• BIST 90.383
  • Altın 144,353
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 14 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

CAN ALICI SORU!

CAN ALICI SORU!
'Eğer ordu içinde bir darbe hazırlığı yapanlar Harp Akademileri yerine İmam Hatip mezunu olsaydı; TSK acaba ne yapardı? Bu kişileri ordu içinde 24 saat tutar mıydı?' N. Tarhan açıkladı.

 

 

 

 

 

Türkiye’deki darbe tehlikesi hakkında konuşan Prof. Nevzat Tarhan, geçmişte 3 defa yönetime el koyan köklü bir ordunun yeni bir harekete girişmesi için uzun süreli bir plan oluşturması gerektiğini belirterek TBMM içindeki bir yapılanmanın varlığına dikkat çekti.

Konuyla ilgili 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a yönelik partisinin kongresinde gerçekleştiren suikast teşebbüsünde yaşananlardan örnek veren Prof. Tarhan, “Kartal Demiral isimli suikastiçiyi salona sokan da General Kenan Evren’in kontenjanında TBMM’ye giren Çankırı Milletvekiliydi.” diyerek şöyle devam etti:

“Bu vekil aynı zamanda emekli subay ve Gayrı Nizami Harp Birlikleri’nin asimetrik-psikolojik savaş konusunda görevli bir elemanıydı. Bunlar kuru bir tesadüfle geçiştirilecek olaylar değildir. Bütün bunların sonucu bir kanıt oluşturuyor. Onlarca kanıtı bu şekilde bir araya getirdiğinizde siyasilerin bunun göze ardı etmeleri mümkün olamaz.”

CUNTACI SUBAYLAR İMAM HATİP MEZUNU OLSALARDI NE OLURDU?

Ünlü Pskiyatr, TSK mensubu Dursun Çiçek’in imzaladığı öne sürülen eylem planının sahte olup olmamasının artık bir öneminin kalmadığını kaydederek darbe sürecindeki ön hazırlık ve fikri aşama hazırlıklarına vurgu yaptı:

“Belgedeki imza bölümünde bir sürü subayın ismi yer alıyor. Bu durum kuvvetli bir şüphedir. Çünkü tarihte birkaç defa darbe yapmış bir ordunun birden bire 'Hadi darbe yapıyorum' demesi mümkün değildir. Bunun basit bir tatbikat planı muhakkak vardır. Kaldı ki basit bir tatbikatta bile aylarca hazırlık yapılıyor. Darbe kararını veren böyle bir köklü ordu hesapsız, kitapsız ve plansız bir hareketin içine girer mi? Bu sebeple bunun bir ön hazırlığı ve fikri aşamasının olmaması mümkün değildir.”

Tarhan, konuşmasının devamında çok tartışılacak can alıcı soruyu da ekledi:

“Eğer ordu içinde bir darbe hazırlığı yapanlar harp akademileri yerine imam hatip mezunu olsaydı TSK acaba ne yapardı? Bu kişileri ordu içinde 24 saat tutarlar mıydı?”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Hayata Dair programında Türkiye’de gerçekleştirilmesi muhtemel darbe hazırlıkları ve ıslak imza tartışmalarıyla ilgili aktardığı düşüncelerinin tamamı şöyle:

‘İmza ıslak mıydı kurumuydu?’ tartışmaları uzun bir süredir devam ediyor. Hatta geçenlerde aklı evvelin biri “İmzanın gerçek olduğunu ancak darbe olursa anlayabiliriz” diyordu. O halde “İmzanın gerçek olduğunu asla anlayamayız. İmza bir kağıt parçasıdır. Darbe olmadıkça darbe olabilir denilemez” diyerek kuantum fiziğindeki bilinmezliği gösteriyor.

Ordunun olaylar nedeniyle yıpranması hepimizi tedirgin ediyor. Çünkü bizim bir tane ordumuz var başka yok. TSK’nın yıpranması demek ülke güvenliğinin çökmesi demektir. En basit olarak iç asayişten tutun da dış tehlikeye kadar kırılgan hale geliriz. Bayrağımızı dalgalandıramayız. Bu tartışmaları yapılırken ordunun içinde ve dışına olan kimseler TSK’nın kurumsal kimliğini yıpratmamaya dikkat etmelidir. Ordu içinde görevli olanlar problemleri ancak doğru şekilde karşılayarak buna hizmet edebilirler. Çünkü kurumları yıpratan durumlar genelde dıştan kaynaklanmaz. Olayları kurumların nasıl karşıladığıyla alakalıdır. Bu nedenle yıpratma konusundaki hassasiyeti eleştiri olarak görmemiz gerekir. Eleştiri bir insana yardımcı olabilir. Bu şekilde görmek gerekir. İçinde öneri olmayan ve direk kurumsal kimliği hedef alan eleştiriyel davranışlara hepimiz karşı çıkarız.

TSK’nın zararlı davranışları ve birtakım çabaları eleştirilmelidir. Yoksa sadece kimliği eleştirirseniz ordumuza zarar verirsiniz. Yanlış eylemler ve kişiler eleştirilerek yanlış anlaşılmaların önüne geçilebilir.

Eylem Planı belgesinin sahte olması bu vakitten sonra çok ta önemli değildir. Çünkü belgedeki imza bölümünde bir sürü subayın ismi yer alıyor. Bu durum kuvvetli bir şüphedir. Çünkü tarihte birkaç defa darbe yapmış bir ordunun birden bire hadi darbe yapıyorum demesi mümkün değildir. Bunun basit bir tatbikat planı muhakkak vardır. Kaldı ki basit bir tatbikatta bile aylarca hazırlık yapılıyor. Darbe kararını veren böyle bir köklü ordu hesapsız, kitapsız ve plansız bir hareketin içine girer mi? Bu sebeple bunun bir ön hazırlığı ve fikri aşamasının olmaması mümkün değildir.

Eğer ordu içinde bir darbe hazırlığı yapanlar harp akademileri yerine imam hatip mezunu olsaydı TSK acaba ne yapardı? Bu kişileri ordu içinde 24 saat tutarlar mıydı?

TSK’daki generallerde ciddi bir şekilde empati eksikliği var. Üst düzey rütbeliler duygusal sağırlık ve körlük içerisinde hareket ediyorlar. Toplumun duygularını anlayıp dünyadaki değişimi ve talepleri dikkate almıyorlar. Bunların sonucunda eleştirinin dozu gittikçe artıyor. TSK toplumun gözünde daha çok yıpranıyor. Halbuki böyle bir iddia ve güçlü kanıtlar mevcutken, “bu konunun üzerine kararlılıkla gidilecek” şeklinde bir açıklama yapılsa çok iyi olurdu. Sorunu ört bas etmek yerine kaynağına inme iradesini göstermek gerekiyordu. Çünkü geçmişte birçok örnek yaşandı. Bunların hepsi iddiaların tesadüfü olmadığını gösteriyor.

Hatta 1988’de rahmetli Turgut Özal’a partisinin kongresinde bir suikast düzenlenmişti. Kartal Demiral isimli suikastiçiyi salona sokan da General Kenan Evren’in kontenjanında Çankırı Milletvekiliydi. Aynı zamanda bu vekil emekli subay ve Gayrı Nizami Harp Birlikleri’nin asimetrik-psikolojik savaş konusunda görevli bir elemanıydı. Bunlar kuru bir tesadüfle geçiştirilecek olaylar değildir. Bütün bunların sonucu bir kanıt oluşturuyor. Onlarca kanıtı bu şekilde bir araya getirdiğinizde siyasilerin bunun göze ardı etmeleri mümkün olamaz.

Arkadan nal toplama tarzı bir politika hesaplanmayan sonuçları da beraberinde getirebilir. İktidar partisini kapatma konusunda formül arayanların eline malzeme vermek kadar yasal reformlar konusunda ayak sürümek ülkenin geleceği açısından gaflet olarak nitelendirilir. Bu farkındalığın olmaması siyasette gemiyi fırtınaya kaptırmak demektir.

Son yaşananlar gösterdi ki TSK’da ciddi bir yapılanma gerekiyor. Darbeyi ve sivillere emir vermeyi doğal kabul eden askeri bürokrasinin zihniyet değiştirmesi lazımdır. Bir hukuk devletinde ali menfaatler için yasalar çiğnenebilir ve suç işlenebilir denilemez. Modern bir devlette yazılı olmayan birtakım gizli kurallar yoktur.

Militarizmin toplum tarafından kabul edilmemesi gereken ideolojiler olduğunu bilmemiz çok önemlidir. 27 Mayıs travmasını toplum olarak ancak böyle atlatabiliriz. Hatırlarsınız bu dönemde Yassıada’da İstiklal Madalyalı generaller tekmelenmiş ve işkence görmüştü. TSK’daki üst düzey komutanların yarıdan fazlası ihraç edilmişti. Hala TSK, yüz karası 27 Mayıs için göğsünü gere gere “yapılanlar yanlıştı” diyemiyor. Emir alan siyaset, yargı, bürokrasi eğer özgürlüğü için bunu kabul ettiyse sizi gerçek özgürlüğe kavuşturacak hiçbir güç yoktur demektir.

Prof. Nevzat Tarhan � Haber 7
ntarhan@gmail.com

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim