• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 7 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

ÇAĞ TUTSAKLIĞI VE PEYGAMBER ÇAĞININ ÖZ/Ü/GÜRLEŞTİRİCİ ÇAĞRISI

ÇAĞ TUTSAKLIĞI VE PEYGAMBER ÇAĞININ ÖZ/Ü/GÜRLEŞTİRİCİ ÇAĞRISI
Meselesi olmayan insan, mesuliyetlerini de, sual sorma kabiliyetlerini de yitirir.Yusuf KAPLAN'ın kaleminden:

Meselesi olmak, öz’e ilişkin söz sahibi olmak demektir. Özlerini yitiren insanlar sözlerini de, söyleyeceklerini de, dolayısıyla mesuliyetlerini de, sual sorma öz/ü/gürlüklerini de yitirmekten kurtulamazlar.

 

Söz sahibi olabilmek, özellikleri olan, kendine özgü özelliklere sahip olan asil bir öz’e sahip olmakla mümkündür çünkü.

 

Özgün duruş, öz’ü gürleştirmek için asil bir yerde durmakla gerçeğe dönüşebilir: Asil bir yer, asalet sahibi olmayı gerektirir: Asale/t özgünlük demektir çünkü.

 

Asil, asıl’dır; yedek de değildir; başkalarının yedeğinde de. Asil, lokomotiftir; vagonlardan bir vagon değil. Asil, şoför mahallindeki adamdır; muavin de değil, yolcu da.

 

Asıl, hakîkattir; yedek, asıl’ın sûreti, yansıması. Asıl, ışıktır; sûret, ışıktan yansıyan gölge, ışığın izinden giden, asılın gölgesi. Asıl, ışık yayar; sûret, ışığın gölgesini. Işık nereye yönelirse, gölge de oraya yönelir.

 

Öz, asıldır; özün sözü ise asil. Meselesi olan insanlar, özün sözünü sözleri bilenler, özün sözüne sözbileyenlerdir.

 

Çağ, bir ağ’dır aslında: İnsanı kapanına kıstıran bir ağ. Pasternak’ın, “çağın insanının çağın tutsağı olduğunu” söylerken söylemeye çalıştığı şey, tam da bu çağın, insanı, kapanına kıstıran ağına dikkat çekmekti. İnsan, çağın bir ağ olduğunun, anlardan bir an, demlerden bir dem, günlerden bir gün olduğunun ayırdına vardığı andan itibaren bu ağın kapanına kıs/tır/ılmaktan kurtulabilir ancak: Çağı fark edebilmelidir insan; içinde yaşadığı çağın mümeyyiz vasıflarını tefrik edebilecek bir asaletle çağa bakabilmeli ve çağları aşarak çağa akabilmelidir.

 

Bir çağ, başka çağların üstünü örttüğü zaman, çağ ve çağdaş olabilir. İşte o zaman, bir ağ’a dönüşür ve herkesi kendisine ağdaş kılma kaygısı ile hareket eder.

 

Çağın ağ’laşması, çağdaşların ağa’laşması ve o çağın ağına kıstırılanların bütününün ağlaşması, pathos hâlleri yaşamaya mahkûm olması durumu, çağrısı başka çağlara da ulaşabilecek, öz/ü/gür sözler söyleyebilecek cihanşümûl çağlar için söz konusu değildir.

 

İşte peygamber çağları, özü gür sözlere sözbilenen, her dâim özü gür sözler söylenebilen, çağrıları bütün çağlara vasıl olabilen cihanşümûl çağlardır. O yüzden, Hz. Adem’den Fahr-i Kâinât Efendimiz’e kadar hakîkati, hakîkatin özünü, özün hakîkatli sözünü hatırlatagelmiştir nisyan ile malul olan, isyanının bedelini ödeyen insana.

 

Adem, beşerin babasıdır. Ve “yokluk” demektir adem. Vacibûl’l-Vücûd’a nispetle yokluk. Nesebi, kendisi ve kendinden değildir. Baba, bâb yani kapı demektir; varoluşa, hakîkate açılan kapı: Adem, öz’ün hem söz’ü hem de sözcüsüdür; o yüzden öz’e giden kapı olmakla tavsif edilmiştir beşeriyetin babası; dolayısıyla beşeriyetin bizatihî kendisi: Bu bağlamda, Varlık, Vacibü’l-Vücûd olan Allah’tır yalnızca. Beşerî çağlar, ademe mahkûm olmaya, değişmeye, yok olmaya mahkûmdur. Ademe mahkûm olmadığını müdrik olmayan beşerî çağların ve beşerî çağrıların, beşeriyeti, nasıl ademe mahkûm ettiğinin şehadetleriyle doludur beşeriyet tarihi.

 

Şu ân içinde yaşadığımız çağ, bir peygamber çağı değil. O yüzden, içinde yaşadığımız çağın çağrısı, beşer-şaşarın çağrısı yalnızca.

 

İnsan, beşer olarak nisyan ile malûl, illetli olduğu için, söz söylerken öz’ü unutabilir. İnsanın özü unutmaması için, sözü bütün çağlara hitap edebilen, bütün çağrıları kucaklayıp kuşatabilen peygamber çağlarına ve çağrılarına kulak kesilmesi şarttır.

 

İslâmcılar, peygamber çağını ve çağrısını eksene alan bir aksiyon ortaya koymak yerine, beşerin beşeriyeti tutsak ettiği, tutsağı kıldığı beşer çağrısına reaksiyon gösterdikleri için, asil, öz/ü/gür bir duruş geliştirmeye muvaffak olamadılar ve beşer ç/ağının ç/ağrısının tutsağı ve yedek lastiği olmaktan kurtulamadılar.

 

O yüzden, modernliğin hâkim olduğu zaman dilimlerinde, kimi zaman tersinden de olsa, modern ideolojilere ve söylemlere eklemlendiler; İslâm sosyalizminden, İslâm kapitalizminden, İslâm liberalizminden filan dem vurdular. Şimdi de, özgürlük, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi, bütünüyle seküler dünya tasavvurunun ürünü olan postmodern durumların ağlarına takılmaktan kurtaramıyorlar kendilerini.

 

İslâmcılar, ek değil, tek hakîkatin “baba”ları / kapıları ve “ana”ları / yatakları olduklarını idrak edinceye kadar, cârî söylemlere ek olmaktan, eklemlenmekten, yedek lastiği vazifesi görmekten kurtulamayacaklar.

 

Beşer çağı bütün beşeriyeti ağına almış, tutsağı kılmışken; bütün çağlara ve çağrılara kapı aralayan, algı kapılarını açık tutan peygamber çağı ve çağrısı, özügürleştirecek özüne sözbilemelerini bekliyor Müslümanlardan…

 

Soru şu öyleyse: Meselemizi, mesuliyetlerimizi ve suallerimizi ne kadar müdrikiz acaba?

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim