• BIST 109.200
  • Altın 153,755
  • Dolar 3,8233
  • Euro 4,5095
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 16 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Belki de bir çocuk son nefesini veriyordur!

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Belki de bir çocuk son nefesini veriyordur!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1'inci Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dini Liderler Zirvesi kapanış oturumunda konuştu.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, esenlik ve sükun beldeleri olması gereken ülkelerin, ne yazık ki bugün kan, gözyaşı ve çatışmalarla anıldığını belirterek, "Hemen yanı başımızda, Suriye'de bizzat rejim tarafından en gelişmiş silahlarla, varil bombalarıyla, keskin nişancıların namlularının ucunda sönen hayatlar, yıkılan şehirler, yağmalanan bir miras var" dedi

Erdoğan, 1. Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dini Liderler Zirvesi'nin kapanış oturumundaki konuşmasında, katılımcıları, medeniyetlerin başkenti İstanbul'da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Diyanet İşleri Başkanlığı'na, Başkan Mehmet Görmez'e ve ekibine, destek veren tüm kurumlara teşekkür etti.

Güneydoğu Asya'nın yaklaşık 1,2 milyar Müslüman nüfusun yaşadığı, tarih boyunca İslam medeniyetini zenginleştiren, güçlü bir ilmi geleneği temsil eden, önemli alimler yetiştiren bir coğrafya olduğunu ifade eden Erdoğan, bugün sona eren zirvenin Türkiye ile Asya Pasifik ülkeleri arasındaki kadim dostluğun, dayanışmanın ve iş birliğinin artmasına, gönül ve muhabbet köprülerinin daha da güçlenmesine vesile olması temennisinde bulundu.

Erdoğan, kesret içinde vahdet, hikmet ve barışı birlikte düşünmek temasının, bugün eksikliği hissedilen mühim bir hususa işaret ettiğine inandığını vurgulayarak, bu zirvenin sadece Türkiye ve katılımcı ülkeler için değil tüm İslam coğrafyası ve insanlık için hayırlara vesile olmasını Allah'tan niyaz ettiğini söyledi.

İstişarenin, Kur'anda ve Peygamber Efendimizin hadislerinde her işin başının, doğru ve isabetli karar vermenin anahtarı olarak ifade edildiğini belirten Erdoğan, bu konuda ayetlerden ve Peygamber'in hadislerinden örnekler verdi.

Erdoğan. şöyle devam etti:

"Bugün İslam coğrafyasında karşı karşıya kaldığımız birçok sorunun temelinde meşveretin terk edilmesi, istişarenin ihmal edilmesi vardır. Bugün ümmet olarak yaşadığımız rahmet kıtlığının sebebi işte budur. Şu anda ümmetin vahdetinden, birliğinden bahsedemeyiz. Dünyada ümmet şu anda param parça. Ümmetin birliğini tesis etmek için işte bu toplantıların çok çok önemli olduğuna inanıyorum. Sizler de bilfiil hissediyor, takip ediyor, şahit oluyorsunuz. Türkiye'nin sınır komşuları başta olmak üzere, Afganistan'dan Libya'ya, Yemen'den Arakan'a kadar çok geniş bir coğrafyada Müslümanlar son derece sancılı dönemlerden geçiyor. 'Allahu ekber' diyerek, 'Allahu ekber' diyen kardeşini öldürenleri görüyoruz. Bunu nasıl izah edeceğiz. Bunu nereye yerleştireceğiz. Esenlik ve sükun beldeleri olması gereken ülkeler ne yazık ki bugün kan, gözyaşı ve çatışmalarla anılıyor. Hemen yanı başımızda Suriye'de bizzat rejim tarafından en gelişmiş silahlarla, varil bombalarıyla keskin nişancıların namlularının ucunda sönen hayatlar, yıkılan şehirler, yağmalanan bir miras var. Bir tarafta 'Müslümanım' diyerek, 366 bin vatandaşını katleden, devlet terörü estiren bir katil var. Ama ne diyor? 'Ben Müslümanım' diyor. Bu nasıl Müslüman? Bunu bir başka Müslümana sorduğumuzda aldığım cevap şu. 'Ama o İsrail'e karşı' diyor. Peki o 366 bin kişi acaba İsrail'e imanın bir gereği olarak karşı değil mi? Onlar da karşı. Peki hangi ölçüyle, bombalar yağdırmak suretiyle sen o kardeşlerini öldürüyorsun?"

- İstişare mekanizmasının etkin şekilde işletilmesi

Erdoğan, 12 milyon insanın şu anda Suriye'de evlerinden kaçmış vaziyette olduğunu, bunun 5 milyonunun Türkiye, Lübnan ve Ürdün'de, 7 milyonunun da maalesef kendi ülkesinin içinde evinden ayrıldığını, adeta Türkiye'de zaman zaman olduğu gibi "Öz yurdunda garip, öz vatanında parya" olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yaşamayı, yaşatmayı, ihya ve imar etmeyi düstur edinen, düşmanın bile kendisinde hayat bulması gereken bir dinin mensupları, etnik ve mezhep temelli fitneler sebebiyle birbirlerinin hayatlarına kastediyor. Bu manzara, karşı karşıya bulunduğumuz sorunlara yenilerini ekleyerek bizi her gün çok daha sıkıntılı bir geleceğe doğru sürüklüyor. İçinde bulunduğumuz bu karamsar tablodan bizi selamete ulaştıracak, çıkış yolunu gösterecek pusula istişaredir, vahdettir. Bütün ön yargılardan arınarak, temiz bir kalp ve halis bir niyetle yapılacak istişareler, İslam coğrafyasının sıkıntılarına çözüm arayışında en kıymetli vasıtamız olacaktır" diye konuştu.

- "İslam alemi töhmet ve zan altında bırakılmak isteniyor"

İstişare mekanizmasının etkin şekilde işletilmesinin, güncel, siyasi, dini, ekonomik ve sosyal meselelerin çözümüne katkı sağlayacağını belirten Erdoğan, "Bu gerçek apaçık ortadayken, istişare, sorunlar karşısında sık sık başvurulan bir kural olmaktan ziyade bir istisna haline dönüştü. Maalesef Müslümanların bir araya geldikleri ortak zeminlerin giderek azaldığına, ayrılıkların derinleştiğine, meşveretin kaybolduğuna şahit oluyoruz. İletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesiyle dünya küçülürken, sınırlar anlamını kaybederken, ne yazık ki Müslüman toplumlar arasına yeni duvarlar, yeni sınırlar örülüyor. Terör örgütleri, kime ve neye hizmet ettikleri meçhul caniler üzerinden 1 milyar 700 milyonluk İslam alemi töhmet ve zan altında bırakılmak isteniyor" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Müslümanlara karşı sistemli bir karalama kampanyasının küresel ölçekte yürütüldüğünü herkesin bildiğini vurgulayarak, özellikle 11 Eylül saldırıları sonrasında başlayan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki son gelişmelerin etkisiyle körüklenen bu menfi algının her geçen gün zemin kazandığının da görüldüğünü kaydetti.

İslam dininin yürütülen tüm bu propagandalardan, kendisine biçilen elbiselerden, özellikle kendi mensuplarının ona yaptığı fenalıklardan azade olduğunu da bildiklerini dile getiren Erdoğan, ancak bu algıyı pekiştiren ve algının oluşmasına yol açan hataların da görmezden gelinemeyeceğini vurguladı.

Erdoğan, "Eşyayı dahi incitme' diyen medeniyetin mensupları şayet bugün bunu düşman dahi yapmaz diyebileceğimiz zulümleri birbirine reva görüyorsa burada yanlış giden bir şeyler var demektir" dedi.

Müslümanların, başkalarını suçlama kolaycılığına kaçmadan, ötekine işaret etmeden, kendi kendini sorgulamak ve iç muhasebesini hep birlikte yapmak zorunda olduğunu belirten Erdoğan, İslam dünyasını kan ve ateş denizine çeviren sürecin arkasında hangi dinamiklerin, ihmallerin ve kirli hesapların olduğunun görülmesi gerektiğini söyledi.

- "Müslümanlar kardeştir"

"Kendi çatışmalarını bizim üzerimizden yürütmek, bizi birbirine kırdırmak isteyenlere karşı uyanık olmalıyız" ifadesini kullanan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Müslümanlar arasında körüklenen ayrışmaların ve ekilen fitne tohumlarının geleceğimize konulan ipotekler olduğunu çok iyi bilmeliyiz. Aynı dinin mensubu olan kardeşlerin, sapkın ideolojiler, küçük çıkarlar ve gelip geçici iktidar adına birbirlerine silah doğrultmalarına daha fazla tahammül gösteremeyiz. Peygamber Efendimiz, veda hutbesinde ümmetini bekleyen bu tür tehlikelere işaret ederken çözüm yollarını da göstermiştir. Ümmetine ve insanlığa iki emanet bıraktığını buyuran Peygamberimiz, bunlara sahip çıkıldığı takdirde felaha erileceğini müjdelemiştir. Hazreti Nebi'den bize miras kalan emanetler Kur'an-ı Kerim'dir, sünnettir. Bunlarla birlikte bize bırakılan bir diğer emanet de 'Müslümanlar kardeştir'. Bu emirdir. 'İstersem kardeş olurum, istersem kardeş olamam' diyemezsin. Müslümanlar kardeştir. Öyleyse bu kardeşliğin gereğini yerine getirmemiz lazım. Hazreti Peygamber, hayatı boyunca İslam toplumunun üzerinde bina edildiği bu temeli kurmak ve güçlendirmek için çaba harcamıştır. Bir annenin çocukları anlamına da gelen ümmet kavramı, Müslümanlar arasındaki ilişkilerin ve kardeşlik hukukunun aslında belirleyicisidir. Resulü Ekrem, ashabını ve ümmetini aynı sofranın, aynı lokmanın, aynı mücadelenin, aynı sevincin ve kederin ortağı yapmıştır. Komşuyu komşuya neredeyse birbirlerinin mirasçısı olacak kadar yakınlaştırırken, mümin ile mümini bir elin kenetlenmiş parmakları gibi, bir duvarın birbirine geçmiş tuğlaları gibi bir ve beraber görmüştür. Ümmet olmak, Senegalli Ahmet ile Malezyalı Abdullah'ı, Filistinli Sümeyye ile Pakistanlı Hatice'yi, Haitili Muhammet ile Afganistanlı Eşref'i, Açeli Hüseyin ile Arakanlı Aziz'i aynı milletin birer ferdi olarak görmektir. Biz buyuz."

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim