• BIST 108.508
  • Altın 153,730
  • Dolar 3,8505
  • Euro 4,5205
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 17 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Anlatılamayacak Kararlar Artıyor

Anlatılamayacak Kararlar Artıyor
Torunlara anlatılamayacak kararlar artıyor

 

 

 

 

 

Eski AYM Başkanı Tülay Tuğcu, '367 kararı' için gelen baskı üzerine "Bunu torunuma anlatamam" demişti. Balyoz soruşturmasında yaşananlara bakılırsa torunlara hesap vereceklerin sayısı arttı.

 

 

Aksiyon Dergisi'nin haberine göre, Ocak ayında Taraf Gazetesi'nin yayımladığı 'Balyoz Harekât Planı' büyük gürültü koparmıştı; ama yargının dengesini bu denli bozabileceğini o günden tahmin etmek güçtü. Taraf'taki iddialar çok ciddiydi. 2003'te I. Ordu Komutanı Çetin Doğan liderliğindeki cunta tarafından tertiplenen plan, darbe zemini hazırlama amaçlıydı ve Çarşaf, Sakal, Suga ve Oraj kod adlı kısımlardan oluşuyordu.

 

5 bin sayfalık belgelerde Fatih ve Beyazıt camilerinde bomba patlatılarak hükümetin sıkıyönetim ilan etmeye zorlanması, Yunanistan hava sahasında Türk jeti düşürülerek halkın galeyana getirilmesi ve darbe sonrası demokrat gazetecilerin tutuklanması gibi hesaplar vardı.

 

Günlerce tartışılan iddialar hem emekli Orgeneral Çetin Doğan, hem de Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tarafından yalanlandı. 2003'teki seminerde yapılan değerlendirmeler darbe planı değil, harp oyunu senaryosuydu(!) Orgeneral Başbuğ bütün iddiaları çürütmek için "Allah Allah diye taarruz eden bir ordu nasıl olur da Allah'ın evi olan camiyi bombalar!" çıkışını yapmıştı.

 

Ergenekon yapılanmasının hesaba çekildiği süreçte, Balyoz gibi bir planın yargıya taşınmaması imkânsızdı. Nitekim gelişmeler bu yönde seyretti. Planın kamuoyuna yansımasından bir gün sonra (21 Ocak) Taraf muhabiri Mehmet Baransu, bir DVD ve bazı belgeleri Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne teslim etti (Bir bavul dolusu belgeleyi 10 gün sonra savcılığa ulaştırdı). Başsavcılık dosya için özel yetkili savcılar Mehmet Berk, Bilal Bayraktar ve Ali Haydar'ı görevlendirdi. Savcıların belgeleri incelemesi bir ay sürdü. Bu sırada, Emniyet'in kriminal laboratuvarları ve TÜBİTAK'ta belgelerin gerçek ve ilgili kişilere ait olduğu tespit edildi.

 

22 Şubat'ta başlatılan operasyonda ise ikisi eski kuvvet komutanı, 17 emekli general, 4 muvazzaf amiral, 27 subay ve 1 astsubay, toplam 49 asker gözaltına alındı. Kamuoyunun yakından tanıdığı tek isim gözaltına alınmadan önce Meksika'ya uçak bileti alan Çetin Doğan değildi. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, eski I. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Feyyaz Öğütçü, TSK Güçlendirme Vakfı Genel Müdürü Engin Alan (emekli korgeneral) ve Mehmetçik Vakfı İstanbul Temsilcisi Süha Tanyeri de (emekli tuğgeneral) sorguya alınanlardandı.

 

10 ve 11. Ağır Ceza Mahkemeleri, gözaltına alınanların 33'ünü 'silahlı örgüt kurmak ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs' suçlamasıyla tutukladı. İbrahim Fırtına, Özden Örnek ve Ergin Saygun, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı; Çetin Doğan'la birlikte, Feyyaz Öğütçü ve Süha Tanyeri tutuklananlar arasında yer aldı.

 

Gözaltı ve tutuklamalar bunlarla sınırlı kalmayacaktı, zira 2003'teki darbe toplantısına 29'u general, 162 subay katılmıştı. Bunların tamamı savcılar nezdinde potansiyel sanık hükmündeydi. Gelişmeler de operasyonların devam edeceğini gösteriyordu. 26 Şubat'ta Balyoz operasyonunun ikinci dalgası geldi ve 18 asker gözaltına alındı (2'si tutuklandı).

 

Bir gün sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin ilginç bir adım atacaktı. Engin, İl Emniyet Müdürlüğü ve İstanbul Merkez Komutanlığı'na gönderdiği 'gizli ve ivedi' ibareli yazıda, Balyoz soruşturmasını yürüten savcılardan gelecek arama, yakalama ve gözaltına alma taleplerinde, başsavcı vekillerinden birinin imzası bulunması gerektiğini bildirmiş, aksi takdirde kararların iade edilmesini istemişti. Soruşturmayı yürüten özel yetkili üç savcıya 22 Ocak'ta gönderdiği şu talimatı da yazıya eklemişti: "Soruşturma evresinde ortaya çıkan önemli olaylarla ilgili yakalama, arama gibi işlemler öncesi başsavcı ya da vekillerine bilgi verin." Kamuoyunda tepkiyle karşılanan talimat, hukukçular nezdinde 'skandal' olarak değerlendirildi. Uygulama, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160 ve 161. maddeleri ile Anayasa'nın 138. maddesine aykırıydı.

 

Aslında Engin'le ilgili ayrıntılı bilgilere sahip olanlar için şaşırtıcı değildi bu talimatlar. Meselâ, Ergenekon'un ilk gündeme geldiği Mart 2001'de yaşanan bir olayı hatırlayalım. Engin, örgütü ifşa eden Tuncay Güney'in ifadesini alan Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'a "Devletin önemli kurumları yıpratılmasın!" uyarısında bulunmuştu. Bugün Ergenekon sanığı olan Saçan, iddiaların üstünü örttüğü suçlamasına cevap verirken, "Başsavcı böyle diyorken ben ne yapabilirim ki." demişti. Engin'in yine Ergenekon tutuklusu olarak cezaevinde bulunan gazeteci Tuncay Özkan'la 11 yıl önce yaptığı görüşmenin kaydı çıkacaktı ilerleyen günlerde. Bir banka ihalesini soruşturan Engin, telefonun diğer ucundaki Özkan'a şöyle diyordu: "Sorgulamayı talimatınızla yürütüyoruz." Balyoz darbe planında da Engin'in ismi "Sıkıyönetim Mahkemesi'nde Görevlendirilecek Savcı" diye geçiyordu.

 

Bugüne dönersek, Engin'in savcı, polis ve askere gönderdiği talimatların bir kenara not edilmesi gerekiyor. Çünkü Başsavcı, Balyoz soruşturmasıyla ilgili ileride vereceği bazı tartışmalı kararları yine bu talimata dayandıracak.

 

1 Mart'ta Kanal D Haber'de sürpriz bir haber yayımlandı. Habere göre, Askerî Savcılık Taraf'ta yayımlanan belgeleri bilirkişiye inceletmiş ve bilirkişinin hazırladığı 32 sayfalık raporu Binbaşı Ahmet Erdoğan'a yorumlatmıştı. Binbaşının yorumu Balyoz'un bir darbe planı olduğu yönündeydi. Binbaşı Erdoğan, yorumunu 'belgelerin gerçek olması' şartına bağlamıştı; fakat zaten Emniyet Kriminal ve TÜBİTAK bunu tespit etmişti. Genelkurmay Başkanı Başbuğ da binbaşının raporundan sonra fikir değiştirecekti. 14 Mart'ta Milliyet'ten Fikret Bila'ya verdiği röportajda Balyoz için "Bugüne kadar karşılaştığımız en ciddi olay" diyecekti.

 

Mart ayı boyunca Çetin Doğan'ın Silivri Cezaevi'nden yazdığı mektupların dışında Balyoz operasyonuyla ilgili önemli gelişme olmadı, daha doğrusu kamuoyuna yansımadı. Belki de fırtına öncesi sessizlikti. Doğan mektubunda yine 2003'te yapılan toplantılarda rutin dışına çıkılmadığını iddia ediyordu. Fakat bu iddiayı bir kez daha çürütecek bilgi 8 Nisan'da Hürriyet Gazetesi'nde yer alacaktı. Dönemin Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı İlker Başbuğ, söz konusu toplantılarla ilgili 'özel bölümde Doğan'ın resmî ve yasal çerçevenin dışına çıktığına' dair rapor hazırlamış ve bunu hem savcılığa hem Köşk'e iletmişti. Her ne kadar Genelkurmay Başkanlığı haberi tek cümle ile yalanlasa da Hürriyet haberinin arkasında durdu ve Başbuğ'un 25 Şubat'ta Köşk'teki üçlü zirvede Balyoz toplantısını eleştirdiğini hatırlattı.

 

Mart sonunda sessizlik bozuldu. Özel yetkili 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 31 Mart'ta gerçekleştirdiği tahliyeler fırtınanın işaret fişeğiydi adeta. Mahkeme, nöbetçi Hâkim İdris Asan'ın reddettiği tahliye taleplerini kabul ederek aralarında amiral ve generallerin de olduğu 9 askeri (3'ü emekli 6'sı muvazzaf) 'kaçma şüphesi bulunmadığı' gerekçesiyle serbest bıraktı. Mahkeme heyetindeki Tuncay Aslan ve Yılmaz Alp, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK), krize yol açan son yaz ve güz kararnameleriyle 9. Ağır Ceza'ya atanmıştı. Alp, kararnameden önce Zonguldak hâkimiydi.

 

Tahliye talebini reddeden İdris Asan içinse şu bilgiyi hatırlatmak gerekiyor. Asan, "AKP ve Gülen'i Bitirme Planı"nda imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'i, tutuklanıp serbest bırakıldıktan sonra ikinci kez tutuklayan hâkimdi. Ancak avukatların itirazı üzerine Çiçek yine tahliye edilmişti. İşte bu tahliye işleminde çok kritik bir isim rol oynayacaktı: Oktay Kuban. Normalde 12. Ağır Ceza Hâkimi olan Kuban, geçici olarak Çiçek'in tahliyesini görüşen 9. Ağır Ceza'da görevlendirildi ve tahliye işlemi gerçekleşti. Kuban da, Diyarbakır'da görevli iken yine HSYK'nın yaz kararnamesi ile İstanbul Adliyesi'ne, güzün ise 12. Ağır Ceza'ya atanmıştı. Kuban ayrıca azınlıklar ve öğrencilere yönelik kanlı suikastlar öngören Kafes Eylem Planı hakkındaki iddianameye muhalefet şerhi koymuştu.

 

Oktay Kuban ismi asıl, nöbetçi olduğu hafta (22-28 Mart arası) altına imza atacağı tahliyelerle duyulacaktı. Önce savcılık tarafından Balyoz Darbe Planı kapsamında sorgulanan Korgeneral Yurdaer Olcan ve Tümgeneral Abdullah Dalay ile Ergenekon'dan yargılanan Avukat Yusuf Erikel'i serbest bıraktı Kuban. Oysa Harp Akademileri Komutan Yardımcısı Olcan, daha önce mahkeme tarafından ifadeye çağrıldığında rapor alıp ortadan kaybolmuştu. Tahliyelerin ardından Balyoz sanıklarından arka arkaya talepler geldi. Öyle ki, Kuban nöbet süresinde başvuruları değerlendirmeye yetişemedi. Türkiye'yi ayağa kaldıran kararını nöbeti bitmiş olmasına rağmen 1 Nisan'da verdi. Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 19 asker serbest kaldı (11'i muvazzaf, 8'i emekli). Kendisine gelen bütün talepleri sanık lehine kullanan Kuban, Balyoz dosyasındaki delillerin tutuklular ve avukatlarına verilmesiyle ilgili yasağı da kaldırdı. Ancak 12. Ağır Ceza Mahkemesi söz konusu kararı hemen iptal etti. 'Darbeye teşebbüs'ten tutuklanan kişiler için Kuban'ın gösterdiği tahliye gerekçesi ilginçti: 'Sanıkların sosyal statüsü ve suçun işlenme tarihinin eskiliği'. Bu gerekçe, 9 kişiyi serbest bırakan 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerekçesiyle de örtüşüyordu.

 

Gelişmeleri tam 1 hafta öncesinden tahmin eden Star yazarı Şamil Tayyar, "Kuban'ın nöbetinde sürpriz tahliyeler yaşanabilir mi?" diye sormuştu. Öngörüsü tutan Tayyar, elbette tarihe 'müneccim' olarak geçmeyecek. O, kendi ifadesiyle sadece 'bağıra bağıra' gelen bir durumu yazma cesareti göstermişti. Zaten kulislerde dolaşan bilgiler sanıkların bir aydır Kuban'ın nöbetini beklediği yönündeydi. Büyük gürültü koparan tahliyelere hukuk çevrelerinden tepki yağdı. Eleştiriler hâkimlerden ziyade onları atayan HSYK'da odaklandı: "HSYK devam eden soruşturmalara müdahale ederek şaibe karıştırmıştır."

 

Balyoz soruşturmasını yürüten savcıların itirazı gecikmedi. Özel yetkili savcılar Süleyman Pehlivan, Bilal Bayraktar, Ali Haydar ve Mehmet Berk, 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne şu gerekçelerle itiraz başvurusu yaptı: "Kuvvetli suç olgusunun varlığı, atılı suç vasfının değişmemiş olması, mevcut delil durumu, tahliye gerekçelerinin oluşmaması ve hâkimin bazı kararları yasal süre olan 3 gün içinde vermemesi."

 

Bu arada Balyoz Darbe Planı'nın başındaki isim birçok Ergenekon tutuklusu gibi çoktan askerî hastane GATA'ya yatmıştı. Doğan'a yapılan muayene sonrası fıtık ameliyatına alınmasına karar verildiği açıklandı. Doğan'ın avukatı, müvekkilinin değil cezaevine, kendi evine bile gidemeyecek durumda olduğunu savundu. Doğan'ın ardından 2 asker daha GATA'nın yolunu tuttu. Emekli Korgeneral Engin Alan 'yüksek tansiyon', Korgeneral Yurdaer Olcan başka bir şikâyetle Ankara GATA'ya yattı.

 

Savcıların itirazını değerlendiren mahkeme, kararını 4 Nisan'da açıkladı. Kuban'ın tahliye ettiği 21 sanık tekrar yakalanacaktı. Mahkemenin gerekçesi ise basında 'hukuk dersi' olarak nitelendirildi. Kuban'ın kararı 'somut olgularla çelişen, soyut gerekçeye dayalı, usul ve yasaya aykırı' bulunmuştu. Kuvvetli suç şüphesinin devam ettiğine dikkat çeken mahkeme özetle şu tespitleri yaptı: "Hâkim, yasa ile çerçevesi çizilmiş takdir hakkını sınırsız, sorumsuz ve keyfî kullanamaz. Şüpheliler lehine bir olgu ortaya çıkmadan, denetimden geçen ve kesinleşen kararı bir gün sonra başka bir nöbetçi hâkimin kaldırması; yasanın özüne ve hukukun ruhuna uygun düşmez. Takdir hakkının kişilerin güç, nüfuz ve sosyal konumlarına göre kullanılması, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırıdır."

 

5 Nisan'da Balyoz soruşturmasının üçüncü gözaltı dalgası başladı. 25'i muvazzaf amiral ve general, toplam 95 asker gözaltına alınacaktı ki, sahneye yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin çıktı. Eski MGK Genel Sekreteri Şükrü Sarıışık'ın da (tutuklandı) aralarında bulunduğu 14 emekli askerin gözaltına alınmasından sonra Engin soruşturmayı yürüten savcılar Bilal Bayraktar ve Mehmet Berk'e görevden el çektirdi, yerlerine Murat Yöner ile Mehmet Ergül'ü atadı. Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, savcıların 'kendilerine haber vermeden gözaltı kararı aldıkları' için değiştirildiğini açıkladı. Zaten Merkez Komutanlığı, 27 Şubat tarihli talimatı gerekçe göstererek 70 muvazzaf subayın gözaltı kararlarını işleme koymamıştı. Hâlbuki iki gün sonra bir başka gerçek ortaya çıkacaktı. Başsavcı Engin, 27 Şubat tarihli 'izin' yazısını 27 Mart'ta Emniyet ve Merkez Komutanlığı'na gönderdiği ikinci talimatla iptal etmişti. Evet, bu çelişkili bir durum; ama açıklamakla yükümlü olan biz değiliz!

 

Yargıdaki depremin artçı sarsıntıları ertesi güne sarktı. Bu kez Balyoz soruşturmasının koordinatör savcısı Süleyman Pehlivan görevden alındı, yerine Mehmet Ergül atandı. Ardından Başsavcı Engin, basının karşısına çıkarak operasyona ara verildiğini duyurdu. Savcıların alınması hakkında ise başsavcı vekilinin çalışma arkadaşları arasında 'makul sebeplere' dayanarak görev değişikliği yapmak istediğini, kendisinin bunu uygun gördüğünü söyledi. Tabii ki, 'makul sebepler' gizli kalmak kaydıyla. Gerçi, Başsavcı Vekili Çolakkadı, sonradan, değişikliği savcıları yetersiz gören Engin'in isteği doğrultusunda yaptığını söyleyecekti; ama buradaki çelişki günlerdir süren hukuki skandalların yanında 'devede kulak' kalıyor.

 

Elbette başsavcının bu tasarrufu da çok eleştirilecekti. Hukukçular, savcıların gözaltı ve yakalama gibi uygulamalarda tek başına yetkili olduğunu, başsavcının müdahale yetkisi bulunmadığını vurguladı. Hatta karar kanunen yok hükmünde sayılmalıydı. HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek'ten ise beklendiği üzere Engin'e destek geldi.

 

Medyada dile getirilen rivayetlere göre ise müdahalenin ardında Başsavcı Engin'e siyasi ve askerî kanattan gelen iki telefon vardı. Engin, "Bize kimse emir veremez!" diyerek rivayetleri yalanladı; ama Şamil Tayyar'a yaptığı açıklama (7 Nisan) rivayetlerin hiç de mesnetsiz olmadığını gösteriyordu: "Muvazzaf 25 general ve amiralin yakalanmasını istiyorlardı. Sonuçlarını düşündük ve savcıları değiştirdik." Bu cümle, 'makul sebepler' konusunu da açıklığa kavuşturuyordu.

 

Kamuoyundan ve hukuk çevrelerinden yükselen tepki İstanbul Başsavcılığı'na geri adım attırmış gibi gözüküyor. Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, 8 Nisan'daki son açıklamasında operasyonların durmadığını generaller dâhil 86 şüphelinin onarlı gruplar halinde ifadesi alınacağını söyledi. Müdahalelerden kaynaklanan gecikmenin sanıklar lehine ne gibi avantajlar oluşturduğunu ise belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

 

Neticede geriye skandallarla dolu bir hafta kaldı. Çelişkili açıklamalar, hiçbir kılıfa sığmayan uygulamalar kafaları karıştırdı. Bunların hesabı bir gün yargıda sorulur mu bilinmez; ama torunların soracağı kesin. Nereden mi biliyoruz! Meşhur '367 kararı'na imza atan Anayasa Mahkemesi'nin başkanı Tülay Tuğcu'dan. Taraf'tan Yasemin Çongar'ın yazdığına göre Tuğcu, Köşk seçiminin iptal edilmesi için askerî kanattan gelen baskı karşısında, gözyaşlarını tutamamış ve "Bu kararı torunlarıma nasıl anlatırım!" demişti. Torunlarının karşısında kimlerin zorlanacağını, herhalde ayrıca belirtmeye gerek yok.

 

 

 

yeni safak

 

 

 

 

 

 

h

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim