• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 28 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

BURASI(TÜRKİYE)ÇİFTE STANDART ÜLKESİ

BURASI(TÜRKİYE)ÇİFTE STANDART ÜLKESİ
Adelet herkese eşit mesafede durduğu müddetçe adalettir. Çünkü herkes bir gün Adalet aramak zorunda kalabilir ve hakimken mahkum, mahkumdan hakim olabilir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Çünkü, herkes bilir ki bir devlet küfürle ayakta durabilir, ama z

 

 

 

Türkiye de özellikle yargı mensupları her fırsatta Yargı Bağımsızlığı diyerek isteklerini belirtirler. Evet yargı bağımsız olmalıdır. Zaten askerin, hakim ve savcılara irtica birifingi adı altında, dindar insanlara saldırı emri verdiği günlerde bile yargı bağımsızlığı yine gündemdeydi ve birileri çıkıp hem de hiç utanmadan Türkiye de yargı bağımsızdır, diyebiliyordu. Ama nedense kimse yargı tarafsız olmalıdır demiyor. Yargının tarafsız olmamasının en temel tezahhürü ise, uygulamalardaki çifte standart örnekleridir. Bu durum sadece adalet mekanizmasından değil devletin her kurumundan sadır oluyorsa, bu işin yani ÇİFTE STANDART anlayışının devlet içinde kurumsallaştığını ve her kurumun bu konuda mahir olduğunu ve vatandaşları ayrı ayrı kategorize ederek bu uygulamayı icra ettiğini görüyoruz.
 
     Bayan vatandaşlar arasındaki Çifte standart uygulaması son hızla devam ediyor. Düşünün bir kere Anneler başörtülü olduklarından dolayı,oğullarının yemin törenini izlemek için kışlaya giremeyip töreni tel örgüler ardından izliyor. Böylesi bir uygulama dünyanın neresinde var. Vatandaş olarak, başı açık bir anne ile başı örtülü anne arasında ne fark var. O zaman başı örtülü annelerin çocukları neden askere alınıyor.  Tabi cevap belli, Burası Türkiye...
 
     Üniversite kapılarındaki zulüm hala devam ediyor. Bu zulüm maharetini daha da geliştiren Milli Eğitim yetkilileri, başörtülü oldukları gerekçesiyle iki kız öğrenciyi Çanakkale Şehidliği ne düzenlenen geziden mahrum ettiler. Avusturyadan gelen ayyaşların güneşin doğuşuna karşı seher vaktinde içki içişlerine alkış çalanlar; belki de dedeleri Çanakkale de Şehit düşmüş kız öğrencileri neden bu geziden mahrum ettiler. Onların başörtüsünden kim rahatsız olacaktı acaba, başörtüsü uğruna can veren şehitler mi yoksa başörtüsüne, hakka düşmanlık amacıyla işgale gelen o anzaklar mı? Burası TÜRKİYE. Burada, bu ülkede bu ülkenin vatandaşları ülkeyi işgale gelen, dedelerimizi şehid eden o ayyaşlar kadar kıymetli değiller. Var mı alemde başka bir örneği. Bir devlet vatandaşlarına bu kadar mı uzak ve düşman olur?
 
   Hele bir de adı Adalet Bakanlığı olarak bilinen ve görevi güya adalet dağıtmak olan şu kurumun yaptığına bakın. Malumunuz cezaevleri de adı geçen bu kuruma bağlı ve işlemler bu kurumca yürütülüyor. Cezaevleri arasındaki sevk işlemlerini de bu kurum ve bağlı birimlerince yapılıyor. Geçtiğimiz ay içerisinde Diyarbakır D Tipi cezaevinde bir sevk yani sürgün işlemi gerçekleştirildi.Bir çok tezat ve haksızlıkları barındıran bu sürgün işlemindeki en çarpıcı unsur ise AKTAŞ kardeşlere ve dolayısıyla da AKTAŞ ailesine yapılan aleni zulüm oldu.
 
    İnançları uğruna, sırf inandıkları gibi yaşamak istedikleri için yıllardan beri cezaevinde tutulan iki kardeş KAAN AKTAŞ VE ADNAN AKTAŞ kardeşler de bu zulmi sürgünden paylarına düşeni aldılar. Kardeşlerden Adnan AKTAŞ istemediği halde Siirt E Tipi Cezaevine sürgün ediliyor. Abi KAAN AKTAŞ ise Rize ye. Şimdi sakın Rize nire Siirt nire demeyin. Bu anlayış oldukça bu hakka düşmanlık devam ettikçe bunlar hep olacaktır. İnsanın, behey insafsız, adalet fakirleri, madem sürgün edecektiniz bari bu iki kardeşi beraberce sürgün etseydiniz ya, diyesi geliyor. Yok, ama gerçekten de böylesi katmerli bir zulüm başka bir yerde yok. Çünkü Burası Türkiye be kardeş.
 
    Bu iki kardeşin ailesi Mardin in Nusaybin İlçesinde ikamet ediyor. Bu iki kardeş Mardin cezaevine nakledilmeleri için defalarca bakanlığa ve diğer yetkililere başvuruda bulunuyorlar ama olumlu cevap alamıyorlar. Bunun yerine bu otuz kişilik sürgün tiranlığında başka mahkumlar istemedikleri halde Mardin E Tipi Cezaevi ne sürgün ediliyorlar. Burda amaç ne, kimi sürgün ettiler acaba? İçerdeki adam için dört duvar her yerde dört duvardır. Doğup büyüdüğü yerin zindanı ile Fizan Zindanı arasında bir fark yoktur. Duvar aynı duvar, zulüm aynı zulümdür. Ama ya onların yakınları, aileleri, eşleri ve çocukları için öyle mi?
 
    Şimdi, bir haritadan Nusaybin, Mardin, Siirt ve Rize yi işaretleyip yapabilirsek bir dörtgen oluşturalım. İşte zulüm bu. Bir nefeslik Mardin nere ülkenin diğer ucu Rize nere. Bu iki kardeş ve aileleri gibi binlerce aile var ve yüzlerce kez başvuruda bulundukları halde bu zulmü izale edemeyip çocukları ile görüşemiyorlar.
 
    Buradan bu işleri yapanlara seslenmek istiyorum. Yüreklerinize, aklınıza, vicdanınıza ve kalemlerinize yazamadığınız için sadece duvarlarınıza yazdığınız o, Adalet Mülkün Temelidir vecizesinin üzerinde varsa eğer aklınız biraz daha düşünün. Dikkat edin, sizin mülkünüz temelsiz, beyleer. Temelsiz mülkün ise, Zulüm Asla Payidar olamaz kaidesince kaideleneceği gerçeğini anlatmak ise sadece malumu ilam etmek olacaktır.
 
     Yargısız İnfazlar ülkesinde yaşamanın stresini bu ülkede hissetmeyen var mı acaba? Yolda yürüyen hangi vatandaşın her an için sırf kaşının üstünde gözü var diye, polis ve asker terörüne maruz kalmayacağını kim garanti edebilir ki bu ülkede? 6 Mart 2002 de Adana da misafir olarak kaldığı eve polisin düzenlediği baskın sonucu arkadaşı Arif KESER ile birlikte yaşamını yitiren Hatip DAĞ ın ailesinin başına gelenler ise gerçekten de tam da Burası Türkiye dedirten cinsten. Yargısız infaz sonucu babalarını kaybeden 7 yetime karşı tazminat davası açan devlet, bu 7 yetimden evde çıkan çatışmada hafif yaralanan polislere verilen tazminat bedellerini talep ediyor. Daha önce aynı hukuksuzluğu Hasan SARIAĞAÇ ın ailesine karşı da yapan devlet babalarından sonra bu yetimleri de haksızca cezalandırmak istiyor.
 
     Evet, içiniz karadı değil mi? Evet benim de. Ama zulmün bini değil yüzbini bir para hatta bedeva bu ülkede. Git, kapıyı çalmadan, uyarmadan ateş aç öldür ve sonra da kurşun parasını iste. Hem de babalarını vurup yetim, aç, boynu bükük bıraktığın çocuklardan. Hatta olay tarihinde daha doğmamış bile olan bebeden. Gidin alın. Üzerlerinde kalan bir ceketleri, ellerinde kalan eski bir kalemleri varsa onları da alın. Hatta mutfaklarındaki bir avuç esmer unu bile alın. Can aldığınız, kan döktüğünüz yetmedi mi. O zaman gözünüzü toprak doyursun.
 
     Yasin DEMİR ismine az çok her kulak aşina olmuştur. Ağır Hepatit hastası olan bu zat, hastalığının tüm şiddetine rağmen hala zindanda. Mü min ya, Allah a kul ya. İşte o yüzden içerde çürümeli diyor yetkili ve de etkili kişiler.
 
     Fikret BAYRAM, hayatını tekerlekli sandelye ile idame ettiren bir insan ve cezaevinde... Geçirdiği omurlik felci dolayısıyla belden aşağısı tutmayan en zaruri ihtiyaçlarını bile ancak koğuş arkadaşlarının yardımıyla yapan bu zatı da aynen Yasin DEMİR gibi hiçbir yetkili görmüyor.
 
    Cumhurbaşkanlarının 104. madde uyarınca af yetkisi kullandıkları insanların ezici bir çoğunluğu sol görüşlü tutuklu ve hükümlülerden oluşuyor. Güler ZERE ismi ise bunun son örneği. C.Başkanı onun için af yetkisini kullandı, iyi de yaptı. Ama zindanlarda sadece Güler ZERE ve fikirdaşları yok ki. Neden Hizbullah ve diğer İslami gruplara mensup mahkumlar için bu yasa uygulanmıyor acaba. İşte size Çifte standardın, burası Türkiye be kardeşim uygulamasının canlı bir örneği.
 
    İdam cezası kalktı diyorlar. Koca bir yalan. Sadece darağacı kalkan. Usul usul idam devam ediyor. Ağır bir Hepatit hastasını tedavi imkanlarının hemen hemen olmadığı bir ortamda tutup, sırf inançlı bir insan olduğu için kendisini 104. madde kapsamına girmekten men etmek ölüme terketmek değil midir. Ha dar ağacında ha dar mekanda... İdam idamdır. Ve şu an kağıt üzerinde olmasa da Yasin DEMİR  ve Fikret BAYRAM  örneklerinde görüldüğü gibi fiili olarak ta idam cezası mevcuttur.
 
   Zulüm yelpazesi elvan elvan. Örnekler binlerce, biz burada kısa kısa misallendirdik. Ama ne diyelim burası Türkiye.. Ya da Türkiye dir ne yapsa yeridir.
 
   Hak ve adaletin payidar olacağı günlerin özlemiyle...
 

   SELAM VE DUA İLE

Zülküf ER/HürsedaHaber

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim