• BIST 108.052
  • Altın 143,033
  • Dolar 3,5299
  • Euro 4,1310
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 27 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

DİRİLİŞ FIRSATI

Fatih Tezcan

“Kimseyle fazla bir şey paylaşmayacaksın!” diyordu Kemalist bir amca geçenlerde…

“Cebine dikkat etsene, sana en yakın olan odur” deyip cebini gösteriyordu…

Dinleyen diğer arkadaş ‘evet, haklısınız’ deme gafletinde bulunduğunda vehameti fark ettim.

“Sizin inanç durumlarınızı biliyorum amca ama düşünsenize kişi Allah’a inanıyorsa Allah ona en yakın dolayısı ile cebinden yakın değil midir?

Ve Allah paylaş diyorsa o zaman sizin savunduğunuz durum değişmez mi?” dediğimde acı acı tebessüm etmekle yetinebilmişti ak saçlı ateist amca…

Sadece bu kısa dialog bile bu memlekette bir ruh katliamı yapıldığının,

Sadece bu düşünce tarzı bile zihinlerin iğfal edildiğinin alameti değil midir…

*****

Ben işte bu memlekette mektep gibi bir gün yaşadım dün…

Öğlen Mustafa İslamoğlu’nun hutbesini dilemek üzere Akabe’deydim…

İslamoğlu, ‘Alah’ın Maksadı Nedir?’ meselesini dert edinenler için başlı başına bir fırsattır ve ne ironiktir ki o da dün hutbesinin başlığını belirlerken konu başlığı olarak aynı kelimeyi seçmişti: FIRSAT!

Endülüs’ün kaçırdığı fırsatı anlattı mesela… İngiltere kralı John ile Endülüs Emevileri arasında ‘Müslüman olma ön şartlı’ gerçekleşen asker yardımı pazarlığını meselesini ve kaçan kocaman bir fırsatı…

İngiltere asırlar önce Müslüman olabilirdi… Ama olmadı…

Merzifonlu’nun hainini anlattı mesela…Avusturya’nın fethi fırsatının nasıl kaçtığını…

Taif’i anlattı mesela… Yesrib Medine olurken Taif’in nasıl Taif kaldığını…

*****

Hemen ardından Hayri Kırbaşoğlu hocayı Analiz Merkezi Toplantıları’nın ikincisinde AKV’de misafir ettik…

Hayri Kırbaşoğlu, Din’in, ed Din’in, orijinal Din’in ne olduğu ve doğru Dini tavrın ve hayatın ne nasıl anlaşılabileceğini ve yaşanabileceğini merak edenler için büyük bir fırsattır.

Sünnet nedir, mezheb nedir, bunlara kafa yoranlar için ufuk açıcı bir rehberdir, fırsattır.

BİR DİRLİŞ VE DİRENİŞ PROJESİ OLARAK SÜNNET idi toplantı gündemimiz ve Hayri Hoca kelimenin tam anlamıyla konunun hakkını verdi…

Buraya konu başlıklarını almam dahi sayfalar sürecektir.

Gelen yüzü aşkın insandan aldığımız olumlu geri dönüşler yüzümüzü güldürdü.

Gelemeyenler için ifade edebilirim ki, fırsatı kaçırmadınız, hafta içi toplantının videosunu paylaşacağız…

 

Allah bu fırsatların müstefidlerinden kılsın….

Hayri hoca lafını esirgeyen biri değildir ama zaten laflarını da çok sağlam bir din anlayışı üstüne kurar…

Feyz dağıtmak veya okurunu, dinleyenini parçalamak, hırpalamak gibi amaçları yoktur.

O düşündürmek ister…

“Allah’ın maksadı nedir?” konusuna kafa yoranlar için İslamoğlu hoca neyse Kırbaşoğlu odur…

Mustafa hocanın ‘Ankara Okulu’nu takib edin, hataları olmaz olur mu, ayıklamayı öğrenin ama takib edin ve orada bir isim var ki çok dikkatle ve önemle okuyun, sakın fırsatı kaçırmayın,  o isim Hayri KIRBAŞOĞLU’dur’ demesi sanırım yeterlidir…

Dün Hayri Kırbaşoğlu nasıl dirilebileceğimizi ve direnebileceğimizi anlattı.

Kuran ve sünnetten deliller getirerek yaptı bunu.

Ama Muhammedizm’in, Din Mafyası’nın ne usulunu ne uslubunu ne safsatalarını değil Allah’ın indirdiği dinin gereği olan taakkul’u/akıl yürütmelerini, tefekkür’ü/fikretme  yetilerini, tedebbür’ü/arka plansorgulamalarını  tavsiye etti.

Peygamberin yolundan gitmek isteyen bizlerin ilk yapması gereken şeylerin, emin insanlar olmak ve ‘ne olacak bu dünyanın ve Müslümanların hali’ demek olduğuyla başladı…

Çünkü Muhammed a.s Mekke ve Hira’da böyleydi, bunları yapmıştı…

‘Müşrikleri anlayamayan Tevhid’i asla anlayamaz’ dedi mesela…  

‘Yüzde 99 Müslüman ülke lafı kocaman bir şehir efsanesidir’ görüşündeydi…

Güçlü ve özenilen bir medeniyet kurma mecburiyetimizden söz etti mesela… Endülüs’ü anımsattı…

Batı Medeniyeti’ne İslam elbisesi giydirmeye çalışmanın nasıl yanlış bir yol olduğundan dem vurdu…

Bunun için ‘Kur’an’ın insan ve ümmet tasavvurunu’ iyi anlamamız gerektiğini ekledi…

Hayri Kırbaşoğlu hoca dün demokrasiyi eleştirdi…

Bizim buna ihtiyacımız olmadığını, bizim ‘istişare ve şura’ müesseselerimizin bize yeteceğini ve bunların doğru olduğunu söylediğinde ben finaldeki ‘ekstra teşekkürler’ notlarıma bir madde daha ekliyordum…

Zira öyle düşünüyorum ki demokrasi, ‘koyunlaştırılan kalabalıklara koyunluklarını resmen onaylatma rejimi’ olarak kullanılmaktadır.

Sorunların altında boğulmamamız gerektiğini, zaruret-i hamse’yi bir metot olarak kullanabileceğimizi ifade etti…

Kırbaşoğlu’nun “Can güvenliği dini korumaktan öncedir çünkü can olmazsa dini yaşayacak insanlar bulamazsınız” sözleri üstüne konuşulabilecek sözlerinden sadece birisi…

İncirlik gibi bir tesisi olan ülkenin bağımsızlıktan söz edemeyeceğinin altını çizerken şimdiye kadar bu yer için Müslümanların ne yaptığını sorguladı…

Tıpkı neden ‘Emperyalizmle ve/veya Kapitalizmle Mücadele Derneği’mizin, neden Alışveriş Çılgınlığıyla Mücadele‘ derneklerimizin olmadığını sorguladığı gibi…

‘Potansiyellerimizden sorgulanacağız’ dedi ve hemen tüm problemlerimizin ortasına ‘Münker Hadisi’ diye özetleyebileceğimiz hadisi unutmamızı koydu…

Hadisi hatırtmak gerekirse mealen, ‘Bir münker gördüğünüzde elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle engellemeye çalışın. Bu da olmuyorsa kalbinizle buğz edin ama bu sonuncusu da olmuyorsa bilin ki hardal tanesi kadar imanınız kalmamış demektir.”

Bunun etrafında bir misal ondan bir tane benden geldi…

Açık artırmaya kalksak sanırım salondan yüzlerce misal çıkardı çünkü Resulullah’ın bilmediğimiz bir duası vardı: “ALLAH’IM! BENİ ALIŞTIRMA!”

Galloway’dan de önce biz çıkmalıydık dedi yollara mesela…

Yöneticilere yüklendi çokça…

“Direniş, mukavemet Müslümanlığımızın merkezinde olmalıdır” derken çok samimiydi…

Daha birçok konuda olduğu gibi…

Buradan bir kere daha kendisine samimi teşekkürlerimi gönderiyorum…

*****

Çıkışta, Hayri Hoca, sevgili Prof. Dr. Cevat Özkaya Hoca ve Asım Öz ile birlikte CRR’a geçtik…

Bir Sezai Karakoç belgeseli hazırlamıştı CİNE5 ve adını da Gün Doğmadan koymuştu…

Bu memlekette Diriliş denildiğinde, İttihad-ı İslam denildiğinde ilk akla gelen isimlerdendir Karakoç…

Bir nesil Sezai Karakoç ile Necip Fazıl ile tanımıştır ‘Diriliş’ davasını…

O nesilden Beşir Atalay, Mehdi Eker gibi isimler dün oradaydı, Abdullah Gül ile bir röportaj belgesele gömülmüştü…

Bizim gibi şiirle olan ünsiyetini tahfif etmiş kimliklerin şiirlerinden çok Diriliş ve İslami Birlik fikirleriyle daha yakından alakadar olması normaldir…

Muhammed olan isminin ‘nüfus memurunun hatası’ ile Ahmet olarak kütüğe yazıldığını öğrendiğimiz Karakoç’un fikir talebelerinden Beşir Atalay, ‘Açılım, Sezai Karakoç’larındır’ dediğinde kopan alkış fırtınasına şahid olmalıydınız…

Belgeseli nasıl olsa seyredeceğiniz için üstüne fazla yorum yapmak istemiyorum…

Ben beğendim.

Belgesel bazında bakacak olursam eleştirilecek hayli nokta var ama dumanı üstünde bu iyi niyetli projeyi üstada daha yakın isimlerin daha yetkin perspektiflerle eleştirmesini beklemek daha münasiptir diye düşünüyorum…

Bizim aklımız başka yerlerde…

Üstad Hakan Albayrak salonun bir ucunda ben diğer ucundaydık dün…

Çıkışta sohbet ederken, “Abi, Atalay ‘Türkiye-Suriye sınırındaki demiri kaldırıp atarken Sezai Karakoç’u hatırladık’ dediğinde kopan alkış sizin taraftan geldi, sen mi başlattın” dediğimde güldü, evet, dedi…

“Süper, şimdi oldu!” dedim… “Neden?” dedi…

Atalay ‘Horasan’dan Şam’a İstanbul’dan Bağdat’a pasaportsuz gitmek isteyen’ Muhammed Sezai Karakoç’a dediğinde ilk elleri patlayan bendim çünkü…

Nasıl çocukça bir coşkudur o bilir misiniz?

İttihad-ı İslam, İslam Birliği hayaliniz değil davanız mıdır?

Sınırların en büyük sıkıntımız olduğu konusunda ne düşünürsünüz?

Sınır taşı-demiri fetişizminden değil, mezheb vs farklar göz etmeksizin Müslümanlar arasında var olan tüm sınırların askeri, ticari, sosyal, kültürel, tüm bariyerlerin kaldırılmasından yana mısınız?

Müslümanların birbirlerine pasaportlarla gitmesinin içkiden, zinadan da rezilce olmasında hem fikir misiniz?

Ümmeten Allah’ın huzurunda olduğumuz şu dünyada, sınırlar arasında korkakça ve esaret içinde kof kof mu yoksa sınırsızca imanlarımızla ve ideallerimizle saf saf mı yaşamamızı savunursunuz?

Böyleysek beraberizdir…

Böyleysek Allah bizimledir…

Böyleysek DİRİLİŞ FIRSATI’nın farkındayız demektir…

Böyleysek diriliyoruz demektir…

Fatih Tezcan

fatihtezcan@hotmail.com

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim