• BIST 104.142
  • Altın 162,619
  • Dolar 3,9484
  • Euro 4,6313
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 10 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Büyük İran, Yeni Türkiye, İsrail, Yemen ve Suriye

Fatih Tezcan

"Bağdat, bizim başkentimizdir."
Bu sözü Irak devlet yetkilisi değil, İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Yunusi söylüyor.Kaldı ki bu şahıs daha önce de, ‘İstihbarat Bakanı’ydı.
Peki, bunu nerede söylüyor?
"Büyük İranlı Kimliği Konferansı"nda.
Yani bir ‘Büyük İran’ olgusu veya planı var, bu net.
Üstüne (veya içine) ‘Büyük İranlı’ kimliği oluşturulmaya çalışılıyor.
İran bunları artık saklamıyor, en üst düzey devlet ağızlarıyla ilan ediyor.

İran şimdi ilan edebilir ama seneler önce anlatmıştım.

Başka ne diyor İran?
 

“Kültür, medeniyet, din ve İranlılık ruhu 'Büyük İran' coğrafyasına  yayılmıştır!”

Türkçesi: Ehli Beyt ve Kerbela ambalajlı Pan-Farsizm ve Neo-Aryanizm faaliyetlerimiz,  stratejik planlamasını yaptığımız coğrafyada sürmektedir.

Hangi coğrafya?

"İran kültür coğrafyası, Çin sınırından Hint alt  kıtasına, Kuzey Kafkasya'dan Basra Körfesi'ne ulaşan coğrafyayı kapsıyor.”

Yani Türkiye ve Suriye de, Büyük İran Sınırları dahilindeymiş...

Cilvegözü ve Reyhanlı Saldırıları’nı İran-Suriye İstihbaratları’na değil de AK Parti’ye, İHH’ya, El Kaide’ye ihale etmeye çalışan yazarları ve sosyal medya piyonlarını hatırlayın.

“Türkiye’nin Suriye’de ne işi var!” veya “Suriye’yi İran’a verelim gitsin!” veya “Sıfır sorun dediler, Dış Politika’yı batırdılar” propagandalarını hatırlayın...

Bu arada İran’ın bu harita beyanı, sadece küstah bir kaos planının değil, aynı zamanda İran’ın Müslümanları Çeçenistan’da Rusya’ya, Afganistan’da ve Irak’ta ABD’ye neden yem ettiğinin de itirafıdır.

Yunusi’den devam ediyoruz:

“Bu bölgede doğal bir birliktelik söz konusudur.Her  ne kadar bazı farklılıklar (!) birleşmeyi engellese de, gerçekte bu sözünü ettiğim bölge, bu birliğin içindedir.”

Türkçesi: Söz konusu İran ve Şia ise, Araplar, Türkler ve Sünnilik ‘bazı farklılıklar’ şeklinde geçiştirilmesi ve pasifize edilmesi gereken unsurlardır.

“İran kültür  coğrafyasında yaşayan herkes İranlıdır ve bu yönüyle bizim korumamız  altındadırlar.Onları İslam fanatizmi, Ateizm, Tekfircilik, Yeni Osmanlıcılık,  Vahhabilik, Batı ve Siyonizm tehdidinden koruyacağız."

Lafı uzatmadan, kitabın ortasından konuşursa, bu sözlerin açılımı şudur:

İslam’ın bir tane doğru yorumu vardır o da İran’ın ve Kum’un yaptığı yorumdur.Bunun dışında söz söyleyenler, teslim alınması ve terbiye edilmesi gereken, ‘kaybedilmiş müslümanlar’dır.
Ortadoğu ve dünyaya dair siyasi analizlerin bir tane doğrusu vardır, o da İran’ın, Tahran’ın ve Hamaney’in yaptığıdır.Yani esas olan İran’dır. Türkiye veya Suriye veya herhangi biryer farketmez, çizdiğimiz Büyük İran Sınırları’ndaki her ülke için bu böyledir.

Eğer bir kişi, kurum, örgüt veya devlet İran gibi düşünmüyorsa bir kaç ihtimal vardır: Ya ateist ya El Kaideci ya IŞİD’çi ya Yeni Osmanlıcı ya Vehhabi ya Emperyalist ya da kuklasıdır.Dolayısıyla İran’ın da doğal hedefidir ve İran, bu noktadan sonrasında Suriye örneğinde görüldüğü gibi baskı, şiddet ve tecavüz veya Yemen örneğinde olduğu gibi ‘güdümlü darbe’ veya Türkiye örneğinde olduğu gibi ‘taşeron kaos’ ve ‘örtülü operasyonlar’ yoluyla hedeflerini çökertmekte ve teslim almakta haklı, hür ve kararlıdır.

Kısacası tek doğru vardır, o da İran’dır.
Tek ülke olacaktır o da Büyük İran’dır.

Irak’taki fitne, Suriye’deki işgal, Yemen’deki darbe, Türkiye Cumhurbaşkanı R.Tayyip’ın “İran bölgeyi domine etmeye çalışıyor! Bunu kabul edemeyiz!” ifadesiyle karşı durduğu Neo-Aryanist Emperyalizm, işte tam budur.

Yine Erdoğan’ın “Böyle bir dini lider olabilir mi?!” dediği Hamaney, budur.

Erdoğan demişken, 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kazandığı 3 ülkeyi hatırlatmak isterim: ABD, İsrail ve İran!

Bu nasıl fitneci ve takiyeci bir devlettir ki, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yapmadığı röportajı yaptı gibi gösterip tetikçi medyasına “Gül Erdoğan’ın Irak ve Suriye politikasını eleştirdi” manşeti attırmaktan bile utanmıyor. Hem de yalanlanacağını bile bile, yani sadece ve sadece biraz daha fazla fitne için...

Son olarak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Yunusi:


“İran sınırlarını tarih, kültür ve coğrafyanın belirler.Bu bölgede stratejik kültürel ve tarihsel nüfuz oldukça önemlidir.Nüfuz  coğrafyamızı göz ardı ederek menfaat ve güvenliğimizi koruyamayız."

Bunlar da, analizimizin sağlamasını yapan ve doğruluğunu perçinleyen sözlerdir.

Şimdi de “Nüfuz coğrafyası gözardı ederek menfaatimizi ve güvenliğimizi koruyamayız!” kısmını çok net bir örnekle açıklayayım:

İran dini lideri Ali Hamaney'in Uluslararası İlişkiler Danışmanı Ali Ekber Velayeti, Türkiye’den giden ve içinde sünni iş adamlarının olduğu bir heyetle görüşmeyi kabul etmişti.
Suriye ile ilgili soruya verdiği cevabı aynen aktarıyorum:

“Suriye’de isyan başladığı gün, biz bunun Esad’a değil, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı olduğunu biliyorduk. Batı, Şam’ı ve Bağdat’ı ele geçirmeden Tahran’a asla yürüyemeyeceğini biliyordu ve bunun için Suriye İsyanı’nı başlattı. Siz Türkler de bu oyuna vesile oldunuz.”

Bu argümanı cebinde T.C kimliği taşıyan bazı kişilerden de sıkça dinlediğiniz için, aşinasınızdır. “Arkadaşıma ne cevap verdin?” dedim, “Aklıma birşey gelmedi, net konuştu” dedi.

Oysa doğru cevap şu:

İran, İsrail’le düşman olduğunu iddia ediyor, ABD’ye ‘Büyük Şeytan’’ diyor ama maalesef bu bir oyun, bir muvazaa yani gizli anlaşmaya dayanan danışıklı dövüş.
Suriye’deki İran varlığı, açık bir Neo-Aryanist yayılmacılıktır.
Her yayılmacılık, bir propagandaya dayanır.
İran Suriye’deki varlığını “Suriye’deki direnişçiler (Sünni halk) ve Türkiye Devleti (Sünniler’in seçtiği Ak Parti Hükümeti), Batı’nın oyununa geliyor.” sözüyle tahkim etmek istiyor.
Ne gariptir ki, Suriye halkı Batı’nın oyununa geliyor.
Türkiye halkı Batı’nın oyununa geliyor.
1.5 milyar müslüman daima Batı’nın oyununa geliyor.
Ama İran asla Batı’nın oyununa gelmiyor.
Oysa yine ne ilginçtir ki, tarih boyunca asla Batı’yla savaşmayan İran!
Batı’nın kuklası dedikleri ise, daima Haçlı Seferleri’nin hedefi olmuşlar.
Avrupa’ya, Viyana’ya kadar yürümüşler.
İran ne yaptı?
Osmanlı Batı’yla savaşırken arkadan vurdu.
Suriyeliler Batı’nın oyununa geliyorlar diyor İran ama Suriye İsyanı başladığında halk BAAS’ın devrilmesini istemiyordu, Esad’ın reform yapmasını istiyordu.
İngiliz vatandaşı bir eşi olan ve kendisi de 8 sene İngiltere’de yaşayan Beşar el Esed, bindirilmiş kıtalara ve oturtulmuş figüranlara yaptığı konuşmalarda, reform istekleriyle alay ederek halkını böceklere, farelere benzetti. İran neden engel olmadı? Neden destekledi?

İran’ın “Esed’den asla vazgemeyeceğiz?” açıklamalarının haddi hesabı yok ama işin kötüsü aynı demeçlerin içinde ‘Dostumuz, kardeşimiz Türkiye’ vurgusu da eksik olmuyor. Müslümanlar Suriye’den sonra artık İran’ın hiçbir sözüne inanmıyor çünkü İran kardeşim diyerek vuruyor.

ABD Guta’daki kimyasal katliamın ardından Suriye’yi vuracakken (?) İngiltere neden bu hamleyi parlementodan çıkardığı ‘Suriye’de Askeri Operasyon’a Hayır’ seçimiyle önledi?

Neden siz asla İsrail’i vurmadınız?
Neden İsrail asla sizi vurmadı?
Neden İran ve Batı daima atışıyor ve fakat asla kavga etmiyor?
Neden İran ve İsrail daima atışıyor ama asla savaşmıyor?

Öyle ya!
1980’den bu yana tam 35 sene geçti ama İran, Büyük Şeytan dediği ABD’ye veya İsrail’e 1 mermi atmadı? O masalı geçtik, Suriye’ye de attırmadı!

Batı asla İran’ı vurmadı ama ne ilginçtir ki, bu zaman zarfında milyonlarca Müslümanı öldürdü, on milyonlarcası sürüldü, tecavüzlere uğradı.

Sahi, bütün müslüman başkentlerin içinde neden en güvenlisi Tahran?

“ABD Gemisi’ni 50 saniyede vurabiliriz!” diyen İran, ABD’ye saldırma masalı bir yana, neden her 5 saniyede 1 Müslüman öldürüyor?

Acaba İran Batı’ya karşı gibi dururken Çeçenistan’da, Afganistan’da ve Irak’ta Batı’yla çalıştığı, mesela Irak’ta sünni Müslümanların ev adreslerini ABD Ordusu’na ilettiği ve erkeklerinin öldürülmelerine, kadınlarının ABD Askerlerince iğfal edilmelerine sebep olduğu için olabilir mi?
Mesela sanal yöneticilerden arınıp gemisinin dümenini gerçek birlidere, Recep Tayyip Erdoğan’a verdiği için Türkiye, Batı’nın nazarında gerçek bir tehlike haline gelmiş ve İran ile Türkiye ve Müslümanlar arasında tercih yapan Batı, acilen İran’a sarılmış olabilir mi?
Öyle ya!
İran’ın milyonlarca kilometrekarelik bir hinterlandı, etki alanı falan yok.Ortadoğu’daki yerel şii toplulukların hayatlarını riske atarak sanal bir hinterland oluşturmaya çalışmasını gözden kaçırmıyoruz.

Bir canlı yayında “Anti-Amerikancı CHP’lileri ve Anti-İrancı Alevileri Selamlıyorum” dememin sebebi, sanırım biraz daha vuzuha kavuşmuştur.

Türkiye’deki Aleviler dahil olmak üzere, bir çok ülkedeki halk kesimleri, İran Emperyalizmi tarafından ‘fitne araçları’ gibi görünmektedir ki bu en başta, Alevi kardeşlerimize ve ümmetin pekçok noktasındaki şiilere hakaret ve toplumsal dokumuza bir tehdittir.

18 Ekim 2014’te ne demişti Ali Ekber Velayeti:

“Yemen’de Husi Ensarullah örgütünün yönetime el koymasını destekliyoruz.Hizbullah'ın Lübnan'da üstlendiği rolü, Yemen’de Ensarullah'ın üstlenmesini umut ediyoruz."

Daha açık ne diyebilir ki?
İran Yemen’deki darbeyi destekliyor ama buna karşı bir operasyon başladığında “Neden İsrail’e saldırmadınız da Yemen’de Husiler’e saldırıyorsunuz?” diyor.

Farkında mısınız bilmem ama İran gün geçtikçe komikleşiyor.

Uzun yıllardır İsrail üzerinden oynadığı oyunun fark edilmediğini, halkların ve müslümanların İran’ın gerçek yüzünü görmediğini sanıyor ve devlet demeçleri de bu paralelde ilerleyince, kadim Fars Devleti kendini gittikçe gülünç bir duruma sokuyor.

Yemen’deki operasyona katılanlardan biri de Mısır ve Türkiye’deki İran yanlılarının bugünlerde hep “Türkiye Sisi ile aynı operasyona katılıyor!” tezviratı yaptığını görüyoruz.

Oysa Sisi Müslüman Kardeşler’In dirilerini vurup, ölülerini buldozerlerle ezmişti. Türkiye’nin birçok maddi kayba karşın Sisi’ye karşı duruşu malum ve nettir.

Esas İran yanlılarının bunu nasıl sorabildiklerine şaşırmak lazım zira Müslüman Kardeşler’in Suriye lideri Hikmet Velid “İran, tarihinin hatasını yaptı” dediği röportajında uzun uzun bunun nedenini açıklıyor. Daha önceki lider Muhammed Riyad Şukfa ile 2012’de yaptığım görüşmede de, İran’ın mezhepçi ve menfaatçi yaklaşımlarına dair benzer ifadeler kullandığını hatırlıyorum.

Bunu başkası söylediğinde işin içinde ‘mezhepçilik’ olduğunu iddia edenler, Lübnan İslam Meclisi Sözcüsü Şii Şeyh Molla Muhammed el Huseyni’nin bizimle yüzde yüz paralel görüşlerine karşı çıtlarını çıkaramıyorlar. Çünkü ‘mezhepçilik var’ yaygaraları boşa çıkıyor, oyunları bozuluyor.

Kısacası İran ve yanlıları, Türkiye’nin son dönemdeki omurgalı duruşuna çamur atmak yerine, mümkünse İslam ve Ortadoğu konularında hiç ağızlarını açmasalar, Suriye’deki ve Irak’taki Pers işgalini bitirseler ve köşelerine çekilseler çok iyi olur.

Çok açıktır ki, İran’ın Kerbela maskesi ve Ehli Beyt’i sömürerek yürüttüğü kirli politika, Çeçen, Afgan ve Irak İhanetleri’nden sonra Suriye’de tüm pisliğiyle açığa çıkmıştır.Yemen’de tüy dikmiştir.
Hayır, kimse Batı’nın oyununa gelmiyor.
Esasen İran, Batı ile bir oyun içindedir.
İran , “Türkiye Batı’nın oyununa geldi ve geliyor”diyor.
Oysa doğrusu şu ki, İngiltere’nin İsrail’e hırlayan ama ısırmayan bir Suriye yönetimine ihtiyacı vardı ve bu Hafız el Esed olmuştu.Sonrasında Beşar El Esed de babasının yolunu izleyerek, İsrail’i değil halkından Sünni olanları vurmaya, ezmeye devam etti.
Pek tabii ki bu iş, mezhepçi İran’ın işine geliyordu.
Ta ki Suriye Halkı ezilmekten bıkıp ayaklanana kadar!
İran bu isyanı isteseydi daha ilk hafta bastırabilirdi çünkü isyancılar “Beşar el Esed gitmedikçe biz evlerimize gitmeyiz!” veya “Aleviler’e Nusayriler’e Ölüm!” demiyor, sadece eğitimde, ekonomide ve askeriyede Nusayriler’le eşit halklara sahip olmak istiyordu.
Ben Fatih Tezcan, İran askerleriyle eş zamanlı olarak (!) Suriye’ye gitmiştim.
Direniş 15 Mart 2011’de başlamıştı ve ben 5 Ağustos 2011’de oradaydım. Hama’yı tanklar kuşatmıştı.Hama Direnişçileri’nin lideriyle tanışmış ve uzun görüşmüştüm. “Biz Esad’ın veya BAAS’ın devrilmesini değil, Sünnilere eşitlik vermesini istiyoruz! Bize göre Aleviler, Hrıstiyanlar ve Müslümanlar eşittir ve kardeştir!” diyordu, videosu da mevcut.
Ama Suriyeliler şunu da söylüyorlardı:
“Nahnu uridu rücu Hilafet-i Osmaniye!”
“Bizler Osmanlı Hilafeti’nin geri gelmesini istiyoruz!”
Bu isyancılar Türkiye’den hiçbir devlet yetkilisiyle görüşmemişlerdi.gerek de yoktu. İşte İran’ın çok çok iyi bildiği ve 4 seneden beri Türkiye’deki elemanlarına emirler yağdırarak çarpıttığı konu burası.
Suriyeliler Osmanlı Hilafeti’ni istiyorlardı zira Suriye’nin ve direnişçilerin tamamına yakını Sünni! Osmanlı da Sünniydi!
Sünni bir halk, Şiiler’in desteklediği Nusayri azınlığın zulmlerinden bıkmıştı ve artık ‘korkmak istemiyordu’.
Ama başta ne demiştik?
Konu İslam ise, sadece İran’ın ve Şia’nın dediği doğrudur. Bunu kabul etmeyenler ya Yezid’dir ya da Yezidler’e inanan cahillerdir.
İran tam olarak buradan baktı ve Suriye Halkı’na saygı duymadı.
Sonra ne oldu?
Aradan 1 sene geçti ve yine Suriye’ye gittim.
Direnişçiler “Şam’dan sonra Kudüs’e gideceğiz!” diyorlardı.
Sonra?
1 sene sonra tekrar gittim.
İran resmen Suriye Halkı’nı katlediyordu.
Direnişçilerle görüştüğümde beni bile şaşırtan birşey söylemişlerdi:

“Hayır, herşey değişiyor! Şam’dan sonra Kudüs’e değil Tahran’a yürüyeceğiz! Çünkü biz artık anladık ki, sırtımızda bir İran Hançeri saplıyken İsrail’e yürümemizin bir anlamı yok! Vallahi biz akşam namazında İsrail’e saldırsak, yatsı ezanı okumadan İran uçakları bizi vurur! İsrail elbet ve ergeç çökecektir ama bu olacaksa önce İran’ın ve kuklalarının yenilmesi gerekir!”

Hadi, buyrun bakalım.
İsrail 2006’da Lübnan’ı vururken Şii aileleri evlerinde misafir eden Sünniler, şimdi aynı aileler tarafından öldürülüyorlardı.
2006’da çocuklarını evlerinde uyuttukları Hizbullah, 2013’te çocuklarını öldürüyordu.
Elbetteki İran ve Hizbullah, Müslümanlarca artık asla güvenilmeyecek ve sevilmeyecektir.

Özgür Suriye Ordusu’na katılan Suriye Başbakanı’nın sözlerini hatırlayın:

“Beşar Esad bize artık katliam yapmak istemediğini, ölenlerin hepsinin Suriye’nin evladı olduğunu söylüyordu.Biz içimizden seviniyor, umutlanıyorduk. Sonra Rus ve İranlı generallerle bizim bile katılamadığımız kozmik toplantılara giriyordu.Çıktığında öyle çılgın bir ruh haline bürünüyor, öyle emirler veriyordu ki, sadece Suriye’de değil dünyadaki bütün canlıları öldüreceğini düşünüyorduk!”

Esad’ı bu hale getiren, İran’ın gönderdiği generallerdir.
Suriye Halkı’nın katili, kendisinin de itiraf ettiği gibi Kasım Süleymani’lerdir.
Dolayısı ile, Suriye’de İran direnişçilere falan değil, direkt olarak Türkiye’ye saldırmaktadır.
Geçen gün Suriye'den Türkiye'ye atılan ve 200 metre yakındaki askeri birliğe veya evlere değil de boş bir araziye düşüp 20 metre eninde çukur açan süper füzenin, İran yapımı olduğunu hatırlatırım

İran, Türkiye’nin ‘Yeni Osmanlı’ iklimini asla kabul etmedi ve artık itiraf etmek ve hedef göstermek bir yana, Türkiye'yi 'nokta atışı' yapabilen ama ne hikmetse İdlib'e atılıp Türkiye'ye düşen yani 150-200 kilometre şaşıran füzeleriyle vurduruyor.

Resmi net görmek gerekirse,
İran Sünni değil ama Sünnileri yönetmek istiyor!
İran Arap değil ama Araplar’ı yönetmek istiyor!
İran Türk değil ama Türkler’i yönetmek istiyor!
Çünkü İran, Batı’yla ve İsrail’le yaptığınız gizli anlaşmalara güvenerek,
Büyük İran’ı kurmak istiyor.
İran Devlet yetkililerinin açıklamaları tamamen yalan.
Ehl-i Beyt ve Kerbela’dan bahsedilmesi tamamen makyaj.
Evet, belki İran’la ticaret yapılabilir ama güvenilmez.
Çünkü Neo-Aryanist İran, ırkının önüne çıkan hiçkimsenin canını, malını, ırzını, aklını, dinini ve sınırlarını önemsemiyor.
İşin doğrusu ve özeti budur.

“İran-Irak coğrafyası ve kültürünün birbirinden ayrılması mümkün değil.Biz ya birbirimizle savaşmalı veya bir olmalıyız!" diyen Ali Yunusi, IŞİD hakkındaki ‘Batı ve İran ortak yapımı’ tezimizi doğruluyor.

Ne demek Irak ve İran ya savaşmalı yada birleşmelidir?

Irak bir ülkedir. İran da bir ülkedir.Bunu babası İran Muhafız alayında görev yapan 12 yaşında bir çocuk değil, İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve eski İstihbarat Bakanı söylüyor!

Bu söz, İran’a ve ABD ile beraber dizayn ettiği kukla yönetimine teslim olmayan Iraklı Sünniler’in, ölümü ve herşeyi hak ettiklerinin itirafıdır.

İran ve ABD demişken eklemek istiyorum: İran Cumhurbaşkanı’nın bir diğer danışmanı Ebutalibi, Ahmedinejad döneminde 2 yıl ABD ile gizli görüşmeler yapıldığını açıklamıştı.

Irak ve Suriye'deki askeri varlığını önceleri reddeden İran, terör  örgütü IŞİD'in ortaya çıkmasından sonra "Kutsal mekanları ve türbeleri korumak,  ülke ordularına ve gönüllü milislere askeri danışmanlık yapmak" iddiasıyla bu  bölgelerde asker bulundurduğunu da itiraf etmişti.

Irak ve Suriye’deki varlığını IŞİD’e borçlu olan İran, ne ilginçtir ki IŞİD’in nükleer pazarlıkta da elini kuvvetlendirdiğini açıklıyor.Bunu birisi söylese İrancılar hemen ‘komplo teorisi’  diyebilirler ama linki kontrol edip görebilirsiniz ki, İran-Batı arasındaki nükleer masada IŞİD avantajını da, yine eski İstihbarat Bakanı ve şu anki Cumhurbaşkanı  yardımcısı Ali Yunusi açıklıyor.

Bu IŞİD nasıl bir İran karşıtı örgüttür ki, senaryo gereği vahşice katlettiği bir kaç Batılıyı ve şiiyi saymazsak, varlığı ve hemen her yaptığı İran’ın ve Batı’nın işine geliyor?


Yemen’de İran uzantısı Ensarullah’a 10 ülke toplanıp ‘Birleşik Arap Orduları’ ismiyle bir isimle operasyon yapıyor ve fakat bu 10 ülke ve Türkiye, Yemen’deki fitnenin ve zorbalığın mislini Suriye’de yapan İran’a dur demiyorsa, bunun izahını Müslümanlara, insanlığa ve Allah’a veremezler.

Bu konuda Türkiye’nin tavrı nettir ve bıkmadan usanmadan 4 seneden beri önce İran’a sonra İran’ın niyetinin ortaya çıkasıyla birlikte Batı’ya ve Araplar’a ‘Suriye’yi kurtaralım’ demiştir.

Şimdi Türkiye, bizzat Cumhurbaşkanı’nın ağzından Yemen Operasyonu’na desteğini açıkladı. Obama’nın Erdoğan’a açtığı ‘teşekkür telefonu’ndan rahatsızım zira Suriye yanarken ve herkes seyrederken bu tür jestler, ‘politik pişkinlik’ten öteye gitmeyecek yetersizliklerdir.

Diğer yandan “İran taşeronu Ensarullah Yemen’i ele geçirseydi, İsrail’i vuracaktı.” argümanı geliştirilebilir ama 80 milyonluk İran’ın 5 milyonluk İsrail’i vurabilecek çapta gücü herdaim varken neden bunu yapmaz da Yemen’de bir Şii çeteden medet umar, bunun izahı olmadığı için bu laf da geçersizdir.

Kaldı ki İran İsrail’i neden vursun? Bu bir kakafonidir.
İran ve  İsrail’in Araplar’a ve Sünniler’e bakışı tamamen aynıdır.
İran’ın Ehli Beyt makyajı ve Kerbela ambalajı, Suriye’de dökülmüştür.
Suriyeli müslümanlara ölüm kusan İran ile Filistinli müslümanlara ölüm kusan İsrail’in savaşması için hiçbir neden yoktur zira bu savaş, her iki ülkenin de ortak düşmanı olan Araplar’ın, Türkler’in ve Sünniler’in ‘işine gelecek’ bir durumdur.

Bölgedeki İran-İsrail gerilimi İran’ın işine gelir;
Zira Pan-Farsizm, Pan-Persizm, Pan-Şiizm ve Neo-Aryanizm, adı ne konulursa konulsun, bu stratejik yürüyüşte bu gerginlik her zaman doping etkisi gösterir.

Bölgedeki İran-İsrail gerilimi İsrail’in işine gelir;
Zira Batı’ya karşı ‘İran tehdidi altındaki Batı ülkesi’ imajı çizerek devasa çapta ekonomik, askeri ve siyasi yardımlar alması, böylece Siyonist varlığını ve devletini tahkim etmesi için bu yapay gündem, eşsiz bir fırsattır.

İnsanoğlu, hayatta bazı şeyleri geç anlayabilir.
Ama Ortadoğu, geç anlaşıldığında ölümcül bir yerdir.


*******
Not: "Sünnilik bu senin anlattığınsa, ben de sünni'yim" dediğim ve "Hanif'lik bu senin anlattığınsa, ben de Hanif'im" sözünü duyduğum Halep Fatihi Şehid Abdulkadir Salih'e (Ebu Mahmud/Hacı Marea) Allah'tan rahmet diliyor, benim için sırf şahsımı karalamak için arsızca ve hayasızca "İrancı" (!) diyebilen hangi cemaatçi şarlatan var ise, hakkımı bunlara helal etmiyorum.  

Fatih Tezcan
twitter.com/fatihtezcan

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim