• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 32 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Atatürk ve İnönü Uyuşturucu Ticareti Yapmışlar!

Atatürk ve İnönü Uyuşturucu Ticareti Yapmışlar!
31 Mayıs 1933’te T.C. Uyuşturucu Maddeler İnhisarı (Tekeli) kuruldu. Eroin kaçakçısı Kurtuluş Savaşı gemileri dünyada meşhur oldu.

 

“Heroin” bir marka olarak 1898’de bugünün küresel ilaç şirketi Bayer tarafından pek çok ülkede aynı anda tescil edildi. Bundan sonraki yıllarda “mucize ilaç” diye satıldı. Bağımlılık yaratma etkisi bilinmesine rağmen bir süre daha buna göz yumuldu; ancak ilk olarak ABD’de görülen politika değişiklikleriyle birlikte farklı yasal düzenlemelere gidilmeye başlandı. Dünyada iktidarı gittikçe güçlenen ABD, tabii ki uyuşturucuyu yasaklamayı değil, kendi kontrolünde üretimini ve ticaretini sürdürmeyi istiyordu. Bir süre sonra başlayan 1. Büyük Savaş’ta Japonlar Çin’de, Almanlar da Fransa’da direnişi engellemek için uyuşturucu kullanımını sistemli bir şekilde yaydılar.

Afyonun kâr ve uyuşturma açısından daha da fazla değer kazandığı dönemde, dünyadaki en kaliteli afyon üretimi merkezi Anadolu’ydu. Ekonomik ve siyasî sebeplerle dünyada yürütülen afyonun sınırlandırılması politikaları (örneğin afyon ticaretinden bir hayli kâr eden İngiltere, üretimin kısıtlanmasını benimsiyor ama ticaretin kısıtlanmasına yanaşmıyordu) bundan ceplerini dolduran Osmanlı iktidarlarını rahatsız ediyordu. Osmanlı 1912 Lahey Afyon Sözleşmesi’ne ve 1914 tarihli ek protokole imza koymadı ama sözleşmeler Sevr’le birlikte Osmanlı’yı yükümlü hale getirmişti.

1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Anlaşmasında bu sözleşmelere taraf olacağını söylemişti ama daha sonra düzenlenen devletlerarası konferanslara katılmakta hep çekimser davrandı.



Bayer markalı eroin şişesi ve aynı dönemde yayınlanan Aspirin ve Eroin reklamı

İstanbul’daki üç yasal Eroin fabrikası



T.C. Uyuşturucu Maddeler İnhisarı’nın kendi ambalajlarında toz ve ekstre halinde satışa sunulan morfin ve kodein.

Dünyadaki kısıtlama eğilimi sonrası, dünyanın pek çok yerindeki eroin tacirleri Türkiye’ye yöneldi ve yeni Cumhuriyetin iktidarlarına bu topraklarda eroin üretimi işine girilmesini teklif ettiler. Bunun üzerine İstanbul’da 1926-1929 arasında üç eroin fabrikası kuruldu. 1926 yılında Japon sermayesi, İstanbul’daki ilk yasal eroin fabrikasını kurdu. Bu fabrika, bugünkü Taksim Gezi’nin Divan Oteli, Taşkışla yönündeki bölümdeki Mecidiye Kışlası’ndaydı.



Sonrasında, Mayıs 1929’da, Eyüp’ün Bahariye semtinde, Haliç’e yakın bir yerde ikinci eroin fabrikası kuruldu. Şirketin adı Eczayı Tıbbiye ve Kimyeviye (ETKİM) idi. Bundan yedi ay sonra, Aralık 1929’da, Kuzguncuk’ta kurulan üçüncü fabrika ise yönetim kurulundaki “kahraman” ve “seçkin” isimlerle daha da ilgi çekiciydi: Türk Ecza-yı Tıbbiye ve Kimyeviye Şirketi (TETKAŞ) adını taşıyan şirket, Fransızca isminden dolayı Sico olarak tanınıyordu ve yönetim kurulunda “Kurtuluş Savaşı” kahramanı İsmail Hakkı ile TBMM başkan vekili ve Trabzon milletvekili Hasan Saka (1947’de başbakan oldu) vardı. Ermeni, Meksikalı ve Belçikalı diğer beş üyeden ikisi (Belçikalı Michelaere ve Meksikalı Lapin) dünya çapında tanınmış uyuşturucu tüccarlarıydı. Eroinin başkenti İstanbul Cumhuriyetin imzalamadığı 1925 Cenevre sözleşmesi ile eroin dünyada artık “ilaç” sayılmıyordu. Ama Türkiye devleti bunu imzalamadığı gibi, İstanbul’da kurulan fabrikalarla da İstanbul “eroinin başkenti” haline geldi. Fabrikalarda yapılan üretim, tahminen, ayda 1 milyon bağımlının ihtiyacını karşılamaya yetecek düzeydeydi. Bu fabrikaların yıllık cirosu 10-15 milyon lira civarındaydı.. Eroinin maliyeti çok düşük olduğu için, bu şirketlerin cirolarının önemli bir bölümü kârdı. 1929 yılında Türkiye’de bulunan 27 sanayi şirketinin toplam sermayelerinin 10 milyon lira, kârlarınınsa sadece 2 milyon lira olduğu düşünülürse, tüm dünyayı kasıp kavuran 1929 kapitalist ekonomi buhranından Türkiye’nin sağ salim çıkabilmesinin nedeninin “milli duygular” değil de eroin olduğu ihtimali de görülebilir. Aynı dönem, başta İstanbul olmak üzere eroin ve morfin bağımlılarının sayısında da büyük bir artışın gözlemlendiği dönem oldu. Fabrikalarda çalışan işçilerde başlayan bağımlılık, uyuşturucu maddelerin ucuzluğu nedeniyle de, toplumun her sınıfına yayıldı. Alt sınıflar da, dönemin seçkinleri ve sosyetesi de bağımlılaştı. Örneğin 1920’den sonra Ankara’nın sağlık bakanı Rıza Nur’un eşi ile ünlü tiyatrocu Afife Jale morfinmandı. (Jale, son yıllarını Bakırköy Hastanesinde morfin tedavisi görerek geçirdi, 1941’de öldü.)

İstanbul’da ilki 1926’da kurulan üç yasal eroin fabrikasının eroin tanıtım sloganları şöyleydi:

“Olağanüstü bir ilaç. İnsana rahatlık ve mutluluk verir. Ruhsal gücü çoğaltır. Zihni açar. Neşelendirir ve güçlendirir.”



Devletlerarası uyuşturucu konferansına uyuşturucu tüccarı heyet!

Keriman Halis, 1932’de Cumhuriyet gazetesi tarafından düzenlenen yarışmada Türkiye güzeli, ardından Belçika’da düzenlenen yarışmada da dünya güzeli seçildi. Halis’in güzellik kraliçesi olması, o dönem Türkiye’nin batılılaşma, laikleşme imajını dünyada güçlendirmesi açısından önemli bir gelişmeydi. Ancak bu taçta, Halis’in güzelliğinden çok, Cumhuriyet gazetesinin sahibi Yunus Nadi’nin Kuzguncuk’taki fabrikada büyük etkileri olan Belçikalı uyuşturucu kaçakçılarıyla ve Celal Bayar gibi isimlerin Belçika sermaye gruplarıyla olan derin ilişkileri etkiliydi! 1930’lu yıllarla birlikte, bir yandan toplumdaki bağımlılık sorun oluşturmaya başlarken, diğer yandan da tüm dünyada Türkiye ismi eroinle birlikte anılmaya başladı. İsmet Paşa’nın doğrudan uyuşturucu tüccarı gibi gösterildiği karikatürler çeşitli ülkelerde yayınlanıyordu. Dünya nezdindeki bu imaj Cumhuriyetin yönetici kadrolarını rahatsız etmeye başladı. Çünkü o dönem Türkiye, uyuşturucu üretimini kısıtlamaya (yani büyük devletlerin kontrolüne sokmaya) çalışan Milletler Cemiyeti’ne girme politikası yürütüyordu. Milletler Cemiyeti kadar ve belki de ondan da önemli olarak, üretiminin aşırı artmasıyla birlikte afyonun fiyatı düşmeye başlamıştı. Bu da devletin daha az kâr etmesi anlamına geliyordu. Bunun üzerine devlet, afyon üretimi ve ihracatının daha kontrollü yapılması için düzenlemelere gitmeye karar verdi. Ekim 1930’da Londra’da düzenlenen konferansa Türkiye de heyet gönderdi. Ama heyetin yaptığı bir “hata” sonucu, dünya uyuşturucu kaçakçılığının kaynağının Türkiye’nin yasal ticareti olduğu ispatlandı. Bundan sonra, başta ABD olmak üzere pek çok yerde Türkiye’ye tepkiler oluştu. Bugün ABD’de hâlâ geçerli olan “narkotik kaçakçılığın kaynağı Türkiye’dir” algısı o zamandan kalmadır. İmaj iyice dağılmıştı. Atatürk, gündemin Türkiye’nin uyuşturucu üretimi ve trafiğindeki rolü olduğu 1931 Cenevre Konferansı’na heyet göndermeye karar verdi. Meselenin imaj düzeltme olduğu öyle belli ki, heyette, Sico fabrikası yönetim kurulu üyesi Hasan Saka vardı! Konferansta ambargodan bahsedilince, Türkiye kısa zamanda düzenlemelere gitme sözü verdi.

Eroin kaçakçısı Kurtuluş Savaşı gemileri

Bu dönem, Türkiye’den kalkan yük gemileri daha dikkatli izlenmeye başladı. Bu gemiler arasında, Mondros Mütarekesi’nden sonra Kuvvacılar için İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırmakta kullanılan Pierre Loti, Lamartine, Bulgaria ve Vesta isimli gemiler de vardı. Kurtuluş Savaşı’nın “şanlı” gemileri, on yıl sonra kayıtlarda eroin kaçakçılığında kullanılan gemiler olarak geçiyordu!

Denetimler sıkılaşsa da, fabrikalardaki üretim sürüyordu. Türkiye, uyuşturucu konusunda resmî tekel oluşturmaya karar verdi. Tekel hazırlıkları, bunu ele geçirmek isteyen uyuşturucu sermayesini heyecanlandırdı. 1931 Ekiminde İstanbul’da, Hasan Saka, Siirt milletvekili ve Milliyet gazetesinin sahibi ve İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Bey (Soydan), Michelaere, Lapin ve başka siyasetçilerin katıldığı bir uyuşturucu toplantısı düzenlendi. Amaç, afyon üretiminin darbe almasını engellemek ve resmî korunma yollarını (yani uyuşturucu tacirleri-siyasetçi-yargıç bağlantılarını) kurmaktı.

Aynı yıl devlet, göstermelik bir hamleyle Michelaere’i sınır dışı etti, Kuzguncuk’taki Sico’nun yönetimini dünya çapında uyuşturucu kaçakçılığıyla nam salmış Taranto ailesi ele geçirdi. Tarantolar, fabrikayı güvence altına almak için şirketin, Cumhuriyet Gazetesi sahibi ve başyazarı Yunus Nadi’yi geçirmek istediler. Yunus Nadi, siyasî nüfuzunu kullanarak elde ettiği rantla tanınıyordu. 1922’de, aralarında Kılıç Ali, Şükrü (Kaya), Tunalı Hilmi gibi isimlerin bulunduğu 54 milletvekili ve 37 tüccarla birlikte Türkiye Millî İthalat ve İhracat AŞ’yi kurmuştu. İlişkilerini kullanarak Almanya’dan ithalat ayrıcalığı elde etmişti ve karşılığında Cumhuriyet gazetesinde Nazizm propagandası yapıyordu. Ancak Nadi, iktidarı da sıkça eleştiren Arif Oruç gibi gazetecilerden gelen tepkiler üzerine uyuşturucu şirketinin yöneticisi olmaktan vazgeçti.

“TC Uyuşturucu Maddeler İnhisarı (Tekeli)”

Devletin işlediği afyon, siparişlere göre, üzerinde T.C. Uyuşturucu Maddeler İnhisarı yazan sandıklara yerleştiriliyordu. CHP, Aralık 1932’de dünyada uygulanan politikalarla paralel bir dizi düzenleme yaptı. Bunların kanunlaşması ve Milletler Cemiyeti’ne bildirilmesi süreci, uyuşturucu lobisiyle karşı-lobi arasında büyük bir çekişme sonucu zorlukla gerçekleşti. Özellikle uyuşturucu lobisinin adamı içişleri bakanı Şükrü Kaya’nın engelleme gayretleri kayda değerdir. Sonunda 31 Mayıs 1933’te TC Uyuşturucu Maddeler İnhisarı (Tekeli) kuruldu. Uyuşturucu satışı devletin tekeline geçti; devlet artık resmen uyuşturucu satıyordu. Bu tekel, daha sonra 1937’de, bugün hâlâ var olan Toprak Mahsulleri Ofisi’ne (TMO) dönüştürüldü.

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
HKCB
2012-11-07 08:49:08
Kari kiz satarak genelev acan, alfabesini deyistirerek kulturunu satan, Giyim kusamini deyistirirek namusunu nu satan bir devletin uyusturucuda satmis olmasi hicte tuhaf bir durum deyil diye dusunuyorum.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim