• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 24 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Ali Bulaç 'Kaos'u Yorumluyor..

Ali Bulaç Kaosu Yorumluyor..
Allah, başlangıçta ham halde bir varlığı bulup da ona bir şekil, bir nizam vermiş değildir; onu yoktan var etti; "Kün" dedi ve tekvin oldu. Tekvin, kün emrinin bir tecellisidir; tekvinin varlık alanına çıkması da kâinattır. Dolayısıyla varlığın başlangıcı

 

Kaos / Ali BULAÇ

Grekçe bir kelime olan kaosun sözlük anlamı, açık duran uzay boşluğu, uçurumlar, açıklıklar, boşluklar demektir. Kelime aynı zamanda eşyanın veya nesneler bütününün ilk halini ifade eder.

Varlığın kökeni ve başlangıcı konularında Yunan mitolojisi ile Hıristiyan metafiziği arasında bir çelişki vardır. Yunan mitolojisine göre başlangıçta "kaos", Hıristiyan metafiziğine göre ise önce "söz", yani logos vardı. Kaos ile logos birbirinden ayrı şeylerdir. Fakat Hıristiyanlığın Batı'ya geçişinden sonra, eki bakış açısı veya telakki farkı kaynaştırılacak ve "Zanaatkâr Tanrı" düşüncesi, Hıristiyanlığın da kabul edebileceği bir form haline dönüştürülecektir. Uzak mesafeden Yunani karakter taşıdığı düşünülse de Hıristiyanlık Yuhanna İncili'yle logos kavramını getirmiş, "önce söz vardı" demişti. Yunan hikmeti veya Hıristiyan formülü olsun, başlangıç noktasında "söz"ün konulmuş olması tesadüfi değildir; hikmetin menşeindeki birlik göz önüne alındığında bunun İslam'daki "Kün" emrine tekabül ettiği söylenebilir. Eğer söz var idiyse, bu bir "Emr-i İlahi"dir ve o da İslam'daki "Kün (Ol)!" emridir.

Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın yaratılışı "Emr-i İlahi"ye bağlaması ile Yunanlıların kaosu varsayımı arasında bir karşıtlık söz konusudur. Hıristiyanlıkta da Halık, yaratan Tanrı, İslam'daki gibi "Kün" emriyle tekvini meydana getirmiştir. Allah "Kün!" dedi ve kâinat tekevvün etti. Kâinat, tekvin, kün, imkân, mekân.. aynı kökten gelir. Sonuç itibarıyla başlangıçta bir sözle bu ortaya çıkmıştır ve söz de "nefestir". Bizde -özellikle sufiler- kâinatı, "Nefesürrahman" yani "Rahman'ın Nefesi" olarak tarif ederler. Demek ki burada "Zanaatkâr Tanrı" tasavvuruna mahal görünmemektedir. Bizde de kelamcılar zaman zaman eser ve müessir kavramlarını kullanırlar; fakat İslam kelamcılarının müessir olan Tanrı tasavvuru zenaatçıyı çağrıştırmaz.

 

Diğer yandan kaos fikrinin, zorunlu kıldığı sonuçlar vardır: Kelime, düzenin zıttıdır. Demek oluyor ki başlangıçta bir karışıklık, bir karmaşa söz konusu olmuştur. Bu bize bir düzenleyicinin olmadığı fikrini telkin eder. Kâinatı yaratan bir yaratıcı yoktur; verili olanaklar vardır. Meşşailerin ve Eş'arilerin arasında temel tartışma noktalarından biri âlemin kıdemi konusuydu. Gazali, sırf bundan dolayı, yani Meşşaileri, âlemin kıdemine inandıkları için tekfir ediyordu.

Kaos fikrini kabul etmemiz durumunda bunun başka sonuçlarını da kabul etmek gerekecek. Buna göre varlığın kendisinde bir gayesi yoktur, ona dışarıdan birileri herhangi bir hedef veya amaç atfetmiş değildir. Kaosu savunanlar, ya Yaratıcı kabul etmez veya Yaratıcı'nın başlangıçta amaçsız (boş ve abes) bir iş yaptığını varsayar. Ne tekvin olmuştur, ne yasalar vazedilmiştir ne varlığın bir süresi/eceli vardır. Anlamdan ve amaçtan yoksun bir varlık söz konusuysa uluhiyet ve rububiyet fikri de aranmaz. Yani varlık üzerinde bir otorite aranmaz.

Kaosun bitiminden sonra her nasıl olduysa kozmos olmuştur, yasalar kendiliklerinden teşekkül etmiştir, bize düşen, işleyişin ve yasaların ne olduğunu öğrenmektir. Determinizm fikri de buna bir çözüm olmak üzere icat edildi. Çünkü kaosa dayalı varlık görüşünden hareketle bilgi üretmek mümkün değildir. Determinizm, yasaların mutlaklığına atıfta bulunur: Aynı sebepler aynı sonuçları doğurur; sebep-sonuç ilişkisi vardır ve bu ilişkiler arasında bir bağıntı söz konusudur.

 

Nasıl ki, kaos fikrinin önemli sonuçları olduysa, determinist düşüncenin de sonuçları vardır. En önemlisine göre, fizik dünya yeniden tasarlanabilir düşüncesidir. Kâinatı, Newton'un tasarladığı gibi koskoca bir makine şeklinde düşünürsek, aksamları ve parçaları olan bu makinenin, bu aksamları ve parçaları arasında bir ilişki ve bu ilişkileri belirleyen yasalar söz konusuysa; biz bunları bildiğimiz takdirde sırrını çözmüş oluruz; aynı yasayı farklı şekilde tasarlayabiliriz; öyleyse bu, farklı bir evren tasarlayabiliriz, yani yeniden yaratabiliriz anlamına da geliyordu. Yani Tanrı'nın yaptığı işi yapabiliriz.

Newton, yasaların keşfi aynı zamanda Tanrı'nın niyetinin de bilinmesidir, diyordu. Yani biz, Tanrı'nın niyetini, maksadını onun gönderdiği bir vahiyden değil; evrendeki yasaları bilmek suretiyle anlayabiliriz.

O halde biz bu yasaları değiştirdiğimizde veya o yasalara uygun yeni bir şekil verdiğimizde, Tanrı'nın niyetine uygun bir evren meydana getirebiliriz. Modernlikle "yeni bir dünya tasarlama"nın meşruiyet gerekçesi budur. Kısaca tanrı-tanır modernlere göre, aydınlanmayla meydana çıkan bu dünya; Tanrı'nın niyetine uygun bir dünyadır.

 

Modern kaos tanımı, klasik kaos tanımını reddeder. Eski tanımlama kargaşa, düzensizlik, başıbozukluk, biçimsizlik, insanların birbirini boğazlaması veya mahşer, kıyamet belirtisi ya da en uygun tabiriyle Babil Kulesi insanları; herkesin ayrı dilden konuştuğu, ayrı telden çaldığı karmakarışık bir dünyayı ima eder. Modern tanıma göre, hiçbiri kendi başına egemen olmayan birçok davranış ve bileşke vardır; biz bunları bilemiyoruz. Çünkü düzenli olmayan bir dünya vardır. Bu tanım tabii bir düzen fikri varsayar. Bu ruh ve hayat çemberi tabii düzenin sonucudur. Canlı ve cansızlardan müteşekkil biyolojik bir çeşitlilik vardır. Yıldızlar, galaksi, güneş sistemi varlıklarını bu kaosa borçludurlar. Yine ışık, ısı ve kimyasal moleküllerin birbirleriyle ilişkileri yine bunun sonucudur.

 

Sonuç: "Varlıkta efendisi olmayan tabii bir düzen" söz konusudur; bu aynı zamanda yaratıcısı olmayan bir evren görüşüdür. Yani artık Newton gibi varlıkta ne Tanrı'nın niyetini aramak gerekir, ne Tanrı'yı. İnsan otonomdur, özgürdür ve kendi başınadır.

İslami terimlerle konuşmak icap ederse, burada rububiyet ve ulûhiyet inkâr edilmektedir. Modern kaos böyle bir şeydir. Bütün bu kaotik diye gördüğümüz, öngörülebilir olmayan, karmaşık sistem, efendisi olmayan bir varlığı ima eder. Kâinatın sahibi yoksa insan efendisi olabilir. Ancak efendi olacak olan insan, "Allah'ın halifesi olan insan" değildir. Kendi otoritesi, kendi referansı, kendi efendiliği "kendinden menkul" olan bir insandır. Bu tabiat üzerinde efendiliğini ve Allah karşısında özerkliğini ilan etmiş modern bireydir. Birey belirsizliği yenecek, tabiatı bilimle düzene koyduğu gibi hayatı da aklıyla düzene sokacaktır. Ama nasıl? Belirsizlik aşılabilmiş değildir. Bu durum biraz da küreselleşmenin getirdiği belirsizlikle ilgilidir. Atom altı fizik, kuantum mekaniğinin gelmiş olduğu yeni durum ve gen teknolojisinin geldiği son noktayla da ilgisini kurabiliriz.

İslam düşünce tarihinde, kaos teorisi üzerinde düşünce üreten herhangi bir akıma rastlanamaz. Ne Meşşailer, ne Sufiler, ne Mutezile, ne Eş'airler ne de herhangi bir akım veya ekol bunu referans alıp bir teori veya düşünce geliştirmiş değildir. Hepsinin ortak teması zaten varlık mükemmeldir; Allah tarafından yaratılmıştır düşüncesidir. Hatta birbirleriyle mukayese edildiğinde, iki uç akım içinde yer alan İbn Arabî ve İbn Teymiye yaratan ile yaratılan arasında mahiyet farkı olduğunu söyler, bu önemlidir. Halık Halıktır, mahlûk da mahlûk; yaratan yaratandır; yaratılmış da yaratılandır, ikisi arasında mahiyet birliği yoktur.

 

Özetle, varlığın kendisinde kaos yoktur. Varlığın kendisinde kaos yoksa kozmos da yoktur. Bu açıdan Seyyid Hüseyin Nasr'ın yazdığı bir kitabın başlığının çok da isabetli olmadığını söyleyebiliriz: "İslam Kozmoloji Tarihine Giriş". Kitabın içinde anlatılanlar, Meşşailer ve bazı İşrakilerin varlık görüşüdür. Fakat bu, kozmoloji değildir; çünkü kozmos kaostan sonra gelir, aynı zamanda kaosun alternatifidir. Allah, başlangıçta ham halde bir varlığı bulup da ona bir şekil, bir nizam vermiş değildir; onu yoktan var etti; "Kün" dedi ve tekvin oldu. Tekvin, kün emrinin bir tecellisidir; tekvinin varlık alanına çıkması da kâinattır. Dolayısıyla varlığın başlangıcında kaos yoktur, aksine düzen vardır. Bu noktada iki varlık görüşü arasında muazzam bir fark vardır. Diğeri, âlemi yaratan ve yöneten Allah'tır, varlıkta hiçbir kusur yoktur. O varlığa, hayata, tabiata ve tarihe müdahildir..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

u

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim