• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 4 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

Başörtüsü 'Kimin' Kefeni Olacak?

Başörtüsü Kimin Kefeni Olacak?
Taşın altına yine çocuklarımızın o güzel başlarını mı koyacaklar...

 

 

 

 

 

Başörtüsü yasağı yine gündemde. ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği 3. Sınıf Öğrencisi Gülnur Erdem isimli kızımız ne güzel söylemiş bir gazetedeki yazısında: "Oysa emin olamıyorum. Akıl veren yine çok, ama taşın altında yine kimsenin eli yok. Taşın altında yine benim başım var. Şimdi bir kez daha yıkılırsa hayallerim üzerime, bu kez sağ çıkabilir miyim o enkazın altından?"

Taşın altına yine çocuklarımızın o güzel başlarını mı koyacaklar bende emin değilim. Ancak şu kesin; bu topraklarda yaşayan herkes ama herkes, istediği gibi inanma, düşünme, yaşama, giyinme, yeme, içme, dolaşma, haberleşme, örgütlenme, vb. bütün hak ve özgürlüklere sahip olmadan, bu ülke "bizim" olmayacak! Yasakları savunan, uygulayan kim olursa olsun, mazereti ne olursa olsun, bu ülkenin ve milletin düşmanıdır. memleketimizde sadece ve sadece, özgürlüklere dokunmak yasak olabilir..ilkokuldan ölene kadar hiç bir kayıt ve şart olmadan her şey serbest olmak zorundadır. Kamu düzeni, insanların başkalarına zarar vermesini, ayrımcılık yapmasını, başkalarının haklarına tecavüz etmesini, sosyal barışı bozmayı engelleyici bir denetim sistemiyle sağlanır. Bu düzeni başörtülü bozarsa başörtüsü değil, o kişinin düzeni bozuyor olma eylemi cezalandırılmalıdır. Başı-bacağı açık bozarsa, kıyafeti değil, o an ve o durumda her ne rahatsızlık yaratıyorsa o eylem ve durum cezalandırılmalıdır. Yani insanların doğal halleri, inanç veya yaşam tarzları hiç bir şekilde genel bir yasak veya ceza konusu yapılamaz. Bu manada, yeni bir anayasa ile bu prensip garanti altına alınmadan, seçim sürecinde başörtüsü ile ilgili bir düzenlemeyi tartışmak ahlaken de siyaseten de doğru bir iş olamaz. Ayrıca özel olarak başörtüsünü yasaklayan bir kural olmadığı için, yani bu yasağın anglo-frankofon-siyonist cephenin ülkemizi abluka altında tutmasının adı olan “ancien regime'in keyfi bir zorbalığı ve özel karın ağrısı olduğu unutulmadan, yeni Türkiye’yi herkes için özgürlük şiarı üzerine kurmak için topyekün bir anayasal reformu tartışmak daha önemli ve öncelikli bir gündem olmalıdır. o zamana kadar fiili durum yeterlidir.

Bu çerçevede, başörtüsü yasağı meselesinin yine gündeme geldiği 2004 yılında bu yasağın kalkmasının ne mana ifade edeceğine ilişkin yazdığımız bir makaleyi gündeme binaen tekrar ilginize sunuyoruz:

 

--------------------------------------------------------------------------------


12 Eylül 1980 darbesi sonrası Kenan Evren ve Vehbi Koç'un ülkemize hediyesi olan başörtüsü yasağıyla yıllardır boğuşuyoruz. Turgut Özal zamanında muhtemelen Özal'ı yıpratma niyetiyle Vehbi Koç'un hazırlattığı 'irtica' dosyasını götürüp o zamanki Cumhurbaşkanı Evren'e vermesiyle başlayan İrtica paranoyası, bugüne kadar üç partiyi iktidar yaptı (RP, MHP, AK Parti), ikisini tekrar aşağı indirdi (DSP,MHP). Başörtüsü yasağı ile sembolleşen bu paranoya, bir de 28 Şubat post modern darbesinde malzeme oldu.

Kamuoyu'nun ezici bir çoğunlukla bu yasağa karşı olduğu biliniyor. CHP'nin, TESEV'in, yani bu soruna duyarsız çevrelerin anketlerinde bile yasak kalksın diyenlerin oranı en az yüzde 70 'ti. İşin ilginci, tüm anketlerde Türban serbest olsun mu? diye soruluyordu. Kamuoyu, Türbanı yasaklayan bir hüküm varmış gibi yanlış yönlendiriliyordu. Başörtüsü yasağının hiç bir hukuki gerekçesi olmadığı, ne yasalarda ne de yönetmeliklerde böyle bir yasaklama hükmü bulunmadığı, öğrencileri üniversitelere sokmayan yöneticilerin tümünün yıllardır açıkça suç işlediği, üstelik disiplin cezası vermek için dahi öğrencinin bir disiplin suçu işlemesi gerekirken, okula dahi giremeyen öğrencilerin çoğuna disiplin cezası vererek okuldan attırıldığı...hala tam olarak kamuoyu tarafından bilinmiyor. Evet, ülkemizde resmen, yasalarla tayin edilmiş açık bir başörtüsü hükmü yasağı yoktur. Fiilen ve zorbalıkla uygulanan bu yasağın tek resmi kaynağı, Anayasa mahkemesinin üniversitelerde kılık kıyafeti serbest bırakan bir düzenlemeyi iptal ederken yaptığı yorumla, Refah ve Fazilet Partilerini kapatırken kullandığı laikliğe aykırılık yorumunun delillerinden biri olarak türban savunusunun Cumhuriyet devrimlerine karşı bir başkaldırının sembolü olarak görülmesi şeklindeki yorumlardan ibarettir. Anayasa mahkemesi kararlarının yasa yerine geçmediği, karar gerekçelerindeki yorumların ise hiçbir hukuki yaptırımının olmadığı bilinmekle birlikte, 367 ve katsayı kararı gibi parlak bir sicile sahip laikçi yaklaşım için ideolojik bağnazlık, hukuku da belirlemektedir. Bu nedenle başörtüsü yasağı hukuk ve özgürlük sorunu olmaktan çıkmış ve bir ideolojik iktidar mücadelesinin konusu haline gelmiştir.

Bu yasağın kalkması, artık Türkiye’nin nasıl bir geleceğe yürüyeceğini de gösterecektir.

Bir gün bu yasak kalkarsa, bileceğiz ki, ya milletlerimiz uyanmış, devletlerine el koymuş, tam bağımsızlık ve gerçek millet egemenliği manasında demokrasiyi yerleştirmiş, batıcı oligarşileri tasfiye ederek hür ve muktedir bir sayfa açmıştır.

Ya da, ABD-İngiltere-İsrail cephesi, BOP konusunda sıkışmış, kitle desteğini alamaz olmuş veya rakiplerinin beklenmedik hamleleri karşısında Müslümanlık silahını kaybetmemek için emirerlerine yasağı kaldırtmaya karar vermiştir.

Birincisinin gerçekleştiğini, tüccar olmayan, batılılarla ilişkilerini bir mecburiyet durumunda tutan ama şehvetle savunmayan, milletini ve geçmişini aşağılamayan, oligarşiye aşağıdan değil yukardan bakan, hakkı ve adaleti, bireysel komplekslerinden üstün tutan ve aklı ihtiraslarının önünde bir kadro ve lider çıkarsa, anlamış oluruz. Bu durumda, başörtüsü çürümüş batıcı oligarşik düzenin kefeni olacaktır.

İkincisinin gerçekleştiğini anladığımızda ise, belki fakülte koridorlarında blucinli, göbeği açık, bira içen garip tipte türbanlı kız çocukları gözümüze çarpar, ve biliriz ki o çocukların başörtüsü takabilmesi örneğin eşcinsel haklarını veya benzeri bir gavur adetini savunmak zorunda bırakılmaları karşılığında mümkün olabilmiştir.. Fakat artık o ülke bizim ülkemizmidir, büyük İsrailmidir, küçük amerikamıdır, gavuristanmıdır yani “Darul harp'mi olmuştur, bilemeyiz...

Bu durumda da, başörtüsü, temsil ettiği tüm değerlerin kefeni olmuş demektir.

Biz, Sütçü İmam'ın ölmediğine inananlardanız...

 

Ahmet Özcan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Z

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Suikast İçin Gelen Terörist Öldürüldü!12 Ocak 2017 Perşembe 11:31
  • Bunları Yapana Vatandaşlık Verilecek!12 Ocak 2017 Perşembe 11:25
  • TSK'dan Kuzey Irak'a Hava Harekatı!12 Ocak 2017 Perşembe 11:13
  • Davutoğlu'ndan Darbe Komisyonu'na Yanıt!12 Ocak 2017 Perşembe 11:08
  • Kıbrıs Haritaları BM'nin Kasasında!12 Ocak 2017 Perşembe 10:33
  • CHP Bunu da Yaptı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:29
  • Amerika'dan Skandal! PYD’yi Masada İstiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:25
  • Rusya’dan Vize Atağı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:21
  • Irak, Nükleer Programa Geçiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:18
  • Başika’da Kalacağız!12 Ocak 2017 Perşembe 10:14
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim