• BIST 97.533
  • Altın 145,901
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 19 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Ergenekoncular'da Nükleer Silah Mı Var?

Ergenekoncularda Nükleer Silah Mı Var?
ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'deki darbeci generaller Adana-İncirlik'te bulunan 90 adet nükleer bombaya el koyarsa ne yapacağız? sorusuna cevap için 12-13 Nisan'da toplanıyor.

 

 

 

 

 

Turquie Diplomatique son sayısında yeniden çarpıcı bir konuyu manşetine taşıdı. Dergiye göre, ABD Dışişleri Bakanlığı: Türkiye'deki Darbeci Generaller Nükleer Bombalara El Koyarsa Ne Yapacağız?'ın cevabını arıyor.

Türkiye'de yapılan 27 Mayıs Darbesi'nden sonra ABD Dışişleri Bakanlığı'nda üç gün süren gizli bir toplantı yapılmış ve burada, Türkiye'dekilerle beraber, ABD dışındaki topraklarda bulunan Amerikan nükleer silahlarının güvenlik durumu ele alınmış. Toplantıya ilişkin gizli raporda şu ifadeler yer alıyor:

"Türkiye gibi siyasi açıdan istikrarsız olan bir ülkede, bir darbe düzenleyen ordu liderleri, uygun bir şekilde korunmayan nükleer silahlardan biri veya birçoğunun denetimini ele geçirip, rakip güçler veya mevcut hükümet karşısında bu silahları bir tehdit unsuru olarak kullanabilir. Bu, Türkiye’de ciddi bir tehdit unsuru oluşturmaktadır. Bu ülkede o denli büyük bir istikrarsızlık hakimdir ki, NATO Başkomutanı General Norstad, tüm silahların Türkiye'den derhal çıkarılması yönünde üç kez emir vermiştir."

Adana-İncirlik'te halen 90 Adet Nükleer bomba bulunmakta. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 43 ülkenin katılımıyla 12-13 Nisan 2010 tarihleri arasında ABD’nin başkenti Washington'da bir Nükleer Güvenlik Zirvesi yapılacak.

ABD'nin Avrupa’da halen takriben 480 adet nükleer silahı bulunmakta. Silahlar, genelde Kuzeydoğu Avrupa’da konuşlanmış şekilde, NATO üyesi altı ülkedeki sekiz askeri üste tutuluyor. Silahların konuşlandığı tüm ülkeler arasında, Almanya, üç nükleer baz ile -ki bunlardan ikisi, tam işler şekilde çalışmaktadır- en fazla nükleer silah barındıran ülke olarak görünüyor. İçlerinden birçoğunda da, en az 150 adet bomba bulunmakta. İtalya ve Türkiye’de her birinde 90 adet bomba yer almakta; 20 adet bomba da Belçika ve Hollanda’ya yerleştirilmiş bulunmakta.

Nükleer silahların yerel hava üslerindeki denetimi, ABD Mühimmat Destek Filosu MUNSS tarafından her üste özel olarak gerçekleştirilmekte. Her MUNSS’de, yaklaşık olarak 110 personel istihdam edilmekte ve silahların fiziki güvenliği, bakımı ve lojistiği, bu kişilerin sorumluluğu altında bulunmakta.

Türkiye'deki Darbeci Generaller Nükleer Bombalara El Koyarsa Ne Yapacağız?

Turquie Diplomatique gazetesinde yayınlanan habere göre; Türkiye'de yapılan 27 Mayıs Darbesi'nden sonra ABD Dışişleri Bakanlığı'nda üç gün süren gizli bir toplantı yapılmış ve burada ABD toprakları dışındaki topraklarda bulunan nükleer silahların güvenliği ele alınmış. 29 Aralık 1969 tarihli Dışişleri Bakanlığı Toplantı Zaptı'nda şu ifadeler yer alıyor:



"Atom Enerjisi Ortak Komitesi'nden Bay Holifield NATO’nun işlevini artık yitirmiş olduğuna ve atıl bir görünüme büründüğüne dair endişelere kapıldığını belirtmiştir. Bu bir endişe kaynağı olmalı mıdır, yoksa çoktan ölmüş bir kurumun başında ısrarla beklemekte miyiz? NATO yeniden canlandırılabilir mi, yoksa artık başka alternatifler mi aramalıyız? NATO’nun askeri gücü konusunda kendi kendimizi kandırıyor muyuz?

Kendisi, birkaç yüz milyon dolar harcadığımız ve İtalyan üssüne yerleştirdiğimiz üç Jüpiter füzesini görünce, şaşkına döndüğünü aktarmıştır. Bir sabotajcı, birkaç dakikada tüm bu füzeleri yerle bir edebilir; yerleştirildikleri noktadan üç yüz yardadan az uzaklıktan herhangi biri tarafından patlatılabilmeleri an meselesidir. Ayrıca, konuşlandıkları ülkenin, Komünist Parti’nin son seçimlerde %28 oranında, Hıristiyan Demokratların ise sadece %34 oranında oy aldığı istikrarsız bir ülke olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurmak gerekir.
NATO’daki çikolata renkli (zenci) askerlere güvenebilir miyiz?

... Almanların, onlara kalitesiz teçhizat verdiğimizi bilecek; ve bir gerilim durumunda, elimizdeki iyi teçhizattan isteyecek, aksi takdirde savaşmayacak kadar zeki olduklarını sanıyorum.

Nükleer silahların korunmasından sorumlu komutanlar, bombaların; bulunduğu ülke birimlerinin kullanması için depolanan nükleer silahlarımız olduğunu, yabancı bir ülkenin komutanına söyleyemez.

Bir görevli, nükleer silahların nerede saklandığının yabancı kuvvetler tarafından bilinmesini önlemek için, öncesinde nasıl sahte sevkıyat yaptıklarına dair ayrıntılı bir açıklamada bile bulunmuştu.

Bir diğer endişe konusu ise, mevcut nükleer mühimmat muhafaza düzenlemelerine ilişkindir. ABD, bu silahların korunması için 18 yaşında, Amerikan vatandaşı ve gönüllü askerleri kullanmaktadır. Bu görevi üstlenen bir ABD’li askeri görevli görüşmemizde, herhangi birisi mühimmatı ondan almaya veya savaş uçaklarını kaçırmaya çalışırsa, ne yapması gerektiği sorulmuş; ancak görevli bu soruya yanıt verememişti. Ardından, diğer görevlilerle yapılan görüşmelerde, daha önceden ezberledikleri ve 500 kelimeyi geçmeyen açıklamaları okur gibi söylemişlerdi.

Farklı bir bağlamda, Yunanistan’da, Bulgar sınırından altı mil ötede, söz konusu Amerikalı görevliler, silahları mesafeli bir şekilde ve ulaşılması imkansız üslerde korumaktadır. Ara vermeksizin sekiz saat nöbet tutmaları gerekmektedir. Yabancı personelle iletişim kurma konusunda fazla yetenekleri yoktur. Ekibin ziyaretinden bir hafta önce, içlerinden iki genç adam, yorucu çalışma koşullarından dolayı çılgına dönmüşler; sabırları taşmıştı. Ekibin incelemeleri sonucu, buranın daha gerçekçi bir şekilde korunması için ilave ABD’li görevlilerin gelmesi gerektiği yönündeki tespitinin üzerine, ABD’li yetkililer, bunun son derece maliyetli olacağına dikkat çekmişlerdir. Ancak, nükleer silahları korumakla görevlendirilen personel, birer “eğitilmiş silah” değildir ve herhangi bir olumsuz durumun ortaya çıkması durumunda, ani bir reaksiyon yetenekleri bulunmamaktadır. Sadece, silahların ateşlenmek üzere hazırlanması için gereken gözden geçirme prosedürlerinin yürütülmesi ve bu esnada istenmeyen bir durumun karşılarına çıkması veya bir deneme sırasında, bir silahı bakım için cephaneliğe geri göndermek konusunda eğitilmişlerdir.

Üçüncü bir endişe konusu ise, bir kaza olması durumunda, bununla mücadele etmek için gereken düzenlemelerdir. Bulgar sınırı yakınındaki Birinci Yunan Bölüğü’nün desteklenmesi için gereken silahlar söz konusu olduğunda, söz konusu silahlar Atina’nın güneyinden, Tanagra’dan getirilmektedir. Silahları taşıyan kamyonları, Amerikan muhafızlar eşliğinde Yunanlı şoförler sürmektedir. Bu seyahat sırasında herhangi bir kaza olması durumunda (nükleer silahların neden olduğu kazaların %99’una yakını, bu silahların taşınması esnasında meydana gelir), muhafız kumandanın ne ölçüde karşılık vereceği konusunda kendisine bir soru yöneltilmiştir. Bu konuda herhangi bir yeteneğinin bulunmadığı yönünde cevap vermiştir. Ayrıca, yolculuk sırasındaki iletişim için, Yunanistan’ın kamu telefon sistemine bağımlıdır. En yakın patlayıcı mühimmat imha birimi, İtalya-Verona’dadır.

Bulgaristan sınırına altı mil uzaklıkta olduğu bir noktada, Yunanistan’ın askeri radyosuna bir mesaj gönderebilir; bu yüzden de Yunanlı yetkili tarafından onun erişimine uygun bir noktaya yerleştirilmiştir. Ancak, Ekibin ortak kanısı, bir kazanın gerçekleşmesi durumunda, bununla mücadele etmedeki yeteneksizlik göz önünde bulundurulduğunda, ortaya çıkacak zarar o denli büyük olacaktır ki, söz konusu ülkede veya başka bir Avrupa ülkesinde nükleer silah depolamaya yönelik olarak kamuoyunun artık hiç tahammülü kalmayacaktır. Böylelikle, silah depolama programının bütünü tehlikeye düşecektir.

Dördüncü bir endişe ise, Türkiye gibi (veya muhtemelen Yunanistan ve hatta İtalya gibi) siyasi açıdan istikrarsız olan bir ülkede, bir darbe düzenleyen ordu liderleri, uygun bir şekilde korunmayan nükleer silahlardan biri veya birçoğunun denetimini ele geçirip, rakip güçler veya mevcut hükümet karşısında bu silahları bir tehdit unsuru olarak kullanabilir. Bu, Türkiye’de ciddi bir tehdit unsuru oluşturmaktadır. Bu ülkede o denli büyük bir istikrarsızlık hakimdir ki, NATO Başkomutanı General Norstad, tüm silahların Türkiye'den derhal çıkarılması yönünde üç kez emir vermiştir.

Güvenlik durumu, titizlikle incelenmiş; ardından da, 144b Anlaşması uyarınca, hizmete özel bilginin yabancı hükümetlere verilip verilmemesi konusunda bir değerlendirmeye gidilmiştir. Acaba, bir darbenin ardından kurulan yeni hükümet söz konusu olduğunda da benzer bir değerlendirmeye gidilebilir mi?

Nihai endişe kaynağı ise, ev sahibi ülkelerin, nükleer silahları ABD’li muhafızların elinden alıp kullanma olasılıklarıdır. İstanbul’da düzenlenen bir kokteyl sırasında, bir Türk generalinin Bay Holifield ve Bay Aspinell’e söylediğine göre, "NATO bir savunma ittifakı değil saldırı ittifakı olmalı; önleyici savaşın da derhal başlatılması gerekmektedir. Almanya, gerekirse güçlerini bir araya getirip Sovyetlere karşı kullanmalıdır. Müttefikler, Sovyetler karşısında mücadele etmek için tek yumruk olmalıdır."

12-13 Nisan'da Washington'da yapılacak toplantıya Başbakan Erdoğan'ın da katılması bekleniyor.


Ekler


Belge1: 29 Aralık 1969 tarihli ABD Dışişleri Bakanlığı Toplantı Zaptı'nın 1. sayfası


Belge2: Toplantı Zaptı'nın Türkiye ile ilgili kısmı

 

timeturk

 

 

g

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim