• BIST 82.976
  • Altın 146,876
  • Dolar 3,7951
  • Euro 4,0443
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 9 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

ASKER SİYASETİN İÇİNDE OLMAMALI

ASKER SİYASETİN İÇİNDE OLMAMALI
'Kürdü Türk, Alevi'yi Sünni, gayri müslimi Müslüman, dindarı Kemalist sayan bir anlayış dayatılmamalı' diyen Siyaset Bilimci Ömer Çaha ile haftanın röportajı...

 

 

 

 

 

 

 

Hükümet, adına en son demokratik açılım denilen bir demokratikleşme sürecini başlattı.  Bu süreç ilginç ilişkiler ortaya çıkarıyor. Roller yer değiştiriyor sanki! En son Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bayram münasebeti ile Doğu sınırında yaptığı açıklamalar siyasetin gündemini belirledi. Daha önce demokratik güçler, askerin siyasi müdahalesine karşı bir muhalefet sergiliyordu. Bugün ise CHP ve MHP sözcüleri, askerin siyasete müdahil olduğunu söylüyor. Merkez medyada da aynı durum söz konusu.

 

Bu konuları siyasetbilimci Ömer Çaha ile konuştuk. Ömer Çaha 1989 yılında ODTÜ sosyoloji bölümünden mezun oldu. 1990 yılında Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde yüksek lisansını, 1993 yılında da aynı bölümde doktorasını tamamladı.2004 yılında siyaset bilimi alanında profesörlüğünü alan Çaha, halen Fatih Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

 

Son olaylar çerçevesinde TSK ve muhalefet partilerindeki rollerin değişimi ve bu değişimin taşıdığı siyasi ironiyi nasıl yorumluyorsunuz?

 

Asker öteden beri siyasetin içindedir. Bunu hepimiz biliyoruz. Ama şimdiye kadarki tavrı genelde statükodan yanaydı. Belki de ilk kez bu kadar net biçimde demokrasiden yana tavır koyuyor. Demokrasiye katkısı açısından değerlendirildiğinde bu duruşu takdir etmek gerekiyor. Ancak sivil siyasetle bürokrasi arasındaki ilişki açısından bakıldığı zaman askerin hiçbir şekilde siyasetin içinde olmaması gerekir. Silahlı kuvvetlerin kendi mecrasında ve kendi görev alanında durması icap eder. Siyasete en ufak müdahalesi, demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan sivil ve siyasi iradenin üstün olması ilkesini sekteye uğratır. Bu bakımdan askerin olumlu veya olumsuz hiçbir şekilde siyasi tavır sergilemesi doğru değildir.

 

Muhalefetin Genelkurmay başkanının tavrına gösterdiği tepkiyi anlamak mümkün değildir. Özellikle CHP, Silahlı Kuvvetlerin şimdiye kadarki siyasi duruşlarına hep destek vermiştir. Hatta CHP yöneticileri bunu rejimin bekası açısından gerekli gördüklerine ilişkin demeçler verdiler zamanında. Silahlı Kuvvetler tarafından ilk defa demokrasi lehine sergilenen tavrın muhalefet tarafından bu kadar bombardımana tabi tutulması ahlaki açıdan da doğru değildir. Asker bugün yanlış yapıyorsa dün de yapıyordu. Ne oldu da dünkü tavrının yüz seksen derece tersi davranıyorsun diye sormazlar mı? Askerin bugün sivil siyasetin ana aktörü olan MHP ve CHP’lilerden, en azından bu iki partinin lider kadrosundan daha fazla demokratik bir izlenim sergilemesi çok ilginç bir olaydır. Sanıyorum bu, üzerinde çok yönlü düşünülmesi gereken bir durumdur.

 

Muhalefetin açılım konusundaki tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Kürt sorunu uzun zaman sol siyasetin gündemindeydi. 1970’ler, hatta 80’ler boyunca bu soruna en fazla sol partiler sahip çıktılar. Ama son on-on beş yıldır CHP giderek milliyetçi bir noktaya kaydı. Özellikle Deniz Baykal yönetimi altında CHP’nin giderek statükocu, milliyetçi ve hatta muhafazakâr bir karakter kazandığı görülüyor. Bunun doğal bir sonucu olarak da bu soruna yabancılaşıyor. MHP’nin tavrını ise çok tehlikeli buluyorum. MHP tam anlamıyla ateşle oynuyor. Kürt vatandaşlarla ilgili iyileştirme çabalarına karşı bu denli sert muhalefet etmek, iki kesim arasında nefret ve öfke duvarlarının örülmesine sebep olur. 1970’lerde yaşadıklarımızı unutmayalım! O tarihlerde aynı aileden iki kardeş birbirlerine kurşun sıktılar. O tarihlerde MHP taraflardan birini oluşturmuştu. Bu sıralarda sergilediği tavrı, ne yazık ki o günkü misyonunu çağrıştırıyor. Unutmayalım ki din, mezhep ve etnik farklılıklar en kolay manipüle edilen alanlardır. İnsanları bu değerler üzerinden birbirine düşürmek çok kolaydır. Bu bakımdan MHP yöneticilerinin daha sağduyulu ve daha aklı başında bir tavır sergilemeleri gerekir.

 

Muhalefetin sergilediği bu olumsuz ve sert tutum ülkenin bütünlüğüne değil, aksine bölünmesine hizmet ediyor. İki liderin her konuşmasının, her demecinin iki kesim arasında büyük korku, nefret ve öfkenin uyanmasına yol açtığını unutmamak gerekir. Siyasi aktörler bir bakıma toplumun rol modellerini oluşturur. Toplum, onların tavrından hareketle tavır takınır. Muhalefetin bu sorumlulukla hareket etmesi gerekir. Toplumun birlik ve beraberliği insanların mağduriyetini ve mahrumiyetini gidermekle sağlanır. Muhalefetse Türkiye’de yaşayan bir kesimin mağduriyetini ve mahrumiyetini pekiştirmeye çalışıyor. Bu şekilde birlik ve beraberliği nasıl sağlayabiliriz?   

 

İktidarın bu açılım noktasındaki samimiyeti ve ortaya koyduğu performansı nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Ak Parti’nin bu konuda yaptıklarında samimi olduğunu düşünüyorum. Bu sorunu çözmesi gereken parti zaten Ak Parti’dir. Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki oy oranlarına baktığımız zaman DTP’nin önünde olduğu birçok yer var. Meclis aritmetiği bakımından da bölgede birinci partidir. Ayrıca Adana, İstanbul, İzmir ve Mersin gibi illerde de Kürtlerin en büyük adreslerinden biri Ak Parti’dir. Ak Parti, aynı zamanda Türkiye’nin değişik kesimlerinin buluştuğu bir platformdur. Merkezi tek başına işgal etmiş durumdadır. Bu yönüyle bakıldığı zaman Kürt sorunu gibi ülkenin kamburlaşmış dev bir sorununu merkezi tek başına doldurmuş bir partinin çözmeye kalkışması kadar doğal bir şey olamaz.

 

Hükümet konuyu sivil mecralara taşımakla bir bakıma iyi etti diye düşünüyorum. Uzun zamandan beri bu ülkede “Kürt var mıdır, yok mudur?” tartışmasını yapan bir toplumuz. Bu vesile ile toplum bu ülkede Kürtlerin var olduğu noktasına geldi. Bu yönüyle olumlu bir adım attı diye düşünüyorum. Ancak bu adımın devamının gelmesi lazımdır. Yoksa bu kadar tartışma ve gündemleştirmeden sonra sorunun çözümüne yönelik ciddi adımlar atılmazsa bu durum daha tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

 

Ak Parti’nin çözüm noktasındaki ilk çıkışı ile bugün durduğu yeri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Aslında bugün hangi noktada olduğumuz net olarak belli değil. Hükümet büyük beklentiler uyandırarak işe başladı. Konunun anayasal düzeyde köklü bir çözüme kavuşacağına ilişkin beklentiler vardı başlangıçta. Ancak geldiğimiz noktada açılımın bazı adımlarla sınırlı kalacağı anlaşılıyor. Eğer durum bu olacaksa, konuyu bu düzeyde tartışmaya açmaya gerek yoktu. Hükümet bugün medyada konuşulan adımları, konuyu halka, sivil toplum kuruluşlarına, muhalefete götürmeden de atabilirdi. Şayet Kürt sorunuyla ilgili bazı adımlar atılır, ancak bu adımlarla PKK bitirilmezse o zaman Ak Parti büyük bir yara alabilir diye düşünüyorum.

 

Türkiye’de sistem,  Müslümanlar, Aleviler ve  Kürtlerle sorunlu. Hükümet Kürt sorununu başa aldı. Bunun oluşturduğu sıkıntılar var mı?

 

Açılımı biraz da medya Kürt sorunu etrafında öne çıkardı. Aslında açılım, geniş bir yelpazede takdim edilip Kürt sorunu da bunun bir parçası olarak sunulsaydı daha az tepki çekebilirdi. Hükümet ilk açılım çalışmalarını Alevilikle ilgili başlattı. Demokratik açılımın merkezine Alevi sorunu yerleştirilebilirdi. Böyle yapılmış olsaydı sanıyorum kabulü daha kolay olabilirdi. Bu konuda en azında sol kamuoyunun, medyanın ve hatta sol partilerin desteğini almak daha kolay olurdu. Ne yazık ki sadece Kürt sorunu ayağının ön plana çıkarılması, işin politize olmasına ve istismara uğramasına zemin hazırladı.

 

Aslında demokratik açılımın gerçek muhatabı devlettir. Burada hakları gasp edilen gruplar var. Bu grupların haklarını gasp eden de devlettir. Dolayısıyla bu müzakerenin aslında devletle yapılması gerekiyor. Bunu bir kenara bırakarak “Kürtler adına muhatap kimdir?” diye sorduğumuzda iki aktörün olduğunu düşünüyorum. Bunlardan biri Ak Parti, biri de DTP’dir. Kürtlerin en büyük temsilcisi Ak Parti’dir. Dolayısıyla müzakerenin bir tarafı Kürtler adına o olmalı. Bir yanında da etnisite üzerinden siyaset yürüten DTP bulunmalı. Bu partinin de tatmin edilmesi gerekir. Öte yandan 1970’leri de hesaba kattığımızda kırk yıldır bu işin silahlı mücadelesini veren bir örgüt var. Bunun da tatmin edilmesi gerekir. Şayet silahın dışında bir çözüm bulacaksak bu formül içinde onun da olması kaçınılmazdır.

 

Bu konuda DTP’nin çıkışlarını ve Abdullah Öcalan ile ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

DTP’nin tavrının çok net olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Bir yandan partinin liderinin sürece samimi biçimde destek veren arayışları var. Ama öte yandan da parti üst düzey yöneticilerinin süreci köstekleyecek beyanatları ve çıkışları. DTP’nin tavrı tam olarak hangisi, belli değil. Kürt sorununun çözümü bu sorundan beslenen bir hareketin zeminini daraltacaktır doğal olarak. Sanıyorum DTP içinde bundan dolayı endişe duyan bir kesim var.

 

Demokratik açılımın sağlıklı bir mecrada yürüyebilmesi için bir siyaset bilimcisi olarak neler önerirsiniz?

 

Sürecin ideal anlamda başarılı olması için toplumla devlet arasındaki sözleşme anlamına gelen sivil bir anayasanın hayata geçirilmesi gerekir. Mevcut anayasa olağanüstü şartlarda hazırlanmış, deyim yerindeyse asker tarafından topluma dayatılmış bir anayasa. Son derece ideolojik, son derece özgürlükleri daraltıcı niteliktedir. Özgürlükler konusunda kaşıkla verdiğini kepçeyle alıyor. Sivil iradeyi bürokratik iradenin deyim yerindeyse ipoteği altında tutuyor. Bu bakımdan ideal anlamda bir demokratik açılımın buradan başlaması lazım. Sivil anayasa toplumda yaşayan herkesi, olduğu gibi kabul etmeli. Kürdü Türk, Alevi’yi Sünni, gayrimüslimi Müslüman, dindarı Kemalist sayan bir anlayış sergilememeli. Kim neyse anayasal olarak o olmalı. Kim neyi benimsiyorsa, neyi yaşamak istiyorsa anayasal olarak onu yaşayabilmelidir. İşte böyle bir anayasa yapıldığı zaman, bürokratik ve siyasi kurumlar da buna göre yeniden dizayn edildiği zaman, sanıyorum devletle toplum arasındaki barış tesis edilmiş olacaktır. İdeal anlamda olması gereken şey budur.

 

Somut olarak Aleviler, Kürtler ve Müslümanlarla ilgili nelerin yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz? Bunlarla ilgili sorunlar nasıl çözülebilir?  

 

Her kesimle ilgili ayrı bir değerlendirme yapacak olursak Aleviler açısından şunlar yapılabilir: Alevi ilahiyatının öğrenileceği eğitim kurumları kurulmalı, cem evleri ibadethane statüsüne kavuşturulmalı, Alevi çocukları zorunlu din derslerinden muaf tutulmalı ve Aleviler Diyanet İşleri Başkanlığı altında temsil edilerek Alevi din hizmetlerine de Sünni din hizmetleri gibi muamele edilmelidir.

 

Kürtler açısından şunlar yapılabilir: Yaşayan halkın talep etmesi durumunda değiştirilen yer isimleri geri verilmeli, Kürt dili ve edebiyatı yaygın biçimde üniversitelerde öğretilmeli, ilk ve orta öğretime Kürtçe seçmeli dersler konmalı, Kürtçe özel kursların açılması kolaylaştırılmalı, hatta kültürel haklar kapsamında teşvik edilmeli, Kürtçe özel radyo ve televizyon kanallarının kurulmasına izin verilmeli, seçim barajı düşürülerek DTP’nin Meclis’te temsiline imkân verilmelidir. 

 

Dindarlar konusunda da benzer adımlar atılarak bir insanın inancını herhangi bir zorlamaya maruz kalmaksızın yaşaması sağlanmalıdır. Dini inancı gereği giymek istediği kıyafetini her yerde rahatça giyebilmelidir. Buna kamu kurumları da dâhildir. Bir öğretmenin, bir mühendisin, bir doktorun mesleğini icra ederken başını açmak mecburiyetinde bırakılmasının bir mantığı yoktur. İnsanlar devlete vergi verirken hangi kıyafeti taşıyorlarsa, devlette çalışırken ya da devletin sunduğu hizmetlerden yararlanırken de aynı kıyafeti üzerlerinde taşıyabilmelidir.

 

Adaletin gereği budur. Ayrıca bütün bunları takviye edici olarak da her tür ayrımcılığı şiddetle cezalandırmak gerekir. İnsanlara karşı dininden, etnik kimliğinden, mezhebinden ya da cinsiyetinden dolayı sergilenen her tür ayrımcılık ağır biçimde cezalandırılmalıdır. Sanıyorum bu tür önlemlerle barışçı ve adil bir toplum tesis edebilir ve sosyal sorunlarımızı çözebiliriz.

 

Çok teşekkür ederim.

 

Ben teşekkür ederim…

Abdulaziz Tantik / Özgün Duruş Gazetesi

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim