi: Egemenliğin İki Diferansiyeli” üzerine yaptı. Fıkıh usulü profesörü Salim Öğüt’ün oğlu olan sosyolog, biyosiyaset, fundamental ontoloji, egemenlik, meta fetişimizinin genel ekonomisi, tekillik, queer ve feminist teoriler üzerine çalışıyor.  
 
 
Konunun kuşkusuz biyolojik, psikolojik, sosyal, siyasi, dini pek çok boyutu var. Bugünü ve sorunu anlayabilmek için en başından başlayalım mı?  
Eşcinsellik tarih kadar eski. Bildiğimiz bütün eski medeniyetlerde var. Mesela Samuraylar biseksüeldir, şiir yazarlar, şiirlerini de erkeğe yazarlar. Aşk duyulacak nesne çok uzun bir dönem boyunca erkek olarak kabul edilir pek çok medeniyette. Kadın aşk değil üreme nesnesi olarak görülür. Hıristiyanlık ve İslam’la beraber eşcinsellik yok olmadı. Sadece mahremleşti, gayr-ı meşrulaştı.  
 

Homoseksüel tanımı  ilk ne zaman yapıldı?   
 

Patolojik bir kimlik olarak 18. yüzyılda tanımlandı. Aynı zamanda mastürbasyon yapan çocuk, histerik kadın ve fetişist gibi başka patalojik kavramlar da ortaya çıkarıldı.  
 

Semavi dinlerden herhangi biri bunu patolojik olarak görmüyor değil mi?  
 

Hayır, üç semavi dinde de bu, patolojik bir durum değil, bir günahtır.  
 

Peki, homoseksüellik patolojiktir, tanımının moderniteyle nasıl bir ilgisi var?  
 

Çünkü modernitede egemen iktidar yani devlet açısından en temel mesele bedendir. Beden bir siyaset haline geliyor. Çünkü modernite kapitalizm, kapitalizm de şehirleşme, çarpık yapılaşma, kanalizasyonların olmaması, salgınlar, ölümler demek. Dolayısıyla devlet, monarşi döneminde olduğu gibi artık ölümlere duyarsız kalamıyor ve “sağlıklı ve normal bir toplum yaratacağım” diyor.  
 

NASIL ‘HASTALIK’ OLDU?  
 

Sağlıklı  tamam da “normali” nasıl belirliyor?  
 

Zaten sıkıntı da burada çünkü modernleşme aynı zamanda sekülerleşme demek. Sekülerleşme öncesi dönemde normu, yani hükmü, olması gerekeni hep din belirlemiştir. Dinin hükmünü bertaraf edeceksiniz ama hangi meşruiyet kaynağından hareketle? Söyleyemiyor o yüzden. Psikanalizde de normal tarifi yoktur. Freud ‘çalışabilen ve aşık olabilen herkes normaldir’ demiştir ama pek itibar edilmemiştir. Normal tarif edilemediği için de önce her şeyin patolojik olanını tarif edip patolojik olmayanı normal olarak kabul eder. Patolojik acı çeken demek bir yanıyla. O yüzden tedavi edilmesi gerekir.  
 

Kim belirliyor patolojik olanı, tıpçılar mı?  
 

Önce tıbbi bilimler belirliyor sonra sosyoloji giriyor devreye. Modernleşmenin ayyuka çıktığı Fransız ihtilali döneminde bütün kadim iktidar figürleri bertaraf ediliyor. Geriye hiçbir norm kalmadığı için müthiş bir kaos oluşuyor. Buna anomi deniyor, yasasızlık durumu. Bundan sonra pozitivistler diyor ki -ki sosyolojinin ortaya çıkmasının temel sebebi de budur: Toplumu stabilize etmemiz, istikrarlı ve düzenli hale getirmemiz lazım. E bunun için de herhangi bir norm kalmadığı için sosyolojinin ikinci babası Durkeim, toplumun çoğunluğunun yaptığı şey normaldir, geri kalan da patalojiktir, diyor. Dolayısıyla toplumun çoğunluğu faşistse, Yahudiler hiçbir suçları olmasa da patolojiktir ve imha ya da tedavi edilmelidirler gibi bir sonuç çıkıyor. Batı “sekülerizmle birlikte dinin iktidarından kurtulduk” derken bilimin ve devletin iktidarına girmeye başlıyor. Bedenin bir mesele olması, ona ait bir normun tespit edilememesi ve ancak patolojik olanın tespiti ile homoseksüel diye bir kimlik ortaya çıkıyor.    
 

YATAK ODASI SİYASETİ 

 

Devletin bir iktidar odağı olarak beden siyaseti yapmasıyla Marguis de Sade’ın yatak odasında felsefe ve siyaset yapması arasında nasıl bir bağlantı var?  
 

Modernite Fransız ihtilali döneminde aynı zamanda kadim otorite figürlerinden, kiliseden, monarşiden, aristokrasiden bir özgürleşme hareketi olarak ortaya çıkıyor. Bunlar iktidarlarını monarşiden yani toplum ahlakı  üzerinden kuruyorlardı. Ama toplum ahlakı da tartışmaya açık bir şeydir oysa. Mesela cahiliye döneminde kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek toplum ahlakına uygundu… Dolayısıyla monarşiyi kökünden kazımak için toplumsal ahlakını ortadan kaldırmaya, otorite figürlerinin en hassas oldukları cinsellik üzerinden siyaset yapıyorlar. Ve pornografik metinler yazıyorlar. Risaleler halinde Marie-Antoinette’in ensest ilişkilerini, sefahatlerini yazıp resimliyorlar. Bunu en aşırı düzeyde yapan da ahlaksızlığı şiar edinmiş olan Marguis de Sade.  
 

Temel amaçları  ne bunları yaparken?    
 

Şu söylenmeye çalışılıyor: Bütün o gelenek, otorite figürleri cinselliği yatak odasına hapsetti. İktidarını da bunun üzerine kurdu. Eğer yatak odasını bu esaretten kurtarır ve yatak odasını bir tür kamusal alan haline getirirsek bu figürler de yok olacaklar. Yatak odası pratiklerinin dışarı taşmasını tamamen siyasi bir eylem olarak görüyorlar. Moderniteyle birlikte yatak odası ve bizim oradaki halimiz bir mesele haline geliyor. Nasıl bir cinsellik yaşadığını iki yönlü olarak önemseniyor: Bir taraf eşcinselliği patolojik olarak tanımlıyor ve kötü bir şey yapıyor, spermini boşa harcıyorsun dolayısıyla aileyi yani efektiviteyi yani üretimi mahvediyorsun diyor. Otoriteden kurtulmak isteyenler de yatak odasını dönüştürmeye çalışarak yatak odasını bir özgürleşme mekânı olarak tarif ediliyor.  
 

Yani monarşiye karşı  çıkanlar da moderniteyi kurmaya çalışanlar da yatak odası  siyaseti yapıyor.  
 

Bir mütekabiliyet ilişiksi var, evet. Hem egemen iktidara karşı çıkanlar hem de egemen iktidarın temel meselesi yatak odasının ve oranının pratiklerinin kamusal mesele haline getirmek.  
 

TOPLAMA KAMPINDA GİBİYİZ 
 

Bugün herkesin, farklı  toplum kesimlerinin eşit ve özgür olarak bir arada yaşadığı  bir toplum ve devlet düzeninin oluşturulması temel amaç. Eşcinsellerin görünür ve bazı haklara sahip olmayı istemesine demokratik açıdan nasıl bakmak lazım?  
 

Seküler demokrasi için eşcinsel taleplerin varlığı değil yokluğu sorundur. Diğer bütün kimlikler kamusal alana iştirak edebildiği gibi bir eşcinsel iştirak edemiyorsa bu bir sıkıntıdır fakat şunu sormamız lazım: Bu seküler demokrasi nasıl teşekkül etti? Benim iddia odur ki genel demokratın perspektifi biyosiyasaldır.  
 

Biyosiyasal ne demektir?

Devletin insanları sağlıklı  steril normal hale getirmek için yaptığı tüm teptiplere biyosiyasal denir. Bunlardan biri de aile planlamasıdır. Devlet size nasıl çocuk yapacağınıza, ne kullanacağınıza, yatak odasındaki en mahrem halinize dair bir direktif verir. Bu moderniteyle başlayan bir şey. Biyosiyasette devlet size, “Senin iki tane hayatın var, biri mahrem biyolojik doğal hayatın, diğeri siyasi hukuki ictimai bir hayatın. Yatak odana girip cinselliğine dair direktifte bulunduğumda senin siyasin hayatınla ilgili değil biyolojinle ilgili bir tertibatta bulunuyorum” diyor. Bizi bir zoe yani bir biyolojik yığına, nesneye indirgeyerek yaparak bunu. Ve devletin karşısında salt biyolojik bir yığın olarak kaldığımız nokta toplama kampıdır. Toplama kampında insanlar ictimai ve hukuki boyutundan soyutlanmış, biyolojik bir nesnedir.  
 

DEVLET MAHREM ALANA GİRMESİN  
 

Bu konu aynı  zamanda mahrem bir konu. Devlet bu işin neresinde olmalı? Olmalı  mı?  
 

Mahremiyet kişinin en kişisel temel meselesi. O olmadan var olmak mümkün değil. Kişi mahrem alanını  kendisi belirlemeli ve ilan etmelidir ki tanınsın. O yüzden birbirimizi tanırken mahremiyet alanlarımızı tanırız. Sınırlarımızı tespit edemezsek zaten ihtilaf çıkıyor. Bir arada olabilmemiz için birbirimizin mahremiyetine sadakat göstermemiz gerekiyor. Bugün en büyük sıkıntılardan biri bu. Dün mahremiyetin sınırlarını din tesis ediyordu, bugün tamamen egemen iktidara tahvil edilmiş durumda. Benim bedenimin mülkümün sınırlarını nihai olarak hukuk karar veriyor. Ama olağanüstü hal ilan ettiğinde bu hukuku rafa kaldırabiliyor. Tıpkı başörtüsü yasaklarında olduğu gibi. Kişi diyor ki, başörtüsü benim mahremiyetim. Devlet diyor ki bunu mahrem olarak görme. Ne benim bu benim mahremiyet alanım demem, ne devletin hayır bunu mahremiyet olarak görme demesi rasyonel değil. Rasyonel karar verilemeyen noktada bireyin ne dediği önemlidir. Asgari bir müşterek nokta tespit etmek yerine bunun azamisini tutturmak zorunda. Yani sen başını örtüyorsun sen de dekolte giyiyorsun o zaman müşterek nokta boyun hizası olsun, herkes böyle giysin diyemez. Başını açana da nasıl giyinmek istiyorsa öyle giyene de bunu sağlamalı, bunun hukukunu kurmalı, devlet zaten bunun için var. 
 

BEN ZOE DEĞİLİM DEMELİYİZ  
 

Yatak odası  siyaseti yapan eşcinsel derneklerini eleştirdiğiniz nokta neresi?  
 

Devlet biyosiyasetle yatak odalarımıza yani mahremimize girdi. Eşcinsel, feminist, liberal hareketler de yatak odasını yani mahremi kamusal alana taşımaya çalıştı. Sonunda olan hep mahremiyete oldu. Şu anda toplama kampı düzeni içinde mahremiyetimizin hiçbir anlamı kalmamış durumda. Egemen iktidar tarafından eşcinsel denilen bir kategori kuruldu, üstelik de bastırılması için. Ama buna itiraz edenler de bu kimliklendirme üzerinden siyaset yapıyor. Bu tıpkı diş macununu ortadan sıkanlar patolojiktir, yasaklanmalıdır denmesine karşı, buna itiraz edenlerin “Biz diş macununu ortadan sıkanlarız, itiraz ediyoruz” diye ortaya çıkması gibi. Hele ki bu pratik diş macunu değil de en mahrem alan olan yatak odası pratiği ise bunun da bir kamusal alan kimliği haline gelmesi çok sıkıntılı bir şey. İkincisi de şu: Yatak odasının dışarı taşmasına, icra ettikleri siyasetin de bir yatak odası siyaseti olmasına dönüşmesine sebebiyet veren bir şey. Birisinin kendi yatak odasını kamusal alana taşımasıyla diğer kişinin de kamusal alanı yatak odasına müdahale etmemesini talep etmesi arasında çok ciddi bir fark var. Birinde siz gidip ben bu mahrem olanın mahrem olmamasını talep ediyorum diyorsunuz, mahremiyetleri ihlal edilecek şekilde siyasallaştırıyorlarsa burada bir sıkıntı var. Bugünkü demokrasi perspektifi tam da buranın mahremiyetini ihlal edilecek şekilde tesis edilmeye çalışıyor. Biz bunun tersine çevrilmesini istiyoruz.  
 

Siz ne öneriyorsunuz?  
 

Kendinizi yatak odasıyla kimliklendirdiğinizde kendinizi biyolojik yönünüzle cinselliğinizle yani Çıplak halinizle kimliklendiriyorsunuz. Bunun Yunancadaki karşılığı zoe’dir, hayvanlar için kullanılır politik teoride. Toplama kampındaki adamın, tehcir edilen Ermeni’nin durumu bir zoe durumudur. Dolayısıyla egemen iktidardan çektiğimiz ne varsa temel olarak bizi bir zoeye indirgemesidir. Bununla mücadele ederken de “Hayır ben bir zoe değilim” demeniz gerekiyor.  
 

BAŞÖRTÜSÜ  YASAĞI İBRET OLMALI 
 

Mahrem olanı  kimin tanımlayacağı, mahrem alanı kimin tertip edeceğinden bahsediyoruz. Başörtüsü kullanan bunu mahrem olarak görüyor ve devletin başörtüsünü normal dışı olarak tanımlamasına itiraz ederken ister istemez bu noktadan devletin patolojik olarak kategorileştirdiği noktadan ‘başörtülü oluştan’ hareket ediyor. Burada da buna benzer bir yanlış durum yok mu?  
 

Bu da çok netameli bir konu. Aslında başörtülüler diye bir grubun olmaması lazım. Kişilerin kendisini böyle kimliklendirmesi manasız. Çünkü pantolonlular, şapkalılar diye gruplar yok. Belki en fazla başörtüsü mağdurlarından bahsedebiliriz. Tartışmanın yürümesi gereken nokta şu: Hak ve özgürlük istediğiniz merci kurduğu hukuku olağaüstü halde yine kendisi ihlal ediyor. Başörtüsü meselesi herkese ibret olmalı. Bugün başını örtenleri başını açmaya zorlayan merci yarın herkesin göğsünü açmasını isteyebilir. Dolayısıyla başörtülü olsun olmasın herkesin oturup egemen iktidarla bunun hesaplaşmasını yapması lazım. Bu hukukun içinde nasıl bir kısa devre söz konusu, nasıl oluyor da sen buna karar veriyorsun diye sorması lazım. Bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var.  
 

HASTALIK DEĞİL GÜNAH  
 

Eşcinsellik konusu Türkiye’de nasıl algılandı?  
 

Türkiye’de seküler figürler arasında belki de en sınır nokta olarak eşcinseller görülüyor. Niye böyle, buna hızlıca bir cevap vermek mümkün değil. İlk söylenecek olan Kur’an’ın günah olarak tanımlamasıdır. Elbette Kur’an’da eşcinsel diye bir tanımlama yok. Livata konusu bir mesele olarak vardır ama başka pek çok günah konusuyla birlikte. Dolayısıyla bu bizim şuurumuzda olan bir konu, bir ihlal olduğu. Ama mesela faiz ve gıybetten de leş yemek olarak bahsediliyor. Yani hiç öyle hafif bir konu değildir. Mesela Hazreti Ali, ısrar edilen küçük günah büyük günahtır, diyor. Zina etmemiş olabilirsiniz ama her gün sigara içiyorsanız bu artık büyük günahtır. Dolayısıyla günah da izafi bir şey. Bir hiyerarşi kurmaya gerek yok. Günahın en küçüğü de Allah’a isyan demektir ve zulüm demektir. Fıkhı terminolojide bir ayrım yok. Dolayısıyla küçük bir çocuğun elinden lolipopunu almakla ona tecavüz etmek arasında mahiyet itibariyle fark yok. İkisi de zulümdür. Allah kendi katında bunu farklı değerlendirebilir ama bizim başka türlü değerlendirme şansımız yok. Çocuğun elinden şekerini alan adamı görmezden gelebilirim, tecavüzüne karşı çıkmalıyım deme şansımız yok. Bu İslam’a aykırıdır. Yoksa kötülüğün kendisini sıradanlaştırırsınız. Bunun şöyle bir örneği var: Peygamber iki kadından bahseder. Biri fahişedir, susuz bir kediye süt verdiği için cennete gider. Diğeri namazında niyazındadır ama kediye süt vermediği için cehennemlik olmuştur. Süt vermemenin kendisi müthiş bir günah, zulüm olarak ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla bizde de böyle telakki edildi. Kemalizm nedeniyle seküler bir kamusal alanın teşekkül edilmesi, balolar, faizli bir sistemin oluşması, dini tedrisatın kaldırılması, Afet İnan’ın hep yazdığı gibi dinin bir hurafe olarak tanımlanması, dolayısıyla böyle bir yapı insanları rahatsız etti ama bu zihniyetin bu yapının böyle devam edeceği kabul edildi ve bir noktada bu bir sınır ölçüsü olarak kabul edildi gibi geliyor bana. 
 

ZULMEDİLMESİNE KARŞI  ÇIKILMALI  
 

Yani?    
 

Yani heteroseksüel, beyaz, Türk, batılı, saçı açık olan ama transparan giymeyen, belki rahat bir cinsel hayat yaşayan ama bunu aleni yaşamayan bir figür ‘normal’ olarak tasdik edildi. Bu, sürdürülebilir bir ekonominin figürü olarak görüldü. Sonrasında bunların üzerine yeni kimlikler eklenip sınırın ötesine bir şeyler geçmeye başladığında insanlar isyan etmeye başlıyorlar, bu da mı gelecekti başımıza diye. Eşcinsellik bunun son noktası. Eşcinselden önce şu kadar ‘günah ölçeğiyle’ başa çıkabiliyorduk ama bu artık sınırı aşmış bir şey bunu da getirmesinler başımıza diye bir infial çıkıyor.

İşte burada bir sıkıntı var. Sıkıntı bundan önceki İslam’ın nehyettiği, yasakladığı bütün o halleri insanların biraz daha normalleştirdiklerini, zulüm günah olan diğer halleri o kadar da zulüm olarak görmedikleri anlamına geliyor. Bir şeye bir zulüme diğer zulümlerden daha fazla tepki gösteriyorsanız -çünkü eşcinselliğin diğer bütün günahlarda olduğu gibi adı zulümdür. Allah’ın adil olarak emrettiği şeylerin dışındaki her şey zulümdür- bunu diğerlerinden başka bir yere koyuyorsanız, eşcinsele baktığınızda diğer seküler figürlerden daha fazla öfke duyuyorsanız bu bir problem bana göre. Bu imani bir mesele. Ya siz de psikolojik anlamda bir takıntı söz konusu ya da İslam’ın nehyettiği diğer pratikleri o kadar da kötü olarak görmüyorsunuz demektir. Bu da bir büyük sıkıntı. Mesela milliyetçilik, ırkçılık en az eşcinsellik kadar neydilmistir İslam’da Ama bugün toplumumuzun büyük çoğunluğu milliyetçi. Ve birileri bunu eşcinsellikten daha az sıkıntılı bir durum olarak görüyor. Şu eşcinselliğe gösterilen tepki milliyetçiliğe gösterilseydi zamanında bugün böyle bir yapıda olmazdık. Eşcinsellik sapıklıktır, Allah’ın yolundan sapmaktır, tıpkı milliyetçilik/kavmiyetçilik gibi.   
 

DİNDARLARA HASTA DİYE BAKANLAR VAR  
 

Müslümanlar eşcinsellere ve eşcinsellerin taleplerine nasıl bakmalı?  
 

Dün eşcinsellerin kendisi patolojik olarak görülüyordu, bugün eşcinselliğin kendisini hoş bir şey olarak görmeyen, korkan, patolojik olarak görenler patolojik olarak görülüyor. Bunun adı homofobi. Psikolojik tedavi merkezleri var homofobikler için. Ben artık bu oyundan çıkılsın diyorum. Mesela Müslümanlar çıkıp ‘bu hastalık’ demesinler. Bunun dindeki adı günah. Günahtan daha ağır bir şey yok benim için. Bu tahrip etmek değil. Günahtan arınması için patolojik olup olmaması bir mana ifade etmiyor. Bir şey çok patalojik olabilir ama günah olmayabilir. Ben tam da buna bakıyorum. Bugün dini yaşamaya çalışan insanlar sekülerlerce zaten patalojik olarak görülüyor. Bizim için de pek çok kişi hasta diyorlar. Bu söylemden çıkalım o yüzden. Bunu kabul ettiğimiz anda karşı çıktığımız moderniteyi yeniden üretiyoruz. Kimsenin bana patolojik olarak bakmasını istemiyorum. Biz birilerine hasta gözüyle bakıyoruz, birileri de bize söylüyor aynı şeyi. İkincisi de artık netleşelim. Eğer eşcinselliği kötü yapan şey İslam’ın yasakladığı bir şeyi yapmaksa, bunu sadece eşcinseller yapmıyor, bunu bilelim. Derdiğimiz İslam’ın reddettiğini reddetmekse o zaman bizim her noktada daha uyanık olmamız söylemsel alanda münakaşa etmemiz, anlatmamız lazım, biz bunu niye kötü görüyoruz diye. Bunu ayrı bir yere koyduğumuz zaman bu imani bir meseledir.  
 

Eşcinsellerle Müslümanlar kendilerini tanımlayan ve kısıtlayan otoriteye karşı birlikte mücadele edebilir, siyaset yapabilir mi?  
 

Benim için kişilerin anlamı  o anda zalim olmaları, mazlum olmaları ya da zulmün kendisiyle mücadele etmeleridir. Ben dünyaya bu ölçekte bakıyorum, Allah da benden bunu istiyor. Mesela bir tarafta çırağını döven hakkını vermeyen bir esnaf var. Diğer tarafta da çırağına güzel davranan hakkını veren ona ihtiram gösteren bir gayri Müslim ya da inançsız. Müslümanın çırağını dövenle mücadele etmesi gerekir. Müslüman olmayana İslamı da tebliğ etmeli tabi ama bugünkü Müslümanların en büyük handikapı şu: Gidip şu adamı müslüman yapalım. Zulmü görmeden, itiraz etmeden. Halbuki zulmü herkes yapabilir. Bir çırak eşcinsel olabilir, Yahudi olabilir, diş macununu ortadan sıkabilir. Benim için bir şey ifade etmiyor. Tıpkı zalim olduğunda hiçbir şey ifade etmediği gibi.  
 

MİNİ  ETEK GİYENE TECAVÜZ EDİLEBİLİR Mİ  DİYECEĞİZ? 
 

Diyanet eşcinselliğin hiçbir şekilde kabul edilemez diyor ancak eşcinselleri hedef göstermeden rencide etmeden giderilmesi gerektiğini söylüyor?  
 

İslam’ın yarattığı her şey zaten norma fıtrata uygundur, dışındaki her şey terstir. Fıtrat olarak bahsedilen şey fıtratı selime yani sağlam güzel fıtrattır. Bir ilahiyatçı bu yaratılışa uygun değildir der zaten. Ama hastalıktır dendiğinde nefsi hasta olmuş demektir, içki içen de bu durumdadır. Ama ben hastalık demeyelim diyorum çünkü bizim böyle bir tanımımız yok. Günah zulüm demeliyiz.

Şu önemli Müslümanlar açısından: İslam’da iki erkek kardeş ergenlik çağından sonra yan yana yatamazlar. Bu bir ölçüdür ve hepimizin bilkuvve eşcinsel ve ensest temayülümüz var demektir. Ergenlik boyu iki erkek kardeş birlikte yatıyor banyo yapıyorsa ve eşcinsel ensest bir ilişkiye giriyorsa o noktadan sonra buna patolojik diyemezsiniz. Bu ‘normal’dir. Çünkü Allah böyle söylemiş. O yüzden bu bizde patolojik olmadığı, hepimizin böyle bir temayülü olduğu ve Allah da bu konuda uyardığı için ötekileştiremeyiz, sen eşcinselsin hep öyle kal diyemeyiz.  
 

İşin bir de nefret suçu sayılan boyutu, eşcinsellere yönelik şiddet boyutu var. 
 

Pek çok eşcinselin evi polis ve çevre tarafından biliniyor, evlerine giriliyor, tacize tecavüze uğruyorlar. Bunlar anlatılıyor ama hasıraltı ediliyor. Tıpkı  göçmenler gibi. Kimsesiz figürler bu ülkede nefret simgesi haline getiriliyor. Bu bir zulümdür. Zulme karşı durmak gerekir. Ben mini etekli bir kadına derim ki böyle giyinmen bu bir zulümdür, günahtır. Ama ona taciz edilirse bu da bir zulüm olur ve ben bununla da mücadele ederim. Fakat pek çok Müslüman maalesef mini eteği zulüm olarak görüyor, mini etekliye tacizi reva görüyor. Eşcinsellik günahtır, ama eşcinsele tecavüz etmek, onun evine tecavüz etmek de günahtır ve bunların hepsiyle mücadele ederim.     
 

PEYGAMBER EBU LEHEB’LE KONUŞUYORDU  
 

Siz eşcinsellerle konuşuyorsunuz. Seminerler verdiniz. Neler konuştunuz?  
 

Evet, üç defa seminer verdik. Gelin konuşalım niye beraber olmayacağımız niye beraber siyaset yapamayacağımız konuşalım dedik. Geldiler, çok memnun kaldılar, biz de öyle. Biz onlara sizi şu nedenle eleştiriyoruz dedik. Ben İslam’ın temsil ve tebliğ edilemeyeceği hiçbir yer görmüyorum görmemeliyiz de. Efendimiz cehennemin en dibinde olduğunu düşündüğümüz Ebu Cehil ve Ebu Leheb’in ayağına gitmiştir kaç defa. Kaldı ki karşımızda böyle negatif figürler de yok. Neden eşcinselle, onların neden zulmettiğini konuşamıyoruz? Konuşmamak, birilerini ötekileştirmek ve lanetli hale getirmek modernist bir tavırdır, İslami değil. Bunu yapanlar modernist olduklarını, dini ihlal ettiklerini ve Allah’a hesabını vereceklerini düşünüyorum. Aksini düşünüyorlarsa bana bunu anlatmaları gerekiyor. Efendimiz şunu söylüyor: Bir yerde bir kötülüğü gördüğü zaman bir Müslüman ya eliyle, ya diliyle, ya kalbiyle buğz edecek. Bunu yapmadığı müddetçe iman etmiş olmaz. İman etmedikçe cennete gidemez. Eşcinseller tacize tecavüze uğruyorum şiddet görüyorum dediğinde bunların hiçbirini zulüm gibi görmüyorsanız burada imani bir sorun var demektir.  
 

SEKÜLERİZM KISA DEVRE YAPIYOR  
 

Homofobi sadece dindarlara özgü bir şey değil ama…  
 

Öncelikle bu kavram da eşcinsellik gibi bir iktidar aracı. Zamanında eşcinselleri patolojikleştirenler şimdi de eşcinselliği tenkit edenleri patolojikleştirmeye başladılar. Bu beni kıl ediyor. Bu memlekette eşcinselleri patolojikleştirenler sadece Müslümanlar değiller. Başta Kemalistlerdir. Hala da öyledir. Ortodoks Kemalist bir aileye gidin oğlunuz eşcinsel deyin bakalım, “A ne güzel, modern dünyada olur böyle şeyler” mi diyecekler acaba? Askeriyede de öyle. Yükselemiyorlar eşcinsel kimlikliler. Hatta ispat ederseniz eşcinsel olduğunuzu askerlikten muaf tutuluyorsunuz. Nasıl ispat edileceği de ayrıca çok muhataralı bir konu. Yani şunu görelim: Sekülerizm bugün sadece dindarlar üzerinde kısa devre yapmıyor. Ben evet camide istediğim hutbeyi veremiyorum, Kuran kursunu kuramıyorum; imam hatibe gidemiyorum gitsem iyi bir yere girebilecek şekilde çıkamıyorum, başörtümü takamıyorum evet, doğru, ama sekülerizm sadece bu noktada sorunlu değil. Ruhban okulu da açılmıyor hala, Ermeniler hem askere alınıyor hem erden başka bir şey olamıyor, hala Ermeni bir valimiz yok… Ben eşcinselliğe karşı çıkıyorum, seminerler veriyorum, kitap yazıyorum bu ayrı bir konu ama şunu da soruyorum. İlla olsun diye değil ama burası seküler bir devletse niye bir eşcinsel ya da Ermeni genelkurmay başkanı olmuyor. Müslümanlar sadece ‘ben niye başörtümle askeriyeye giremiyorum’ diye sorarak kendisiyle çelişkiye düşüyor.

 

 

 

 

g

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim