• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 21 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Atatürk Gece Vakti İzmir'de İmam Aramış!

Atatürk Gece Vakti İzmirde İmam Aramış!
"Bazı gerçekleri açıklamanın artık vakti geldi" diyen Latife Hanım'ın yeğeni Mehmet Öke, 86 yıl sonra teyzesi ve eşi Atatürk'e dair bilinmeyenleri anlattı...

 

 

 

 

 

Hint Müslümanlarından gelen paralar niçin Kurtuluş Savaşı'nda harcanmadı ve İş Bankası'na sermaye oldu? Enver Paşa'nın Mustafa Kemal ile arasındaki husumetin sebebi aslında neydi? Atatürk Vahdettin'e niçin, "sakın bu savaşa son vermeyin" dedi? Mustafa Kemal Anadolu'ya giderken Vahdettin'e ne sözü verdi? Atatürk'ün çocuğu var mıydı, çocuğu olmuyor muydu? Latife Hanım Fransa'dan Türkiye'ye hangi gizli belgeleri getirmişti? Atatürk annesinin cenazesine neden gitmedi, neden onun ölümünden bir hafta sonra evlendi? Latife Hanım'ın akrabaları devlet kadrolarına alındı mı? Latife Hanım'ın babası Muammer Beyin elindeki İş Bankası hisse senetlerini Atatürk yarı fiyatına niye geri aldı? Lozan'a kimler karşı çıktı ve bunun için kim öldürüldü? Latife Hanım'ın Çankaya adına Lozan'a gönderdiği şifre neydi? Türban konusunda Latife hanım neden, "emirle devrim olur ama emirle evrilme olmaz" dedi? İsmet Paşa ve Fethi Bey neden yumruk yumruğa kavga etti?

Buna benzer yakın tarihte cevabı aranan pek çok soruya ışık tutacak hatıraları Latife Hanım'ın yeğeni Mehmet Sadık Öke, "Bazı gerçekleri açıklamanın artık vakti geldi" diyerek gazeteci yazar Fatih Bayhan'a anlattı.

Latife Hanım'ın yeğeni Mehmet Sadık Öke'nin bir çoğunu ilk kez dile getirdiği 86 yıldır aile sırlarını anlattığı anılardan oluşan Teyzem Latife adlı eser Pegasus Yayınlarınca neşredildi. Kitapta Cumhuriyetimizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk'ün özel hayatına dair pek çok konu da yer alıyor. Bu konulardan biri de hiç şüphesiz Atatürk'ün resmi evliliklerinin yanı sıra metres ilişkisi kurmak istediği iddiaları...

Öke'nin hatıralarından anladığımız kadarıyla Atatürk hem Latife Hanım'a hem de onunla evlenmek için ayrıldığı eşi Fikriye Hanım'a bir nevi metres hayatı yaşamayı teklif ediyor... Ancak her iki kadını da Atatürk'ün teklifine hayır cevabı veriyor...

Haber 7 kitap sayfası ekibi olarak, raflara yeni çıkan kitabın ilgili bazı bölümlerini özel izinle yayınlayarak size ulaştırıyoruz...  Kitabın muhtelif sayfalarından sizler için derlediğimiz anı kırıntılarına göre söz konusu mesele kitaba bakın nasıl yansımış:

ATTİLA İLHAN'IN LATİFE HANIM'IN BABASI İÇİN YAZDIĞI METRESLİ ŞİİR 

"Aslında belki de meseleyi şöyle açıklamak lazım: Mustafa Kemal’in etrafında tabii ki kadınlar olacak. Atilla İlhan’ın Latife Hanım’ın babası için yazdığı harika bir şiiri vardır, ‘Karantinalı Despina’ diye. Karantinalı Despina’nın –güzelliği ile meşhurdur– Muammer Bey’in dostu, metresi olduğu söylenir. Bu o zamanın beyleri arasında bir toplumsal statüdür. Bir dosttur ama kapatma manasında dost değildir veya gerçekten bir metres değildir. Sosyal statü gereğince metreslikten tabii ki aile hoşlanmaz. Bunun söylenmesinden de pek hoşlanmaz.

Elbette ki Mustafa Kemal’in de bazı kadınlarla ilişkileri olabilir. Erkek yapısını bilmeyen bir kadın değildir Latife Hanım. Elbette ki bir evlilikte ihanetin olmaması esastır, olmaması beklenir. Siz Reisicumhursunuz, meclis başkanısınız, vatanı kurtaran kişisiniz ve o kadar da yakışıklı bir adamsınız, elbette ki size meyil eden, sizi cezbetmeye çalışan kadınlar olacaktır. Bunlara karşı bir kıskançlık geliştirmesi de doğaldır ama özünde bir erkeğin etrafında, hele hele harem geleneğinden gelen bir ülkede bir sürü başka kadının olmayacağını düşünecek bir kadın değildir Latife Hanım.

Muammer Bey bütün bunları bir iş adamı, akıllı bir iş adamı öngörüsüyle kızından daha açık, daha iyi bir şekilde gör müştür. Çünkü kızı âşıktır ve âşık olan bir kişinin bazı şeyleri önceden görebilme ihtimali zayıftır. Zira aşkın gözü kördür. En azından, âşık insanların çeşitli durumları tam bir sarihlikle görmesi, algılaması mümkün değildir. Yoksa aşkın kodlarının deliliğin kodlarıyla hemen hemen aynı olduğu tıbben söylenemezdi herhâlde.

Teyzem Latife

NAZIM HİKMET'İN MİNİCİK KADINI DA ASLINDA LATİFE HANIMMIŞ!

Fatih Bayhan: Ünlü bir filozof der ki, ‘Her kadın babasına benzeyen bir erkekle evlenmek ister’.

Evet, çok da güzel bir söz bu. Nazım Hikmet de şiirinde mavi gözlü devin ve minicik kadının hikâyesini anlatır; her ne kadar kendi eşine yazdığı iddia edilse de, aslında onu Latife Hanım için yazmıştır. Kendi karısı Piraye Hanım minicik değildi, uzun boylu kadındı. Biz bunu biliyoruz çünkü Nazım Hikmet’in babası, Süreyya Paşa’nın sahibi olduğu Kadıköy’deki meşhur Süreyya Operası’nın müdürüydü. Ayrıca Nazım Hikmet Latife Hanım’ın dayısı Naci Sadullah’ın en yakın arkadaşıydı. Dolayısıyla biz şiiri kime yazdığını gayet iyi biliyoruz....

İki kıtası daha var şiirin, son kıtası Piraye Hanım’la evlenmek istediği zaman eklenmiş. Şiirin üçün cü kıtasında, minnacık kadının devin yolunda yorulunca kısa boylu şişman bir adamla ebruli hanımeli açan evden içeri girdiği söyleniyor. Bu ev İzmir’deki evdir. Hatta Ayaspaşa’daki ev de ebruli hanımeli ve mor salkımlı bir evdi. Kısa boylu adam da babası Muammer Bey’i simgeliyor.

***

LATİFE HANIM ATATÜRK'E "EVLENİRİM AMA METRESİM OLMAM" DEMİŞ

"Gerek Lord Kinross’un, gerek daha başka yazarların belirttiği gibi; Mustafa Kemal, Beyaz Köşk’te Latife Hanım’dan o kadar etkileniyor ki, beraber olmak istiyor. Ancak Latife Hanım tabii ki asla bunu kabul edebilecek yapıda biri değil.

Hikâyeyi geniş anlatmak gerekirse; bu konuşmalar esnasında bir gece birbirlerine ilgilerini ifade ediyorlar. İlk önce Latife Hanım ilgisini söylüyor. Paşa’nın yaveri Salih Bey’e ertesi sabah ifade ettiği gibi, “Devir değişti Salih. Artık kadınlar aşklarını önce söylüyor.”

Ancak Armstrong’un ve Lord Kinross’un da kitaplarında belirttiği gibi, Latife Hanım onunla evlenebilirdi ama metresi olamazdı. Anneannemin 1984 yılında Yalçın Pekşen’e verdiği röportajda, “Bizim aile öyle bir aileydi ki evlilik bağı dışında hiçbir şekilde birlikte olamazlardı,” şeklinde anlattığı üzere başka türlü bir birliktelik imkânsızdı.

ATATÜRK NİKAH İÇİN GECE VAKTİ İZMİR'DE İMAM ARAMIŞ

Mustafa Kemal Paşa birliktelik teklifini bir adım ileri götürmeye karar vererek, gece vakti İzmir sokaklarına çıkıp bir müftü bularak imam nikâhı ile evlenmeyi teklif etmiş. Ancak Latife teyzem babasının olmadığı bir ortamda gerek kendisinin, gerekse Paşa’nın onuru açısından bunu kabul etmemiş. İzmirliler, Türkiye ve dünyanın gözü önünde bunun yakışık almayacak bir hareket olduğunu belirtiyor. Kendisinin İslam dinine göre reşit olup istediği kişi ile evlenme hakkına haiz olmasına rağmen, babasının ve ailesinin onayı olmadan bunu yapmayacağını ve gizli tutulacak bir imam nikâhını kabul edemeyeceğini açıkça söylemiş.

ATATÜRK, LATİFE'Yİ ÖPMEK İSTEYİNCE...

Paşa ikinci defa ısrar ederek, aşkını, beğenisini ve düşüncesinin ne kadar derin ve gerçek olduğunu göstermek için Latife Hanım’ı öpmek üzere eğilmiş. Bunun üzerine Latife Hanım, terastaki büyük mermer masanın üzerinde duran esir komutan Trikopis’in beylik tabancasını kaparak havaya üç el ateş etmiş ve Paşa’ya, eğer buna devam ederse dördün cü kurşunla kendisini vuracağını, zira Paşa’nın bu memlekete elzem olduğunu ancak kendisinin önemsiz olduğunu söylemiş.

Bu sırada koşup gelen korumalar ve yaverlere Paşa, ata binen, fayton kullanan Latife Hanım’ın iyi bir silah atıcısı olduğunu söylemesi üzerine iddiaya girdiklerini söylemiş. Deneme yaptıklarını ve İzmir’de böyle iyi silah kullanan hanımlar varken, Yunanlıların zaten savaşı kaybedeceklerinden emin olduğunu söyleyerek hem espri yapmış, hem Latife Hanım’ı onurlandırmış ve gelenleri geri göndermiş.

Paşa hayranlık ve şaşkınlık karışımı bir şekilde, “Bunu gerçekten yapar mısınız?” diye sorunca, “Siz savaşlar kazanmış bir komutansınız, saldırmayı da, ricatı da ne zaman yapacağınızı bilirsiniz. Siz durabilirsiniz ama ben sadece genç bir kızım, siz durmazsanız ben de duramayabilirim,” demiş ve eklemiş, “O zaman siz de ben de içinden çıkılmaz bir duruma düşeriz. Ama ben Latife Uşşakiyim, öyle ya da böyle canıma kıymak pahasına da olsa sizi durdururum ama size kıyamam,” demiş.

Latife Hanım’ın bilgisine, terbiyesine zaten hayran olan Paşa bu cevap üzerine kendisine meftun olarak, “Sana inanıyorum Latif,” dedikten sonra (ilk olarak burada Latif demiş) ciddileşerek “O zaman ‘Küçük Hanım’ İzmir’in kurtuluşunun simgesi olan bu tabancayı cesaretinizin bir nişanesi olarak size hediye ediyorum. Zatı âlinize bir kasıt olduğunda kullanırsınız. Ancak bir daha benden size bir kasıt gelirse rica ederim kendinizi değil beni vurunuz. Zira sizin güzelliğinizin ve memlekete ileride çok faydalı olacağına inandığım zekânızın ve bilginizin bu dünyadan ayrılma sına gönlüm razı olmaz. Ben ahirete gidebilirim ama gittiğim her yere senin sevgini ve kara gözlerini, kara kalbinle beraber (evlilik teklifini reddetmesini kastederek) götürürüm,” demiş. Latife teyzem bu romantik laflar üzerine yumuşamış ve kendisinin de onu sevdiğini ama bu şekilde olmasının imkânsız olduğunu söylemiş.

Muammer Bey’in olmadığı bir ortamda Latife Hanım’ın, imam nikâhı ile dahi olsa böyle bir birlikteliği kabul etmesi, karşısındaki kişi Mustafa Kemal dahi olsa mümkün olmayan bir şey. Bu ifadenin çok büyük bir problem yaratacağının farkındayım. Bazıları bundan hoşlanmayabilir, imam nikâhı ile alır mıymış, almaz mıymış, öyle miymiş, böyle miymiş diye. Zaten o devirde başka nikah türü yok. Bu bilgiye ulaşmış bazı yazarların da belirttiği gibi, gizli kalacak bir beraberlik teklifi var ama bunun reddedilmesi de var. Bunun üzerine resmi evlenme teklifini İzmir’den ayrılacağı gün yapıyor. Bu evlenme teklifinde, Latife teyzemin de anlattığı gibi, dört gün boyunca konuşuyorlar ve “Fikir birliğine vardık,” diyorlar. Tabii bunu 1920’lerin adabında değerlendirmek gerekir. 1922-1923 yıllarında bunu yabancı bir gazeteciye anlatırlarken kullanılan dil, bugünkü dilden çok daha farklı. Elbette bir karı-kocanın fikir birliğine varması gerekir.

***

FİKRİYE HANIM KÖŞKÜN KAPISINA DAYANDIĞINDA...

Gözlerden kaçan önemli bir başka detay daha var. Fikriye Hanım, Köşk’ün kapısına dayandığında Paşa ve eşi Latife Hanım’ın Çankaya’da olmadığı kendisine söyleniyor. Ancak Gazi ve Latife Hanım o sırada Köşk’ün üst katında misafirleri Fethi Bey ile Galibe Hanım’ı ağırlıyorlar, birlikte kahvaltı yapıyorlardı. Galibe Hanım’ın anlattığına göre silah sesi geldiği zaman, suikast girişimi olduğu endişesiyle hanımlar masanın altına saklanmışlar. Bu durum, Paşa ve eşinin aslında Fikriye Hanım’ın köşke ikinci gelişinden haberleri olmadığını gösteriyor, onun ispatıdır.

Daha sonra Fikriye Hanım’ın yeğeninin anlattığına göre, babası (Fikriye Hanım’ın kardeşi) hastaneye gittiğinde Fikriye Hanım ölmüştü. Babası, oradaki hastaların, sırtından vurulan bir kadının getirildiğini ve sürekli, “Alçaklar beni vurdular,” diye bağırdığını söylediklerini anlatıyor. Yine hastaların anlatımına göre kurşun deliği elbisesinin sırt kısmındaymış. Sonra Fikriye Hanım’ın kardeşine bu olayı fazla kurcalamaması söyleniyor. Gelibolu’da kaldığı yerdeki özel eşyaları, mektupları, günlükleri gizemli bir şekilde ortadan kayboluyor. Tabii şurası da çok acıdır ki, bu olay gazetelerde, “Paşa’nın uzak bir akrabası maalesef intihar etmiştir,” diye yazılıyor...

ATATÜRK LATİFE HANIM'A FİKRİYE DİYE SESLENDİ...

Fatih Bayhan: Aslında Fikriye Hanım’ın ikinci defa gelişinin sebebi, Mustafa Kemal Paşa’nın ona İstanbul’da bir köşk ve bol para verme teklifini kabul ettiğini söylemek içindir. Emir çavuşu Ali Metin böyle söylüyor.

> Bu arada Ali Metin’in anılarında kendini ne kadar abarttığını, önemsediğini de bilemiyoruz. Olayların tam ne şekilde olduğunu da bilemiyoruz. Ancak Mustafa Kemal gibi zarif birinin Fikriye Hanım’a alelade bir eski sevgili, eski bir metres muamelesi yapacağını düşünmek bir hayli zor.

Fikriye Hanım’ın ölümünden birkaç gün sonra, Mustafa Kemal bahçede köpeklerle oynarken yanlışlıkla Latife teyzeme “Fikriye” diye sesleniyor, bunun üzerine kavga ediyorlar. Latife teyzem çok üzülüyor ve o stresle düşüp bayılıyor. Düşünün ki bir kadın ölmüş, “Ben onun asıl eşiyim,” diye gelmiş, “bu köşkün hanımefendisiyim,” demiş. Bu kadar karmaşanın içinde 24 yaşındaki bir kadından toplum olarak çok fazla şey bekliyoruz herhâlde. Bu kavgadan sonra şöyle bir şey söylüyor Latife teyzem –Salih Bozok’un anılarında var– “Fikriye’yi sen öldürdün ama beni öldüremezsin,” diyor. Bu, ‘ölümünden dolaylı olarak sen sorumlusun’ anlamına geliyor. “Benim kendimi koruyacak silahlarım var.” Bu silahlar entelektüel silahlar. Bu tamamen bir kadın dayanışmasıdır. Herkes bunu yanlış anlıyor. Bu tamamen ruhani bir öldürmedir. Erkek hegemonyasının, erkek davranış biçiminin bir kadını zorlamasıdır. Latife Hanım’ın üslubu tamamen Fikriye Hanım’ı savunma güdüsüdür. “Mademki onu o kadar seviyordun, neden onunla evlenmedin?” diyor. “Evlenseydin onunla. Neden onun başını yaktın, neden benim de başımı yaktın?” diyor. Bu, biliyorsunuz kavga konusu oluyor. Bunun üzerine ailesini, anne ve babasını çağırıyor. Mustafa Kemal de, “Ben Fikriye ile evlenmeyerek, seninle evlenerek düşüncemi göstermiş oldum,” diyor.

***

Bakın burada bir kadın duyarlılığı var. Bir kadın erkekten gelen bu kadar basit bir lafı kabul etmez: “Ben seninle evlendim, düşüncemi gösterdim.” Bu çok ruhsuz bir davranış çünkü erkek için elinin kiri; “Bitti” deyince eski ilişkisi bitmiş oluyor. Latife Hanım da bunu kabul etmiyor, diyor ki; Fikriye’ye bunu yapmamalı. Bir ilişki erkek için bitse de bir kadının duygu dünyasında devam eder, kolay kolay bitmez. Madem böyle olacaktı, yapmamalıydı.

Fikriye Hanım kalsaydı, Latife Hanım da bunu kabullenseydi ne olurdu? Kalsaydı medeni evlilik hayatının tesis edilmesi mümkün olmayacaktı. Onun için bu çok zor. Bu olaydan sonra, dediğim gibi babasını, annesini çağırıyor. Gizli bir şekilde çağırıyor. Anne baba geliyor ve Latife teyzem boşanmak istediğini söylüyor onlara. Burada çok önemli bir şey vardır. Latife teyzemin dediğine göre annesi, babası Mustafa Kemal’den yana çıkıyorlar. Tabii evlilik kurumunu korumak açısından böyle bir şey oluyor. O da annesine diyor ki, “Siz bana diyorsunuz ki, sen bir kaplan ile evlendin, kaplana gem vuramazsın. Siz, Kemal kaplanını kuvvetlendiriyorsunuz ve Latife tavşanını güçsüzleştiriyorsunuz”. Adeviye Hanım’a, “Ben kaplana gem vurmak istemiyorum, ben bu kafeste bu kaplan ile beraber yaşamaktan memnunum, amma velâkin ben kaplanın pençelerinden kendimi korumaya çalışıyorum. Siz bana yardım edeceğiniz yerde, ondan yana çıkıyorsunuz,” diyor. Annesi ve babasıyla aralarında böyle bir konuşma geçtiğini Mevlana Çelebisi Velid Efendi’ye de söylemiş. O da, “Her genç kız evlenirken başka şeyler hayal eder ama sonra evliliğin gerçeklerini kabul etmek zorunda kalır,” demiş. Fakat Latife teyzem mücadeleci olduğu için bunu kabul etmek istemedi. Bu düşünceyi alaturka ve geri buldu, kendi bildiğince bununla savaştı.

Konuyla ilgili ayrıntıları ve yukarıdaki sorunların cevaplarını Teyzem Latife isimli kitapta bulabilirsiniz. Kitapla ilgili teknik bilgileri görmek için bu linki kullanabilirsiniz..

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim