• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 6 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

BOĞAZİÇİNDE TANK YÜRÜDÜ! -Foto-

BOĞAZİÇİNDE TANK YÜRÜDÜ! -Foto-
Boğaziçili Müslümanlar, İslami Dik Duruşları ve Şuurları ile İstanbul'un En Güzel Manzarasından Onur ve Selam Vermeye Devam Ediyorlar!

 

 

 

 

 

 

 

 

28 Şubat 1997. Sistemin bir kez daha yüzünü gösterdiği, zalimliğine kaypaklığı eklediği post-modern bir darbeyle yeni bir süreç başlamıştı. 28 Şubat eylüllerin, ekimlerin ve diğer kirli tarihlerin tekerrür ettiği bir gündü. O günlerde çocuk olanlar bile asla bu zulmü unutmadı, unutturmayacak ta.

Boğaziçi Üniversitesi Müslüman Öğrencileri de 28 Şubat zalimlerinin yaptıklarının yanlarına kâr kalmayacağını hatırlattı. Eyleme İbrahim suresi 42-44. ayetleriyle başlayan öğrenciler, Kuzey Kampusta basın açıklaması okuduktan sonra Güney Kampus Meydanına “Tank”la yürüdüler.
 “Zulme karşı omuz omuza”, “Li hember zalim, li cem mazlum (zalime karşı, mazlumun yanında)” , “Darbeler yıldıramaz, Müslümanlar susmaz” , “Paşaların tankı susturamaz halkı”, “İslami direniş engellenemez”, “Müslüman uyuma izzetine sahip çık” , “Libya’ya Mısır’a direnişe bin selam” sloganları eşliğinde yürüdüler.
Zulmün kalktığı adaletin ise yeryüzüne hakim olduğu güne kadar Müslümanlar direnişlerine devam edecektir.


İşte Eylemde Okunan Basın Açıklaması:

 

" 28 Şubat 1997. O günlerde halka açık, meşru bir toplantıyı bahane eden ama gerçekte ise Müslümanların haklı isteklerinden ürken sistemin sahipleri, Ankara sokaklarında tanklarını yürüttüler. Cumhuriyet kurulduğunda devletin derin köklerine yerleştirilen statüko, 28 Şubat günü rahatsız olduğu bazı isteklerden kurtulmak istedi. Müslümanlar değişim istiyordu ve bu değişim sistemin sahiplerinin ve sistemin çarkını döndürenlerin işine gelmiyordu. Cumhuriyet kurulduğundan beri devleti kendilerine ait mülkleriymiş gibi idare eden ve halkı kendi arzularına göre ezen zalimler, 28 şubat günü küstahlıklarını bir kez daha göstermiş oldular. Cumhuriyet kurulduğunda istiklâl mahkemelerinde ayaklarının altındaki tabureye tekmeyi yiyenlerin çocukları ise, hala aynı linç kültürünün içinde boy veriyorlar.

   Aslımızdan gelen özgürlüğü bizden almak, boynumuza boyunduruklarını takmak ve ellerimizi kelepçelemek ise, yıllardır masumları katletmek de dahil her tür refleksi göze almış bir devlet için ağır bir suç değildir. Bu insanlara göre; istenirse köyler boşaltılabilir, çocuklar öldürülebilir, insanlar toplu mezarlara gömülebilir, halkın üzerine tanklar yürütülebilir, bu topraklarda doğmuş çocukların hakları ellerinden alınabilir. Yine onlara göre, atalarından kendilerine miras kalan devlet üzerinde bu tip inisiyatiflerde bulunmak onların en tabii haklarıdır.

   Temellerini kan ve kemik üzerine atan rejim, 28 Şubat’ta, cumhuriyet tarihi boyunca örnekleri yaşanan cüretkâr müdahalelerden sadece birini ortaya koymuştur. Fakat, bu süreçte yaşananlar yine de unutulacak gibi değildir. Fişlemeler, adaletsiz katsayı uygulamaları, basılan Kur’an kursları, eğitimleri ve fırsatları ellerinden alınanlar, ikna odalarında sorguya çekilenler aklımızdan yine de çıkmadı. Oysa, düşüncelerinden dolayı hüküm giyen insanlar ve örtüsünden çekiştirilen kadınlar tıpkı fail-i meçhuller ve yargısız infazlar gibi cumhuriyetin tipik kurbanlarıydı. Rejim ise uzun zamandır uygulamaya devam ettiği tek tipleştirme ve itaat ettirme politikalarını sürdürüyordu.
  
   28 Şubat’tan sonra ise Müslümanların değişim talepleri alçakça manipüle edilmeye çalışıldı. 28 Şubat’a direnemeyen Müslümanlar müdahaleden sonra tuş edilmiş olarak ayağa kalktılar. Rejim, Müslümanlar için hazırladığı zokasını şimdilik yutturmuştu. O güne kadar değişim isteyenler ya vazgeçtiler, ya da yalanlara kandırıldılar. Onların hakiki özgürlük istekleri, ithal ögelerle yoğrulmuş özünde esareti barındıran bir kaypaklığa evrildi. Müslüman semtleri vahşice ışıklandırıldı, Müslümanların çocukları tüketim kültürünün içine bırakıldı ve aidiyet hissettikleri kaynaklar tahrif edildi. Bu evrim süreci ise farklı iktidar mekanizmalarıyla şekillendirilmeye devam ediliyor. 28 şubat gerçeği ise içeriğinden uzaklaştırılıyor, liberal bir özgürlük söyleminin oyuncağı haline geliyor. Biz bu toprakların doğusunda sürdürülen kirli savaşı meşrulaştırmak için “şehadet” kavramını istismar eden egemenlerin, kamuya ve halka ait mekanlardan ve büyük meclislerinden kimleri ne tür bahanelerle kovduğunu biliyoruz.Ve biz onların Müslümanlara ait kavramları bozarak ve içlerini boşaltarak Müslümanların akıllarına da müdahale etmeye, onların zihinlerini rejimin geçerli mantığı içerisinde eritmeye, bunlar vesilesiyle de Kürt halkıyla muhtemel bir mazlum dayanışmasınıkırmaya çalıştıklarını da biliyoruz.

   Öte yandan, müdahalelerin sadece ülke içinde heveslenen kitleler tarafından oluşturulduğunu sanmak ise kanımızca çok büyük bir tehlikedir. Sistemin çarkı küresel sömürü ve kapitalizm içinde kendisine özel bir yere yerleşmiştir. Boğazına kadar kötülüğe batan statüko, Cumhuriyet kurulduğundan beri bu fesatçı güçlerin kucağına oturuyor. Dolayısıyla, biz de bugün Arap halklarının baş kaldırısının muhatabı diktatörlerle, 90 yıllık bu baskıcı ve her fırsatta ötekini sindirme çabası içerisindeki rejimin, isminden gayrı pek bir farkını göremiyoruz.  Bu haldeyken, bu ülkenin başına gelen olayların ardındaki asıl kuvveti görmeye çalışmazsak daha uzun yıllar kandırılmaya devam edeceğimiz ise açıktır.

     Yüzyıllardır farklı biçimlerde emperyalist çabalarını sürdüren şer güçleri, arkasında altından kalkamayacağı bir ezilmiş kitle bıraktı. Kaslarında şiddeti biriktiren bu kitle, gözlerini artık sistemin nirengi noktalarına dikmiş durumdadır. 28 Şubat ve benzerleri, yutturulan Kurtuluş Savaşı, Arap liderlerin yalanları, sırtlarını sömürü kuvvetlerine dayayan uzaktan kumandalı ordular ve silahlar ayan beyan ortadadır. Mazlumlar bu adi tekerleğin kendilerini biçmeye devam etmelerini izleyecek değillerdir.  Parası çalınan, hanelerine ve mülklerine tecavüz edilen Arapların ilk adımı Müslümanlar için umut kaynağıdır. Türkiye’nin durumu da bu kuklalaştırılmış ülkelerden farklı değildir. Şer güçlerinin askerleri Müslümanların ülkelerinde gezerken, tankları Ankara sokaklarında yürürken, onların ezici-kültür ve söylemleri ise ağızdan ağza dolaşırken Müslümanlar kurtuluşlarına giden yolu açmaya başlamışlardır.

   28 Şubat, Kemalizm'in halkın iradesine son müdahelesidir. 28 Şubat, Türkiye'deki hegemonyanın yerli ve muhafazakar tonlarla küresel sisteme uygun bir şekilde yeniden yapılandırılmasıdır. 28 Şubat zulmü bugün başka biçim ve araçlarla sürmektedir. Bizler küfrün ve zulmün tek millet olduğuna inananlar, mazlumların da safının tek olduğuna inanıyoruz. Dün apaçık bir şekilde İslami kimliği alan tankların bugünkü hedefi de bizce farklı değil. Üstelik bugün bir kısım failleri Silivri'de olsa da darbeci çetenin yardakçıları, bugün burada, okulumuzda da iş başındadır. Faşist, kemalist zihniyetin bekçiliğini üstlenenler, Boğaziçi Üniversitesi'nde de İstiklal Mahkemeleri kurmaya, Müslümanları boğmaya, inançlarımıza ve kimliğimize saldırganca yaklaşmaya çalışmaktadırlar. Ayrıca onların jurnalleriyle soruşturulmalara tabi tutulanları, uzaklaştırma cezalarıyla eğitim hakları gasp edilenleri biliyoruz. Ama bizler unutmadık, dün başörtülü arkadaşlarımızı kapıda bırakanların, bugün bu cuntacı çetelerin marifetiyle bu kapının dışında bırakılmasına izin vermeyeceğiz.

    Şimdi buradan sonra söyleyeceğimiz sözler ise sistemin sahipleri ve bu vesayeti sürdürmeye arzu eden haddi aşmış kimseler içindir. Müslümanlar yaptıklarınızdan ve yapmayı düşündüklerinizden gafil değildir. Zulme sessiz kalanın, zulmü işleyen kadar ona ortak olduğunu bilenler özgürlüklerini ne göz hapislerinde, ne dinlenen odalarda, ne parmaklıklar ardında vermeyeceklerdir. Bu mücadelenin hazır hâle getirilen rehavet ortamlarıyla yıkılacağını, direnenleri keyiflerince şekillendireceklerini, onları istedikleri kıvama getireceklerini hiç sanmasınlar. Zulüm varolmaya devam ettikçe, direnenler de var olmaya devam edecektir. Direnişimiz hayat kitabı Kur’an’da, Allah’ın sözleriyle va’z ettiği adalet ve güvenliğin tesis edilmesi içindir. Uyanış ise ancak O’nun adıyladır. Allah’ın selamı üzerinize olsun."


 


 


 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim