• BIST 90.118
  • Altın 146,473
  • Dolar 3,6280
  • Euro 3,9373
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 15 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

ATAİST BOK!(+18)

Fatih Tezcan

İthaf:

Başlık,

“DAĞA ÇIKANI DA
DAĞA ÇIKARTANI DA DAĞDAN İNDİRENİ DE ASACAĞIZ!”

sloganlarının sahiplerine;

Hikaye,

kahramının, halkının ve hatta ırkçı kandırmacalarla karşısına getirilmiş ama mahşerde kendisiyle omuz omuza Kemalist zalimlerden hesap soracak insanların ruhlarına ithaf olunur!

İzah:

Bu hikaye, olanların ancak çok az bir kısmını ihtiva edebilmiştir…

Bu hikaye,
“Kimler dağa çıktılar?”
veya
“Kürtler neden dağa çıktılar?”
veya
“Onları kim dağa çıkartmış oldu?”
sorularının onlarca cevabından yalnızca biridir!

Midesi veya kalbi veya kafası zayıf olanların hiç başlamamaları tavsiye olunur!

Başlığın yanındaki ‘+18’ uyarısı semboliktir,
zira Kürt Bölgesi’nde yapılan zulümler herhangi bir yaş sınırı taşımamıştır.

İçerikteki küfürler ve radikal kelimeler için gelecek olası eleştirilere evvelden savunma yapmak gerekirse de yapmayacağız, zira bu küfürler ve tüm işkenceler edileli onlarca sene olmuş, Atatürk devrimlerinin sözü edilmeyen kazanımlarından olan PKK ile girişilen savaşta on binlerce Türk ve Kürt insanı canını vermiştir.

Savunma yapması veya özür dilemesi gerekenlerin iyi tesbit edilmesi gereklidir.

Bu yazının bitirildiği 29 Ekim gibi tüm ‘bayram’ların iyi sorgulanması,
bu sistemin hangi güçlere ne sözler verilerek kurulduğunun iyi araştırılması
ve nihayet Kemalist diktatörlük sisteminin ne acılar pahasına ayakta tutulmaya çalışıldığının fark edilmesinin gerekli olduğu gibi…

‘İhtiyaç halinde’ devam edebilecek bir serinin belki de ilk yazısı olan bu hikayenin amacı, Kemalist diktatoryanın ve asalak medyasının o veya bu şekilde hüküm sürdüğü şu memlekette, çevresinden ve misyoner medyadan edindiği yarım yamalak ve tamamen ırkçı bilgilerle az veya çok ‘Kürt Düşmanlığı’ sahibi olan kimselerin, bir nebze de olsa, empati duygularını kullanacaklarını ümit ederek toplumsal yakınlaşmada pay sahibi olmaktır.

Esasen bu ümit, vicdanlı Müslüman bir Türk yazarın hissiyatı değil,
ülkenin en büyük sorununun Kemalizm olduğu gerçekliğinin anlaşılmasının biraz empatiyle, biraz “ideoloji değil insan!” odaklı akıl yürütmekle mümkün olabileceğine olan güvendir.

…
ATAİST BOK (+18)

Kemalist Darbe sonrası dönem...
1982 senesinde, Diyarbakır Cezaevi’nde bir gün…
…

Öğle ezanı okunuyordu.
Komutan adamı çağırdı.
Oysa adam abdest almayı düşündü.
Daha önce bu isteği için dayak yemişti.
Bir keresinde sidikle abdest aldırılmıştı…
Bir pislik çıkmasın diye genellikle teyemmümle namaz kılardı…

Bugün daha bir güzel ibadet istiyordu ve abdest için zemin kolluyordu ama askerler gelmişti...
Komutan çağırıyordu…
Adam yine korktu...
Yine mi bir şey vardı yine mi!



Askerlerle koğuştan çıktılar...
Komutanın önüne getirildi...



Komutan şöyle bir süzdü adamı ve ilk sözü ‘naber lan si.tiğimin Kürtçüsü” oldu...

Adam ‘Apocu’ bilinmekteydi…
Ne komik ironidir ki oysa ateist Apo kimdir, bu tam olarak bilinmemekteydi...

Kurtuluş Savaşı’nda İslam adına yalvar yakar babalarından yardım dilenen ve alan ama sistemi kurduktan sonra verdiği tüm sözleri ‘unutan’ Ataist diktatörlüğün on senelerdir red ve inkar ettiği kimliğine ve haklarına sahip çıkmak istemekti adamın ‘suçu’!


Adam ne ateist ne ataist, sadece tüm kimliklerinin farkında olan insan oğlu insan, Müslüman bir Kürttü.

Töresinde küfretmek yoktu.
Sevmiyordu ama bu küfür diğerlerine göre çok hafifti…
Adam çekinerek de olsa “eyiyem gomutan ama sövme yine yaw” diyebildi.
Komutan “Kime sordunuz lan Allah’a isyan ederken de sövme diyon lan şerefsiz” dedi.
Adam “Biz hiç Allah\'a isyan etmemişiz gomutan” dedi.
Komutan güldü.
“Malsın oğlum işte malsınız hepiniz bir seferde anlayabilen yok ki hayvanların içinde” dedi…
Adam sustu.
Ve komutan Allah’ı tanıttı:
"Oooğlum her mekanın Allahı vardır!
Bu vatanın Allahı Atatürk ulan!
Piç sürüsü!
Farkında olmuşsun olmamışsın bana ne a.ına koyduğumun evladı siz Allah’a isyan ettiniz haberiniz yok!
Gelmiyoruz diye yokuz sandınız Kürdistan hayallerine daldınız ama bak ne oldu sonunuz yavşaklar!” dedi…

Ne köpek havlaması ne saat dakikası ne mahkum sesi, ortamda çıt çıkmıyordu…
Komutan yanındaki yaverine dönerek “Yahu istemesem bile şiir gibi konuşuyorum bazen he” dediğinde askerlerden ‘espriye’ küçük bir gülme sesiyle cevap geldi…
Adamın bu sözlere vereceği bir cevap tabiî ki yoktu.
Bir izah yapmak veya cevap vermekmiş, bunlar hayal bile edilemeyecek işlerdi…
Aklından “Ama biz bir fişek bile atmamışız! Bu nasıl isyan gomutan” demek geçti ama bunun hiçbirşeye fayda etmeyeceğini biliyordu…

Daha fazla işkenceden başka…

Komutan “Aç mısın lan?” dedi...
Adam “Yok gomutan” dedi.
“Olsun, fazla yemekten n’olcak oğlum lan” dedi komutan sırıtarak…
Adam komutanın kinayesinden ve önündeki ‘yemekten’ anlıyordu ne olacağını…
Komutan sohbetin bittiğini anlatmak istercesine yüksek sesle “hazır ol!” diye haykırdı!
Adam hiç hazır değildi ama oldu!
Komutan adama ‘Bok yenecek, ye!’ dedi.
Adamın önündeki tabakta hapishanenin kurt köpeğinin dışkısı vardı.
Yüzlerce kez kendilerine saldırtılan, onlarca defa ısırtıldıkları köpeğin dışkısı sıcağın etkisiyle kıvrımlarını yitirmiş ama tam cıvımamıştı.
Adam buna daha önce de mecbur bırakılmıştı, yapması gerekeni biliyordu.
Çömeldi, bok dolu tabaktan bir kaşık bok aldı.
Kalktı, kaşığı ağzına götürdü.
Elleri yine titriyor, gözlerinden yine yaşlar geliyordu.
‘Yavaş’ davrandığını gören komutan, ‘Çabuk ye ulan!’ diye haykırdı.
Komutanın elinde tasma vardı.
Tasmanın ucunda çıldırmışçasına havlayan ve ileri atılmak isteyen simsiyah bir köpek vardı.
Bir köpeğin emrindeki bir komutanın elindeki bir köpeğin korkutmasıyla iyice korktu adam!...
Sessizliği bozan sadece köpeklerin havlamaları ve koğuştaki arkadaşlarından bazılarının engelleyemedikleri hıçkırıkları oluyordu.
Adam bok dolu kaşığı ağzına götürdü.
Ağzını açtı.
Bok dolu kaşığı ağzına soktu.
Ağzını kapattı.
Kaşığı geri çekti.
Bokların suları dudaklarından uzun ve taranmamış sakallarına akıyordu.
Kaşığı tabağa koymak üzere eğildi.
Koydu, kalktı.
Komutan ‘Hazır olunu bozma ulan!’ dedi.
Zaten bozmayacağını biliyordu.
Saatlerce bok ağzında kaldığı olmuştu.
Bu kez komutanın acelesi vardı, ‘O yemek bitecek, Ye!’ dedi.
Adam ağzındaki boku çiğnemeye başladı.
Adam hüngür hüngür ağlamaya başladı.
Komutan ‘Karı gibi ağlama ulan orrrospu çocuğu’ dedi.
Adamın 3 oğlu 1 kızı vardı.
Onlar aklına geldi çünkü küçük kızı yemediğinde annesi \'O yemek bitecek\' derdi...
Adam küçük bir çocuk gibi ağlamasını kesmeye çalıştı.
Ama dudakları titriyordu…
Çenesini daha hızlı oynatmaya başladı.
Tecrübelerinden biliyordu ki bokun suyunu ağzından sızdırıp katısını bir seferde yutmayı başabilirse ‘ucuz atlatmış’ sayılabilirdi.
Denedi.
Yine olmamıştı.
İlk bok lokmasını yuttuktan sonra kustu.
Komutan güldü.
‘Yine kustun lan salak’ dedi.
Köpek çıldırdı!
Komutan adama ’kusmuk yenecek, ye!’ dedi.
Adam ağlıyordu, hıçkırıkları ortalığı inletiyordu.
Bastıramayacağı tek ses köpeğin sesiydi.
Kusmuğa doğru eğilemedi.
İçinden gelmiyordu!
Komutan köpeğin tasmasını biraz saldı.
Köpek adama çok yaklaşmıştı.
‘Kustuğun gibi yiyeceksin ulan! Ben mi kustum piç!’ dedi komutan…

Herkes biliyordu ki bu hapishanede bu komutanın dediği her şey oluyordu.

Komutan her zaman
“Burada Allah mallah yok! Buranın Allahı benim! Emrimi yapmayanın Allahını s.kerim!” diyordu mahkûmlara…

Bu sözler gibi onlarcası hapishanenin duvarlarında yankılanıyordu her gün…

Evdeki karılarına, Şeyh Said’e yardım eden babalarına, mezardaki dedelerine, kundaktaki bebeklerine, taptıkları değerlere edilen binlerce iğrenç küfür gibi…


Adam perişan haldeydi…
Gözünden inen yaşlar dudaklarından süzülen dışkı ve kusmuklarla birleşiyordu…

Adam kusmuğuna yine de eğilemedi!

İnsan en kötü durumlarda dahi risk analizi yapan bir varlıktır.
Ama bu durumda riskin ne olduğu belli bile değildi.
Zira daha önce bir çok arkadaşı bu rezilhaneden ölü olarak ayrılmıştı.
Yaşlı bir tanesi çocuğu yaşında insanların ve onlarca kadın mahkumun gözleri önünde kendisine sokulan jopun verdiği acıya dayanamamış, intihar etmişti…
Bir diğeri oruç tutuyor diye dövülmüş, kanalizasyon çukurunda iftar ettirilmiş sonra bağırsakları ezilene kadar dövülerek öldürülmüştü…

‘Kemalist işkence menüsü’ çok zengindi!

Adam “gomutan” diyebildi.
Komutan “Yalvaracak mısın lan piç!” dediğinde adama biraz olsun direnç geldi…

Yalvarmak…
Komutan sıfatlı bu mahluğa?
Kabil değildi…
Adamın beyni çatlayacak gibiydi…
Bir anda ne olursa olmalıydı!
Köpeklerden kurtulmalıydı!

Çok ani bir hareketle kusmuğuna eğildi, kaşıkla daldı ve hızlıca iki kaşık yedi…

Herkes şaşırmıştı…

Komutan dâhildi…

“Allah Allah, noldu lan ağlıyordun lan demin karı gibi he gavat?” dedi...
Hiç cevap vermedi adam…
“Boktan da alacaksın lan bir kaşık” dedi komutan…
Adam, daha ani bir hareketle boktan da hem de tepeleme bir kaşık aldı, ağzına soktu ve yutkundu!

Komutan yere çömelen adamın yanına geldi…

“Siktir git şimdi yerine! Bir daha askerler ‘aranızda konuşmayın, namaz da yok’ dediğinde ters bakarsanız farklı tarife yapacam” diyen komutan elindeki jopla adamın kafasına öyle bir vurdu ki adam yerle bir oldu…

‘Meselenin nerden çıktığı’ anlaşılmıştı…
Bundan sonra ne yapılacağı da anlaşılmıştı…
Sadece bu olayda dahi,
Her şey anlaşılabiliyordu!

Dünyası dönüyordu adamın…

İki asker koğuşuna götürdü…
İçeri girdi…
Ağızları bıçak açmıyordu…
Yalnızca kadınlardan ağlayanlar vardı…
…
Birkaç saat geçince en yakın arkadaşı çekinerek de olsa sordu adama…

“Gardaşım!
Kusmuştun, biz dedik yine ezecekler, öldürecekler, o an ne düşündün de daldın yaw gardaşım?”

Bir kibrit çöpüyle dişlerinin arasındaki bokları çıkartmaya çalışan adam ağır ağır kafasını kaldırdı…
Başındaki acı geçmiş değildi…
Gözlerinde dağları delecek bir öfke vardı…
Koğuş arkadaşları ağzından çıkacak büyük bir merakla bekliyorlardı…
Bu merak sonucunda öğrenecekleri hiçbir şeyi değiştirmeyecekti belki…
Belki sadece acı bin hatıradan sadece birisinin detayı olarak hafızalarına yerleşecekti…
Ama önemli miydi ki…
Kardeşleri, ağabeyleri, yoldaşları, gardaşları olan bu insanın o iğrenç anda neden veya nasıl o kadar asil davranabildiğini öğrenmelerine ne engel olabilirdi ki!

Adam kısık sesle,
“Hatırlıyor musun gardaş?” dedi…
“Bana ‘Yalvaracak mısın lan piç!’ dedi bu şerefsiz!”
“He, duyduk gardaşım! ” dedi arkadaşı…
“İşte aha o kelime beynimi kırdı böle kanımı kaynattı gardaşlar!
İçimden dedim ki,
Ulan kürdün çocuğu kalk ayağa!
Yeter şu şerefsizin havladığı!
Ne et de kalk!
Kalk ve çık bu cehennemden oğlum!
Bunun Allah dediği diktatörün hakiki Allah namına yalvardığı Kürtlerin evladısın sen!
Kalk ve çık!
Nereye nasıl çıkarsan çık!
Ama çık!”
…
Yumruklar sıkılmıştı!
Gözler yaşarmıştı!
Arası bok dolu yüzlerce diş kenetlenmişti!
Çıkılacaktı!
Nereye ve nasıl, ne pahasına olursa olsun!
Çıkılacaktı!

Bu hikâye burada kalmayacak,
bu hayat bu lanet cezaevinde bitmeyecek,
bu kin kalplere gömülmeyecek,
belki bir destana belki bir hezimete belki kirli bir savaşa
ama mutlaka bir mücadeleye girizgah olacaktı!...
…
Az sonra akşam yemeğini yemişlerdi, yemek demek doğru ise...
Ve iki asker geliyordu yine...
Bir kadın ve bir erkek mahkum çağrıldı bu kez...
Başlar düştü öne...
...
On sene sonraki hangi kanlı çatışmaların figüranlarıydı acaba bu mahkumlar...
Yirmi sene sonraki hangi pusuların erketeleri ya da...
Kimse bunları bilmiyordu...

Ama Kemalist diktatörlük, Ataistleşmesini istediği ülkenin bu işkencehanelerinde ne gibi bir çatışmanın temeline kan, ter, bok, çiş, gözyaşı attığını çok iyi hesaplıyordu!...

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim