• BIST 106.711
  • Altın 143,514
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 27 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Bulaç: ‘Müslüman Aydınlar’ Paradigma Değiştirdi!

Bulaç: ‘Müslüman Aydınlar’ Paradigma Değiştirdi!
“Helal ve haramın birbirinin içine girdiği, hudutların kaldırıldığı, ne olsa gider felsefesinin egemen olduğu ve elbette dinin ana hükümlerinin ortadan kalkıp herkesin homojenleşerek birbirinin fotokopisi olduğu modele evet demeyiz.”
“Bir Arada Yaşamayı Savunduk Ama Bu Kadar da Değil!”

Yeni Şafak’ta kaleme aldığı “Hoşgörü mü Tahammül mü?” yazısından sonra çeşitli kesimlerden tepkiler alan Prof. Hayrettin Karaman'a Ali Bulaç'tan sağlam destek geldi. Karaman'ı eleştirenlerin hayata Batı aydınlanması içinden baktıklarına dikkat çeken Bulaç, Zaman’daki yazısında sol, Kemalist veya liberal yazarların anlama sorunundan öte esas eleştirilerini bazı dindar yazarlara yöneltti.

Kimi “Müslüman aydınlar”ın zihinsel dönüşümüne işaret eden Bulaç, bu yazarların farkında olmaksızın paradigma değiştirip kendi köklerinden koptuklarını ifade ediyor. Dinin ma'ruf ve münkeri olduğunun altını çizen Bulaç, “Dinin, kendisiyle mücadele edilmesini emrettiği münkerler -mesela alkollü içki, zina, eşcinsellik, avret yerinin açılması vs.- hem eleştirilmeyip hoşgörülmeli hem hiçbir Müslüman kendini ve ailesini bu münkerlerden koruma çabasına girmemeli.” yaklaşımını yerden yere vurdu.

İşte Ali Bulaç'ın yazısı:

Hoşgörü ve tahammül

Ali Bulaç / Zaman

Hayrettin Karaman Hoca'nın, İslami açıdan makbul olmayan hayat tarzına sahip insanlarla ilişkiler konusunda yazdığı yazı günlerdir tartışılıyor.

Türkiye'de farklı toplum kesimleri arasında usule uygun bir tartışma ve müzakere geleneği olsaydı verimli bir tartışma olurdu bu. Ramazan ayının bereketiyle herkes bundan istifade ederdi. Ne var ki, kendi müzakere, düşünme ve çözüm bulma geleneğimizden kesin bir kopuş hali yaşadığımızdan arzu edilen sonuç elde edilemedi. Benim başıma birkaç defa geldiği için Hayrettin Hoca'nın ruh halini en iyi anlayanlardan biri benim.

Hoca'nın ne dediği değil, ne demek istediğini anlamak için onun hangi düşünce geleneği ve usul içinden olaylara baktığını bilmek lazım:

1) Hayrettin Karaman, sıradan bir aydın veya akademisyen değildir, İslam ilim geleneği içinde olan ulemadan bir zattır.

2) Hoca fakihtir, olaylara fıkıh ve fıkıh usulü içinden bakar.

3) Alim veya fakihin görüş ve içtihatları eleştirilir, ama bu işe soyunacak olanların a) Bu usul içinden bu işi yapmaları, b) Karşılarındaki alim ve fakih olduğundan daha hassasiyetle terbiye, adab ve nezaket kurallarına riayet etmeleri lazım.

4) Hoca, kendisine yapılan en ağır saldırı ve tahkirlerde bile alimlik vasfına halel getirmeden, eleştirinin maddi yönünü ortaya çıkarıp kendini savunmuştur, bu açıdan bir ahlak timsalidir.

Batı aydınlanması içinden dünyaya bakanların söz konusu hassasiyetleri bilmedikleri açıktır. Bu hassasiyetleri bilmedikleri gibi, iş din ve Müslüman alimlere geldiğinde büsbütün terbiye ve nezaket kurallarını bir kenara bırakıp kabalaşmayı, mütecaviz olmayı, hakaret etmeyi aydın olmanın gereği sayarlar. Bir kendini bilmezin Hoca'mızı "Gülhane'ye göndermeyi önermesi" hepimizi derinden incitmiştir. Aynı gelenek içinden eleştiri yapan sol, Kemalist veya liberal yazarlar da hakaret etmese de anlama sorunu içinde oldular. Usul bilmediklerinden ne lafzı anladılar ne lafız ile hüküm ilişkisini, ne hükmün illetini ve maksadını araştırdılar. Bu zaten onlara yabancı bir zihin ve bilgi elde etme yöntemidir.

Ancak asıl ibret verici olan, dindar bazı yazarların Hoca'ya yönelttikleri eleştiri ve bu sayede sergiledikleri garabettir. Bence ileride bu "aydınlanmış dindar-muhafazakâr yazar"ların eleştirileri, Türkiye'deki "Müslüman aydınlar"ın nasıl bir zihinsel dönüşüm yaşadıklarını, farkında olmaksızın paradigma değiştirip kendi köklerinden kopup postmodern "ne olsa gider!" felsefesi içinden artık hudutları zihinlerinde ve elbette giderek hayatlarında önemsizleştirdiklerini göstermesi bakımından çeşitli tez çalışmalarına konu olmalıdır.

Bunlar da seküler aydınlanmacılar gibi bir zihin ve yöntem içinden dünyaya bakıyorlar, eleştirileri, çoğulculukları, bir arada yaşama düşünceleri, "öteki" algıları kendi düşünce kaynaklarıyla ilişkisizdir.

Hoca'yı eleştiren seküler çevreler, İslam'ın neredeyse akidesi ve ana hükümleriyle ilgili rahatsızlıklarını açığa vuruyorlar. Onlara göre dinin ma'ruf ve münkeri olmamalı. Dinin, kendisiyle mücadele edilmesini emrettiği münkerler -mesela alkollü içki, zina, eşcinsellik, avret yerinin açılması vs.- hem eleştirilmeyip hoşgörülmeli hem hiçbir Müslüman kendini ve ailesini bu münkerlerden koruma çabasına girmemeli.

Bir arada yaşamayı, diyalog ve ihtiramı bu ülkede ilk gündeme getiren, bu fikri geliştiren bizleriz. Hâlâ bu fikirdeyiz, ama bu helal ve haramın, maruf ve münkerin birbirinin içine girdiği, hudutların kaldırıldığı, ne olsa gider felsefesinin egemen olduğu ve elbette dinin akide ve ana hükümlerinin ortadan kalkıp herkesin homojenleşerek birbirinin fotokopisi olduğu modele evet dememiz demek değildir. Birbirimizi hoş da göreceğiz, birbirimize tahammül de edeceğiz, ama bunun önşartı herkesin kendisi kalma hakkına sahip olması.

Hoca'nın özel alanlar fikrine gelince. Bu ayrıca İslam'ın tarihî tecrübesi ve bugün bir arada yaşamayı, çokkültürlülüğü bir türlü beceremeyen Batı'daki deneylerle birlikte ele alınarak tartışılmalıdır. Batı'nın çokkültürlülük projesi çökmüş bulunuyor, yeni referans kaynaklarına ve tecrübelere bakmaya ihtiyacımız var.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Samet K
2011-08-22 03:22:59
Bireyi-aileyi-toplumu sarsan, bulaşıcı virüs gibi etrafa kötülük saçan fiiler, elbette asla hoş görülemez, aksine o fiile buğz edilir, mümkünse elimizle yada dilimizle o kötülüğü önlemeye çalışırız. O fiilin faili olan kişiyle de aramıza mesafe koyar, ona en fazla tahammül ederiz. Çok yerinde bir açıklama yapmış Karaman Hoca.. Çünkü maalesef anormal olan şeyler artık normal hale gelmeye başladı...
aziz kabadayı
2011-08-20 20:36:27
Sayın Ali beye ve hocama bende destek veriyorum;Olaya batılı yaklaşımla bakanlar islamında yavaş yavaş hırıstiyanlık gibi bütün değerlerini ayaklar altına alıp „modern tüketim asalağı“ dinine teslim olmasını istiyorlar.Ben almanyada yaşıyorum ve Önceleri din özgürlüğü taraftarı almanya 11 eylülden sonra artık islamda hırıstiyanlık gibi hiçbir şeye karışmamalı diyor.Yani ahlaki deşerleri değişmeli!
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim