• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 15 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Başörtüsüne Özgürlük Eylemleri

Başörtüsüne Özgürlük Eylemleri
Başörtüsüne özgürlük eylemleri sürüyor. Bu hafta da Konya, Kocaeli, Akyazı, Ankara,Kütahya, Afyon ve Sakarya'da basın açıklamaları gerçekleştirildi.

 

 

 

 

 

Ankara'da 210. Başörtüsü Eylemi
Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu'nun düzenlediği başörtüsüne özgürlük eylemi 210. Haftasına girdi. Basın açıklamasını platform adına Muhittin Özdemir okudu.
 
Türkiye; baş döndüren bir hızla 27 Mayıs 1960 darbesini, 12 Mart 1971 muhtırasını, 12 Eylül 1980 ihtilâlini, 28 Şubat 1997 darbesini, 27 Nisan 2007 muhtırası ile Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz, Eldivan, Kafes ve en son olarak da ortaya çıkarılan Balyoz kod adlı darbe girişimlerini yaşayan bir ülke haline getirilmiştir. Gündeme sunulan iddialara göre Müslüman halkın inançları üzerine senaryolar hazırlanmakta, ülkede bir Alevî - Sünnî çatışması zemini hazırlanmaktadır. İddialar derinlemesine incelenerek, bir an önce sonuçlandırılmalı, gerçekten suçlular varsa hemen cezalandırılarak halkın tedirginlikleri giderilerek iç güvenliğin sağlanması yoluna gidilmelidir.
Diğer yandan, elbette biliyoruz ki, dedelerimiz "Allah Allah" diyerek savaşlara katılmışlardır. Ama yine biz biliyoruz ki, "Allah Allah" dediği için, namaz kıldığı için, hanımının başı örtülü olduğu için yüzlerce subay ve astsubay da ordudan atılmıştır. Eğer varsa ordu içinde, ki yargı bunu belirleyecektir, dün "Allah Allah" diyerek savaşa katılan dedelerimizi istismar edenlerin, bugün "Allah Allah" dediği için ordudan atılanların, askerdeki "Allah Allah" diyerek savaşsın diye gönderdiği oğlunu görmek için tören alanlarına gelen annelerin içeriye alınmayarak tel örgülerin arkasında bırakılanların durumlarını da kendilerinden izah etmelerini istemek herhalde hakkımız olsa gerek… Dün durum öyle idi, tamam! Peki bugünkü manzara, bugünkü uygulama nedir, biz ona bakarız.
Bugün, artık her kesimce iyice anlaşılmıştır ki, halkın özgürlüklerinin önündeki en büyük engel "DARBE ANAYASALARI"dır. Bu anayasaları savunanlar, insanımızın "FİKİR, İNANÇ VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ" yönündeki taleplerine cevap verecek bir anayasal düzenlemeye karşı çıkanlar; demokrasi, insan hakları ve hatta rejimi korumak adına bunu yaptıklarını söylüyorlar. Artık, tüm bu tür söylemler arkasına sığınarak halk ve özgürlük düşmanlığı yapanlara gereken cevaplar verilmeli, tepeden inme darbeci / cuntacılara hadleri bildirilmelidir. Ve bilinmeli ki, tüm iradelerin üstüne çıkarak, aklına estikçe sivil iradeye çeşitli bahanelerle müdahale edenlerin önünün kesilmesi, ancak düzenlenecek yeni bir Sivil Anayasa ile mümkün olabilecektir.
Evet, 28 Şubat darbesi, hala düşünce, inanç ve ifade özgürlüklerinin önünde en büyük engel olarak durmaktadır. Bundan güç alan kimi resmî ve gayri resmî kuruluşlar ile kimi sözde insan hakları savunulucuğuna soyunan sivil toplum kuruluşları; İslami kimlik, kılık kıyafet söz konusu olunca laiklik maskesini takıp "irtica" yaygaraları ile saldırıya geçmektedirler. Demokratlık, hoşgörü, ötekine saygı gibi övündüğü meziyetlerini hemen askıya alıvermektedirler. Yıllardır Müslümanlar üzerinde gerçekleştirilen tasarruflar, bunların niyetlerini ortaya koymaktadır. Kur'an kursları ile alakalı getirilen düzenlemeler, "Haydi kızlar okula" kampanyalarına rağmen başörtülü öğrencilere yapılan zulüm, baskı ve ayrımcılık, imam hatip lisesi mezunlarını hedef alan katsayı adaletsizliği, başörtüsü sebebiyle görevine son verilen kamu görevlileri, hanımı başörtülü olduğu için görevden atılan personel… Evet, tüm bu yapılan çağ dışı uygulamalar, onların kin ve düşmanlıklarının ne boyutlara ulaştığını göstermektedir.
Tüm bu insanlık dışı uygulamalara son verilerek, daha özgür bir Türkiye'nin önü açılmalıdır.
Basın açıklamamızı bitirmeden yine bir insanlık dramına değinmek istiyoruz. 1948'den beri Filistin'de zulüm ve katliamlarını sürdüren ve savaş suçlusu ilan edilen Siyonist İsrail, Gazze'de hala zulümlerini sürdürmekte, masum halka yönelik insanlık dışı uygulamalarına devam etmektedir. 27 Aralık 2008'de başlattığı 22 gün süren saldırılar sonunda 1400 insanı vahşice katleden İsrail, lağım sularını açarak birçok evin kullanılmaz hale gelmesine sebep olduktan sonra, şimdi de Gazze'nin elektriğini keserek, hastane, okul gibi topluma ait yerlerde sıkıntılar meydana getirmeyi amaçlamaktadır. Diğer yandan elektrikle çalışan su şebekesi, atık su tahliyesi, ısınma, aydınlanma gibi hayatî gereksinimleri de sabote etme planları yapmaktadırlar. Dünyanın gözü önünde yapılan bu insanlık dışı uygulamaları sebebiyle, Siyonist İsrail'i tel'in ediyor, zulme sessiz kalan Hümanist dünyayı da kınıyoruz.
Bir sonraki basın açıklamamızda tekrar buluşmak üzere, katılımlarınız için hepinize, platformumuz adına teşekkürlerimizi sunarız.
 
 
Kütahya'da 16. Başörtüsü Eylemi
Mazlumder Kütahya şubesi 16. Başörtüsüne özgürlük eylemini küçük hamam parkı önünde gerçekleştirdi. Basın açıklamasını grup adına Esra Efe okudu
Basın açıklamasının tam metni:
Ne hazindir ki artık aşinası olduğumuz, birine hayret ederken bir diğerinin patlak verdiği darbe iddialarıyla TSK içinde kimi kafaların nasıl çalıştığını, enerjinin nelere harcandığını ve ağzımızı bir karış açık bırakan kirli planlarını duymaktan yorulduğumuz bir haftayı daha geride bıraktık. Ama bitmiyor, Kendi vatandaşını düşman unsur olarak gören bölücü zihniyet hayretlerimizi arttırmaya devam ediyor.
 Türkiyenin kendi içindeki urlarla yüzleşmeye başladığı şu günlerde; kendince irtica adında bir düşman icad edip paronoya haline getiren bir yapıyı ve bu tehlikeyi bertaraf etmek için camileri bombalamayı, yüzlerce kişiyi öldürmeyi, isyan çıkarmayı planlayacak kadar ileri giden bir gözü dönmüşlüğü ülkece temaşa ediyoruz..
Bir yandan herkes için adelet istemleri,açılımlar ve daha geniş perspektifte özgürlükler konuşulurken bir yandan da büyük bir itinayla toplum iradesini BALYOZ layıp KAFES lemeye çalışanlar ,olağanüstü hal ilan edilmesini bekleyenler tarafından demokratikleşmeye karşı tuzaklar kurulmakta..
Ülkemizde hayatın her alanını, özellikle eğitim sistemini kuşatan militarist zihniyet, hak ve özgürlüklerimizin önündeki engellerin başında geliyor. Adı geçen darbe planlarında imam hatip liselerinin fişlenmesi ve Milli güvenlik derslerine giren subayların istihbarat nitelikli çalışmalar yaptıkları görülüyor.
1946'dan bu yana var olan cuntacı geleneğin özgürlüklerle, dini tercihlerle uğraşısı, halk üzerinde sürekli baskı kurma isteği hiç bitmiyor.
 Balyoz harekatı kapsamında iddiaların sivil yargıya taşındığı ve kozmik odada bir aya yakın zamandır araştırmaların yapıldığı bir dönemde; Anayasa Mahkemesinin askerlere sivil yargı yolunu açan ve askerî yargının görev alanını daraltan yasa değişikliğini iptal etmesi ve yürütmesinin durdurulması kararı elbette "Türkiye Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırma, savaşa tahrik, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek" gibi suç unsurlarından yargılanması gereken darbecilerin lehine işlemiştir.
Sivil insiyatife sesleniyoruz;
hukukun ikamesi ve adaletin tesisi için; sorumluların, yasal soruşturma süresince açığa alınması, askere sivil yargı yolunu açacak, Anayasa'nın 145. maddesinin değiştirilerek gerekli yasal düzenlemenin derhal yapılması gerekmektedir
Gelişmiş hukuk sistemlerinde olduğu gibi askerî ve sivil yargı ayrımı ortadan kaldırılmalı; Milletin tepesine balyoz değil, masaya hukukun tarafsız ve bağımsız tokmağı vurulmalıdır."
 
 
Akyazı'da 156. Başörtüsü Eylemi
Akyazı Başörtüsüne Özgürlük Platformu'nun düzenlemiş olduğu başörtüsüne özgürlük eylemi 156. Haftasına girdi. Basın açıklamasını platform adına İrfan Alemdar okudu.
Basın açıklamasının tam metni:
Bu ülkede başörtülülerin haklarını gasp edenler, bu haksızlıklarınıza ne kadar devam edeceğinizi zannediyorsunuz.
Yine bu ülke ve halkını faşizan bir diktatörlükle baskı altına almak için kirli ve karanlık eylem planlarıyla meşgul olanların, harp oyunu senaryoları gibi ifadelerle eylem planlarını örtbas telaşında olmaları halkla alay etmektir.
Evet bizde diyoruz ki asker ocağı göz bebeğimizdir. Göz bebeğimiz olan asker ocağından eşi başörtülü olan yüzlerce subay ihraç edilmedi mi? Gözbebeğimiz olan asker ocağında oğlunun yemin merasimine gelen başörtülü anne, kardeşinin yemin merasimine gelen başörtülü abla, beyinin yemin merasimine gelen başörtülü eş kışladan içeri girebiliyor mu? Göz bebeğimiz olan askeriyede İslami kimliğe sahip kişiler görevde kalabiliyor mu? Göz bebeğimiz olan askeriye de savaşa giderken Allah Allah deniyor iken, muvazzaflıkta Allah Allah diyenlere yallah yallah denmiyor mu? Bu hangi vicdan, hangi vatanperverlik.
On yıllardır Müslüman halka laiklik adı altında zulmederek acı çektirenler ve buna benzer daha birçok yasakları, işkenceleri, zulümleri bu topraklar üzerinde yaşayan insanlara reva görenlerdir ihanet içinde olanlar. Bu iğrençlikleri planlayanlar, bu planlara çanak tutanlar yargı önüne çıkartılarak hesap vermeli ve suçu sabit görülenlerin gerekli cezayı almaları halkın vicdanını rahatlatacaktır.
Akyazı'dan iktidarda olanlara ve kurumların başlarında olanlara sesleniyoruz: Bu ülke hepimizin. Hepimiz aynı geminin içerisinde bulunuyoruz. Farkında mısınız açılan gedikten gemi su alıyor. Bu milletin milli birliği ve bütünlüğü ancak ümmet kardeşliği ile mümkündür. Karşı tezler Müslüman halk için geçerli değildir.
Türkiye'nin tüm bölgelerindeki sağduyulu insanlardan yükselen ses kirli oyunlara karşı onurlu bir duruştur. Bu onurlu sese, bu onurlu duruşa destek veren herkesi selamlıyoruz, tebrik ediyoruz.
Oligarşik düzenden medet umanlar ve cuntacı zihniyete sahip olanlar tövbe edene kadar, hak ve özgürlüklerin önündeki engeller tamamen kalkana kadar duruşumuz devam edecektir.
Gelecek hafta cumartesi saat 12:30'da buluşmak üzere Allaha emanet olun.
 
 
Kocaeli'de 250. Başörtüsü Eylemi
Kocaeli İnanç Özgürlüğü Platformu tarafından düzenlenen başörtüsüne özgürlük eylemi 250. Haftasına girdi. Basın açıklamasını platform adına Reyhan Balcı okudu.
Basın açıklamasının tam metni:
250 hafta önce söyleyeceklerimizi söylemek, yapılması gerekenleri yapmak ve yaptırmak için başörtüsüne özgürlük eylemlerine başladık.Problemlerin bir parçası olanlardan değil çözümler sunanlardan, çözümde yer alanlardan olmak için buradayız..
Bizleri harekete geçiren çözümde yer almayanlar, problemin bir parçası olurlar anlayışıydı.
Başörtülü öğrencilerinin eğitim haklarının engellenmesi 250 hafta öncede problemdi. Eğitim eşitliğine ters bir durum olan kat sayı uygulaması 250 hafta öncede problemdi. Türkiye'mizin barış ve huzur problemi vardı 250 hafta önce de. Gazze'de işlenen insanlık dramı da, insanlığın, bizlerin problemiydi 250 hafta öncede. En önemlisi bütün problemlerin kaynağı olan anayasa sorunu vardı 250 hafta önce de.
Bu zaman zarfında mücadelemizle, katsayı adaletsizliği tam tatmin etmese de çözüme ulaştı. Huzurun barışın temini için demokratik açılımla konuşulmayanlar, seslendirilmeye, gizlenen gerçekler açığa çıkmaya başladı. Gazze'deki insanlık suçuna dik bir duruş sergilendi. Hepsinden daha da önemlisi sarıkız, ayışığı, yakamoz, eldiven ve en son balyoz gibi darbe iddiaları, askeri darbeler gölgesi altında hazırlanan anayasanın sivil bir anayasa ve toplumsal bir mutabakata ihtiyacın olduğunu gösterdi.
Bütün bu gelişmelerde sizlerin hak ve özgürlük mücadelenizin, direnişinizin izleri vardır. Bu izleri takip ettiğinizde varacağınız yer sorumluluk biliciyle elde ettiğiniz size vaad edilen olacaktır inşallah.
Tohum saç, bitmezse toprak utansın
Hedefe varmayan mızrak utansın.
250 hafta önce saçtığımız tohumun hedefe ulaşacağı günlere kavuşmak dileğiyle.
 
 
  
 

 

Konya'da 125. Başörtüsü Eylemi
Konya İnanç Özgürlükleri Platformu tarafından düzenlenen başörtüsüne özgürlük eylemi 125. Haftasına girdi. Basın açıklamasını platform adına Nedime Türkkan okudu. Ayrıca Nureddin Şirin bir konuşma gerçekleştirdi.
Basın açıklamasının tam metni:
Rahman, Rahim, Allah'ın adıyla
O inkar edenler zikri (Kur-an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hala da (kin ve hasetlerinden) ''Hiç şüphe yok o bir delidir'' derler. Oysa o (Kur-an) alemler için ancak bir öğüttür. (Kalem Suresi 51. ve 52. ayetler)
Bir garip dünyada yaşıyoruz; bir gariplikler ülkesinde… Mizaha ve mizahçıya ihtiyaç duyurmayan gerçeklikler ülkesinde… Evet, Hacivat, Karagöz, Nasreddin Hoca ve Temel'in bu ülke de yetiştiğine şaşmamak gerekir. Siyaseti bir kara mizah, yaşantısı, uygulaması ise mizahın her rengi… İyilerin yasak, kötülerin serbest olduğu, bir ülke burası… Yani taşları bağlamışlar, köpekleri salıvermişler. Faydalıya pranga vurup, zararlıyı teşvik etmişler. Zalime ödül verip, mazlumu cezalandırmışlar. Üç yanlış, her zaman bir doğruyu götürür olmuş.
Gelenek haline gelmiş. Yapılmazsa beklenir olmuş. Haniymiş cici darbelerimiz denilmiş. Darbeciler, darbe yapanlar cumhurbaşkanı seçilmiş, ömür boyu ödüllendirilmiş. Marmaris'te resim çizer olmuşlar. Darbe yapmak serbest olmuş. Darbeciler ödüllendirilmiş. Darbeye karşı çıkmak suç sayılmış, karşı çıkanlar cezalandırılmış…
Sarıkız, Ayışığı, Kafes, Balyoz… Nice darbe planları yapılmış, senaryolar tatbikatlar haline dönüştürülmüş. Savaş uçaklarıyla minareler devrilmiş, ''Minareniz süngüyse, süngünüzü kırarız!'' denilmiş. Darbe planlamak, senaryo yazmak serbest, bunları deşifre etmek suç sayılmış. Darbe planlayanlar değil, bu planları kamuoyuna sızdıranlar araştırılmış…
Askerin maneviyatı yükselsin diye tatbikatlarda ve savaşta ''Allah Allah!'' diye bağırtılmış; evlerinde Allah'ı anmak için bir araya toplanan insanlar, Allah dedikleri için, ayin yapıyorlar diye gözaltına alınmış. Tatbikatlarda ve savaşta Allah demek serbest, evlerde demekse yasaklanmış… Allah adı, ordunun maneviyatı için kullanılmış, o Allah'ın emirlerinin gereği olarak örtünenler, askeri birliklere dahi alınmamış…
Darbeler yapılınca, bazı medya organları ve sivil toplum kuruluşları, yağdanlık olmuş, darbeyi ve darbecileri
desteklemiş, ödüller almış, rantlar elde etmiş. Darbeye karşı çıkanlarsa cezalandırılmış, sürgünler yemiş. Darbeyi desteklemek serbest, karşı çıkmak yasakmış.
Siyaset ve siyasetçiler, işlerine her geldiğinde, anlayışlarına her uyduğunda, müdahale etmişler dine, hatta milli bir din oluşturmak için uğraş vermişler. Ezanı Türkçe okutup, namazı Türkçe kıldırmaya kalkışmışlar. Hiç vazgeçmemişler bu isteklerinden. Siyasetin dine müdahalesi serbest, dininse siyasete etkisine dahi tahammül edememişler… Böyle bir isteği, ima edeni dahi cezalandırmışlar. Siyasetin dine müdahalesi serbest, dinin siyasete etkisi bile yasak…
İbadetlere karışır olmuşlar. Nasıl ibadet edeceğimizi onlar belirlemeye kalkışmışlar. Kestiğimiz kurbanların derisine, ve bağırsaklarına dahi el koymuşlar. Kurban kesmek serbest, derisini istediğin yere vermek yasak…
Çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimizi, hangi şekilde eğiteceğimizi onlar belirlemişler. Küçücük yaşlarda bale eğitimine, şan derslerine göndermişler, onları eğlence dünyasının küçük figürleri haline getirmişler. Aynı yaşlarda insanların, kendi çocuklarına, kendi dinlerinin kitabını öğretmeyi yasaklamışlar. Bale serbest, Kur-an'ı yasaklamışlar…
Mahalle baskısı adı altında yaygaralar çıkartmışlar, bunun birilerini ötekileştirdiğini ve onlara baskı yaptığını söylemişler. Dine ve geleneksel kültüre uyanı mahalle baskısı adı altında yasaklamışlar, ama benimsedikleri ideolojileri, ilkokul çağından başlayarak, her gün çocuklarımıza dikte etmeye kalkışmışlar. Dini yaşamın gerekleri yasak, modern yaşamın gerekleri hem serbest hem de üstüne üstlük mecburi…
Ülkenin içerisinde eğitimde, öğretimde, iş hayatında, son zamanların uygulamasıyla hastanede, mahkemede, başörtüsüyle bulunmak yasak, ama buraların her bir yerinde ve hayatın tüm alanlarında başı açıklık serbest... Üstüne üstlük pek çoğunda mecburi... Yani örtünmek yasak, çıplaklık serbest…
Giyimimiz kuşamımız, jakoben baskıcı devlet anlayışıyla belirlenmiş. Ne giyeceğimze, ne giymeyeceğimize onlar karışıyorlar. Okullarda mecburi kıyafetler, devlet dairelerinde mecburi kıyafetler, fakat kültürümüz gereği kıyafetler yasak…
Gayri ahlaki pek çok iş, özgürlükler adına serbest… Metres tutmak serbest, dini nikâh yapmak yasak…
Makyaj yapmak serbest, örtünmek yasak…
Emperyalist işgalcilerin dilinde eğitim yapmak serbest, din dilinde eğitim yapmak yasak…
Küçücük çocuklara içki içirtmek serbest, onların inançlarını yerine getirmeleri ve bu hakkı talep etmeleri yasak…
Daha neler yasak neler yasak…
Yasakları koymak ve uygulamak serbest ama onları deşifre etmek yasak…
Biz hakkın yanında olanlar, hakikate sevdalılar, yürekleri mazlumun yanında, zalimin karşısında duranlar,
Allah'tan başkasına boyun eğmeyip, sadece O'nun kulu olduğunu haykıranlar, hak ve adalet üzerine olmayan her yasağın karşısındayız ve yine hak ve adalet üzerine olmayan hiçbir özgürlüğü de (!) kabul etmeyeceğiz! Yani hak ve adalet üzerine olanlar, serbest olup, zulüm ve haksızlık üzerine olanlar ortadan kalkıncaya kadar mücadeleyi terk etmeyeceğiz!!!
İşgalci, terör şebekesi, Siyonist İsrail'in korkulu rüyası İzzeddin El-Kassam birlikleri kurucu komutanlarından Mahmud Abdurrauf El-Mebhuh; Siyonist terör örgütünün mel'un bir saldırısıyla şehid olmuştur. Şehadetlerinin Kudüs'ün özgürlüğüne giden yolda bir meşale olacağını ilan ediyor, İslam ümmetini şehidinden dolayı tebrik ediyor El-Mebhuh'un şehadetinin kabulünü Allah'tan niyaz ediyoruz.
Şehitler yolumuzu aydınlatan birer meşaledir. Işıklarının şuası bizi zafere götürecektir.
Darbesiz, zulümsüz, baskısız; yanlış olanın yasak, doğrunun hür, özgürlüğün özgür olduğu bir dünyada yaşama umudu ile hepinizi 126. Haftada aynı yer ve saatte buluşmak üzere
Allah'a emanet ederiz.
 
Sefil bir hayatı, sefil bir yönetimle yönetilmeyi kabul etmeyen; cehalete, darbeye, darbeciliğe, kısaca sefalete direnen, başkaldıran bütün sivil halklara selam olsun! Afyonkarahisar Hak ve Özgürlükler Platformu olarak, 7'nci basın açıklamamızla 7'den 70'e bütün özgür insanları, özgürlüğü için mücadele eden insanları, özgürlüğüne postal giydirtmeyen sivil insanları selamlıyoruz!
 
Sivil vesayet tartışmalarıyla başlayan yoğun bir gündemin içinde bulunuyoruz. Siyasal iktidarın dikta heveslisi olduğu, ülkeyi vesayet altına alacağına dair tartışmalar; sivil yargıya ve sivil yönetime karşı darbe niteliğindeki girişimlerin açığa çıkmasıyla saman alevi misali sönmüştür. Türkiye Cumhuriyetinde bir sivil vesayet tehlikesi yoktur. Türkiye Cumhuriyetinde halen mevcut ve gündemde olan darbe tehlikesi vardır. Ayışığı, Yakamoz, Sarıkız, Kafes, daha nice enteresan isimlerle kodlanmış planlar ve nihayetinde Balyoz! Her türlü yazılı, görsel, işitsel belgelerle kanıtlanan bu adi ve kalleşçe planlar; 1960, 1971, 1980, 1997 ve 2007 modern ve postmodern darbelerden bıkmış usanmış halkımızı artık yıldıramayacaktır.
 
Anayasa Mahkemesi, askerlerin askerlikle ilgisi olmayan suçlar nedeniyle sivil mahkemelerde yargılanacağına ilişkin yasal düzenlemeyi iptal etmiştir. Henüz gerekçeli karar Resmi Gazetede yayımlanmamıştır; ancak, kamuoyunda genel kabul gören iptal kararı buna yöneliktir. Egemenliğin kayıtsız şartsız temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisine sesleniyoruz: Bunun çözümü, askeri mahkemelerin yalnızca iç disiplin hukukunu düzenleyen disiplin mahkemelerine dönüştürülmesidir. İki başlı bir yargı olmaz, olamaz. Darbeciler, darbeye teşebbüs edenler suç işlemişlerdir ve sivil yargı önünde hesap vermelidir. Darbeciyi, aynı zamanda kendi sicil amiri olan bir komutanını yargılayacak askeri hakimin vereceği karar, elbette hukuki olmayacaktır. Darbelerle ve darbecilerle yüzleşilen bu günlerde, acilen bu düzenlemenin yapılması şarttır.
 
Darbecilere ve onlara ortam hazırlayıp destekleyenlere sesleniyoruz: Göz boyamayla, yalanla, inkar etmeyle, belki adaletten bile kaçabilirsiniz; ama vicdanlardan asla kaçamazsınız. Vicdansızlık, aşağılık planların ve senaryoların ifşa edilmesi değildir. Asıl vicdansızlık; halkına karşı, ülkesine karşı, sözde koruma ve kollama güdüsüyle planlar ve girişimler hazırlamaktır. Asıl vicdansızlık, bu planlardan ve teşebbüslerden haberi olduğu halde ilgililer hakkında gerekli yasal işlemleri yapmamak, açıkça onlardan yana taraf olmak ve bu darbe planlarını sızdıran veya sızdıranlar ve bunları haber yapanlar hakkında soruşturmalar açmaktır.
 
Unutmayın! Türkiye Cumhuriyetinde sivil vesayet/sivil faşizm tehlikesi yoktur! Bu vehim, sivil idareyi bertaraf etme girişiminin ucuz bir bahanesidir. Çözümün ilk adımı bellidir: Sivil anayasa, acilen gündeme alınmalı ve hazırlanmalıdır. İnsan haklarına dayalı, hak ve özgürlüklerin istisnasız güvence altında olduğu, güvenli yaşama hakkının sağlandığı, düşünce ve inanç özgürlüğünün kamuda da yaşandığı, sendikal haklarla emeğe yönelik sömürünün son bulduğu sivil anayasa, halkımız için ekmek gibi, su gibi, nefes almak gibi bir ihtiyaçtır. Geleceğin imarı, geçmişle yüzleşmeye bağlıdır. 2010 yılı darbecileri, 12 Eylül 1980 darbecilerine hesap sorulmamış olması nedeniyle bu kadar pervasız ve ahlaksızdırlar. Sivil Türkiye halkı, kendi sivil anayasasıyla birlikte, bu sefil darbecilerden/cuntacılardan hesap soracaktır.
 
AFYONKARAHİSAR HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PLATFORMU
Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, tevhid, adalet ve özgürlük mücadelesinde 229. haftayı geride bıraktı. Ülkeyi bir “darbeler laboratuvarı”na çeviren militarizmin eleştirildiği açıklamada, darbecilerden hesap sorulması gerekliliğine vurgu yapıldı. Platform adına Vahdet Vakfı Sakarya Çalışma Kolu'ndan Selman Şanalmış okuduğu açıklamada sivil bir Anayasanın çözüme giden bir adım olabileceğideğerlendirilmesinin yapıldığı açıklamada “28 Şubat darbesi, hala düşünce, inanç ve ifade özgürlüklerinin önünde en büyük engel olarak durmaktadır. Bundan güç alan kimi resmî ve gayri resmî kuruluşlar ile kimi sözde insan hakları savunulucuğuna soyunan sivil toplum kuruluşları; İslami kimlik, kılık kıyafet söz konusu olunca laiklik maskesini takıp “irtica” yaygaraları ile saldırıya geçmektedirler. Demokratlık, hoşgörü, ötekine saygı gibi övündüğü meziyetlerini hemen askıya alıvermektedirler.
 
Yıllardır Müslümanlar üzerinde gerçekleştirilen tasarruflar, bunların niyetlerini ortaya koymaktadır. Kur'an kursları ile alakalı getirilen düzenlemeler, “Haydi kızlar okula” kampanyalarına rağmen başörtülü öğrencilere yapılan zulüm, baskı ve ayrımcılık, imam hatip lisesi mezunlarını hedef alan katsayı adaletsizliği, başörtüsü sebebiyle görevine son verilen kamu görevlileri, hanımı başörtülü olduğu için görevden atılan personel… Evet, tüm bu yapılan çağ dışı uygulamalar, onların kin ve düşmanlıklarının ne boyutlara ulaştığını göstermektedir.” denildi.
 
İsrail'in Gazze kuşatmasının tel'in edildiği eylemde Dubai'de şehit edilen Hamas komutanlarından Mahmud el Mahbub da gündeme getirildi. “Başörtüsü Müslüman Kadının Kimliğidir” “Direniş 5. yılında Zillet bizden uzaktır” dövizleri taşınan eylemde Gazze'deki insanlık dışı ambargonun ve siyonist saldırganlığın devam ettiğine dikkat çekildi.

TevhidHaber

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim