• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 5 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

Avrupa Birliği çöküyor mu?

Avrupa Birliği çöküyor mu?
2007-2009 krizinde ABD ile birlikte en ağır darbeyi alan Euro bölgesi ekonomileri ardı ardına üretimde gerilemeler yaşadı. Yunan ekonomisi de Avrupa’da yaşanan muazzam talep gerilemesinin kurbanı oldu adeta.

 

 

 

 

Bugünlerde son derece ironik benzetmelerle tarif edilen Yunanistan’ın hali pür melalini, bir bütün halinde Euro bölgesi ülkelerinin, Avrupa Birliği’nin, hatta küresel ekonominin performansından ayrı değerlendirmenin ne kadar yanlış olabileceğinin cevabını daha önceki benzerlerinden bildiğimize; yine ekonomik analizin siyasal olandan ayrılmazlığı ilkesinden emin olduğumuza göre başlıktaki benzetmeyi çok görmeyelim. Öncelikle teorik altyapıyı kuralım: Cari iktisadi sistem olarak addedilen neo-liberal (klasik) sentezde Yunanistan’dan kaynaklanan sorunların adını koyarak başlayalım. Burada geleneksel bir “moral hazard” (ahlaki tehlike) ve “monitoring” (denetim) sorununa paralel “agency problem” (temsil sorunu?) üçlemesinden bahsedebiliriz pekâlâ.

 

Avrupa’nın hasta adamı Yunanistan, peki ya dünyanın?

Üçlü zincirin ilk halkası tamamen Euro bölgesinin kuruluş yapısına ve işleyişine dayanıyor. Ortak para birimi Euro’ya geçişten önce başlayan ve kamu maliyesinden borçlanma yapısına ve gayrı safi milli hâsılaya oranına kadar bir dizi ‘tedbir’ sayesinde Euro bölgesi ekonomilerinin finansman, bütçe ve cari açık, yüksek enflasyon vb. mali-finansal sorunlarına adeta ‘garanti’ vermek suretiyle büyük bir ahlaki tehlikenin de önünü açmış oldu. Eurostat’ın da Yunan ekonomisine dair verileri bir çeşit manipülasyona uğratması veya en azından bu türden oyunlara göz yumması da denetim problemini işaret ediyor. Her bir Euro ülkesinin temel göstergeler bakımından eşit şartlarda olduğu gibi bir varsayım da oldukça hatalı, zira bu ülkeler grubunda toplam dış borç rakamları, bütçe ve cari açıkları, işsizlik vb. makro göstergeler belirgin farklılıklar içeriyor. Bu da orta yerde bir temsil sorunu olduğuna delalet ediyor.

Bu teorik tartışmalara boğulmadan meselemizin esasını teşkil eden Yunan ekonomisine geçebiliriz. 2007-2009 krizinde ABD ile birlikte en ağır darbeyi alan Euro bölgesi ekonomileri ardı ardına ticaret hacimlerinde ve üretimde, dolayısıyla da gayrı safi milli hâsılada gerilemeler yaşadı. Yunan ekonomisi de Euro bölgesinde ve bütün olarak Avrupa’da yaşanan muazzam talep gerilemesinin kurbanı oldu adeta. Yıllar boyunca AB şemsiyesi altında, 2001’den bu yana da ‘avro’nun kanatları ile düşük maliyetli kamu-özel sektör borçlanması, düşük verimlilik ve artan tüketim ile Yunanistan’ın bugün kurtarılması da tek başına yeterli olabilecek bir çözüm değil. Zira sorunlar yapısal ve Avrupa’nın Almanya-Fransa merkezinden eski Doğu Bloku ülkeleri dâhil çevreye kadar bütün bir ‘Birlik’i etkiliyor. Euro bölgesini oluşturan 16 ülkede geçtiğimiz yılın (2009) son çeyreğinde yaşanan yüzde 0,1’lik ihmal edilebilir büyüme oranı ve Yunanistan’daki yüzde 0,8’lik daralma da işlerin epeyce uzun sürebileceğinin işaretini veriyor. 2009’u yıllık yüzde 2,1 daralma ile kapatan Euro bölgesinin, yeniden büyüme rakamları için dünya ekonomisinden de güçlü sinyaller alması ve fakat elan kendi içinde kapsamlı bir temizlik harekâtı başlatması ise kaçınılmaz.

 

Avrupa’da “bahar temizliği” kaçınılmaz!

Bütün bu yukarıda sıralananlar dışında Almanya’nın yüksek ticaret fazlaları, Euro bölgesi ekonomilerinin yüksek ticaret açıkları anlamına geliyor aynı zamanda. Bu nedenle bir ‘orta yol’ bulunacaksa bütün birlik üyelerinin katkısı ve fedakârlıkları ile olacak. Maastrich kriterlerinin bütçe açıklarının gayrı safi hâsılanın yüzde 3’ünü, borç stokunun da yüzde 60’ı aşamayacağı yönünde kuvvetli vurgusuna rağmen, bugün Yunanistan’da bütçe açığı yüzde 12,7’ye, kamu borç stoku ise yüzde 120’lere varmış durumda. İspanya, Portekiz ve İrlanda’da da (mesela toplam dış borcun milli gelire oranı yüzde 100’leri geçti) benzer sorunlar yaşansa da sürdürülemez kamu maliyesi, çökmek üzere olan bir sosyal güvenlik sistemi, uzun zamandır Euro bölgesini kendisine dayanak edinmiş hantal ekonomisi ile Yunanistan şimdilik üye ülkeler arasında en sorunlu ve zincirin en zayıf halkası gibi görünüyor. Zaten uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Yunanistan ekonomisi ile Portekiz ve İspanya arasındaki farkı vurgulaması ve eğer acilen gerekli önlemleri almazsa kredi notunun hızlı ve tedrici bir düşüşe maruz kalacağını ifade etmesi de bu durumu işaret ediyor.

 

AB yeni bir ABD olamazsa batacak...

Önce bir Euro bölgesi ve AB üyesi ülke ekonomisi olan Yunanistan’ı, ardından ona kısmen ya da büyük oranda bağımlı Balkan ekonomilerini, sonrasında ise bütün bir AB’yi etkileme ihtimali olan bir krizle karşı karşıya iken AB’nin ve özelde Euro bölgesinin yaşadığı sıkıntı yine karar alma mekanizmasında gibi duruyor. Hükümetler arası toplantıların hemen tamamında çatışma üreten ve somut adımlar atamayan AB’nin bir ‘Avrupa Birleşik Devletleri’ kuramaması halinde yahut üst bir federal hüviyeti tesis edememesi durumunda topluluğun görece zayıf üyelerinden birinde -ki Yunanistan’ın toplam borcu Euro bölgesi gayrı safi milli hâsılasının yüzde 2’si civarında- ortaya çıkan krizi dahi yönetememiş olacak ki bu da hem siyasi hem ekonomik kredibilitesine büyük zararlar verecektir.

Yunan hükümetine somut desteğin en erken mart ayında geleceğini tahmin edersek, önümüzdeki bir aylık sürenin ne denli kritik geçeceğini kestirmek güç olmaz. Krize karşı takınılam muğlâk tavır ve bütün sorumluluğun Yunan hükümetinde olduğu yönünde kuvvetli uyarılar Avrupa’ya duyulan güven yerine tedirginliği artırdı. AB ülkelerinin herhangi bir üye ülkede ortaya çıkan krize karşı kayıtsız kalmayacakları ve iflasa sessiz olmayacakları konusundaki vaatleri ortada duran somut sorunları, mesela kuralların tek taraflı ihlali durumunda ne gibi çözümler geliştirileceğini, tartışmaya açmadığı için şüphe daha uzun zaman sürmeye devam edecek. Hâlihazırda toplam borcunun önemli bir kısmını Alman (32 milyar Euro), Fransız (55 milyar Euro) ve İsviçre (46 milyar Euro) bankalarına olanlar teşkil ediyor. AB Komisyonu Yunanistan’ın durumunu marta kadar izlemeye alırken Alman-Fransız hükümetleri AB Merkez Bankası’nın da dâhil olacağı senaryolar üzerinde durarak krizin diğer AB ülkelerine sirayet etmesinin önüne geçmeye çalışacaklar. Ancak ‘yaramaz çocuk’ Yunanistan’ı bekleyen müeyyideler neler, bunu zaman gösterecek.

 

Dünyanın gözü AB’nin üzerinde: krizden çıkış uzakta

Dünya ekonomisinde 2009’un son çeyreğinde yaşanan göreceli toparlanma sinyalleri yerini yeni bir belirsizliğe bıraktıysa bunda en büyük sorumlu herhalde AB’nin sorunlu üç üyesi Portekiz, İspanya ve Yunanistan olacaktır. IMF desteği olmaksızın Yunanistan sorununu çözememesi ciddi kredibilite riski doğuracak olan AB’nin diğer yandan kendi içinde karar alma mekanizması ve objektif kriterlere uygun denetim mekanizmasını yenileyemezse uzun vadede çöküşün asıl nedeni bu olacaktır. Her üç ülkede de yüksek ücretler -ki bunda Euro bölgesine geçişin de katkısı vardır, zira yerel varlıklar vd. tüketim malları değerlendi- ve sosyal güvenlik açıkları, verimlilik ve rekabet unsurları kamu maliyesini zorlar nitelikte. Siyasal süreçlerden bağımsız olmayan bu ekonomik politikaların nasıl düzeltileceği ise tam bir muamma. Kamu sektörünü küçültmeyi, bürokraside kısıntılara gitmeyi ve sıkı bütçe politikasına sarılmayı taahhüt eden Papandreu hükümeti elbette önceki hükümetin devrettiği ağır yükü de taşımak durumunda kalıyor. Önceliği bütçe tedbirlerine verecek olan Yunan ekonomisinin kurtarılıp kurtarılmayacağı ise performansına bağlı olacak. Yaşananlardan eski Yunan hükümetleri kadar güçlü Euro bölgesi ekonomileri ve Eurostat gibi AB kurumları da sorumlu elbette, zira işler yolunda gidiyorken kimsenin aklına objektif ekonomik kriterler gelmiyordu. Son krizle birlikte, bir bütün halinde Avrupa’nın krizi haline gelen Yunanistan meselesinde güçlü ile zayıfın, büyük ile küçüğün aslında pek de öyle göründüğü kadar uyumlu ilerlemediği ve ağırlık merkezlerinin halen eskisi gibi devam ettiği de bir kez daha aşikâr oldu. Çözümün daha fazla liberalizasyonda mı; yoksa daha fazla denetim ve katı kontrollerde mi olacağını ise AB’nin yakın zamanda açıklayacağı paketlerde göreceğiz. Fakat şurası muhakkak ki, AB’nin bu yapısı ile üyelerini geleceğe taşıması mümkün bir gemi olması giderek zorlaşıyor.

Son olarak: AB üyeleri ya uzun süreli bir durgunluğa ve üretim kaybına razı olacaklar; ya da kısmi bölünmeler yaşayarak bu defa da derli toplu bir ‘süper güç’ olma iddialarını kaybedecekler. AB ülkelerini bekleyen en muhtemel uzun vadeli iki senaryo bu şekilde formüle edilebilir.

 

Mehmet Babacan'ın analizi:özgün durus

 

 

 

g

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Suikast İçin Gelen Terörist Öldürüldü!12 Ocak 2017 Perşembe 11:31
  • Bunları Yapana Vatandaşlık Verilecek!12 Ocak 2017 Perşembe 11:25
  • TSK'dan Kuzey Irak'a Hava Harekatı!12 Ocak 2017 Perşembe 11:13
  • Davutoğlu'ndan Darbe Komisyonu'na Yanıt!12 Ocak 2017 Perşembe 11:08
  • Kıbrıs Haritaları BM'nin Kasasında!12 Ocak 2017 Perşembe 10:33
  • CHP Bunu da Yaptı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:29
  • Amerika'dan Skandal! PYD’yi Masada İstiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:25
  • Rusya’dan Vize Atağı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:21
  • Irak, Nükleer Programa Geçiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:18
  • Başika’da Kalacağız!12 Ocak 2017 Perşembe 10:14
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim