• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 23 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

ATATÜRK'TEN ÖCALAN'A 'DEMOKRATİK CUMHURİYET' PROJESİ2

ATATÜRKTEN ÖCALANA DEMOKRATİK CUMHURİYET PROJESİ2
Geçen yazımızda da değindiğimiz gibi A. Öcalan’ın Kürt sorununun aşılması noktasında çözüm projesi olarak geliştirdiği “Demokratik Cumhuriyet” tezini Mustafa Kemal’e dayandırmakta idi. Hatta Öcalan, “Demokratik CumhuriyetR

 

Öcalan’ın ‘enteresan projesi’nin içeriğiyle şimdilik ilgilenmeyeceğiz. İçerisinde Kürt sorununun aşılması da bulunan “Demokratik Cumhuriyet” projesinin ilham kaynağı ya da önemli referansları arasında gösterdiği Kurtuluş savaşı süreci, birinci Meclis dönemindeki uygulamalar ve 1921 Anayasası’nın kimi maddelerini ele almaya çalışacağız.

İslam dünyasının genelinde olduğu gibi Türkiye’de de özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra işgalcilere karşı verilen kurtuluş ya da bağımsızlık mücadelelerinde sonuç itibariyle bugünkü haliyle şekillenmiş bulunan “ulus devlet” anlayışının inşa sürecinde iki temel politikanın izlendiği gözlerden kaçmamaktadır.

Birincisi; Düşmanların işgal ya da vesayetlerinin sona erdirilmesinde gerekli güç ve organizasyonların sağlanması amacıyla değişik etnik ya da dini katmanların katılımlarının hedeflendiği ilk evre vardır ki, tüm “ulusal kahramanlar” bu yola başvurmuştur.

İkincisi; İşgal güçleri kovulduktan sonra yeniden yapılanma sürecinde uygulamaya konulan “gizli ajanda” olmuştur ki, tüm İslam dünyasının başını ağrıtan ve bugünkü kalıcı yapısal sorunlara yol açan fiili durumu meydana getirmiştir.

Dolayısıyla “kahramanlar” değerlendirilirken sadece ilk dönemleriyle değil, sonraki dönemleriyle de birlikte bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

Diğer Kürt siyasi çevrelerinin “Kemalistlik’le” suçladığı Öcalan’ın bu konu etrafındaki sözlerine kısaca göz atalım:

“…M. Kemal, Kurtuluş Savaşı’nı kazanmak için Kürtlere eşit şartlarla geliyor, eşit şartlarla Kürtler ile diyaloga geçiyor, Miço, Diyap Ağa gibi Kürt büyüklerinin elini öpmüştür, onlarla birliği sağlamıştır. Yine söylüyorum, M. Kemal ulus devleti kursa da, cumhuriyet yönü daha ağır basmaktadır. Bu da demokratik cumhuriyetle uyumlu bir yaklaşımdır…” (22.06.2007 ANF) 

“…Ancak bunların Kemalizmi anladıklarını düşünmüyorum. Kemalizmi bir parantez içinde değerlendirmek gerekiyor.…. M. Kemal bağımsız bir çizgi koymaya çalışmıştır. .. Bağımsızlık 1930'lara kadar söz konusudur. Ondan sonra Türkiye Cumhuriyeti emperyalizme bağlanmıştır. Kemalizm’i bu parantez içinde algılamak, bağımsızlığını böyle değerlendirmek gerekiyor..." (28.12.2007 ANF)

“…Rusya ile Mustafa Kemal'in ittifakı İngilizlerin planlarında açılmış bir gediktir. İngilizler her şeyi planlıyorlar. Mustafa Kemal'i Çankaya'ya hapsediyorlar. Etrafını ittihat ve terakki kadroları sarmışlar. Bilinenlerin tersine İnönü Mustafa Kemal'den daha etkindi. İsmet İnönü ve ona yakın olanlar İngiliz yanlısıdırlar. O zaman Mustafa Kemal'i de kuşatıyorlar, Mustafa Kemal'in Kürtlerle diyalogunu kesiyorlar. Şeyh Sait İsyanı başlatılıyor, aslında bu bir provokasyonla gelişmiştir. Bu provokasyonla Mustafa Kemal de oyuna getirilmiştir. O dönem provokasyon şeklinde üç olay gelişmiştir. Bir, Mustafa Suphilerin olayı; İki, Menemen olayı; Üç, Şeyh Sait olayı. Her birisi bir şeye karşı olarak gelişmiştir: Mustafa Suphiler olayıyla sosyalistlerle, Menemen olayı ile Müslümanlarla, Şeyh Sait olayıyla da Kürtlerle diyalogu kesmişlerdir. Böylece Mustafa Kemal'i Çankaya'ya hapsedip etrafını da ittihat terakkiden güçlü bir kadroyla sardılar. Mustafa Kemal bu durumdan sonra Çankaya'da daha çok edebiyat ve tarih çalışmalarıyla sınırlı kalmıştır...” (23.03.2008 ANF) 

 

“…Bunların yaptıkları bu sahte Türkçülüğün Mustafa Kemal’le de alakası yok. 1924'te Kürtlere Muhtariyet vereceklerdi. Yine 1922 Ocak ayında Kürt okullarının açılması için Meclis'te bir oylamayla (373 evet 64 hayır) yasa çıkardılar. 1921 Anayasası Cumhuriyet'in kurucu anayasasıdır, orada Kürt ve Türk halklarından bahsediliyor. Kürtler, Cumhuriyet'in ilk yıllarında kurucu unsurdur. 1921 Anayasası Cumhuriyetin ilk anayasasıdır ve asıl cumhuriyetçilik burada anlatılıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürtlerin ve Türklerin birliktelik ruhu vardır. Ben Mustafa Kemal'i temize çıkarmak istemiyorum ama bunlar da Kemalizm'dir. Daha sonra 1926'da uzlaşı oldu… Kürtleri, İslamcıları ve Sosyalistleri tasfiye etmeye çalıştılar, sonra ettiler de… Kürtleri de tasfiye ettiler. Seyit Rıza'yı idam etmek için alelacele bir prosedür uyguladılar… Seyit Rıza'nın idam kararında Mustafa Kemal'in imzası dahi yoktur... Bunlar Mustafa Kemal'in etrafını daralttılar, en yakın çocukluk arkadaşı Ahice Arif'i öldürdüler. Ahice Arif'in ölümüyle Mustafa Kemal işin ciddiyetinin farkına vardı… Mustafa Kemal, onu öldürdüklerine göre sıra bana gelmiştir, diye düşündü. Daha sonra 1926'da bunlarla uzlaştı ve Çankaya'ya hapsedildi. Bu tasfiyeden sonra Mustafa Kemal iktidarda fazla etkili olamadı… İlginçtir aynı şey benim de başıma geldi. Ben kendimi Mustafa Kemal ile kıyaslamak istemiyorum ama burada büyük bir benzerlik var; benim de etrafımı sarmışlardı, görmemi istemiyorlardı, çocukluk arkadaşım Hasan Bindal, bir suikast sonucu öldürüldü. Ben erken fark ettim, kendime göre tedbirler geliştirdim, Şam'a çekildim, bu oyunlarını boşa çıkardım." (11.04.2008 ANF) 

Konunun Kürtler’le ilgili bölümüne geçmeden önce şunu belirtelim ki; Öcalan’ın değişik tarihlerdeki görüşmelerinde değindiği bazı hususlar bariz çelişkiler içermektedir.

Öcalan’ın ileri sürdüğü M.Kemal’in “Demokratik Cumhuriyeti”nin örnek dönemi, Kurtuluş Savaşı’nın yapıldığı sıcak günleri hesaba katmazsak 1921 ile 1926 yıllarını kapsamakta ve Öcalan’a göre bu tarihten sonra Atatürk ‘Çankaya’nın İmralısı’na, yani tecride alınmaktadır. Oysa başka bir konuşmasında Kemalizm’in “Asr-ı Saadet” dönemini 1930 yılına kadar götürmekte ve “Bağımsızlık 1930'lara kadar söz konusudur. Ondan sonra Türkiye Cumhuriyeti emperyalizme bağlanmıştır…” demektedir. Bu durumu Öcalan’ın içerisinde bulunduğu imkansızlıklarla izah etmeye çalışsak bile Mustafa Suphi meselesi yine aynı şekilde tezat teşkil ettiği gibi bu olayın, en fazla değer verilen 1921 yılında gerçekleşmiş olması, Öcalan’a göre meşru sayılan bu dönemin ayrı bir cilvesi olsa gerek.

Öcalan, 15.02.2008 tarihli görüşmesinde Kemalizm’in eleştirel yönlerinin de bulunduğundan hareketle “Atatürk o zamanlar "milli duygu" için tehlikeli gördüğü kesimleri, iki kesimi dışlamıştır. Mustafa Suphi ve arkadaşlarını öldürtmüş…” derken; 23.03.2008 tarihli görüşmesinde ise Menemen olayı ve Şeyh Said kıyamı ile beraber zikrettiği Mustafa Suphi ve arkadaşlarının öldürülme meselelerini, müslümanlar, Kürtler ve sosyalistlerle diyalogun kesilmesi amacıyla yapılan provakasyonlar şeklinde nitelendirmekte;  bu olayları, M. Kemal’i Çankaya’ya hapseden İttihat ve Terakki zihniyetinin ürünü olarak zikretmektedir.

Mustafa Suphi meselesi ile ilgili olarak şunu da belirtelim. Öcalan’a göre İngilizler ile başını İnönü’nün çektiği fraksiyon, M. Kemal’i tasfiye etmenin peşindeydi. Ancak “Rusya ile Mustafa Kemal'in ittifakı İngilizlerin planlarında açılmış bir gedik...” idi. Oysa M. Suphi’nin öldürülmesi, yine Öcalan’a göre M. Kemal’in en etkin olduğu dönemde gerçekleşmiştir. 1913’te Sinop’a sürülen Mustafa Suphi, can güvenliği olmadığı gerekçesiyle Rusya’ya kaçtı. Rusya’da Bolşeviklerle tanıştı. Gerçekleşen Bolşevik devriminden sonra 1920’de merkezini Bakü’ye taşıdı ve Türkiyeli komünistlerin örgütlenmesine ağırlık verdi. Türkiye Komünist Partisi’nin inşasında önemli rol aldı. 1921’in başında Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere beraberindekilerle Anadolu’ya geçmek için Türkiye’ye giriş yaptı. Erzurum’a geldiğinde büyük protestolarla karşılaştı ve Batum üzerinden Bakü’ya gitmek üzere Trabzon’a gitti. Burada da şehre sokulmadı. Buradan bindirildikleri bir tekneyle Karadeniz’e açılan M. Suphi ve 14 arkadaşı, kayıkçılar kâhyası Yahya Kaptan tarafından yakalanıp topluca öldürüldüler ve denize atıldılar. O dönemde gerçekleşen bu olayın, M. Kemal’in teşvikiyle yapıldığı hususunda sol kesimin iddiaları hâlâ devam etmektedir. Nitekim Atatürk konuyla ilgili Nutuk’ta şu cümlelere yer vermektedir: “Erzurumlular böyle bir adamın memleket dâhiline girmesinden son derece rahatsız olmuşlar ve bu adam memleketimize girerse parçalarız demişler… Bu adam Lenin’in yegâne adamıdır ve Lenin Türkiye hakkında bir iş yapmadan evvel mutlaka Mustafa Suphi ile danışır” demiştir.

Bu arada Mustafa Suphi olayının Ocak 1921’de, Şeyh Said Kıyamının 1925’te, Menemen olayının da Aralık 1930’da meydana geldiğini hatırlatalım.

Kürt sorununun aşılmasında “proje” olarak sunulan ‘Demokratik Cumhuriyet’ tezinin önemli bir dayanak noktasını oluşturan Kurtuluş Savaşı döneminde M. Kemal’in Kürtler’le ittifakı ve 1921 Anayasası’ında yer alan bir tür özerklik meselesi ile kimi kaynaklara göre Kürtlere özerklik va’dettiği öne sürülen “muhtariyet” kanunu meselesi vardır ki, onu da haftaya işlemeye çalışalım.

 

M.İkbal Atak yazı dizisi

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim