• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 9 °C
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • Fatih Tezcan: Kadir Topbaş İntihar Etti!

ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYCAK

ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYCAK
Bölgesel ve ulusal statükoları altüst eden bu açılım çabasının ucu nasıl ki İsrail’e dokunmuşsa, “kamusal alanlar” da ister başörtülü kızlara, isterse Kürtçe konuşanlara açılmadığı sürece, bu açılım nihayetine ve kemaline ulaşamayacaktır

 

 

Türkiye ciddi bir değişim sürecinden geçiyor. Ne var ki bazıları bu değişim ihtiyacının, çabalarının ve niteliğinin farkında değilmiş gibi olağan hayatlarını -statükoyu- sürdürmeye çalışıyorlar. Farkına varamadıkları şey ise, önümüzdeki yılların, kafalarındaki Türkiye’yi artık taşıyamayacağı.

 

Çünkü sadece belli bir coğrafya ve tarihe ait bir uygarlaşma modeli ve anlayışını, dilleri, bilimi, tekniği, üretimi ve kültürü dikkate alarak, bunun dışındaki dünyayı görmezlikten gelen bir ülkeyi artık tarih de coğrafya da sırtında taşıyamaz.

 

Türkiye’de dünyaya İttihatçı yılların alışkanlıklarıyla bakan bir kesim var ki, özellikle Tek Parti zihniyetiyle yetişmiş olan bu bürokratik kesim, çevrelerinde ne olursa olsun, hâlâ 1930’ların nostaljisi içerisinde yaşamakta; dünyanın bu yılların oluşturduğu o Kemalist kibrin etrafında döndüğü düşüncesinden asla vazgeçmemektedir.

 

MEB tarafından düzenlenen bir geziye katılmak için otobüse binen Giresun İHL öğrencisi Demet Özdemir, başörtülü olduğu gerekçesiyle, öğretmeni tarafından otobüsten indiriliyor.

 

Eskişehir’de sağlık ocağına giden 69 yaşındaki Fatma Arduç, tesettüründen rahatsızlık duyan bayan doktor tarafından muayene edilmiyor.

 

Diyarbakır’da Medya Örnek adlı on yaşındaki bir kız, evinde, yaşıtı çocuklara Kürtçe ders verdiği için hakkında soruşturma açılıyor.

 

Bir roketin ölümüne neden olduğu Ceylan Önkol’un olay yeri incelemesine savcı gitmiyor, olayın mahiyeti bir türlü aydınlatılamıyor. 

 

Mardin’de Kız Meslek Lisesi öğrencisi Merve Akgül, Fethiye İHL öğrencisi Cemile Büşra Pirci, Çanakkale şehitliğini ziyaret için düzenlenen gezintiye, başörtülü oldukları için alınmıyorlar.

 

Demokratik açılım programı çerçevesinde Irak Kürdistanı’nda ve Avrupa’da bulunan Türkiyeli Kürtler, giriş izni alamadıkları için yurda gelemiyorlar; bu durum ise süreci aksatıyor.

 

Türkiye, şayet kendisini adam gibi bir geleceğe taşımak istiyorsa, her şeyden önce bu tür güdük bürokratların ülkesi olmaktan kurtulmalıdır. Koskoca bir ülkenin geleceği, kendisini kahraman sanan birkaç güdük ırkçı bürokratın ellerine ve insafına bırakılamaz.

 

Şayet demokratik açılım süreci, yukarıdaki misallerdeki gibi bazı kendini bilmeyen, dünyada ve Türkiye’de neler olup bittiğini anlamayan bürokratın insafına bırakılırsa, sorunun hangi çıkmazların içerisine gireceğini görmek zor değil.

 

Şehit aileleri sırtından politika yapanlar, hangi değerleri politik malzeme hâline getirdiklerinin farkında değiller mi? Oysa ölen çocuklar, onların çocukları değil.

 

Şehit ailelerinin hassasiyetlerini anlamak elbette mümkün, ama statükonun gidişatını durdurmamak, onların sırtından ucuz politika yapanların çıkarlarını sağlama alma dışında, bu ailelerin acılarını artırmaktan (çünkü cepheye gidenler sadece mahrum ve madun kesimlerin çocukları), şehit ailelerine yenilerini eklemekten başka ne işe yarayacak?

 

Beri yandan yürekleri yananlar sadece onlar da değil. Karşı cephede ölenlerin aileleri de en az onlar kadar acılar içindeler; onların da en az şehit aileleri kadar anlaşılmaya, acılarının paylaşılmasına ihtiyaçları var.

 

Gelinen bu noktada artık kim haklı kim haksızın tartışmasına girişmek ise, militaristlerin ve o ucuz politikacıların ekmeğine yağ sürmekten öteye gitmeyecektir.

 

Bazıları sanırım Türkiye ve çevresinde yaşanan değişim ve açılım sürecinin mahiyeti kadar önemini de kavrayabilmiş değiller. Bu yüzden olacak ki tartışmalarını hâlâ o bildik kısır ve yalama olmuş bir politik dil üzerinden sürdürmekten vazgeçmemekteler. Sadece kışkırtıcı olan bu dilin ise, topluma sunduğu herhangi bir çözüm planı yok. Aslında ise bunların dileği, kendilerini politik açıdan besleyen çözümsüzlük pozisyonunun süregitmesi.

 

Kuşkusuz bu süreç sancılı geçecek, bazıları sürecin gerisine düşecek ve hatta karşısına çıkacak. Çünkü onların niyeti barışın tesisi değil, kendi politik kör dövüşlerinin zemininin yitirilmemesidir. Ezberlerinin ve zihinsel konforlarının bozulmasını istememekteler, çünkü kendilerini değiştirmeye ne güçleri ne de niyetleri var.

 

Nitekim içerideki muhalefet partileri gibi (CHP ve MHP), dışarıda da Azerbaycan ve İsrail, soruna gündelik politikanın yaklaşımları ve küçük çıkar hesaplarıyla yaklaşırken, aslında süregitmekte olan süreci kavrayamamış olduklarından, ister istemez bu sürecin karşısına düşmüşler ve yalnızlaşmışlardır.

 

Kavrayamadıkları şey ise, dünyanın o eski dünya olmadığı ve olaylara o eski dünyanın kalıpları çerçevesinde yaklaşamayacakları, böylesi bir lükse sahip olmadıklarıdır.

 

Artık hiç kimsenin salt petrole sahip olduğu için kaprislerinin çekildiği bir dünyada değiliz.

 

Ve artık hiç kimse elini kolunu sallaya sallaya savunmasız ve silahsız bir ülkenin çocuklarını yeni geliştirdiği silahlarının deney alanı hâline getiremez.

 

Ve yine hiçbir kimse, terörle savaşıyorum bahanesiyle ve yargılanmama güvencesiyle sağa sola sorumsuzca bombalar yağdıramaz. 

 

Artık hiç kimse sadece Türkçüyüm, milliyetçiyim, Kemalistim diyerek siyasi bir gelecek bekleyemez.

 

Hiç kimse, ülkenin belli bölümlerini “kamusal alan” adı altında kendilerine özelleştirerek, daha doğrusu mülkleştirerek, bu alanları oligarşik tahakkümün egemenlik alanları hâline getiremez ve sırf başlarını örttükleri için gencecik kızları bu alanlara sokmama cüretini gösteremez.

 

Hiç kimse Çanakkale’de şehit düşenlerin kimlikleri kadar amaçlarını da bu ülke insanına unutturamaz ve orayı görmeye herkesten daha layık olan o gencecik kızları bu onurdan yoksun bırakamaz.

 

Çünkü bölgesel ve ulusal statükoları altüst eden bu açılım çabasının ucu nasıl ki İsrail’e dokunmuşsa, “kamusal alanlar” da ister başörtülü kızlara, isterse Kürtçe konuşanlara açılmadığı sürece, bu açılım nihayetine ve kemaline ulaşamayacaktır.

ÖzgünDuruşGazetesi

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim