• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 19 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

CAHİT ZARİFOĞLU 'OKUYUCULARLA'

CAHİT ZARİFOĞLU OKUYUCULARLA
Cahit Zarifoğlu'nun Mavera Dergisinde okuyucu mektuplarına verdiği cevaplar hem yayınlandığı dönemde hem de daha sonraki yıllarda ilgi odağı olmuştu.Asım Öz, kitabı yayına hazırlayanlardan Cahit Zarifoğlu'nun oğlu Ahmet Zarifoğlu ile yaptığı röportajda

 

 

 

Edebiyat meraklılarının bildiği gibi Nisan/1978 ile Kasım/1981 yılları arasında yayınlanan Mavera sayılarının en çok ilgi çeken bölümü okuyuculara verilen cevapların yer aldığı "Okuyucularla" isimli bölümüydü. Bu bölümde okuyucu mektuplarına verilen cevaplar, sıradan bir cevaptan daha çok bir ders niteliği taşımaktaydı. Dergiye şiirler, hikâyeler veya denemeler gönderen genç edebiyatçılar, sabırsızlıkla bir sonraki sayıda Cahit Zarifoğlu'nun kendileri hakkında neler yazacağını bekler, isimlerini gördüklerinde derin mutluluk duyarlardı. Okuyucularla geçtiğimiz günlerde Beyan Yayınları tarafından aynı adla yayımlandı. Kitabı yayına hazırlayanlardan Ahmet Zarifoğlu ile Okuyucularla’yı konuştuk


Okuyucularla sayfasında yayımlanan yazıları kitap yapma düşüncesi nasıl oluştu?
Kitabın teşekkür sayfasında belirtildiği gibi, babamın da bu mektupları bir araya getirip yayımlama isteği var imiş. İlk başta -geç de olsa- onun dileğini yerine getirmiş olduk hem de ‘şiir bilmecesi’ adına, kurduğu cümleler içinde yüzlerce minik cevap olması nedeniyle Okuyucularla’nın kitaplaştırılması çok önemliydi. Çok uzun zamandır içimde bu projeyi gerçekleştirmek yatıyordu. Selçuk Azmanoğlu arkadaşımla birlikte el attık ve kısa bir süre içinde basıma hazır hale getirdik.

Bu sayfalarda yayımlanan yazıların mektup olarak anılmasını nasıl buluyorsunuz?
Yaşım itibariyle çok iyi tanıyamadığım ve uzak kaldığım bir şey mektup... Fakat bunlar şekil ve form olarak tabi ki mektup olarak anılmalıdır.

Eskilerin 'mektubat' da dedikleri yazınsal mektuplarla örtüşme noktaları neler size göre?
Örtüşen noktaları var fakat tamamen farklı bir şey galiba bu.

Kimler var bu kitapta?
Tek tek isim isim yazmam gerekir... En azından ismen tanıdıklarımızı... Bizim aklımıza gelmemişti ama sağolsun Beyan İçindekiler kısmında tüm mektup sahiplerinin ismini yazmış.

Tek tük yazanlar yanında ısrarlı bir biçimde yazanlar da var. Bu isimlerin bu günkü yazı yolculukları ile bu mektupları genel olarak da olsa karşılaştırdınız mı hiç?
Ciddi anlamda karşılaştırmadım ama böyle bir araştırma ve okuma yapabilirim her an. Henüz yapmadım.

Bir de müstearlarla yazanlar var. Bunların bilinenlerini gerçek adlarıyla yayınlamayı düşündünüz mü?
Hiç düşünmedik. Hatta, biz bu mektupları bir kitapta toplayacağız diye ‘haber vermek adına’ mektup sahiplerinin hepsine ulaşmak mümkün olmadığı için isimlerinin sadece baş harflerini yazmayı düşündük, fakat bir şekilde o sayfalarda belirtildiği için bir mahsur görmedik isimlerini yazmakta. Ve aslında şu hususu dile getirmek çok önemli: İsimlerdense şiir adına verilen cevaplar önemli ve kitaplaştırma düşüncesinin tek ve en temel gayesi budur.

Tür bazında özellikle şiir dışındaki türlere değin değerlendirmelerini nasıl buluyorsunuz?
Mektuplar arasında şiirle birlikte hikaye ve fikir yazılarının da olduğunu anlıyoruz. Bu yazılar doğrultusunda babam; roman, hikaye, deneme, öykü vs türlerinde de ciddi yol gösterici şeyler aktarıyor.. En kötü ihtimalle ‘şu şu şu isimleri okuyun’ demesi bile bence güzel bir değerlendirmedir.

Nasıl bir sanat endişesi var Okuyucularla sayfalarında?
Aslında güzel olan da bir endişenin olmaması. Sayı 25’te babam: “Herkesten farklı olduğunuza inanarak, bunu kanıtlamak için, akıllı uslu yazılması gereken bir mektupta üslup yapmaya kalkabilirsiniz. Diyorum, doğaldır. Ama bizlerin buna bile zamanı olmamalı. Yumurtadan çıkar çıkmaz yem gagalamaya baş­layan civciv gibi, bizlerin de gözleri açılır açılmaz rotaya girmeye, yapaylıklardan kaçmaya, zamanı son kırıntısına kadar değerlendir­meye, gevezeliklerden, günahlardan, gösterişten, kabalık ve katı­lıklardan kaçınmaya mecburiyetimiz vardır
...
Bu tür saçmalıkları bırakın, bize ve başkalarına yazdığınızda bir dostunuzla konuşuyor gibi, kendinizi farklı göstermeye özen­meden, tabii sesinizle yazın.” diyor.

Cahit Zarifoğlu’nun Mavera’daki Okuyucularla sayfasında yazdıklarının o yıllardaki değeri hakkında neler söylersiniz? Bu köşeyi bir okul olarak görmek mümkün mü?
Tabi ki sözkonusu seneler yaşamış olsam daha sağlıklı bir cümle kurabilirdim fakat, dönemin en iyi kalemleri ile böylesi sıcak ilişkiler içinde olabilmeleri açısından mektup sahiplerini şanslı addedebiliriz. Okul olarak pekala görebilirim. ‘Tavsiyeleri’ sonucu çok iyi yerlere gelmiş insanların sayısı az değildir. Daha egosuz söylemek gerekirse, yazı anlamında iyi yerlere gelmiş insanların bir nebze de olsa beslendikleri bir okul olduğunu düşünüyorum.

Okuyucularla onun iyi okurluğunun bir kanıtı gibi. Dikkatli, özenli, okuduğunun üzerinde düşünen, çıkarımlara varan bir okur... Zarifoğlu bu mektuplarında hem kendi poetikasını ortaya koymuştur hem de bir nevi yol göstericilik yapmıştır, denilebilir mi?
Evet tamamen böyledir bence de. Titiz bir cımbızlamayla, şiirden anlayan veya anlamaya çalışan bir kişi, çok çok beslenebileceği bir poetika okuyabilir bu kitapta.

Bir de birkaç ürün üzerinden değerlendirme yapmayı önemsiyor. Tek ürün üzerinden değerlendirme yapmanın yanıltıcı olacağının farkında gibi ne dersiniz?
Evet, sanırım birkaç ürün üzerinden değerlendirme daha sağlıklı. Şanslı mı yoksa ciddiye alan bir yazar mı diye kontrol ediyor olabilir. (gülümsüyorum)

 

 

 

Bu değerlendirmeleri bugün okuyan bir gencin/yazarın ne kazanacağını düşünüyorsunuz?
Çok içinden geldiği gibi yazılması sebebiyle bence ilk başta çok keyifli bir okuma olacaktır. Bununla birlikte, ‘satır aralarındaki’ pırlantalar kavranırsa, çok şey kazandıracağı kanaatindeyim.

1980li yılların dünyasından yaşam kesitleri sunması yanında ayrıca belgeselliğinden de söz açabiliriz bu sayfanın. Kimi zaman Mavera ve Akabe için çalışmalarını istiyor okurlarından Zarifoğlu yazılarında. Bu istek nasıl karşılanıyor?
Bu istek, okuduğum kadarıyla, babamın istediği gibi karşılanmıyor. Hatta Mavera cilt 6, son Okuyucularla’da sitemlerinin içinde bu konu da var.

Bugüne değin pek çok yazar ve sanatçının mektupları yayımlandı. Örneğin Samuel Beckett bunlardan biri. Beckett, bilindiği kadarıyla on beş binden fazla mektup yazmış ama onun mektup editörleri, dört ciltte yazarın iki bin beş yüz kadar mektubunu eksiksiz olarak sunmayı, bir beş bin kadarından da alıntılar vermeyi tasarlamışlar. Bunun nedeni, Beckett'in ölümünden dört yıl önce, mektuplarının yayımlanmasına ilke olarak onay vermekle birlikte, 'yalnızca yapıtlarıyla bağlantılı olanlar'ın yayımlanmasını istemiş olması. Sonuçta eksikte olsa mektupları okurla buluştu yazarın. Ama Cahit Zarifoğlu’nun mektupları hala kitap olarak okurla buluşmadı. Bunu nasıl açıklarsınız? Bu yönde bir çalışmanız var mı?Şu an bizde, yani evde ona ait hiçbir mektup yok. Böyle bir çalışma yapmayı düşünsek, bir sürü kişiden mektupları toparlamak lazım gelir. Ve bana (şayet edebi bir değeri yoksa) mektuplar çok şahsî geliyor ve okumayı sevmiyorum. Bütün mektuplar elimizde olsa ve eksiltme yaparak kitaplaştırma uygun olabilirdi ama şu an bilmiyorum.

Peki Edebiyat Ortamı dergisinin bu konudaki çalışmasından haberdar mısınız? Bu çalışmaya nasıl bakıyorsunuz?
Bu sorunuzla birlikte webte göz attım Edebiyat Ortamı dergisine. Daha çok eğilip ilgileneceğim inşallah.

Yıllar sonra tekrar okuduğunuzda bu mektuplar sizi nerelere götürüyor?
Yaşım müsaade etseydi çok sıcak şeyler gelebilirdi aklıma dönemle ilgili… Ben sadece babamın neye nasıl niçin öyle baktığını veya cevap verdiğini falan okuyarak -genelde- hoş şeyler hissediyorum.

Bir oğul olarak baba Cahit Zarifoğlu’ndan neleri anımsıyorsunuz?
Çok puslu ve gürültülü bir fotoğraf karesi hayal edin; yer sofrasında oturmuş: ‘benim yanıma otursun benim yanıma otursun’ diye bağırıp çağırıyorduk pazar kahvaltısında. Böyle belirsiz birkaç şey dışında anımsamıyorum maalesef. Çok küçüktüm çünkü.

Kitapta dizini atlamış olmanızın önemli bir eksiklik olduğunu düşünüyor musunuz?
Ben dizin’i çok gerekli görmedim, normalde dizinsiz kitap olmamalı fakat Okuyucularla kitabında olmasa da olur diye bakıyorum. Yayına birlikte hazırladığımız Selçuk ise kesinlikle bir eksiklik diyor. Ali Kemal Temizer uygun görürse, bir sonraki baskılarda eklenebilir belki.

Söyleşi için teşekkür ederim
Ben de çabanız için teşekkür ederim.

Asım Öz / Timeturk

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Bir Direnişçinin Cephe Notları12 Mayıs 2010 Çarşamba 14:22
  • Hazreti Haticenin Bilinmeyen 40 Yılı07 Mayıs 2010 Cuma 11:14
  • Öteki kadınların dünyası: Angelika07 Nisan 2010 Çarşamba 15:35
  • Liberal Kibrin Tahakkümcü Dili20 Şubat 2010 Cumartesi 21:18
  • Avrupa Birliği yerine Türk Birliği!10 Şubat 2010 Çarşamba 23:49
  • Osmanlı donanmasının bilinmeyenleri10 Şubat 2010 Çarşamba 18:42
  • MALCOLM X KİMDİR?19 Ocak 2010 Salı 20:49
  • GENÇLİK NASIL YÖNLENDİRİLİYOR15 Ocak 2010 Cuma 21:50
  • FİLİSTİNİ EN İYİ ANLATAN ÇİZGİ ROMAN19 Aralık 2009 Cumartesi 20:21
  • ULUSÇULUK ÇIKMAZI ÜZERİNE16 Aralık 2009 Çarşamba 20:19
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim