• BIST 81.712
  • Altın 147,483
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 8 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

Atatürk Diktatör müydü, Değil miydi?

Atatürk Diktatör müydü, Değil miydi?
Rasim Özdenören o kritik konuyu yazdı: Atatürk diktatör müydü, değil miydi?

"Millî Mücadele'nin zaferle neticelenmesi üzerine, kontrol vazifesinin Şef (Mustafa Kemal) tarafından beğenilip seçilen mebusların omuzlarına yüklenmesiyle bu murakabe cihazı yavaş yavaş paslanarak zamanla adeta işlemez hale geldi. Gerçi Meclis komisyonları hiçbir iş görmüyor değildi. Ama devletin ana davalarına ait meseleler hep yukarıdan halledilmiş bir halde geliyor, kanunlar büyük bir çoğunluğu itibarile Cumhurbaşkanı'nın veya Başvekil'in işareti üzerine hükümet tarafından hazırlanarak Meclis'e sunuluyor ve Meclis, daha ziyade teferruat kabilinden işler üzerinde fiili bir tesirini gösterebiliyordu. İşlerin gidişinden memnun olmayan milletvekilleri muhalefetlerini Meclis kürsüsünde değil, ahbap meclislerinde yapıyor, Meclis'te kararlar hemen daima ittifakla veriliyordu: Bir vekil ne zaman sorguya çekilecek olsa verdiği izahat alkışlarla karşılanarak mesele kapanıyordu. / Öyle anlar geldi ki, Meclis üyelerinin vicdanen yüzde doksan muhalif oldukları kanunlar ittifakla tasvip olundu. Mesela Anayasa'nın Türkçeleşmesi bahsinde, yeni metne gerçekten taraftar olanların sayısı en geniş bir tahminle yüzde onu geçmiyordu.

Mebuslar, kendi aralarında olduğu kadar dost meclislerinde de yeni terimlerle alay etmekten kendilerini alamıyorlardı. Ama müzakereler esnasında muhalefetlerini sözle belirtmek cesaretini gösteren bir iki kişinin bütün gayretlerine rağmen kanun yine ittifakla tasvip olunarak Meclis'ten geçti. Çünkü Şef'in böyle istediği biliniyor, bu isteğe karşı gelinemiyordu."

Bu satırların yazarı, azat kabul etmez bir Kemalist olan Yaşar Nabi, birkaç sayfa öncesinde de "Diktatörlük bir zaruretti" başlığını attığı parçada şu görüşlere yer veriyordu:

"İşte bütün bu hakikatleri göz önünde tuttuğumuz içindir ki, Cumhuriyet'ten sonra kurulmuş olan Şef sistemini (ki başlıkta bunun diktatörlük olduğu belirtiliyor) memleket için bir kayıp saymıyoruz. Demokrasi usulile normal bir rejimi yürütmek mümkündür ama kısa zamanda büyük inkılâplar başarmak zorunda olan geri bir memleketi demokrasi ile idare etmeye kalktınız mı orada büyük işler görmekten ümidi kesmek lazımdır. Atatürk bu zarureti idrak ettiği için, inandığı ve sevdiği demokrasi rejiminden biraz uzaklaşmak zorunda kaldı."

Bu satırların biraz altında da "İnönü'nün rolü" başlığını taşıyan parçadaysa şu görüşler yer alıyor:

"Atatürk'ün ölümünden sonra Tek Şef sistemini değiştirmek mümkün olabilirdi. Celal Bayar, Başvekil sıfatile bu cereyana önayak olsaydı demokratik rejime belki de daha o zamandan kavuşabilirdik. Ancak, İstiklal Savaşı'nda ve Cumhuriyet devrindeki mevkii ve başarılarile memlekette nüfuz ve itibarı pek yüksek olan İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı'na ittifakla seçilmesi suretile Meclis, Şef sistemine sadık kalmayı tercih ettiğini gösterdiği gibi, İnönü'yü hep bir ağızdan Millî Şef ilân eden söz ve yazılara karşı hiçbir itiraz sesi yükseltmemek suretile millet de vekillerile aynı fikirde olduğunu, kurulmuş nizamın eski usulde devamına taraftar olduğunu zımnen belirtmiş oldu."

Tekraren belirtelim, bu satırlar azat kabul etmez bir Kemalist ve İnönücü olan müteveffa Yaşar Nabi'nin Nereye Gidiyoruz adını taşıyan kitabından alınmıştır (Varlık Yayınları, İstanbul 1948, s. 16-19).

Yaşar Nabi'nin, Mustafa Kemal'in diktatörlüğü ve onun Ebedî Şef unvanı üzerine söylediklerini bir yana bırakalım. İnönü'nün Millî Şef unvanını milletin kabul ettiğine ilişkin söylediği tümüyle havada kalıyor. Gizli oy açık tasnif usulüyle gerçekleştirilen 1946 seçimlerini göz ardı etsek bile, 1950 yılı 14 Mayıs'ında Demokrat Parti'nin ezici çoğunlukla iktidara gelmesini nereye koymalı "Millî Şef"in kabul gördüğü noktasında?

Meselenin püf noktası, bugünün CHP'lilerinin içlerine sindiremeseler bile (hırçınlıklarından anlaşılıyor bu), onlardan daha sıkı bir Kemalist ve İnönücü olan bir kalemin 1948 yılında açık yüreklilikle gerçeği itiraf etmesinde tebellür ediyor.

Burada, daha da önemli ve ilginç olanı belli bir zihniyetin tezahürüdür, ki o da, benim diktatörüm iyidir diyen ve ilkeli olmayı hiçe sayan telakki tarzıdır..


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • TSK'dan Kuzey Irak'a Hava Harekatı!12 Ocak 2017 Perşembe 11:13
  • Davutoğlu'ndan Darbe Komisyonu'na Yanıt!12 Ocak 2017 Perşembe 11:08
  • Kıbrıs Haritaları BM'nin Kasasında!12 Ocak 2017 Perşembe 10:33
  • CHP Bunu da Yaptı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:29
  • Amerika'dan Skandal! PYD’yi Masada İstiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:25
  • Rusya’dan Vize Atağı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:21
  • Irak, Nükleer Programa Geçiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:18
  • Başika’da Kalacağız!12 Ocak 2017 Perşembe 10:14
  • Diyarbakır'da 13 Köyde Sokağa Çıkma Yasağı!12 Ocak 2017 Perşembe 09:43
  • ABD'ye Terör Tepkisi!12 Ocak 2017 Perşembe 09:29
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim