• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 15 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

ALİ BULAÇ'IN KALEMİNDEN

ALİ BULAÇIN KALEMİNDEN
HEDEFTEKİ ÜLKE İRAN/İSLAM DEVRİM VE CUMHURİYET

 

 

 

 

 

İran’ın “hedefteki ülke” olduğu konusunda hiç kuşku yok. 21. yüzyılın ilk yıllarında  Afganistan’ı ve Irak’ı işgal etmeye karar veren ABD Devlet Başkanı George W. Bush, “şer ekseni” ülkelerİ saymıştı: İran, Irak, Suriye ve Kuzey Kore. Irak, işgal edildi. Baas rejimi yıkıldı, Saddam Hüseyin idam edildi. Suriye, yaptığı başarılı manevralar ve Türkiye ile kurulan yakınlaşma çabaları sonucunda bir miktar hedef ülke olmaktan çıktı; Kuzey Kore, korkusuzca nükleer denemeler yapmaya devam etti, ama iddia edildiği kadar kurulmakta olan küresel sistemi tehdit ediyor değil. İran konumunu muhafaza ediyor. Batılı strateji uzmanları asıl sistemi “tehdit eden ülke”nin İran olduğunu gizleme lüzumunu hissetmiyorlar.

 

20. yüzyılın son çeyreğinden bu yana İran dendiğinde ilk akla gelen “İslam ve devrim” kelimeleri oluyor. Çünkü 1979’da iki yıl süren kanlı bir halk ayaklanmasından sonra devrim meydana geldi. Devrimin önderleri ve elbette tartışmasız en büyük lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni bunun “bir İslam devrimi” olduğunu söyledi. İran’da vuku bulan bir burjuva devrimi değildi,  bir proletarya veya köylü sınıfı devrimi de değildi. Vuku bulan milyonlarca insanın katılımıyla bir “İslam devrimi’ydi. Devrimin önderleri İranlılara ve dünyaya çok farklı bir vadiden sesleniyorlardı. Milyonlarca insanın katılımıyla vukuu bulan bir İslam devrimiydi. Tabii ki herkes şaşkınlık içindeydi, hiç kimse dinin özellikle İslam dininin kitleleri bu düzeyde ve politik amaçlarla mobilize edeceğini hesaba katmıyordu. 19. yy. pozitivizmine göre dinin çoktan toplumsal ve politik hayattaki miadını doldurmuş olması gerekirdi. Din izafileşecek, marjinallleşecek ve özel alana çekilecekti. İran örneğinde karşılaştığımız durum ise bambaşka bir şeydi: Din, devrimci bir dil ve üslup kazanıyor, monarşiye karşı devrimi öne çıkarıyordu. Bunun elbette bir açıklaması olmalıydı. Kabul etmek lazım ki, sosyal bilimciler uzun bir zaman bunun doğru dürüst bir açıklamasını yapamadılar. 

Şubat ayının ilk günlerinde yakın tarihin en büyük üç devriminden, (1789 Fransız Burjuva, 1917 Rus Bolşevik devrimi) birini gerçekleştirmiş muzaffer bir devrimci lider sıfatıyla Paris’ten Tahran’a gelen İmam Humeyni’nin hiç yanından ayırmadığı çantada bir “anayasa” vardı; bu da “İran İslam Anayasası” idi. İnsanla devlet, devletle toplum arasındaki ilişkileri, devletin işleyiş biçimini tayin ve tespit edecek olan kuralları “İslam dini”nin kurucu ilkelerinden alacak olan bir anayasa.

Dahası, İmam Humeyni ve devrimcilerin tarihe bir sürprizleri vardı: İslam devrimi, alışılageldiği deyişiyle “2.500 yıllık bir Şahlık monarşisi”ni hortlatmayacak, tam aksine “Cumhuriyet’e geçişi” sağlayacaklardı. Yani on binlerce insanın hayatına mal olan bu devrimiyle İran’da kurulacak olan rejim bir “İslam cumhuriyeti” olacaktı.

Kuşkusuz İslam dünyasında başka cumhuriyetler de vardı. Bunlardan kimileri “laik ve laikçi” karakterde kurulmuşlardı, kimileri “İslam cumhuriyeti” olarak anılıyorlardı. O zaman şu soru öne çıkıyordu: İran’ın laik veya bilinen İslam cumhuriyetlerden farkı ne olacaktı?

Açıkça ifade etmek gerekirse, bu sorunun cevabı İslam devriminin üzerinden otuz yıl geçmiş olmasına rağmen, dünyanın zihnini meşgul etmeye devam ediyor. Ve daha uzun bir zaman devam ettirecek gibi de görünüyor.

İmam Humeyni, devrimden sonra yaptığı bir konuşmada iki noktaya dikkat çekmişti.

1) Diyordu ki, “İslam devriminin belli belirsiz ilk etkilerini ancak 20 sene sonra görebileceksiniz.”

2) Devrimle bir kere bölgede temel bütün taşlar oynamıştır; tabir caizse bundan sonra “hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.”

21. yüzyılın ilk 10 yılını geride bırakmak üzere olduğumuz bu zaman diliminde İmam Humeyni’nin söyledikleri doğrulanıyor. Devrimin içerdeki etkileri artık somut bir biçimde kendini göstermeye başladı.

İç politik mücadelenin ne kadar sert ve hakikatte yeni bir “toplumsal-politik kültür”ün doğum sancılarıyla ilgili olduğunu 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanan büyük olaylarda müşahede ettik. Devrimin ve aynı zamanda İmam Humeyni’nin muteber başbakanlarından olan Mir Huseyin Musavi ve onun yanında yer alan önceki Cumhurbaşkanı Muhammet Hatemi, ondan da önceki Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani ve eski Meclis Başkanı Ayetullah Kerrubi gibi zatların –ki bunların hepsi İslam devriminde isimleri öne çıkan muteber şahsiyetlerdir- ile “seçimlere hile” karıştırdığı öne sürülen Mahmud Ahmedinecat ve birçok gözlemcinin teyid ettiği üzere arkasından desteğini çekmeyen Velayet-i Fakih konumundaki Ayetullah Ali Hameney arasında vuku bulan mücadele, aslında sorunun basit bir “cumhurbaşkanlığı ihtilafı” veya bir “seçim hilesi” konusu olmadığını, çok daha derinlere giden temel boyutlarının olduğunu gösteriyordu.

İran’ı dünya siyasetinde ve yeni kurulan uluslar arası düzende birinci derecede önemli kılan bir başka faktör, sisteme açıktan meydan okuyan politik dili ve duruşudur. Bunun parametrelerini 1979’da İmam Humeyni’nin koyduğunu söylemek yanlış olmaz. İmam Humeyni, açık bir dille şunları söylüyordu: “Sovyetler yıkıldığı gibi Amerika da yıkılacak, İslam dünyasında asıl büyük sorun Amerika’dır; bu ülke propaganda edildiği kadar mukavim bir güç değildir, eninde sonunda çökecektir”. Ona göre, İran bu parametreleri göz önüne alarak bölge ve dünya siyasetini belirlemek zorundaydı.

1989’da Sovyet sistemi yıkılıp Varşova Paktı dağıldığında dünya “tek kutuplu, ama hiç dengeli” bir döneme geçmişti. Bu eşyanın tabiatına aykırıydı ve bundan istikrarlı bir düzen çıkmazdı. Nitekim 20 sene süren acı bir deneyimin ardından böyle bir düzenin mümkün olmadığı görüldü. Şimdi dünya “çok kutuplu” bir döneme adım atmış bulunuyor.

İran, yeni kurulmak istenen düzenin önünde engel teşkil eden belli başlı faktörlerden biri. Ne kendi başına varolması mümkün, ne “bölgesel bir İslam entegrasyonu”n kurulması için kendisinin de dahil olacağı imkanların çıkmasına fırsat veriliyor. Ama İran, yine de kendi geleceğini kendisi belirleyecektir. Şöyle ki:

Eğer İran, İmam Humeyni’nin işaret ettiği gibi “İslam için İran” stratejisini seçerse, kendi adına ulusal çıkar temelinde politika izleme hatasına düşmese ve diğer İslam ülkeleriyle kendini eşit seviyede kurucu ve paylaşımcı aktör algılamayı başarırsa –ki bunun için Türkiye ve Mısır’la samimi bir işbirliğine girmesi ve Suudi Arabistan’la mezhep farklılığını koruyarak paradigmatik bir diyalog kurması gerekir- bölgeye büyük katkı sağlar; kendini küresel saldırılara karşı korur ve Sünni kamuoyunun manevi desteğini kazanır. Ama salt kendi çıkarları peşinde koşarsa -ki bu “İran için İslam” demektir- inandırıcı olmaz, dünyanın ve İslam aleminin içine girdiği yeni sürecin dışında bir yol tutturmuş olur. Bu elbette İran halkının ve sorumlu entelektüellerinin, siyasetçi ve yöneticilerinin vereceği bir karardır.

Elinizdeki kitap, 1977’den bu yana İran’daki gelişmeleri yakından takip etmeye çalışan bir insanın izlenimlerini, gözlemlerini ve İran’a ilişkin düşüncelerini içermektedir. Ayetullah Humeyni’nin şahsiyeti, ulema geleneği içindeki konumu; Şiilik ve siyasal dili; iç ihtilaflar; İran’ın dünya sistemi içinde karşılaştığı sorunlar ve ona yönelen tehditler kitabın belli başlı konuları arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın İran bağlamında “devrim, İslam ve cumhuriyet” gibi devasa bir konuya bir miktar açıklık getireceği umudundayım.

Ali Bulaç

''

 

İrtibat:

Çıra Yayınları

www.cirayayinlari.com

cirayayinlari@gmail.com

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim