• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 30 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

başlıksız



Mihraç Ural ismini unuttunuz mu? Hani şu Reyhanlı saldırıları ile gündeme gelmişti ve sonra unutulup gitmişti. Bu adam kendine ait blog sitelerinde bir fotoğraf paylaştı ve fakat sonradan o fotoğrafı sildi.


Paylaştığı fotoğrafta kendisi, bazı dostları ve kamuoyunun yakından tanıdığı Türker Ertürk amiral vardı.




Doğrusu görünce epeyce yadırgadımığızı söyleyebilirim. Türk ordusunun bu rütbeye gelmiş bir üyesinin bu katille ne işi olabilirdi? Türker Ertürk Deniz Harp Okulu komutanlığı yapmış birisi. 2006’da oramiralliğe terfi etti. İstifa ederken de Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı psikolojik harp yapıldığını iddia etti ve istifa etti. Şimdi sormak lazım:
-Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir üyesi Mihraç Ural denilen katili niçin ziyaret eder?
-Mihraç Ural’la neler konuşur?
-Mihraç Ural ile fotoğraf verecek kadar pervasız hareket etmesini gerektiren güç nedir?

Aynı Türker Ertürk 31 Ağustos'ta Pensilvanya'da Fethullah Gülen'i protesto edenlerin arasında katıldı ve orada Amerikan Bayrakları önünde bazı konuşmalar yaptı.




MISIR DARBESİNİ ÖVEN YAZILAR YAZIYOR TWEET'LER ATIYOR!

Deniz Harp Okulu komutanlığından istifa ettikten sonra Aydınlık’a yazar olan Türker Ertürk, Mısır darbesi için “Darısı başımıza” diye dua etti. Aydınlık’a köşe yazarı olan emekli Tuğamiral Türker Ertürk skandal bir yazıya imza attı. Deniz Harp Okulu Komutanlığından istifa ettikten sonra Doğu Perinçek’in Aydınlık saflarına katılan Ertürk, Mısır’daki darbeye övgüler dizip “darısı başımıza” diye dua etti. Bugünkü köşe yazısının başlığını da bu şekilde atan Ertürk, “Mısır’daki darbenin de ‘darbe’ değil gerçek halk hareketi olduğunu” iddia etti. İşte skandal yazıdan bölümler;
ERDOĞAN’IN RUH İKİZİ Mursi’yi gerçekten iyi tanıyabilmek için Erdoğan ile beraber düşünmemiz gerekir. Birbirlerinin ruh ikizleridir dersek yanlış olmaz. Mursi de Erdoğan da demokrasiyi amaç değil araç olarak, yani hedefe ulaşıncaya kadar binilecek tramvay olarak görmüşlerdir. İktidar aygıtını ellerine geçirince tek amaçları, daha fazla otoriter bir yönetim kurmak ve muhaliflerinin demokratik taleplerini görmemek olmuştur. Her ikisinin de siyasi görüşü siyasal İslam olup devleti mümkün olduğu kadar daha fazla Islamileştirmeye çalıştılar. ikisinin de milli egemenlik kavramı çağdışıdır ve demokrasi anlayışlan sadece sandıktan ibarettir. Halbuki sandık, demokrasinin en önemli enstrümanı değildir. Dini istismar etmek ve seçimler öncesinde para, yiyecek malzemesi ve erzak dağıtımı yoluyla oy çalmak ortak yaklaşımlarıdır. Erdoğan’ı çok üzmüş! Mısır’da halk hareketi sonucunda Mursi ve Müslüman Kardeşlerin devrilmesi, sanırım Erdoğan’ı çok üzmüş ve kendi akıbeti açısından derin bir düşünceye sevk etmiştir. Çünkü Erdoğan gençliğinden beri Müslüman Kardeşler örgütüne sempati duyan, Mısır’da ve diğer Arap Baharı ülkelerinde iktidara gelmelerini alkışlayan bir konumda olmuştur. Ayrıca Mursi’nin, iktidara geldiğinden beri Erdoğan ve AKP ile akıl alıp akıl verme ve yol haritası çizme ilişkisi içinde olduğu herkesin malumudur.
MISIR’DAKİ DARBE DEĞİL GERÇEK HALK HAREKETİYMİŞ Mısır’da Mursi’nin iktidardan uzaklaştırılmasına yol açan müdahale bir darbe değil, gerçek bir halk hareketidir ve devrimdir. Umarım, sonraki gelişmeler Mısır halkının yararına olur. Durumun aynı zamanda emperyalizmin yönlendirmesine de açık olduğunu bilmemiz gerekir. “DARISI BAŞIMIZA” Ülkemizde Erdoğan 11 yıllık icraatlarına karşı birikimin bir sonucu olan halk hareketini hunharca ve vahşice bastırmaya çalışıyor, halkı birbirine düşürüyor, eli sopalı militanlarını halk hareketinin üzerine gönderiyor, rüşvetle ikna edilmiş ve bindirilmiş kıtalar ile karşı mitingler düzenliyor, antidemokratik yüzde 10 barajında diretiyor, Suriye’de eli kanlı El Nusra teröristleriyle işbirliği yapıyor, diktatörlük peşinde koşuyor ve en son seçimlerde yüzde 49,83'le çıktığı için buna bizim milli irade ve demokrasi dememizi istiyor! Mursi diktatörünün bir halk hareketi ile devrilmesi bize gösteriyor ki, Doğu Akdeniz’in güneyinde demokrasi şimdilik satıh yapmaya ve yüzünü göstermeye başladı. Darısı başımıza, Doğu Akdeniz’in kuzeyinde bulunan ülkemizde olması…

Tuğamiral Türker ERTÜRK KİMDİR?

2010 yılındaki YAŞ’ta Tümamiralliğe terfi ettirilmeyen Türker Ertürk, Deniz Harp Okulu Komutanlığı’ndan istifa etmişti. Ertürk’ün özgeçmişi şöyle; 1957 yılında Trabzon’da doğan Tuğamiral ERTÜRK, Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu eğitimlerini tamamlayarak 1979 yılında Donanmaya katıldı. Donanmada 15 yıl süre ile muhtelif gemilerde Branş Subaylığı, Bölüm Amirliği, II. Komutanlık ve Komutanlık görevlerini yapmış olup en son 1996–1998 tarihleri arasında TCG ALÇITEPE Komutanlığını yaptı. Tuğamiral Türker Ertürk 1992 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi ve 1999 yılında Roma’da Nato Savunma Koleji eğitimlerini tamamladı. 1992-1994 yılları arasında Dz.K.K.lığı Harekat Milli Plan Subayı, 1998-1999 yılları arasında Donanma Komutanlığı Tatbikat ve Eğitim Kısım Amirliği, 1999-2000 yılları arasında Yıldızlar Suüstü Eğitim Merkezi Komutanlığında Taktik Geliştirme Grup Başkanlığı, 2000-2003 yılları arasında Londra Silahlı Kuvvetler ve Deniz Askeri Ataşeliği, 2003-2004 yılları arasında Eğitim Filotillası Komodorluğu, 2004-2005 yılları arasında Deniz Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı, 2005-2006 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Komuta Kontrol Daire Başkanlığı görevlerini yapan Tuğamiral Türker Ertürk 30 Ağustos 2006’da Tuğamiral rütbesine terfi ederek Karadeniz Bölge Komutanlığı’na atanmış ve bu görevi 2 yıl süreyle sürdürmüştür. Tuğamiral Türker Ertürk evli ve iki çocuk babasıdır.

Mücadeleme kaldığım yerden devam edeceğim

Atatürk devrimlerinden ödün vermediği için hedef yapıldığını söyleyen Ertürk “TSK’da mücadele imkânı kalmadığı için istifa ettim ama köşeye çekilip balık tutacak değilim’ dedi.
Geçtiğimiz ağustos ayında sürpriz bir şekilde istifa eden eski Deniz Harp Okulu Komutanı Tuğamiral Türker Ertürk, Atatürk devrimlerinden ödün vermeyen bir komutan olduğu için saldırılara hedef yapıldığını söyledi. Ertürk “Ben emekli oldum ama köşeme çekilip balık tutmak gibi bir niyetim yok. Mücadeleme kaldığım yerden devam edeceğim” dedi. Kendisiyle İstanbul’da görüştüğümüz Tuğamiral Türker, istifaya giden süreçle ilgili sorularımızı yanıtladı. Sizinle ilgili olaylar nasıl başladı? 2008’de atandığım Deniz Harp Okulu Komutanlığı bir bahriye subayı için büyük onurdur. İyi şeyler yapacağımı inanmıştım, bu doğrultuda çalışmaya başladım. Deniz Harp Okulu bu topraklar üzerinde aydınlık, çağdaşlık, laik ve bilim egemen kafalı insan yaratılması yolundaki mücadelenin ilk büyük kilometre taşıdır. Daha göz önündeydim, Türkiye Cumhuriyeti’ni dönüştürmek ideali peşinde koşanlar ve işbirlikçileri için artık bir hedeftim, yavaş yavaş bana ve okuluma saldırıların olmaya başladığını gördüm. İmzasız ihbar mektupları Neden size? Ben duruşumla, öğrencilerime verdiğim mesajlarla, dersler ve sosyal faaliyetler nedeniyle okuluma çağırdığım sanatçılar ve konuşmacılar ile çağdaşlık yanında olduğum, laik, demokratik bir hukuk devletinden yana tavır koyduğum ve sessiz kalmayacağım için hedeftim. Bu nedenle bana ve okuluma çeşitli yöntemlerle saldırılar başlatmışlardı. Genelde imzasız ihbar mektuplarında şunları iddia ediyorlardı: “Sen bu okulda ibadeti yasakladın, sen bu okulda fuhuş yaptırıyorsun, sen bu okulda Alevileri örgütlüyorsun” deniyordu. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin bulduğu kızlarla öğrencileri bir araya getiriyorsun iddiasında bulunuyorlardı.Peki siz ne yapıyordunuz bu mektuplar karşısında? Ben ihbar mektuplarını genelde imzasız ise prensip olarak işleme koymam. Hemen kâğıt kıyma makinesine atar ve kıyarım. Ama ne yazık ki komutanlarım imzasız ihbar mektuplarına işlem yapılmasını istiyorlardı. Bu artık öyle hale geldi ki, imzasız ihbar mektuplarına işlem yapmaktan, imzasız ihbar mektuplarını araştırmaktan, benden bu konuda bilgi talep eden komutanlarıma cevap vermekten mesai yapamaz duruma gelmiştim. Ama komutanlarım işlem yapmakta diretiyorlardı. Kurum içindeki köstebekler İşlem yapmaktan neyi kastediyorsunuz? İhbar geliyor, araştır diyorlar. İsim veriyorlar. Örneğin Ahmet, Mehmet vs. gibi isimde veriyorlardı. Bir sürü ihbar mektubu geliyordu. Kimisi için hırsız, kimisi için eşcinsel, kimisi için fuhuşçu... Ve bu mektuplar yüzlerce binlerce geliyordu. Peki kimler gönderiyordu? Bunun bir cemaatçi organizasyon tarafından yapıldığını, ben büyüklerime ifade ettim, yazılı olarak da gönderdim. Sizden tam olarak ne istiyorlardı? TSK içinde uzantıları vardı. Arkalarına aynı zamanda yerli ve yabancı istihbarat örgütlerini de almışlardı ve devlet gücü de vardı. Bunlar köstebekler vasıtasıyla kurum içine sızarak, kurum içinden bilgiler alıyorlardı, ondan sonra insanları dinliyorlardı, insanların email trafiklerine hâkim oluyorlardı, kısmen onların özel yaşamlarında buldukları toplum tarafından bilinmesini istemeyecekleri şeyleri çarpıtıp kamuoyuna sunarak o insanları yok etmeyi ve dolayısıyla TSK’nın itibarını, güvenilirliğini yok etmeye çalışıyorlardı. Komutanlar ne diyorlardı? Bu saldırı o kadar yoğun, o kadar geniş kapsamlı, o kadar fütursuzca o kadar ahlaksızcaydı ki, ne yazık ki TSK buna hazırlıksız yakalanmıştı. Bunlarla uğraşmak enerji ve yürek işiydi ne yazık ki bunu söylemek zor ama bazılarımızda bunun eksikliği vardı. Bu konuda zafiyet gösterenlerimiz oldu. Öğrencilerden ayrılan oldu mu? Tabii ki disiplin yoluyla okuldan ayırdıklarımız oldu, tereddüt bile göstermem ve göstermedim Deniz Harp Okulu öğrencisi olma şartlarını karşılamayanları. Ama ben hiç bir kanıtı olmadan sadece ihbar mektuplarına dayanarak, bir öğrencinin ilişkisini kesmedim, kesmem de. TSK’da çok önemli yerlerde bulunan insanlara bile sahip çıkılmadı. Ama ben suçluluğu kanıtlanıncaya kadar bütün öğrencilerime, subaylarıma sahip çıktım. Olayı mahkemeye veren benim Fuhuş konusu nedir? Şimdi fuhuş konusu şu anda yargıda. Ben bu konuda müşteki sıfatı ile ifade verdim. Ama size şunu söyleyeyim, bu olayın başlangıcına neden olan olayı bile askeri mahkemeye veren benim. Şimdi bu yargıda olduğu için bu konuda yorum yapmam olmaz. İstifa kararını nasıl verdiniz? Çeşitli taarruzlara maruz kaldım. Bunları tek başıma karşıladım. En ufak destek almadım. Hatta dost ateşine maruz kaldım. Ama yine de büyüklerimin şu anda yürütülen psikolojik harekat nedeniyle sessiz kaldıklarını, esasında beni desteklediklerini düşünmek saflığında bulundum. Gelin görün ki ben terfi ettirilmedim, yani başarısız olarak değerlendirildim. Büyüklerim tarafından takdir edilmediğimi düşünürek artık TSK çatısı altında mücadeleye devam etmemin mümkün olamayacağını değerlendirdiğim için istifa ettim. İstifa da hizmet olabilir Kalıp mücadele etmeniz gerekmez miydi? Artık motivasyonum kalmadığını, mücadeleye artık üniforma ile devam edemeyeceğimi anladım. İkincisi, esasında istifa ederek bir mesaj vermeyi umdum. Anımsarsanız Sayın Turgut Özal’ın Körfez Savaşı öncesinde ülkemizin geleceğini bir koyup beş alacağız diyerek ifade ettiği kumar politikasını zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay’ın istifası değişirmişti. Yani şunu söylemek istiyorum, bir bürokrat istifa müessesini yerinde kullanırsa, istifasıyla bile ülkesine ve kurumuna hizmet edebilir. Bende bu düşünceyle kurumuma, TSK’ya ve ülkeme, ön önemlisi de kurumumdaki gençlere iyi bir mesaj vereceğimi umarak istifa ettim. İstifamı da önceden kimseye haber vermedim. Ben istifanın bir pazarlık konusu yapılmasını etik bulmam. Bunu devir-teslim töreninde açıklayarak yaptım.   Bana şantaj asla olmadı, olamaz da Size şantaj yapıldığı için istifa ettiğiniz söyleniyor? Asla şantaj olmamıştır ve olamaz da. Fakat ben ve ailem çok yakından izleniyorduk. Kendi çapımda tedbirler alıyor ve aldırıyordum. Daha önce başka gazeteci arkadaşlarıma da ifade ettiğim gibi dış düşmanlara karşı değil içimizde ki yılanlara ve işbirlikçilerine karşıydı bu.Komutanlardan bir mesaj ya da bir ses geldi mi istifadan sonra? O kadar çok tebrik aldım ki ama daha çok gençlerden. Elimi öpen subaylar oldu. Telefonda ağlayan subaylarım bile oldu. Törende birçok subayımın ağladığını gözlerinin yaşardığını gördüm. Çok büyüklerden arayanlar olmadı. Ama daha sonra görüp beni öpüp tebrik edenler oldu. Belki de dinleniyoruz diye aramamışlardı büyüklerim. Küs değilim, TSK’yı çok seviyorum Kurumunuza küs müsünüz? Kurumuma asla küs değilim. TSK’yı çok seviyorum. Türk deniz kuvvetlerini çok seviyorum. Olabilir zor bir dönemden geçiyoruz. Bu zor dönemde yanlış kararlar olabilir, büyüklerim de hata yapabilir onlara da saygı duyuyorum. Zor dönem derken? Size soruyorum, sizce ülke şu anda zor bir dönem yaşamıyor mu? Ülke bölünmüş durumda. Belki fiziki olarak bölünmüş değil ama kafaca bölünmüş durumda. Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz? Emekli oldum ama köşeme çekilip balık tutmak gibi bir niyetim yok. Mücadeleme kaldığım yerden devam edeceğim. Bu işe hem yüreğimi ve bilgi birikimimi hem enerjimi koymaya hazırım. Şuna inanıyorum artık yurtseverler için Atatürkçüler için, demokratlar için, evrensel ahlak ve etik kurallardan yana olanlar için, ülkemizin geleceğinin emperyalizme peşkeş çekilmesini istemeyenler için, onurlu bir gelecek, adil bir paylaşım ve hakça bir düzen için, din tacirliğine son vermek ve kutsal dinimiz İslama hak ettiği önemi verebilmek için doğru adresin CHP olduğuna inanıyorum. Ben de bu mücadeleye devam etmek için CHP’ye katıldım. Bir nefer gibi mücadeleye devam edeceğim.

Türker Ertürk Paşa: Affedeni affetmem Aydınlık gazetesi yazarı emekli tuğamiral Türker Ertürk, Başbakan’ın Ergin Saygun’u ziyaretinden yola çıkarak, Balyoz ve Ergenekon davalarını irdeledi. İşte “Affedeni affetmem” başlıklı o yazı: “Geçen hafta Başbakan, Balyoz davasından Hükümeti devirmeye teşebbüs suçlaması ile 18 yıl hapis cezası verilen E. Orgeneral Ergin Saygun’u önce geçmiş olsun demek için telefonla aramış sonrasında hastanede ziyaret etmiş ve ziyaret sırasında kendisine “Biz sizi biliyoruz paşam" demiştir. Biliyorsunuz Erdoğan, muvazzaf subayların tutuklanması ile ilgili olarak “Oralara gönderecek subayımız kalmadı, böyle şey olmaz, Genelkurmay Başkanı’nı bu şekilde değerlendirirsen bütün morali altüst eder" demişti. Bu yaptıkları ile ilgili olarak Erdoğan’ı samimi bulmak mümkün değildir. En kibar söylemle bu bir samimiyetsizliktir. Bu eylemi iyi niyetle yormak problemi anlamamış olmak ve Türkiye için çevrilen emperyalist dolapların farkında olamamak demektir. Evet, biz de Başbakan Erdoğan’ın ne olduğunu biliyoruz! Artık işler tersine dönmeye başlamıştır. Ergenekon ve Balyoz gibi davaların hukuki olmadığını ve siyasi olduğunu bazı malum çevreler hariç anlamayan kalmamıştır. Bu davalarda suçlamaya esas teşkil eden delillerin dijital terör unsuru uydurma ve düzmece belgeler olduğu Batı basınında da sıkça yazılmaktadır. Emperyalizm açısından Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlarla hedeflenen amaçlara büyük oranda erişilmiştir. Artık devamında fayda olmadığı gibi anti-Amerikancı duyguların hızla yükselmesine ve yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Bu husus operasyonlar sırasında tetikçi olarak kullanılan F Tipi Örgütün kin duyguları ile sürdürülemez. Geçtiğimiz günlerde ABD Büyükelçisi Francis J. Ricciardone uzun tutukluluk süreleri ve yargı sistemi ile ilgili olarak yaptığı açıklamada mealen bunu söylemiştir. ASKER MAĞDUR DURUMA DÜŞMÜŞTÜR Türkiye’de halk, Ergenekon ve Balyoz’un arkasında ne menem bir plan olduğunu esas amacın rejim değişikliği olduğunu ve yeni anayasanın bunun için dayatıldığını her geçen gün daha fazla görmeye ve tepki duymaya başlamıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve personeline karşı ahlaksızca ve düşmanca yapılan karalama ve itibarsızlaştırma saldırıları sonucunda asker halkın gözünde mağdur duruma düşmüştür. Bu durum operasyonları yönetenler açısından uygun değildir, her şeyi tersine çevirebilir ve ulaşılmak istenen hedeflerin ele geçirilmesini engelleyebilir. İstenen şudur: Bu siyasi davalar bitirilmeli, içerdekilerin çok büyük bir çoğunluğu serbest bırakılmalı, her şey unutulmalı ve affedilmeli ama operasyonların kazanımları ile rejim değişikliğine, yeni anayasa çalışmalarına, Büyük Ortadoğu Projesi’nin bölgeye ve Türkiye’ye yönelik realizasyonuna devam edilmeli ve asker de ülkenin bölünmesine sesini çıkarmamalıdır. Hayal edin; bir mesele nedeniyle adam vurdunuz ve yargılama sonunda 20 yıl ağırlaştırılmış hapse mahkum oldunuz. Gider yatar, “kendim ettim kendim buldum" der ve cezanızı çekersiniz. Kızacağınız ve isyan edeceğiniz birisi varsa o sizsinizdir. Bir de şöyle düşünün; işlemediğiniz, zerre kadar ilginizin olmadığı bir cinayet suçu düzmece delillerle üzerinize yıkılıyor ve 20 yıla mahkum oluyorsunuz! Ayrıca bu suçun üzerinize atılmasını sağlayan sahte kanıtları kimin hazırladığını ve esas amacın ne olduğunu biliyorsunuz! Zindanda yatarken hangi duygulara sahip olursunuz? Geceleri uyuyabilir misiniz? Hangi güçlü duygular, yaşamanıza ve bu onur kırıcı duruma dayanmanıza yardım edebilir ve sizi motive edebilir? Bırakınız hapse girmeyi, geçmişiniz özveri, yurtseverlik, çalışma ve alın teri dolu iken emperyalist projede tetikçilik yapanları, sizi itibarsızlaştırmaya ve karalamaya çalışanları hiçbir şey olmamış gibi affedebilir misiniz? HESAP VERMEYECEKLER Mİ? Biliyoruz ki Başbakan Erdoğan’ın son günlerde askere yönelik söylemleri ve hasta ziyareti bir algı operasyonunun gereği olup kökü dışardadır. Hiç şüphe yok ki Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonların arkasında emperyalizm vardır. F Tipi Örgüt tetikçiliğini yapmıştır. AKP ise operasyonlar için yasal zemini hazırlamış, idari atamaları ve düzenlemeleri yapmıştır. “Ben bu davanın savcısıyım" ifadesi suçun ikrarıdır. Bu suçu işleyenler, sahte ve düzmece belgelerle askerlerimizi, aydınlarımızı, siyasetçilerimizi, bilim insanlarımızı zindanlara gönderenler yargılanmayacak ve hesap vermeyecekler mi? Bu operasyonlar sayesinde komşularımıza düşmanlık yaptık ve Suriye’ye terör ihraç ettik. Suriye’de 22 ayda 60 bin insanın yaşamını kaybetmesinde çok ciddi bir suçumuz var. Ülkemize bu suçu işletenler yargılanmayacak mı? Atatürk’ün kurduğu CHP’yi ve Türk Milliyetçiliğinin kalesiyim iddiasında bulunan MHP’yi yoldan çıkarmak ve rejim değişikliği projesine koltuk değneği yapmak için icra edilen operasyonlar mahkemelerin konusu olmayacak mı? Kaybolan yaşamların hesabı verilmeyecek mi? Kuddusi Okkır, Uçkun Geray, Ali Tatar, Kaşif Kozinoğlu, Berk Erdem daha niceleri! Çekilen acılar, kaybedilen evlatlar, yitirilen kıymetli zamanlar, bunlar unutulabilecek mi? Bunların sorumluları hesap vermeyecek mi? Hadi bize yapılanları affettik diyelim, ya ülkemize yapılanları ve halen yapılmak istenenleri affedip hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam edebilir miyiz? Sorumlular ve suçlular yargılanmadan bu ülkede asla sular dinmez! Sizi bilmem ama ben kendi adıma bunları asla affetmem. Saygılar sunarım. /Odatv.com

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim