• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 7 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

BUGÜNÜN LİBERALLERİ

BUGÜNÜN LİBERALLERİ
'Liberalizm bir yandan dine saygılı olduğunu söylüyor, fakat diğer yandan da felsefesi ve kültürüyle dinin anlam dünyasının içini boşaltıyor. Siyasi cihetten Müslümanları özne haline getiriyor, fakat zihniyet olarak kimliksizleştiriyor.' Liberalizm Soruşt

 

 

Basın dünyasında ender rastlanan seviyeli ve verimli tartışmalardan birine şahit olmaktayız. Zaman gazetesinde Ali Bulaç ile Atilla Yayla’nın isim vermeden sürdürdükleri tartışmaya Star gazetesinden Mustafa Akyol da katıldı. Şimdilik bu üçlünün dâhil olduğu tartışma; İslam, liberalizm, özgürlük, zenginlik isim ve kavramları etrafında şekilleniyor. Şimdiye kadar hayli verimli olan tartışmadan daha fazla istifade edebilmek için mezkûr kavramları alanın uzmanlarına sorduk. Geçen hafta Mustafa Akyol’la başladığımız diziye bu hafta Abdurrahman Arslan ile devam ediyoruz.

 

Sorular

1- Özgürlüğü nasıl tanımlıyorsunuz? Liberaller ile İslamcıların özgürlük yorumları arasında ne tür farklar var?

2- “Liberal özgürlük anlayışı genel ve barışçı, İslamcıların özgürlük anlayışı sekteryen ve savaşçıdır” ifadesine katılır mısınız?

3- 28 Şubat döneminde dindar Müslümanlar, hukuk mücadelesini liberal özgürlük anlayışına dayanarak mı vermişlerdir? Eğer öyleyse niçin?

4- Farklı din, mezhep, etnik yapı ve yaşam tarzına sahip olunan Türkiye’de barış, huzur, özgürlük ve refahı İslamcı özgürlük anlayışı mı yoksa liberal özgürlük anlayışı mı sağlayabilir?

5- Batı’nın zenginliğinin kaynağı, “özgürlük temelinde çalışma” mı yoksa “köleleştirmeyle yapılan sömürü” mü?

6- Liberalizmin küresel hâkimiyetine karşın sosyal adaletsizlikler, açlık, çevre felaketleri, savaşlar gibi sorunların ileri düzeyde devam etmesi bir çelişki mi yoksa doğal ve normal mi?

 

1- Özgürlük önce insanın insan olarak, sonra da Müslüman için kulluğu kul olarak yaşamanın/gerçekleştirmenin “ortamı”nı ifade eder. Diğer bir ifade ile Batı’da özgürlük hakikati bulmanın imkânı olurken, Müslüman için hakikatin önündeki engelleri kaldırmanın imkânıdır. Liberal özgürlük bireyi devlet karşısında korumayı esas alan bir amaç taşır. Bu yüzden de devletin müdahale alanlarını daraltmaya, kayıt altına almaya çalışır. Bu başka bir açıdan baktığımızda şu demektir: Liberal özgürlük bireyi temel alırken aslında devlet denen Leviathan’a karşı bir özgürlük alanı oluşturmaya çalışmış ve halen çalışmaktadır.

Doğrusu çok az insan geleceğimizi tehdit eden dünyamıza hâkim durumdaki yoksulluk ve sefaletin yanında çevre felaketinin ortaya çıkmış olmasıyla bu modern özgürlük anlayışı arasında ilişki kurabilmektedir. Özgürlük, sadece “siyasal özgürlük” olarak anlaşılmamalıdır ve anlaşılamaz.

Rönesans’a kadar tarih boyunca bütün toplumların özgürlük anlayışını yine o toplumların inanç sistemleri, dünya görüşleri belirlemişti. Bu ise hayatın pratiğinde düzenleyici unsur olarak ahlaki bir temele gidip dayanıyordu. Bu yüzden insandan /toplumdan bağımsız, onlar için “verili” sayacağımız nötr/saf bir özgürlük anlayışı kendi kendine temel aldığı bir “hakikat” telakkisine dayanarak kendini inşa edip meşrulaştırır. Bu nedenle her özgürlük anlayışı “masum” gibi görünse de aynı zamanda bir dünya görüşüne, bir hayat tarzına içkin olmak gibi taraflı bir özellik taşır. Bu da çok açıktan olmasa da insan muhayyilesini ve eylemini kendine göre düzenlemek demektir.

“Liberalizm insanlara bir şey dayatmaz” demek, en nazik anlamı içinde yanıltıcı bir iyimserliği ifade eder. Liberalizmin de aynen din(ler) gibi, bir ‘’teklif’’ tarafı vardır, bir de ‘’dayatma’’ tarafı. Bilginin kendi başına bir iktidar içerdiğini, Müslümanlar uzun zamandan beri biliyordu, bir zamanlardan beri bunu modern dünya da artık biliyor. Masumiyete bürünmeye gerek yok, liberalizm de dayatmacıdır; hem bir epistemoloji, hem bir siyaset, hem bir insan, hem de bir toplum anlayışı dayatmaktadır. Bütün bunlarla daha iyi bir dünyanın olabileceğine inanmaktadır. Bunların içinde kabul edilecek taraflar olduğu gibi, edilmesi mümkün olmayan taraflar da vardır.

Liberalizm özgürlük kavramını, özgür olduğu varsayılan, doğru ve yanlışa sadece kendisi karar veren bu insan üzerinde inşa etmiştir. Bunun tarihte ilk defa insanlardan hareket edilerek yapılmış bir özgürlük tanımı olduğunu belirtelim.

Herkesin kendine göre doğrusu varsa, onun dışındaki doğrular da mutlak şekilde izafiyse, özgürlüğün eğer kalmışsa ahlaki temeli bitmiş demektir. Elbette ki liberal özgürlük birey üzerinden tanımlanmıştır, bunu tekrar etmemizde fayda var. Ancak İslam böyle bir özgürlük tanımı yapmıyor. Bunların İslam’la bağdaşan yanları olduğu kadar bağdaşması mümkün olmayan yanları da var. Burada “birey” insan olduğu kadar İslam’a yakın, birey olduğu kadar da İslam’ın insan modeli olan “kulluk” kavramından uzaklaşmakta. Bunu aynı şekilde kendini adalet üzerinde inşa eden İslam’ın özgürlük anlayışı için de söyleyebiliriz.

2- Bir felsefi görüşün kendi içinde bir dayatma taşıyıp taşımadığı, onun kendisinin dışındaki başka hakikat telakkileri karşısındaki tutumunda ortaya çıkar. Kendi hakikat telakkisini, daha iyi bir siyaset, daha iyi bir dünya adına da olsa, başkasınınkinin yerine ikame ediyorsa burada bir dayatma var demektir. Bu dayatmanın en açık göstergesi önerilen siyasal projede ortaya çıkar. Buna itiraz edildiğinde de bugün şahit olduğumuz gibi özgürlüğe karşı işlenmiş bir suç olarak addedilir. Bu da barışçı olmamakla suçlanmak demektir. Bilhassa söz konusu ettiğimiz neoliberalizmle beraber Müslümanlara karşı böyle bir suçlama yaygınlaşıyor. Korkarım Kemalistlerin pozitivizmden hareketle “gerici/yobaz” diye suçladıkları Müslümanları, artık bugün bazı insanlar neoliberalizmden hareketle “savaşçı” diye suçlayıp onların yerlerine kendilerini ikame edecekler. Bu da iktidara sahip çıkmanın başka bir yolu olsa gerek.

Öte yandan dünyanın son dört yüzyıllık tarihine baktığımızda kimin daha iyi savaştığını anlamak mümkün. Liberalizmin yürürlükte olduğu bir ülkede Hindistan, Çin sömürgeleştirildi. Yoksa sosyalistler mi orayı işgal etmişti?! Liberal bir çağda “emperyalizm” kavramı doğup gelişti. Bu kavramı tanıdıkça, imparatorluklar dönemindeki “talan”ın daha “insani” olduğuna insanın inanası geliyor. Fakat esas bu hususta açıklamamız gereken bir boyut var. Neoliberalizm bir cihetten müthiş bir muhafazakâr özellik taşıyor. Bunda konformizmin belirleyici tesirini hesaba katmalıyız. Dolayısıyla bu yüzden neoliberalizm statükonun bozulmasını istemiyor, bozgunculuk olarak görüyor. Bunun doğal sonucu olarak mevcut siyasal sistemi kendi ekseninde şekillendirmeye çalıştığında bunda sorun görmüyor, ama Müslüman buna itiraz ettiğinde bunu bir tehdit olarak görebilmekte. Bu durumda pozitivizmi savunmuyorlar, bu doğru ama böyle dönemlerin Kemalistlerden farkı ne?

3- Böyle bir mücadele yok ve olmadı. “Komünizmle mücadele derneklerinde” durmuş zihinlerden böyle bir mücadele beklemek nasıl mümkün olabilirdi ki? Kurtuluşu mumda arayanlar, edindikleri üç beş kuruşluk dünya malı sonrasında kurtuluşu liberalizmde buldular. İslam diyerek kazanıyor, liberalizm diyerek kazandıklarını muhafazaya çalışmaktadırlar. Esas sorulması gereken şudur: Gariban Müslümanların para ve çabasıyla inşa edilen yurtlarda, alınan burslarla okuyanlara rağmen niçin 1960’lardan itibaren Müslümanların güçlü entelektüel bir birikimi olmadı ve bu yüzden biz bugün bu tür eleştirilere kanımca hak ettiğimiz için muhatap olmaktayız.

4- İslamsız bir çözümü düşünmek bir nakısadır. Özgürlük ancak adalet temelinde inşa edildiğinde bütün insanlık için bir kurtuluş olabilir. İnsan fıtraten adalet arayan bir varlıktır. 1789 eşitlik vaadiyle insanlara kendini benimsetti. Neoliberalizm kısmen var olan o eşitlikçi ruhu da artık bugün terk etmiştir. Sadece totaliter modernizmin, buna başta ulus devlet dâhildir, ortaya çıkardığı olumsuzlukları eğer gücü yeterse tamir edebilir. Bence onu da yapamayacaktır. Liberalizm bir yandan dine saygılı olduğunu söylüyor, fakat diğer yandan da felsefesi ve kültürüyle dinin anlam dünyasının içini boşaltıyor. Siyasi cihetten Müslümanları özne haline getiriyor, fakat zihniyet olarak kimliksizleştiriyor.

5- Batı çalışmayı hiçbir toplumun yapmadığı kadar kutsadı. Özel mülkiyeti hiçbir toplumun yapmadığı kadar hayatın merkezine yerleştirdi. İktisadın bir “bilim” haline gelmesi için boşuna gayret sarf etmedi. Çünkü Batı insanı Rönesans’a kadar ne kendisi için çalıştı ne de “özel mülkiyet”e sahip olma imkânı söz konusuydu. Yüzlerce asrı aşan hasret bunlara sahip oluşunda kutsamaya dönüştü. Ancak ne zaman ki teknoloji icat oldu ve endüstri toplumu oluştu, çalışmayı yeniden tanımladı ve yeni bir güç elde ettiğini fark etti. Bu güç onun hem çalışmasına hem de kolayca sömürmesine vesile oldu. Bu bildiğimiz tarihte bir ilk vaka’dır. Bu yüzden ne özgürlüğü çalışmadan, ne de sömürüden ayrı ele almak kanımca mümkün değil. Tarihte siz hiç “know-how” diye para karşılığında satılan bir şeye şahit oldunuz mu? Önemli olan bizim müminliğimiz, mutakkiliğimizdir,  zenginliğin bir imtihan aracı olduğunu unutmamak gerekiyor. Bunun modası geçmiş bir tartışma olduğunu ayrıca belirtmekte fayda var. Modernleşme ile zenginleşme arasında kurulan ilişki, bir tekrardan başka bir şey değil.

6- Çok normaldir. Bugün aslında tartışmakta olduğunuz Aydınlanma paradigmasıdır. Aydınlanmanın daha başlangıçta liberal bir paradigma olarak ortaya çıktığını, bunu daha sonra muhafazakâr ve sosyalist ideolojilerin izlediğini biliyoruz. Eğer bugün liberal ideolojinin yarattığı yıkım tamir için ortaya çıkan sosyalist düşünce tedavülden kalktıysa, bu aynı zamanda aydınlanma paradigmasının diğer yarısını temsil eden liberalizmin de saflığını yitirdiği anlamına geliyor. Bunun bize bir çözüm, bir çıkış yolu göstermesi imkânsızdır. İnsani olan her şeye karşı, insan adına savaş yaşandığı bir dönemdir bu. Hobbes buna herkesin herkese savaşı demişti. Bugün bunun farklı bir versiyonunu yaşıyoruz. 

Yahya Ayyıldız / Özgün Duruş Gazetesi

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Davutoğlu'ndan Darbe Komisyonu'na Yanıt!12 Ocak 2017 Perşembe 11:08
  • Kıbrıs Haritaları BM'nin Kasasında!12 Ocak 2017 Perşembe 10:33
  • CHP Bunu da Yaptı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:29
  • Amerika'dan Skandal! PYD’yi Masada İstiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:25
  • Rusya’dan Vize Atağı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:21
  • Irak, Nükleer Programa Geçiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:18
  • Başika’da Kalacağız!12 Ocak 2017 Perşembe 10:14
  • Diyarbakır'da 13 Köyde Sokağa Çıkma Yasağı!12 Ocak 2017 Perşembe 09:43
  • ABD'ye Terör Tepkisi!12 Ocak 2017 Perşembe 09:29
  • Bize destek olur musunuz?12 Ocak 2017 Perşembe 00:05
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim