• BIST 81.712
  • Altın 147,483
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 8 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

Bu Savaşa Girdiysen Sonra Ağlamayacaksın Aydın Doğan!

Bu Savaşa Girdiysen Sonra Ağlamayacaksın Aydın Doğan!
Yeni Şafak genel yayın yönetmeni İbrahim Karagül bugün çarpıcı bir yazıyla Hürriyet’in son dönemde çok sık birinci sayfasından açık mektup yayınlamasının şifrelerini çözdü.

 

 

Yazısı şöyle: 

BU MEKTUPLAR HÜRRİYET’İN ÇOK SIKINTILARI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR

Bir gazete ne zaman birinci sayfasından açık mektup yayınlıyorsa, o gazetenin veya bağlı bulunduğu kurumun çok ciddi sıkıntıları var demektir.

Ne zaman kendini savunmaya çalışıyorsa, o zaman durduğu yeri içselleştirememiş, durumdan kendisi de rahatsız demektir. Bulunduğu pozisyonun, yaptığı yayınların sıkıntı verdiğinin, bedel ödettiğinin farkındadır ve bu açmazını birinci sayfasından açık mektup yayınlayarak dengelemeye çalışır.

Ya gazetenin sorunları vardır ya da gazetenin bağlı bulunduğu grubun sıkıntıları vardır. Kendini ifade etmekten ziyade bir mahcubiyet de taşır bu yazılar. Bazen mahcubiyet değil içten içe tehdit, gözdağı vardır. Uyarı ve kendini anlatma cümlelerinin arasına sıkıştırılmış ‘ayağını denk al’ mesajı vardır.

OLAĞANÜSTÜ ŞARTLAR SÖZKONUSU 

Böylesi açık mektuplar o gazetenin ya da bağlı kurumun ‘olağanüstü’ şartları söz konusu olduğunda yazılır. Bu da istisnai niteliktedir. Ama daha genelde Türkiye’nin ortak iyiliği, kaotik durumdan çıkışı, ülkenin selameti için iyi niyetli bir çağrı için bu yollara başvurulur. Bütün ülkeye hitap edilir ve alkışlanacak bir duyarlılık sergilenir.

Gazete veya grubun olağanüstü şartları için yazılmasına ise ender rastlanır. Bu, en son başvurulacak bir yöntemdir, son çaredir.

ERDOĞAN’A GİZLİ TEHDİT

Hürriyet gazetesi dün ‘Sayın Başbakan’ hitabıyla başlayan bir mektup yayınladı. Genel geçer medya-etik ve değer yargılarıyla ilgili cümlelerin serpiştirildiği mektupla, Başbakan’ın kendilerini hedef gösterdiğinden şikayet ediliyor ama aslında gizliden gizliye ‘kimseye hesap vermeyiz, ayağını denk al’ mesajı veriliyordu.

Hürriyet gazetesi, 17 Aralık’tan bu yana bu mektupla birlikte birinci sayfasından üç açık mektup yayınladı. Suriye’deki kimyasal katliamı görmedikleri için yayınlanan açıklama da dahil, Ekim ve Ağustos aylarında yayınladıklarını de eklersek beş açık mektup oluyor.

BU KADAR KISA SÜREDE BU KADAR AÇIK MEKTUP ALIŞILAGELMİŞ BİRŞEY DEĞİL

Bu kadar kısa süre içinde bu kadar açık mektup alışılagelmiş bir şey değildir. Ne olursa olsun, bir gazetenin ardı ardına bu yönteme başvurması, bir zaaf ve zayıflık belirtisidir. Gazeteyi ya da bağlı bulunduğu kurumu okuyucular nezdinde sorgulanır hale getirir.

Hatırlatmak pek hoş değil ama 19 Nisan 1988′de yine Hürriyet’te Erol Simavi, Turgut Özal’a karşı böyle bir metin yayınlamıştı.

O açık mektup da ‘Sayın Başbakan’ diye başlıyordu. ‘Beğendiğimiz umut bağladığımız kişiydiniz. Şimdi itiraf edeyim, sizi artık tanıyamıyorum’ diyor. Dev bir çomar olup, mini mini bir tekirin üzerine hamle ederse onun, can havliyle atılıp yüzünü, gözünü tırmalayacağını söylüyor. ‘Üzerine basa basa söylüyorum: Bizler hancıyız, sizler öyle de, böyle de yolcusunuz’ diyordu. Neyse, o mektubu okursanız, Özal’a yönelik açık tehdidi de görürsünüz.

Sonrasında neler olduğu malum..

Doğan grubu ve Hürriyet gazetesi, bugüne kadar hükümete yönelen bütün müdahalelere açık destek verdi. Siyasi tercihlerin ötesine geçip müthiş bir yıpratma operasyonu yaptı, yapmaya da devam ediyor.

DOĞAN’IN HÜKÜMETLE SAVAŞI 28 ŞUBAT DAVASIYLA MI İLGİLİ?

17 Aralık operasyonundan bu yana Hürriyet gazetesinin yayınları adeta bir meydan savaşı verir görünümünde. 28 Şubat’ın sivil ayağı tartışmaları ve 17 Aralık’la başlayan süreçle ilgili başlatılacağı söylenen soruşturmaların bu açık mektuplarla ne tür alakası olabilir, bilemiyorum. Ama bu yönde ciddi bir telaşın varlığı hissediliyor.

BU KAVGAYA GİRMİŞSEN AĞLAMAYACAKSIN

Yayıncılıktan, gazetecilikten ziyade bir güç savaşına, iktidar savaşına girmişseniz, o savaşın bedelini gazetecilik ilkeleriyle kamufle edip etkisizleştiremezsiniz. Medya, etik dersleriyle üstünü örtemezsiniz. Gazetecilik ilkeleri ve medya özgürlüğü hepimiz için vazgeçilmezdir. Burada gazetecilikten çok Hürriyet grubunun güç, iktidar savaşı söz konusudur. Öyle yapıyorsanız, böyle bir kavganın içine girmişseniz, ağlamayacaksınız. Üstüne üstlük bir de tehditler savurmayacaksınız.

HÜRRİYET PARALEL YAPI İLE ELELE MİLLETİN İRADESİNE VURUYOR

Hürriyet gazetesi 28 Şubat’taki yayınlarıyla nasıl ‘müdahale’ye destek vermişse, bu dönemde de ‘paralel yapı’ üzerinden hükümet devirmeye ayarlı müdahaleye aynı desteği veriyor. Bunu da oldukça hırçın bir şekilde yapıyor. Müthiş bir yıpratma operasyonu yapıyor, sivil iktidarın belini kırmaya çalışıyor. Bunu yaparken seçime, demokrasiye, milletin iradesine pek itibar etmiyor.

DOĞAN GRUBU KİMİ DESTEKLEMİŞSE O KAYBETMİŞTİR

Doğan grubu ne zaman bir siyasi çevreyi savunmuşsa, ne zaman onun yanında cephe savaşına girmişse o siyasi çevre kaybetmiştir. 30 Mart seçimleri öncesi bütün gücüyle milletin eğilimlerini hedef almış, kaybedecek olanı belli bir savaşın içine gözükara atlamıştır. Seçime birkaç gün kala, resim ortaya çıkınca da eski usul yöntemlere baş vurup ince ince tehditler savurmaya başlamıştır.

17 Aralık’tan bu yana Türkiye, tarihinin gördüğü en çirkin kampanyalara maruz kaldı. On binlerce insanın telefonlarının dinlendiği, evlerinin/işyerlerinin izlendiği, mahremiyetlerinin ayaklar altına alındığı görüldü ve bu kavgada hiçbir ahlaki sınır tanınmadan bunlar servis edildi. Yalanın, entrikanın, fitnenin, çirkinliğin bütün örnekleri sergilendi.

Burada mahremiyete, kişi hak ve özgürlüklerine, Türkiye’nin ortak iyiliğine, sivil iktidara ve demokrasiye sahip çıkmak gerekirken, bütün bunlara savaş açanlarla aynı cephede ölümüne kavgaya girenler unutulmayacaktır. Bugün olmasa bile tarih onları yargılayacak, mahkum edecektir.

Hal böyle iken, masummuş gibi, doğrunun yanındaymış gibi, mağdurmuş gibi pozisyon alıp durumu kurtarmaya çalışanların inandırıcı olmaları mümkün mü? Elbette değil.

Bir günah varsa kendi ellerinizle işlediğiniz günah vardır. Kendi günahlarınız yüzünden insanları hedef göstererek başka günahları işlemeyin bari.

Bir kez olsun milletin yanında yer alın, ülkenin tarihine ve geleceğine sahip çıkın, Türkiye’nin iyiliklerini kişisel çıkarlarınızın üstünde tutun.

Her gün benzer mektuplar yayınlasanız yine inandırıcı olamazsınız. Meydanlara akın eden milyonlar herkesin ne yaptığını çok iyi biliyor!

O ‘Sayın Başbakan’ ifadesi bile, sizi gazeteciliğin çok ötelerine savurmuş durumda.

KARAGÜL’ÜN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • TSK'dan Kuzey Irak'a Hava Harekatı!12 Ocak 2017 Perşembe 11:13
  • Davutoğlu'ndan Darbe Komisyonu'na Yanıt!12 Ocak 2017 Perşembe 11:08
  • Kıbrıs Haritaları BM'nin Kasasında!12 Ocak 2017 Perşembe 10:33
  • CHP Bunu da Yaptı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:29
  • Amerika'dan Skandal! PYD’yi Masada İstiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:25
  • Rusya’dan Vize Atağı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:21
  • Irak, Nükleer Programa Geçiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:18
  • Başika’da Kalacağız!12 Ocak 2017 Perşembe 10:14
  • Diyarbakır'da 13 Köyde Sokağa Çıkma Yasağı!12 Ocak 2017 Perşembe 09:43
  • ABD'ye Terör Tepkisi!12 Ocak 2017 Perşembe 09:29
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim