• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 28 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

AYM Başkanı Haşim Kılıç Paraleli Kucakladı Millete Meydan Okudu! VİDEO

AYM Başkanı Haşim Kılıç Paraleli Kucakladı Millete Meydan Okudu! VİDEO
Twitter ve HSYK kararları için 'Saygı duymuyorum' diyen Başbakan Erdoğan ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ile ilk kez karşılaştı. Başbakan, Kılıç'ın yaptığı sert konuşma sonrasında AYM Başkanı'nı alkışlamadı.

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Anayasa Mahkemesinin 52. kuruluş yıldönümü ve yeni üye Hasan Tahsin Gökcan'ın yemini dolayısıyla yapılacak törene katıldı. Törende Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bir konuşma yapacak. Törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katıldı.  

Tören, Hasan Tahsin Gökcan'ın yemin etmesiyle ile başladı. 

Törenin ardından Haşim Kılıç konuşmasına yeni üye Hasan Tahsin Gökcan'a başarı dileyerek başladı. Bağımsız ve tarafsız yargının çalışması gerektiğini ifade eden Kılıç, demokratik değerlerinin gereklerini tekrar tekrar konuşmalarınna vurgu yaptı. 

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, "iddia edilen kayıt dışı yapılanma yargı mensupları arasında korku, endişe ve gelecekle ilgili belirsizliklerin doğmasına, aralarında olması gereken mesleki ilişkinin çok olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır. Görevi, maddi gerçekleri ortaya çıkarak olan yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı vicdan yolsuzluğudur. Bunun için yapılması gereken açıktır. Hukuk devletine yakışan yöntemler uygulamak, gerçekliğinin ispat edilmesi halinde, faillerine bir saniye bile beklenmeden gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır." ifadelerini kullandı. 

"KALEYi İŞGAL EDENLER..."

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Kamu gücünü etkili bir şekilde kullanan yargı, siyasi ve ideolojik yapılanmaların hedefinde her zaman ele geçirilmesi gereken bir kale olarak görülmüş, ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın çabasına düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu söyleyip durmuşlardır. Kaleyi işgal edenler de yargıyı, siyasi düşüncelerine ve ideolojilerine lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır. Altını çizerek ifade ediyorum. Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşması hayaldir" dedi.

Muhtelif kaynaklardan seçilerek gelen üyelerin Yüksek Mahkemenin karar ve faaliyetlerine yansıyan mesleki tecrübelerinin Mahkemenin ortak vicdanını oluşturduğunu belirten Kılıç, "Başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olmak üzere hukukun evrensel ilkeleri ve ilgili yasa hükümlerine göre hareket ettiğimiz açıktır. Bu vicdani alan, dostluk ve düşmanlık duygularına kapalı olduğu gibi ırk, renk, siyasi düşünce ve bireysel inançların da dışındadır" dedi.

YARGININ GÖREVİNİ HATIRLATTI

Kılıç, insanlık onurunun varlığının temel hak ve özgürlükleri de evrenselleştirdiğini bu değerleri yüceltmenin, derinleştirmenin ve tehditler karşısında savunmanın da anayasa mahkemelerinin en temel görevi olduğuna işaret ederek, anayasa yargısının varlık nedeninin"ırk, renk ve inancı ne olursa olsun insan olma ortak paydasına sahip herkesin var olan onurunu korumak" olduğunu kaydetti. Bu görevin başarıyla yürütülmesinin ancak bağımsız ve tarafsız kalmayı becerebilen yargıçların varlığıyla mümkün olduğunu vurgulayan Kılıç, şöyle devam etti:

"İKTİDAR GÜCÜNÜN KEYFi DAVRANIŞLARININ SINIRLANDIRILMASI..."

"İnsanlar, onurlu bir hayat yaşayabilmek için hukuk güvenliğinin egemen olduğu bir devletin varlığına her zaman ihtiyaç duymuşlardır. Evrensel değerlerin ağırlıklı olarak uygulandığı, tüm eylem ve işlemlerin yargı denetimine tabi tutulduğu, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlet hukuk devleti olarak tanımlanmıştır. Hukuk devletinin en belirgin diğer bir özelliği ise tasarruflarının öngörülebilir, ulaşılabilir, açık ve şeffaf olmasıdır. Hukuk devletinin odağında esas itibariyle iktidar gücünün keyfi davranışlarının sınırlandırılması vardır. Bu nedenle kamu gücünü kullananlar da vatandaşlar gibi hukuksal ilkelerle kuşatılmıştır."

"Yargı, aynı zamanda devletin vicdanı olarak da tanımlanır"

Kılıç, bir ülkeyi hukuk güvenliği testinden geçirebilmek için öncelikle yazılı hukuk kurallarının daha sonra da bunu uygulayan hakim, savcı, adli personel ve adli kolluğun ne durumda olduğunun tespitinin gerekli olduğunu belirterek, "Haklı bir neden olmaksızın, kamu yararı gözetilmeden, siyasal amaçları gerçekleştirmek düşüncesiyle yazılı hukuk kurallarında çok sık aralıklarla yapılan değişikliklerin toplumda hukuk güvenliğini sağlayabileceğinden bahsedilemez" dedi.

Ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel hayatı altüst edecek yasal düzenlemelerin öngörülebilir olmamasının bireylerin hukuka olan güvenlerinin tükendiği yer olarak tarif eden Kılıç, şunları kaydetti:

"Esasen hukuk güvenliğini sağlayacak olan unsurlar bağımsızlık ve tarafsızlık sorununu çözmüş olan yargı organlarıyla yasama ve yürütme organlarının insan haklarını özne kabul eden uygulamalarıdır. Hukuk devletinin temel direği olan yargı, aynı zamanda devletin vicdanı olarak da tanımlanır. Bu vicdanın siyasi ve ideolojik vesayet odaklarının işgaline uğraması nedeniyle toplum hayatına verilen zararların acı örnekleri hafızalarda henüz silinmemiştir. İşgal devam ettiği sürece de bunları yaşamaya devam edeceğiz. Yargının vicdanını işgal edenlerin kimliği, düşüncesi ya da kutsalları ne olursa olsun bu sonuç değişmeyecektir. Dün hak ihlaline uğramış mağdurlarla bugün aynı ihlalleri yaşayan mağdurların kimliklerinin farklı olması bu bakışımı asla etkilemeyecektir. Sadece yargı değil, onur sahibi olan herkesin haksızlığa ve ihlale karşı çıkması insanlık borcudur. Zira, barışın teminatı olan farklılıkların birlikte yaşamasını ancak başkalarının hak ve özgürlüklerini savunan onurlu insanlar hayata geçirebilirler."

"Yargı, her zaman ele geçirilmesi gereken bir kale olarak görülmüştür"

Haşim Kılıç, kamu gücünü etkili bir şekilde kullanan yargının, her zaman siyasi ve idelojik yapılanmaların hedefinde her zaman "ele geçirilmesi gereken bir kale" olarak görüldüğüne işaret ederek, "Ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın çabasına düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu ancak söyleyip durmuşlardır. Kaleyi işgal edenler de yargıyı siyasi düşüncelerine ve ideolojilerine lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır" diye konuştu.

Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşmasının hayal olacağını ifade eden Kılıç, "Yargı üzerinde oluşan ya da oluşacak siyasi, ideolojik, dini, ırki ve mezhebi tüm vesayetçi anlaşılar başta yargı mensupları olmak üzere herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir" değerlendirmesinde bulundu.

"Korkunun ve endişenin hakim olduğu iklimlerde de özgür vicdanlar üretilemez"

Vesayet altındaki bir yargıdan hukuk güvenliğini de sağlamasının beklenemeyeceğini vurgulayan Kılıç, "Böyle bir sistem yönetenlerin güvenliğini sağlarken ötekilere de ancak korku, endişe ve umutsuzluk verebilir. Korkunun ve endişenin hakim olduğu iklimlerde de özgür vicdanlar üretilemez. Herkese bildik gelen bir sözle yeniden tekrarlamak gerekirse hukuk güvenliği insanların güvercin ürkekliği içinde yaşamadığı, korkusuz bir ortamın varlığı olarak da tanımlanabilir" dedi. 

HAŞİM KILIÇ'TAN PARALEL DEVLET AÇIKLAMASI 

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "son dönemde yargının, 'paralel devlet' ya da 'çete' diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıya olduğunu" ifade ederek, "Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir" dedi. 

Bu adımların toplumda büyük karşılık da gördüğünü belirten Kılıç, söz konusu vesayetçi yönetimlerin görevlerinin sona ermesiyle büyük bir boşluk doğduğunu, bu boşluğun, toplumun her kesimini kucaklayan, hoşgörülü, özgürlükçü, çoğulcu, adil ve evrensel değerleri yansıtan tercihlerle doldurulması gerekirken bunun gerçekleştirilemediğini ifade etti. 

"Yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına tanık olduk" 

Kılıç, "Bu kez, farklı renkte yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına tanık olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın. Tarih olanları kaydediyor. Bunları konuşmak, gerçekleri itiraf etmek ve cesaretle çözüm yolları bulmak zorundayız" diye konuştu. 

Önceki yıllarda yaptığı konuşmalarda, yargının milletin iradesine tuzak kurulacak yer olmadığını ve olmaması gerektiğini dile getirdiğini hatırlatan Kılıç, "Son dönemde yargı, bu konuyla ilgili olarak 'paralel devlet' ya da 'çete' diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir" değerlendirmesinde bulundu. 

Bugün itibarıyla en basit alacak davasına ilişkin kararların bile tartışmaya açıldığını ve yargıya olan güvenin ağır yara aldığını belirten Kılıç, "Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere herkes bu iddialarla ilgili bilgi, belge ve delilleri zaman geçirmeden ortaya koymak zorundadır. Gerek yargıda gerekse yürütme organı içinde var olduğu iddia edilen bu kişilerin başka illere tayin edilerek ya da yerlerini değiştirerek sorunu çözmenin anlamsızlığı açıktır" ifadelerini kullandı. 

Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Söz konusu iddiaların yargı kurumlarında psikolojik travma yarattığı, delil, bilgi ve belgeye dayanmayan ihbar mektuplarının hüküm icra ettiği, hakim ve savcılar arasında önemli ayrışma ve bölünmelere sebep olduğu hepimizin saklayamayacağı gerçeklerdir. Bu ayrışma ve bölünmenin hukuk devletinin, hukuk güvenliğinin ve adaletin sonunu geetireceğini yargıda yaşadığımız olaylar açıkça göstermektedir. 

Tekrar etmek gerekirse yargının bu iç ağrısı ile yaşaması asla mümkün değildir. İddia edilen kayıt dışı yapılanma yargı mensupları arasında korku, endişe ve gelecekle ilgili belirsizliklerin doğmasına, aralarında olması gereken mesleki ilişkinin çok olumsuz etkillenmesine yol açmaktadır. Görevi, madde gerçekleri ortaya çıkarmak olan yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı vicdan yolsuzluğudur." 

"Bir saniye bile beklenmeden gerekli yaptırımlar uygulanmalı" 

Bu konuda yapılması gerekenlerin açık olduğunu, hukuk devletine yakışan yöntemlerle gerçekliğinin ispatı halinde, faillerine bir saniye bile beklenmeden gerekli yaptırımların uygulanması gerektiğini dile getiren Kılıç, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının vazgeçilmez unsuru olan "özgür vicdanlı" hakim ve savcıların ayakta kalması için buna mecbur olunduğunu söyledi. 

Kılıç, demokratik hukuk devletlerinde, tehdit ederek, korkutarak sorunların çözüldüğüne ilişkin örnekler bulunamayacağını belirtti. 

Anayasa Mahkemesince verilen kararların, toplumda yarattığı siyasi, sosyal ve ekonomik sonuçları üzerinde, bazı değerlendirmeler yapılması zorunluluğu bulunduğunu ifade eden Kılıç, kurumların özeleştirilerini yapabilme cesaretini göstermesi gerektiğini kaydetti. 

Bunun yapılamaması halinde kurumların kendilerini geliştirmesi ve yenilemesinin mümkün olmayacağını dile getiren Kılıç, mahkemelerin geçmişte veridği kararlar sonucunda toplumda yaşanan sarsıntıların, demokratik hayata ve hukuk devleti anlayışına olan olumsuz etkilerinin bilançosunu çıkarmak zournda olduklarını söyledi. 

Hemen her toplumda sorunların temel kaynağının yasama, yürütme ve yargı organlarının sebep verdiği hak ihlalleri olduğuna işaret eden Kılıç, bu ihlallerin sonuçları ve toplumsal karşılığının önemsenmesi gerektiğini vurguladı. 

"Yetmiş altı milyonun her ferdi, Anayasa ile teminat altına alınmış hakların kullanıcısıdır" 

Bireylerin, her türlü endişe ve korkudan arındırılmış güvenli bir alanda hayat sürmelerinin en temel anayasal hakları olduğunun altını çizen Kılıç, Anayasa Mahkemesinin "hak ve özgürlükler mahkemesi" olarak tanımlanmasının ancak etkin ve süratli çalışmasıyla hak ihlallerini ortadan kaldırma gücüne bağlı olduğunu bildiklerini ifade etti.

Bunu gerçekleştirmek için mensuplarının ortaya koyduğu kararlı iradesinden, kimsenin kaygı ve endişe duymamasının samimi dilekleri olduğunu söyleyen Kılıç, "Kamu gücüne sahip olanların topluma sunduğu hak ve özgürlükleri, lütuf ya da bağış düzleminde değerlendirmesi düşünülemez. Farklı olanların hak ve özgürlüklerine karşı kimse, ev sahibi edasıyla duruş da sergileyemez. Yetmiş altı milyonun her ferdi bu evin sahibi ve Anayasa ile teminat altına alınmış hakların kullanıcısıdır" dedi. 

Demokrasi, insan onuru, temel hak ve özgürlüklerin mahkemenin koruması gereken evrensel değerler olduğunu dile getiren Kılıç, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi başta olmak üzere, çağdaş dünya milletlerinin kabul ettiği insan hakları belgelerinde, temel hak ve özgürlüklerin, din, ırk, mezhep, siyasi düşünce ve ideolojilerden arındırılarak saedce "insan olma" ortak paydasında birleştirildiğini anlattı. 

Bu evrensel değerlerin bütün insanlığın gönül birliğini ve bütünlüğünü sağlayacak etki ve öneme sahip olduğunu belirten Kılıç, farklılıkları değiştirmeye, dönüştürmeye ve kendilerine benzetmeye çalışmadıkları sürece bu hedefi yakalamanın hayal olmayacağını söyledi. 

Türkiye'nin bu evrensel değerlere bağlılığını çeşitli anlaşma ve sözleşmelerle dünyaya ilan ettiğini hatırlatan Kılıç, evrensel sayılabilecek yasal düzenlemelerden örnekler verdi ve bireysel başvuru yolunun açılmasının da bunlardan biri olduğunu kaydetti. 

"Yerel gerçeklerle evrensel standartları örtüştürmek zorundayız" 

Milletin iradesini temsil eden yasama organının bu değişikliklerle başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere tüm yargı organlarına "evrensel standartları uygulayın" talimatı verdiğini anlatan Kılıç, "Bu nedenledir ki yerel gerçeklerle evrensel standartları örtüştürmek zorundayız. Anayasa Mahkemesinin son günlerde verdiği bireysel başvuru kararlarına yapılan ölçülü eleştirileri saygı ile karşılarken, belirtilen zorunluluk nedeniyle verilen kararlarımızın arkasında olduğumuzu da ifade etmek istiyorum" diye konuştu. 

Kılıç, 2011 genel seçimlerinde milletvekili seçilen ancak haklarındaki kovuşturma nedeniyle cezaevlerinde tutukluluk hali devam eden bazı milletvekillerinin, bireysel başvuruları üzerine, milleti temsil haklarının ciddi şekilde ihlal edildiği sonucuna varıldığını ve bu nedenle tahliye edildiklerini hatırlatarak, "Siyaset kurumlarını çok yakından ilgilendiren ve onların çözmesi gereken böyle bir sorunun, öncelikye yasal düzenlemelerle çözülmesini yürekten arzu ederdik" ifadesini kullandı. 

"Siyasal kaygılarla ölçüsüz bir şekilde eleştirilmesi dikkat çekicidir" 

Mahkemelerde devam eden bazı davalarda uzun yargılama ve uzun tutukluluk nedeniyle ihlal kararları verildiğini ve sanıkların tutuksuz yargılanmak üzere tahliyelerinin sağlandığını anımsatan Kılıç, şunları kaydetti: 

"Belirtilen davalarda, şikayetçilerin kanun yollarını tüketme koşulu aranmaksızın Anayasa Mahkemesinin ihlal kararları verdiğinin altını çizmek istiyorum. 

Anayasa Mahkemesi, yakın zamanda bir internet sitesine erişimin yasaklanması kararına karşı yapılan şikayet başvurusu hakkında verdiği kararında, 'tüketilmesi gereken başvuru yolları' gözetilmediği için yoğun eleştirilerle karşı karşıya kalmıştır. Gerek AİHS gerekse Anayasa Mahkemesi defalarca veridği kararlarında 'kanun yollarının tüketilmesi' koşulunun mutlak olmadığını ifade etmişlerdir. Uzun yargılama, uzun tutukluluk ya da şikayete konu hakkın yeterli ve etkili hukuk yolları ile korunup korunmadığı yönünde yapılan değerlendirmeler ise bunun istisnalarını teşkil etmektedir. Anayasa Mahkemesinin uzun yargılama ve uzun tutukluluk şikayetlerine ilişkin olarak AİHM içtihatları doğrultusunda kanun yolları tüketilmeden verdiği ihlal kararlarına karşı hiçbir eleştiri yapılmamasına rağmen bir internet sitesine erişimin yasaklanması kararına yönelik verdiği ihlal kararının siyasal kaygılarla ölçüsüz bir şekilde eleştirilmesi dikkat çekicidir."

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, Anayasa Mahkemesinin siyasi amaçlarla hareket ettiğini söylemenin ya da milli olmamakla suçlamanın içeriği ve derinliği olmayan sığ eleştiriler olduğunu belirterek, "Mahkeme mensuplarımız, verdiği kararlarından siyasi ya da sosyal bir rant elde etme iddialarını onurlarına yapılmış bir saldırı olarak kabul ederler" dedi.

Mahkemelerin verdikleri kararların sonuçlarının doğurduğu üzüntü ve sevinçlerle de ilgilenmeyeceğini, bu duyguları gayet doğal kabul ettiğini vurgulayan Kılıç, şöyle devam etti:

"Ancak, verilen kararlardan hukuk dışı sonuçlar çıkararak, Mahkeme mensuplarını itibarsızlaştırma gayretleri iyi niyetle izah edilemez. İnternet sitesine idari kararla getirilen yasağın daha ilk dakikasında siteye başka yollardan ulaşılmak suretiyle etkisiz ve sonuçsuz bırakılabilmesi gösterilen orantısız tepkiyle örtüşmüyor. Yeni teknolojik gelişmelerin, insan hak ve özgürlüklerini korumak için alınan yasal önlemleri etkisiz hale getirdiği bir çağda yaşıyoruz. Tarihe hak ve özgürlük savunucusu olarak geçen Gorbaçov, Sovyetler Birliği çözülmeden önce küreselleşmeye karşı direnenlere 'antenlere vize koyamazsınız' diyerek iletişim araçları karşısındaki zorluklara işaret etmiştir. Kuşkusuz, böylesi bir zorluk bireylerin hak ve özgürlüğünü, devletin ise varlığını koruyacak yasal düzenlemeleri yapmasına engel değildir. Esasen Anayasa Mahkemesinin eleştirilen kararı, idari bir işlemin kanuni dayanağının olmadığının tespitinden ibarettir. 5651 sayılı Kanunun 9. maddesinin 4. fıkrası gereğince, alınacak bir mahkeme kararı ile bu kanunsuzluk hali giderildiğinde, aynı Kanunun hak ve özgürlükleri koruyan imkanlarından faydalanmayı engelleyen bir durumun varlığından bahsedilmeyecektir."

"Mahkeme kararının siyasi sonuç doğurması zorunluluk"

Amacın sorun üretmek değil, sorun çözmek olması gerektiğine işaret eden Kılıç, bir eylemin veya yasama tasarrufunun, siyasi bir belge olan Anayasaya göre denetlenmesi nedeniyle ortaya çıkan Anayasa Mahkemesi kararının siyasi sonuçlar doğurmasının doğal bir zorunluluk olduğuna işaret etti.

Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu sonuçlara bakarak Anayasa Mahkemesinin siyasi amaçlarla hareket ettiğini söylemek ya da milli olmamakla suçlamak içeriği ve derinliği olmayan sığ eleştirilerdir. Mahkeme mensuplarımız, verdiği kararlarından siyasi ya da sosyal bir rant elde etme iddialarını onurlarına yapılmış bir saldırı olarak kabul ederler. Anayasa Mahkemesi 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği öncesinde yargı ile yürütme organı arasında yaşanan gerilimlerin ülkemize verdiği ekonomik, siyasi ve sosyal zararların bilincindedir. Bu sebeple yeni gerilimler yaşatacak meydan okuma çağrılarını cevapsız bırakmaya kararlıyız.

2010 yılındaki anayasa değişikliğine kadar, Anayasa Mahkemesinin özgürlük, demokrasi, laiklik ve sosyal hukuk devleti konularındaki sınırlayıcı ve daraltıcı anlayışından mağdur olanların bugün, bireylerin hak ve özgürlük alanını genişleten, önündeki engelleri kaldıran, evrensel standartları hayata geçiren bir anlayışa dönüşmüş olan mahkeme kararlarından rahatsızlık duymalarını yaşadıkları garip bir çelişki olarak görüyoruz. Bizler adil olmayı kutsal bir görev kabul eden bir medeniyetin mensupları olarak gücün ve şartların etkisiyle gömlek değiştiren bir karakterin sahibi olamayız."

"Aynı adalet gömleğiyle..."

Başkan Kılıç, dün hak ihlaline uğrayanların nasıl yanında yer alınmışsa bugün de kimliği, kişiliği, gücü ve rütbesi ne olursa olsun, hak ihlaline sebep olan herkesin karşısına aynı adalet gömleğiyle çıkmaya devam edeceklerini söyledi.

"Mahalle baskısı ile yargı mensuplarının görüş, düşünce ve kararlarının etki altına alınma çabaları, adaletin kutsallığına inanmış olanlar için geçerli değildir" diyen Kılıç, Anayasa Mahkemesi'nin, insan onurunun zorunlu kıldığı hak ve özgürlükleri, hiç bir ayrım yapmadan ve bir hesabın içinde bulunmadan, ilgilisine ulaştırmaktan başka amaç taşımayan bir yargı kurumu olduğunu ifade etti.

Son yıllarda yargı alanında yaşananların toplumda yarattığı güvensizlik ve olumsuzlukların, Anayasa Mahkemesinin adeta bir temyiz makamı gibi algılanmasına yol açtığını kaydeden Kılıç, umut haline gelen bireysel başvuru yolunu kullananların sayısının çok büyük rakamlara ulaştığını bildirdi.

Haşim Kılıç, tutuksuz yargılamanın kural, tutuklamanın istisna olduğu bir sistem yerine, uzun tutukluluğun asıl, tutuksuz yargılamanın ise istisna olduğu bir yargı sürecinin yaşandığını vurguladı.

Kılıç, "Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruların yüzde 70'inin adil yargılanma konusundaki şikayetler olduğu gözetildiğinde, yargı organlarımızın topluma sunduğu adaletin hangi düzeyde olduğunu sorgulamak zorundayız. Bu oran, hukuk güvenliğine yargı organlarımızın verdiği olumsuz katkıyı göstermektedir" diye konuştu.

 

"Yargıya olan güvensizliğin dillendirilmesi sorunları çözmez"

Yargıya olan güvensizliğin yetkililerce güçlü şekilde dillendirilmesinin yaşanan sorunları çözmediğini ifade eden Kılıç, bu kolaycılıktan vazgeçilerek, alınması gereken tedbirlerin masaya yatırılması ve çözümler üretilmesi gerektiğini kaydetti.

Kılıç, temel hak ve özgürlüklerle ilgili evrensel stardartların benimsenmesini sağlamak suretiyle Anayasa Mahkemesi'nin etkin bir denetim yaptığı inancını topluma yerleştirmeyi amaçladıklarını dile getirdi.

Mahkemenin etkin denetim yapmadığı düşüncesinin yerleşmesi halinde ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi kararlarının yok sayılacağını vurgulayan Kılıç, AİHM'in başvuruları doğrudan kabul etmesi gibi bir uygulamayla karşı karşıya kalınacağının herkes tarafından bilinmesini istedi.

Böyle bir sonucun ise yargı erkinin demokratik dünya milletleri nezdinde çok ciddi itibar kaybına sebep olacağını söyleyen Kılıç, "Bu nedenle, anlayışla karşıladığımız tüm eleştirilere rağmen, hak ve özgürlük yollarının açılması süreci Mahkememizce kararlı bir şekilde sürdürülecektir" dedi.

Son yıllarda, birey ve toplum olarak yaşanan sorunlarla ilgili en masum çözüm önerilerini, düşünce ve görüşleri derhal siyasi bir süzgeçten geçirdikten sonra kabul veya reddeder hale gelindiğini belirten Kılıç, bu yaklaşımın toplumun aşırı siyasallaşmasına, kutuplaşmasına ve kaygı verici bir gerilimin yaşanmasına yol açtığını kaydetti.

"Diyalog ve uzlaşma zeminini kaybettik"

Başkan Kılıç, yaşanan gerilimin insanları taraf olmaya zorladığını, söylenenler yanlış da olsa taraf olmanın güçlendirdiği inatçılıkla düşüncelerin savunulmaya çalışıldığını belirtti.

Sorunlara veya önerilen çözümlere tepkisel tavırlara meydan okumanın, taraftar bağlılığını güçlendirdiğini ancak insanların bir araya gelme, diyalog ve uzlaşma iradelerini zayıflattığını söyleyen Kılıç, "Diyalog ve uzlaşma zeminini kaybettiğimizden dolayı, farklı olanların doğruları ile zenginleşemiyoruz" dedi.

Başkalarının haklarına sahip çıkmanın bir insanlık erdemi olduğunu vurgulayan Kılıç, "Katılmasak da hakkı ihlal edilenlerin yükünü paylaşmak, onurlu insan olma refleksinin doğal bir sonucudur" diye konuştu.

"Demokratik ülkelerin gücü özgürlüklere dayalı"

Demokratik ülkelerin gücünün yasaklarla değil, özgürlüklere dayalı olduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesini isteyen Kılıç, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Yaşanan gerilimlere kim sebep olursa olsun, bu ortamda gelişen kin ve nefret söyleminin farklı düşünce ve inanç sahipleri arasında 'duygusal bir kopuş'a yol açtığı açıktır. Kalp ve gönül dünyasını ilgilendiren bu duygulardaki ayrışmaların, birlikte yaşama irademiz üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracağını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu olumsuz sonuçlar siyaset, kültür, inanç, sanat, spor ve buna benzer etkinliklerde farklı kesimlerin bir arada yaşamaları için gerekli buluşma alanlarını yok etmektedir. Kin ve nefret söyleminin korkuyla buluştuğu böyle bir noktada, insanlarımızı iç dünyalarına hapsedilmiş inançlar ve beyinlerinden dışarı çıkaramadıkları düşüncelerle baş başa bırakıyoruz. Oysa çoğulcu, katılımcı demokratik sistem, 'farklılıkların sesli yaşaması' gerektiği çağrısını yapıyor. Yüzyıllardır biriktirdiğimiz köklü kültür yapımız ve oluşan inanç dünyamız, demokarsinin tam da bu çağrısıyla örtüştüğünü söylüyor. Sahip olduğumuz bu sevgi ve hoşgörü kültürünün lojistik desteğine ihtiyacımız vardır. Kainatın özü insan, insanın özü ise eşdeğeri bulunmayan onurudur. Hukukun ve dinlerin koruma altına aldığı yegane değer budur. Mahkememizin 52. kuruluş yıl dönümünde size verebileceğimiz söz, bu değerin korunması konusunda mensuplarımızın kararlı iradelerinin devam edeceğidir."

Törenden notlar

Bu arada, Kılıç'ın konuşması öncesinde, Anayasa Mahkemesine yeni üye seçilen Hasan Tahsin Gökcan, yemin etti ve Başkan Kılıç tarafından Gökcan'a cübbe giydirildi.

Törene, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Yargıtay Başkanı Ali Alkan, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Hasan Erbil, Sayıştay Başkanı Recai Akyel, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, bazı siyasi parti liderleri, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve davetliler katıldı.

Başkan Kılıç, konuklarını Başkanvekilleri Serruh Kaleli, Alparslan Altan ve yeni üye Gökcan ile karşıladı.

Kılıç, Cumhurbaşkanı Gül, TBMM Başkanı Çiçek ve Başbakan Erdoğan'ı bina dışında karşılayarak onlarla birlikte yürüdü.

Başbakan Erdoğan'ın Kılıç ve başkanvekilleriyle tokalaşmasının ardından, basın mensuplarının ricası üzerine Erdoğan ve Kılıç yeniden tokalaşarak objektiflere poz verdi.

Cumhurbaşkanı Gül, TBMM Başkanı Çiçek, Başbakan Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, törenin ardından düzenlenen kokteyle katılmadı.

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim