• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 24 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

DİĞER KÜRTLERİN HAYKIRIŞI

DİĞER KÜRTLERİN HAYKIRIŞI
Diğer Kürtlerin haykırışı ve KCK'nın komiserleri. Müthiş bir analiz...

 

 

 

 

 

“KCK, legal siyaseti, PKK çizgisinde tutmakla görevli. Bir belediye başkanı bir yere gittiğinde, yanında KCK’den biri bulunuyor. Bunlara ‘komiser’ deniyor.”

“Madem PKK bu kadar etkindir, o zaman siyasete kendisinin girmesi daha doğaldır. Böyle vekillerle işi götürmek, siyasetin doğal bir yolda gelişmesini engelliyor.”

“Öcalan PKK’nin mutlak hâkimi. Kandil de bunu kabul ediyor zaten. Zaman zaman PKK’den kopmalar oldu ama bunların hiçbiri Öcalan’la rekabet edemedi.”

"CHP Türk solcularını, demokratlarını bloke ediyor, PKK de Kürt demokratlarını bloke ediyor. PKK, adam adama markaj yapan, propagandayı her alanda yükseltebilen, yığınla yayına, televizyon kanalına sahip, maddi olanakları büyük bir yapı."

Röportaj: Neşe Düzel/Taraf

* * *

NEDEN: İHSAN AKSOY
Demokratikleşme açılımının en yakıcı ve en karmaşık konusu Kürt sorunu. Her gün yeni acılar ve olaylar yaşatan, çözüleceğine giderek derinleşen ve sertleşen bu sorunu, Kürtlerin cephesinde sadece ya PKK konuşuyor ya da kapatılan ve şimdi tabelası BDP olan DTP konuşuyor. Bu iki grubun dışında Kürtlerin cephesinde duyulan pek bir ses yok. Oysa Kürtlerin hepsi DTP çizgisinde değil. Kürtlerin hepsi PKK yandaşı değil. Kürtlerin hepsi AK Partili de değil. Sesleri pek çıkmasa da, kamuoyu, onların ne düşündüğünü pek bilmese de bütün bu çizgilerin dışında kalan demokrat Kürtler var. Ve onlar, hakikaten farklı düşünüyorlar. Biz de Kürt sorunundaki karmaşayı Kürt hareketinin önemli isimlerinden İhsan Aksoy’la konuştuk. Mücadelesine Kürt gençliğinin örgütü Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nda başlayan ve bir dönem Türkiye İşçi Partisi üyesi olan İhsan Aksoy, kendisi gibi Kürt solunun önemli isimlerinden olan Kemal Burkay’la birlikte Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi’ni kurdu. 2004’te Türkiye’ye dönen İhsan Aksoy bir dönem Şerafettin Elçi’nin başkanlığındaki KADEP’te başkan yardımcılığı ve danışmanlığı yaptı. İhsan Aksoy’un Kürt hareketini anlattığı anıları, şu anda, gene Kürt demokratlarının önde gelen isimlerinden biri olan Enver Sezgin tarafından yazılıyor.

* * *

NEŞE DÜZEL: On bir ilde 80 Kürt siyasetçisi, KCK’ya yönelik bir operasyonla gözaltına alındı. Niye bu operasyon, kapatılan DTP milletvekillerinin Barış ve Demokrasi Partisi çatısı altında Meclis’te grup kurdukları gün yaşandı?

İHSAN AKSOY: Bu operasyonun zamanlamasının böyle bir döneme kasıtlı olarak mı denk getirildiğini henüz bilemiyoruz ama PKK’li olarak bilinenlere karşı yapılan bu operasyonlar daha önce de yapıldı. Bugüne kadar, 60’tan fazla kişi KCK operasyonlarıyla tutuklandı. Bunlar da kapatılan DTP’nin üyeleriydi ve demokratik açılımı engelledikleri iddia ediliyordu.

Kürtler bu tutuklamaları nasıl algıladı?

Kürt siyaseti sadece PKK’den oluşmuyor. Ama şu var ki, Kürt halkının ekseriyeti, ortamı gerginleştirmek için planlanmış kasıtlı bir operasyon olarak algılar bunu. Belli, açılım şiddet yanlıları tarafından baltalanmak isteniyor. Ama açılımı KCK de baltalamak isteyebilir. Çünkü demokratik bir ortam onların da çıkarına olmaz. Bütün demokratik haklar bir çırpıda verilmeye kalkılsa, buna PKK ve KCK karşı çıkar.

KCK nedir?

Bu görüldüğü kadarıyla bir şehir yapılanması. PKK’ye bağlı bir kesim, yurtiçinde ve yurtdışında KCK diye örgütlenmiş. Bunlar yurtdışında özellikle Almanya ve Belçika gibi ülkelerde örgütlü durumdalar. KCK, şehirdeki kontrolü elinde tutmak ve legal siyaseti, PKK çizgisinde tutmakla görevli bir yapı. Bunlar, legal siyaset alanında çalışan belediye başkanlarını, milletvekillerini yönlendiriyorlar. Öyle ki, bir belediye başkanı bir yere gittiğinde, yanında mutlaka KCK’den biri bulunuyor. Halk arasında bunlara ‘komiser’ deniyor. Belediye başkanlarının, onların görüşlerinin dışına çıkmaları mümkün değil. Son seçimlerde söylendiğine göre, bir komisyon oluşturulmuş. Milletvekili ve belediye başkanlarını onlar belirliyormuş. Tabii belirlerken yerel birimlere ve il teşkilatlarına da danışıyorlardır ama...

KCK’nın tasfiye edilmesi Kürt siyaseti açısından nasıl bir sonuç yaratır?

KCK, tutuklamalarla tasfiye edilemez. Tutuklananların yerini yeni unsurlar alır. Bu iş, tutuklamalarla hallolmaz. Şöyle anlatayım... Madem PKK bu kadar etkindir, o zaman siyasete kendisinin girmesi daha doğaldır. Böyle vekillerle işi götürmek, onları yönlendirmek siyasetin doğal bir yolda gelişmesini engelliyor. KCK, PKK’nin sürece müdahale eden, kendisini legalize etmeyen sivil kanadıdır. Mesela kapatılan DTP’nin genel başkan yardımcısıdır ama aynı zamanda KCK’nin de üyesidir.

Bir KCK üyesi, bir belediye başkanından daha mı yetkilidir?

Uygulamalar öyle gösteriyor. Legal siyasetçilerin, bunların sözünün dışına çıkması pek mümkün değil. Çünkü KCK üyeleri “Biz başkanlık adına hareket ediyoruz ve onun direktiflerini yerine getiriyoruz” mesajını veriyorlar. Bütün toplantılarda, her görevlinin yanında hep böyle halk tarafından ‘komiser’ diye tabir edilen birisinin bulunması da buna işaret zaten. Belediye başkanları, milletvekilleri çok dikkatli davranmak, belli bir çizginin ve direktiflerin dışına çıkmamaya özen göstermek zorundalar. Yoksa suçlanırlar.

KCK’nın, sizler gibi diğer Kürt siyasetçiler üzerinde bir baskısı var mı peki?

Demokratik Kürt siyaseti üzerinde bir şiddet ve baskıları yok. Bunlar, kendi arkadaşlarını yönlendiriyorlar. Hain damgasını yemek, toplumda aşağılanmak, karalanmak her zaman bir tehlikedir.

Dağdan indireceğiz derken ovadaki insanlar tutuklanıyor. Bu tutuklamalar açılım ve barış sürecini nasıl etkiler? Ortam tekrar sertleşir mi?

Herkes biliyor ki, PKK tabanı talimatla yönlendirilen bir tabandır. Zaten kendileri de “bizim özgür irademiz yok” diyorlar. Tabandakiler, başkandan bir öneri ve talimat gelmedikçe kendi başlarına bir şey yapmıyorlar. Bugüne dek tabanın inisiyatif kullandığı hiç görülmedi. Onun için kitlenin tekrar sertleşip sertleşmeyeceği onlara gelecek olan talimatlara bağlıdır.

Talimat kimden geliyor?

PKK’den, dağ kadrolarından ve KCK’den geliyor. Bu yapılar da esas olarak İmralı’ya bağlılar. Gerçi bazen bazı şeyler, İmralı’da tutuklu olan Abdullah Öcalan’ın inisiyatifi dışında olabiliyor, onun bazı açıklamalarını sansürleyebiliyorlar. Mesela Öcalan, “Reşadiye’deki olaydan haberim yoktu” diyor. Yani PKK’nin dağ kadrosu küçük çapta da olsa bazı inisiyatifler kullanabiliyor ama genelde Öcalan’ın talimatlarına uymaya özen gösteriyorlar.

Tokat-Reşadiye’de yedi askerin PKK tarafından pusuya düşürülerek öldürülmesi küçük bir olay değildi. Kürtlerle Türkler arasında sokak çatışmalarını başlatabilecek türden bir olaydı. Nitekim Apo, Reşadiye’yi eleştirdi. Ama Duran Kalkan hâlâ böyle bir sertleşme gerekiyordu diye Reşadiye’yi savunuyor. Niye Duran Kalkan böyle sertlikten yana? Apo’yla aralarında bir çatışma ve ikilik mi var yoksa çatışma varmış gibi mi davranılıyor?

Dağdakiler arasında yönetimde ağırlıklı olmak için bir rekabet vardır ama yönetim sistemi açısından PKK içinde bir kopma olamaz. Öcalan’a karşı bir rekabet asla düşünülemez. Çünkü PKK’lileri birarada tutan Öcalan ve onun ismidir. PKK tamamen lider kültüne dayalıdır. PKK’nin örgütlenme biçimi de Öcalan’ın talimatlarının dışına çıkılmayacak bir biçimdedir. Kendisinin içeride olması, bu tür eylemlerin bilgisi dışında yapılmasına imkân verebilir ama sonunda o gene örgüte zamanla çeki düzen verebilir, bir iç çatışma varsa, onları görevden alabilir, tasfiye edebilir. Öcalan uzun vadede PKK’nin mutlak hâkimidir. Kandil’dekiler de bunu kabul ediyor zaten. Zaman zaman PKK’den ciddi kopmalar oldu ama bunların hiçbiri Öcalan’la rekabet edemedi.

Peki, bu tür katliamlar açılım ve barış sürecini durma noktasına getiriyor. Ortamın gerginleşmesi Apo’nun ilelebet hapiste kalmasına yol açmaz mı? Sürecin kesilmesi Apo’nun lehine mi?

Lehine değil. Bu gerginlikler, eylemler, Kürdün de, Türkün de vicdanında olumsuzluklar yaratıyor. Öcalan siyasi bir tutuklu. Böylesi bir gerginlik onun rahata kavuşma ve gelecekte serbest kalma imkânlarını ortadan kaldırır. Ama şu da var... Yumuşama ve demokratikleşme dönemlerinde bu tür baskıcı ve otoriter örgütler parçalanma eğilimi gösterirler. Çünkü insanlar tartışmaya ve kendi inisiyatifleriyle hareket etmeye başlar. İşte bunu süreci önlemek için de gerginlikler yaratılıyor. “Ödediğimiz kanlar, bedeller heba edilmek isteniyor. Aramızda hainler var. Bizim örgütümüze karşı düşmanlar artıyor” diye de eylemler yapılıyor. Böylece eylemli güçlerin hem ayakta oldukları mesajı veriliyor. Hem de bu güçler hep tetikte ve uyanık tutulmaya çalışılıyor.

Öcalan sonuçta PKK’nın mutlak hâkimi diyorsunuz ama... Tekrar sorayım. Öcalan bu tür katliamlarla hapisten çıkma ihtimalini sıfırlamıyor mu?

Türkiye’de yumuşama olmadığı sürece onun da dışarıya çıkma ve siyaset yapma yolları kapanır. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Ancak demokratik ve yumuşak bir ortamda insanların tolerans marjları genişler.

Türklerin içinde şiddet yanlısı siyasi partiler olduğu gibi demokratik açılım sergilemeye çalışan parti ve siyasi oluşumlar da var. Kürtlerin içinde de böyle bir farklılaşma görülebilir mi? Yoksa Kürtler hep homojen mi gözükecekler?

Kürtler de bir toplum. O da diğer toplumlar gibi homojen değil. Kürtlerin arasında her zaman ciddi görüş ayrılıkları var. Fakat Kürtlerin uzun yıllar baskı görmeleri ve demokratik haklarının yadsınması, Kürtlerin büyük bir kesiminde kuşku yarattı. Kürtlerde hep kandırıldıkları, oyalandıkları, asimilasyona uğratılmak istendikleri konusunda korkular ve kuşkular var. Bu kuşkuların birden yok olması mümkün değil. Açılım adımlarının nereye gideceği konusunda kimsenin kafası net değil. Ayrıca Türk muhalefetinin ırkçı yaklaşımları da Kürtlerin bu kuşkularını pekiştiriyor. Yoksa Kürtler arasında gerçekten demokrat olanlar var. PKK’li olmayan ve evinde sessizce oturan milyonlarca insan var. İnternette PKK’yi eleştiren bir sürü Kürt sitesi var. Ama bu Kürtlerin örgütlülük düzeyi düşük.

Niye örgütlenemiyorlar?

Aynı şey Türkiye’deki solda da yok mu? Sol da bir türlü toparlanıp örgütlenemiyor. CHP Türk solcularını, demokratlarını bloke ediyor, PKK de Kürt demokratlarını bloke ediyor. PKK, adam adama markaj yapan, propagandayı her alanda yükseltebilen, yığınla yayına, televizyon kanalına sahip, maddi olanakları büyük bir yapı. Ayrıca 1980’den itibaren ortaya çıkmış bir genç kesim var. Bunlar, Kürt siyasi tarihini bilmiyorlar. Gözlerini PKK eylemleriyle açtılar ve onu izliyorlar. Ama bu böyle devam etmez. Toplumun doğasına aykırıdır bu durum. Bir toplumda her düşüncede insan vardır ve bunları aynı potada eritmek mümkün değildir. Mustafa Kemal’in yapmak istediği bu değil miydi? Eritebildi mi, yapabildi mi?

DTP ve PKK Kürt siyasetinde tek temsilci gibi görünüyor. Bugün Kürtlerin önünde çeşitli siyasi alternatifler var mı, yok mu? Güçlü bir demokrat Kürt siyasetinin olma ihtimali var mı?

Bütün amaç böyle bir birlikteliği meydana getirmek. Kürtler arasında yurtiçinde ve yurtdışında ciddi siyasi tartışmalar ve toplantılar var. Ama gerginlik devam ettiği sürece böyle bir hareketin gelişme imkânı yok. Yoksa barış ve demokrasiyi ilke edinen KADEP, HAKPAR gibi siyasi partiler var. Az oy alabilirler ama bunca toz duman içinde her türlü şiddetten arınmış özgür iradeye dayanan bir eğilimi ifade etmesi açısından önemlidir bunlar. PKK yandaşları ve ona sempati duyanlar ise bugün Kürtlerin yüzde 30’luk bir kesimidir.

“Kürt açılımı” dendi ve ortalık sadece Türk kesiminde değil, Kürt kesiminde de karıştı. Neden barış ihtimali böyle büyük bir tepkiye yol açtı?

PKK açısından birkaç nedeni var bunun. Birincisi o, çatışma ortamından nemalanıyor. Barış ihtimali belirdi mi kitleleri havadan sudan bahanelerle sokağa sürüyorlar. İkinci neden, Öcalan, PKK’nin mutlak yöneticisidir, tapınılan biridir. Öcalan dışlanma korkusu içindedir. Beni bu süreçte kaale almıyorlar endişesi içinde, yandaşlarını çok ciddi olarak seferber ediyor. Öcalan’ın bu dönemde kanıtlamak istediği şudur. “Ben olmasam bu açılım olmaz. Benimle konuşun. Benim önümü açın” mesajını vermektir.

Ama yaratılan bu gerginlik Kürtlerle Türkler arasında bir kavgaya dönüşme tehlikesini de içinde barındırmıyor mu?

Devlet, kendi politikasını belli ölçüde gözden geçirdi ve değiştirmeye başladı. Çünkü devlet, Kürtleri yadsıma politikasını artık yürütemeyeceğinin bilincinde. Fakat Türklerde ve Kürtlerde iki statükocu grup var. Biri, CHP, MHP ve askeriye. Diğeri, PKK. Bunlar, rahatlarının kaçmasını istemiyorlar, ülkenin eski yöntemlerle yönetilmesini istiyorlar. Askeriye, CHP, MHP ve PKK statükocu güçlerdir. Olayların içinde derin devletin kışkırtmaları da vardır.

Siz yıllarınızı sol örgütlerde geçirdiniz. Derin devlet olayları nasıl kışkırtır?

1971 Diyarbakır tutuklamalarının iddianamesinde suçlamalar bant kayıtlarına dayandırıldı. Bizim aramızda bir Kürt devrimcisi gibi görünen Fevzi Kılıç meğer ajanmış, her şeyi kaydediyormuş. Bu kişi provokatif eylemler geliştiriyordu. Mesela İsveç’ten Kürt bayrağı ve mühürler getirmiş ve arkadaşlara vermişti. Zaten eski Türkiye İşçi Partisi’nde Mehmet Ali Aybar “Arkadaşlar, yedi kişi toplandığımızda eğer dördümüz polis değilsek, çok sağlıklı bir karar alabiliriz” diyordu. Her zaman aramızda ajanlar, devletle ilişkili provokatörler vardı. Mesela Devrimci Doğu Kültür Ocağı...

O nasıl kışkırtıldı?

Çeşitli kanallar tarafından her zaman silahlı çatışmalara teşvik edildi. “Siz pasifistsiniz, korkaksınız” suçlamalarıyla gençler kışkırtıldı ve aktivist gruplarda yer almaları sağlandı. Pasifist, korkak laflarını kız arkadaşlara söyletiyorlardı. Ayrıca Mahir Kaynak Kilisli bir Kürt diye lanse edildi. DDKO, federasyona dönüştürülürse, başına Mahir Kaynak’ı getirme lafları dolaştırıldı. Biz de, üniversitede asistanlık yapan bir Kürt başımıza geçecek diye seviniyorduk. Sonra anlaşıldı ki Mahir Kaynak MİT’in bir elemanı. Devletin her zaman bir kenarı statükonun sürmesi için böyle çalışmalar yapar ve bu örgütleri kullanır. PKK’nin kullanılmaması mümkün müdür? PKK bir kitle örgütü. 2004’te Türkiye’ye döndüğümde Terörle Mücadele’ye götürüldüm. Orada bir görevli “1980 yılında bütün Kürt örgütleri birden yok olduğu halde PKK’nın bu gelişimini neye bağlıyorsunuz” sorusunu sordu bana.

Bütün demokratik Kürt hareketlerinin ve demokrat Kürt siyasetçilerin tasfiye olmasının nedeni sizce nedir?

“Diyarbakır cezaevinde insanlara akıl almaz hakaretleri ve işkenceleri yapar ve orayı bir ölüm kampına dönüştürürseniz sonuç böyle olur. Genç insanlara dağa çıkmaktan başka bir yol, çare bırakmadınız. Demokratları kovdunuz, yurtseverleri kovdunuz, Türkiye’nin birliğini savunan insanları kovdunuz. Kürt, Türk ayırımı yapmadan ortalıkta demokrat kimse bırakmadınız. Kimi kaçtı, kimi öldürüldü, kimi hapishanelerde tutuldu. Öldüremediklerinizi yaşlandırdınız, enerjilerini tükettiniz. Kısacası onları bitirdiniz. Onların yeri dolacaktı tabii ve doldu. Genç insanlar, işkencelere ve o ölüm kamplarına dönmektense dağda ölmeyi tercih ettiler. Herkese devlet terörü, şiddeti uyguladınız” dedim.

Bu cevabınızı yeterli buldular mı?

Hayır, yeterli bulmadı. “Devletin bir kesiminden himaye görmüş olabilirler mi” diye sordu.

Aslında başlangıç iyiydi. Apo’nun çağrısı üzerine Kandil’den Mahmur’dan insanlar geldi. Habur’da büyük bir sevinçle karşılandılar. Sonra ne oldu?

Habur’daki sevinç de yanlış algılandı. Bu sevinç gösterileri gerçekten barış geliyor, insanlarımız döndü diye yapılmadı. Bu sevinç gösterileri, biz kazandık, biz yendik anlamında yapıldı. Ama İmralı, Türk devletinden beklediğini bulamadı gene dışlandığını düşündü. “Türkler beni ciddiye almıyor. Beni çocuk yerine koyuyorlar. Oysa Suriye istihbaratı bana önem veriyordu. Benimle konuşuyordu. MİT benimle konuşmuyor” diye yakındı.

Peki... Habur’daki karşılamadan sonra ne yapılmalıydı ya da ne yapılmamalıydı? Hangi hata iki tarafı da böylesine öfkelendirdi?

Ben bunu bir hatadan çok bilinçli yapılan bir eylem olarak görüyorum. Çünkü Öcalan, bu gösterilerle gücünü göstermek, kanıtlamak istedi. Hükümet her taraftan çok sıkıştırıldı. Hem Türk, hem Kürt tarafından baskı altına alındı. Sürekli ırkçı ve şoven söylemlerle kuşatıldı. Bu çağa yakışmayan utandırıcı şeyler söylendi bu süreçte. Bazı Kürtler de çok kaba bir ırkçılık yapıyorlar.

Hükümet, Habur’dan sonra süreci nasıl yönetmeliydi?

Hükümetin eli kolu Habur’da bağlandı. CHP; MHP ve DTP hepsi birden hücuma geçtiler. AK Parti’yi barış ve açılım sürecini yönetemez hale getirdiler. Bakın, daha önce TRT Şeş açıldı. Türkiye tarihinde ilk kez 24 saat Kürtçe yayın yapılmaya başladı. Türk kamuoyu bunu gayet olgunlukla karşıladı, tepki göstermedi. Tahrik ve teşvik edilmese, Türklerin Kürtlerle bir alıp veremediği yok. Ama medya, CHP ve MHP ırkçı söylemlerle Türk kamuoyunu kışkırtıyor. Habur’daki gösteriler de kışkırtıcıydı. Ama...

Evet...

Ama şu var... Bu ülkede Türkler devletin sahibi durumdalar ve çoğunluktalar. Türklere daima sükûnet tavsiye edilmesi gerekir. Bu yapılmıyor. Savaş yanlıları, ki bunlar PKK’li de olabilir, derin devlet denilen kesim de olabilir. Bunlar, Türkiye’nin bir Türk-Kürt kavgasına sürüklenmesini istiyorlar. Bütün zorlamalara rağmen bugüne dek Kürtler ve Türkler birbirlerine saldırmadılar ama şimdi her geçen gün bu ayrışmanın tohumları ekiliyor.

Hükümet sizce ne yapmalı?

Hükümet, TRT Şeş’i açarken ısrarla kimseyle görüşmemişti. Şimdi de üniversitelerde Kürdoloji bölümü açacaksa açsın. Demokratik bir anayasayı hazırlasın. Ana dilde eğitimi sağlasın. Hükümet önce bu adımları atsın. İşte o zaman kimin gerçekten ne istediği ortaya çıkar. Eğer bu adımlara da karşı çıkarlarsa belirsizlik durumu ortadan kalkar. İspanya’da açılım böyle yapıldı.

Şiddet tırmandırılırken demokratik adım atmak mümkün olabilir mi?

Çok zor ama hükümet bunu yapmalı. Çünkü dünyadaki koşullar Türkiye’nin demokratikleşmesine elverişli. Türkiye bu adımları attıkça, dünyadan destek alacak, ekonomisi gelişecek. Kapitalizm sürekli olarak kendisine yeni yatırım alanları, pazarlar arıyor. Kapitalizm Kürdistan’a doğru ilerliyor. Kapitalizm Ağrı’ya gidecek. Görüyorsunuz, Malatya’da ekonomi ciddi olarak gelişti. İnsanlar refah istiyorlar. Ayrıca bugün yaşadığımız çatışmalar da sürpriz değil. Dünyanın her yerinde bu tür barış açılımları, savaş düzenine alışmış tutucu güçlerin şiddetiyle karşılaşır. Bunlar, barışa izin vermezler. Bunlara karşı yapılacak tek şey demokratikleşmenin dozunu artırmak ve ekonomiyi geliştirmektir.

Türkler Kürtlerin duygularını ve düşüncelerini bilmiyor. Kürtler, Türklerin duygularını ve düşüncelerini biliyor mu? Aynı ülkede yaşayan bu insanlar birbirlerini tanıyorlar mı?

Hayır tanımıyorlar. Ama Türkiye’de Trabzonlu da Yozgatlı da  tanınmıyor. Zira tanıma sadece aynı dili konuşmakla olmaz. Türkiye’de feodal kalıntılar hâlâ varlığını sürdürüyor. Bir ülkenin bütünleşmesini sağlayan unsur, pazar ilişkileridir. Bir ülke, merkezî bir pazar ekseninde örgütlenmediği sürece bütünleşemez. Türkiye henüz tam manasıyla kaynaşamadı.

Tekrar açılım sürecine dönersek... Devlet Apo’yla açıkça masaya otursa Türkler isyan eder. Apo, süreç dışında kalınca da Kürtler isyan ediyor. Bu kilidin bir çözümü var mı?

Kürt halkını genellememek lazım. “O kesim” demeliyiz. O kesim, Öcalan’ın sürecin dışında kalmasını istemiyor. Dolayısıyla hükümet zorda. Gördüğüm kadarıyla hükümet gerçekçi olmayan bir iyimserlikle işe başladı. “Biz hakları verirsek halk bu işi çözer. Halk bize sahip çıkar” diye düşündü. Ama o kesimden destek görmedi. Çünkü provoke edilmiş bir halk. Eğer AK Parti hükümeti, demokratikleşme ve barış sürecini kararlılıkla yürütemezse, bu sürecin altında kalır ve partinin parçalanma ihtimali ortaya çıkar. Çünkü AK Parti yeknesak bir yapı değil. İçinde Türk milliyetçileri, dinciler, demokratlar var. Zaten Öcalan ve PKK hep AK Parti’yi hedef alıyor, onu iktidardan düşürmeyi amaçlıyor.

DTP çizgisindeki Kürtlerle DTP çizgisini savunmayan Kürtler arasındaki ayrışma çok mu keskindir?

Gerçi şimdi öldürmeler olmadığı için bir soluk alındı ama geçmişte araya kan girdi. PKK sadece kendi dışındakileri değil, kendi içindeki muhaliflerini de silahla tasfiye etti. Bu ‘hain’ suçlamalarıyla yapılan iç tasfiyeler açığa çıkarılmadı. Bu iç tasfiyeler açığa çıkarılmadan PKK’nin kendisini temizlemesi mümkün değil. Kendi arkadaşlarını terör uygulayarak ortadan kaldırmak korkunç bir baskıdır, sindirmedir. Orada kimse özgür siyaset yapamaz. Bunlar başka Kürtleri asla dinlemezler. Ahmet (Türk) zaman zaman diyor.

Ne diyor?

“Biz, Kürt aydınlarını, demokratlarını yanımıza çağırıyoruz. Ama gelmiyorlar, ellerini taşın altına koymuyorlar ve sonra bizi acımasızca eleştiriyorlar” diyor. Ama şu var. O yapıda en ufak bir eleştiri hakkı yok. Eleştirdiğin takdirde seni orada barındırmazlar. Hainlikle suçlarlar. Politikayı orada tek bir kişi belirliyor. O da Öcalan. Kürtler şapkalarını önlerine koyup düşünmeliler ve demokratik bir örgüt kurmalılar. Eşitlik istemeliler.

Türkler bu aşamada ne yapmalı?

Türklerin de ciddi bir demokratik örgütlenmeye ihtiyaçları var. Demokrasi sadece Kürtlerin sorunu değil. Demokrasi, esas Türklerin sorunu. Çünkü Türkler bu ülkede hem çoğunluk hem de kültür ve birikim olarak daha ilerideler. Yüz binlerce okumuş insanları var. Kürtlerin Türkiye’ye tek başına demokrasi getirmesi asla ve asla mümkün değil. Kürtlerin ne nitel yapıları, ne nicel güçleri, ne de demokratik kültürleri, ne de örgütlenme biçimleri bu ülkeye demokrasi getirmeye yeterlidir. Kürtler demokrasi için itici bir güçtür ama demokrasi bu ülkeye Türklere rağmen gelmez. Türkler demokrasi istemek ve demokrasiye sahip çıkmak zorundalar.

Barış olabilecek mi?

Elbette. Bunu halk gerçekleştirecek. Çünkü barış, güvenliğidir, yaşama hakkıdır. Eğer PKK böyle devam ederse halk bir gün desteğini ondan kesinlikle çekecek. PKK’nin kendisini dönüştürmesi lazım. Silahlı bir örgüt demokrasiyi getiremez.

Son soru... Türklerde demokratlarının sesi daha çok çıkıyor. Kürtlerde farklı ses pek çıkmıyor. Niye?

PKK korkusu tabii devam ediyor. Ayrıca “Kürtleri eleştirmek bize mi kaldı” diye çarpık bir düşünce var. Bu bir oportünizmdir. Bir demokratın amacı demokrasi ve barıştır. Demokrasinin, barışın etnik kimliği, Kürdü, Türkü yoktur. Aydın dediğimiz adam etnik kaygıların, aidiyetlerin üzerindeki adamdır.

Taraf

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim