• BIST 98.314
  • Altın 144,038
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 24 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Akyürek'ten Alkan'a Cevap!

Akyürekten Alkana  Cevap!
Zaman gazetesi yazarı Ahmet Turan Alkan'ın, İsrail'in terör saldırısına maruz kalan Özgürlük Filosuna ilişkin ''Aması-maması var bu işin'' başlıklı yazısındaki ifadeler, yazar Bülent Akyürek'ten cevap..

 

 

 

 

 

 

Akyürek, kendi internet sitesi "www.bulentakyurek.org"da yayınladığı makalesinde, Ahmet Turan Alkan'ın yazısından yola çıkarak, terör saldırısı sonrası Özgürlük Filosu'nun ''üslubuna'' eleştiri getirenlere sert bir cevap yazdı.

 

 

 

İşte Akyürek'in makalesi:

 

38. Baskısı Fincan Yayınları’ndan çıkan YILGIN TÜRKLER kitabımda “SENİ SEVERİM SAYARIM AMA…” başlıklı bir yazım vardı. Orada diyordum ki: “Bizim millet cümlenin ortasına veya sonuna ama koyarsa oradan kaçacaksın, çünkü biraz sonra bu adam ya sana küfredecek ya da kendini aklayacaktır…”

 

Kıymetli ağabeyim Ahmet Turan Alkan’ı zaman zaman ZAMAN’da okur ve bir çok fikrine gıptayla bakarım, lakin geçen gün yazdığı bir makale beni bu yazıya itti. Tabi ki bunu bir terbiyesizlik olsun diye değil AÇILIM maksadıyla yapıyorum. Önce Ahmet Turan Alkan’ın yazısından birkaç paragrafın altını çizelim. “AMASI-MAMASI VAR BU İŞİN” makalesinde diyor ki:

 

“Ama’lı cümle kurmayın diyorlar. Söze ‘ama’yla başlarsanız, sizi dinlemeyiz; iyi niyetinizden şüphe duyarız; cümleye ama’yla başlamak resmen ve alanen İsrail yandaşlığı mânâsına gelir” demeye getiriyorlar. Kendi nâmıma "Haydi oradan" diyorum bu kanaat terörüne. Evet, bu bir kanaat terörüdür.

 

Mavi Marmara gemisinin yolcularına büyük saygı, hattâ hayranlık duyuyorum, niyetlerini alkışlıyorum; "Sen de gel" deseler, büyük ihtimâl o cesareti gösteremezdim ama seçtikleri hareket tarzını beğenmedim. Amaçla araç arasındaki o vahim uçurumun hamâsetle, dinî coşkuyla, celâdetle doldurulması maksadı zedeler; zedeledi, olmadı; güzel bir hedef, araç seçmekteki itinasızlık yüzünden akîm kaldı. İyi bir maksada, tartışılır araçlarla vâsıl olmanın mânâsı yoktur. Maksat da salih olmalı, vâsıtalar da.

 

Ama'larla, fakatlarla, lâkinlerle, ne var ki'lerle, bir başka açıdanlarla, binaenaleyhlerle, ancaklarla tiftik tiftik sorgulanması gereken bir süreç yaşadık, yaşıyoruz; bu süreç bir derneği, bir vakfı, bir hükmi şahsiyeti ilzam etmekle yetinmiyor; hepimizi ilgilendiriyor.

 

Herkes Gazze kuşatması altında zulüm gören, acı çeken insanlara yardımda hemfikir ama mâsum ve insanî bir yardım eylemi neticesinde 9 kişinin katledilmesini doğru bulmuyor. Kaldı ki hükümetin bu krizi iç siyasette de kullanmaya başlamasından da büyük endişe duyuyorum.

 

Dinî ve millî sembollere, dinî, millî ve ideolojik belagat unsurlarına başvurarak siyaset yürütülmesinden hoşlanmıyorum. Sizin anlayacağınız, amalı cümleler kurmaya bayılıyorum; işim bu benim. Amalı cümleler kurarım; böyle olduğu için giderek yalnızlaşmakta olan biriyim; bedeli vardır, ödenir ve…” devam ediyor… Her neyse…

 

Bu yazıyı bana yazmadı tabii ki Ahmet Ağabey, fakat bir çok insan benim bu çok bilinen makalemden dolayı bana mail attı. Yazıyı da öyle gördüm ve görünce üzüldüm… çünkü:

 

Ahir zamandayız. Her şey; insanlar, kavramlar, eşyalar, nesneler, düşünceler fırıl fırıl dönüyor. Kâbe’den başka hiçbir şey sabit değil. Kâbe, bizim sabit noktamız, dinimizin, imanımızın dubası. İpimiz, namazdaki bakışlarımız oraya bağlı kalmazsa uçup gideceğiz, Şeytan Uçurtması’na döneceğiz. Ahir zaman, önce dilimizden yakalıyor, sonra nefsimizden ve uçkurumuzdan… Dilimiz, uçkurumuzun tercümanı oldu. Gerektiğinde dokuz dili bülbül gibi konuşuyor. Hz. Mevlana, ipini Kâbe’ye bağladığı için semah yaparken zikretmiş oldu, şimdi ipini dünyaya bağlayıp semah yapanların nereye döndüklerini iyi biliyoruz… 

 

Eskiden gökteki yıldızlar ve denizlerdeki kumların sayısını bilenlere mümin diyorlardı, şimdi onlar şeyh oldu. Tarikatlar iman kurtaramıyor, gün kurtarıyor. Ahir zaman kontenjanından dolayı geleni baş köşeye oturtuyorlar diye herkesin konuşup yazması şart mı? Cami yaptırıp hiç namaz kılmayan adamlar gördüm, ben bu gözleri nasıl cennete götüreyim, bu gözlere nasıl güvenip zahire bakayım artık? Kızılay’a çıkacak olsam ağlıyorlar. Televizyon izlesem kulaklarım ağlıyor. En sevdiğim insanların yazılarını okuyamaz oldum. Oysa ben onlara tutunup cehennem ateşinden kurtulmayı planlıyordum.

 

Herkes istiyor, hedef koyuyor, iki kitap satabilmek için gerçekleri yüreklerine gömüyor. Ağızlarımız yalanların sarayı, yüreğimiz doğruların mezarı oldu. Sabah, akşam para, güç, iktidar istiyorsunuz. Bunun için dua ediyorsunuz ama namaz kılmıyorsunuz. Oysa namaz bizler dua edebilelim, duaya yüzümüz olsun diye var. Beş vakit koymadan milyar kazanmak istiyorsunuz.

 

Rabbimiz öyle merhametli ki istediklerinizi vermiyor. O’nun size istediklerini vermeyişi bir rahmettir anlamadınız mı? Ya, her istediğinizi; para, pul, mal, şöhret, makam verseydi? Siz kazandıklarınızla ne yapacaktınız? Cami mi, çeşme mi, cihat mı? O parayla mübarek ordular kurup mazlumları kurtarmaya mı gidecektiniz? Hayır… Bin kere hayır. Firavun olup Musalık taslayacaktınız. Çevreniz sekiz yamalı Müslüman dolu. Fukara yıkıldığı yerde kalıyor. Zenginler nerede? Bu ümmetin Allahsız zengin Müslümanları hangi kuyruklu piyanoların, şöminelerin, ceviz masaların arkasına gizlendiler, neredeler, niçin görünmez oldular, neden onlara dokunamıyor, koklayamıyoruz?

 

Birkaç fukara GAZZE’de abluka altında yaşayan mümin kardeşlerine canları pahasına yiyecek, içecek götürdü diye herkes bir taraftan laf üretti. Oysa LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMÜYOR… O gemiler birkaç Müslüman’ın rüyasıydı. Onlar yola çıktıklarında dünyanın her yerinden milyonlarca Müslüman dua etti. O gemilerin yelkenleri okunan Fetih Surelerinin askerleriyle şişti, yol aldı. Yüz yıldır golümüz yok, bu fakir ama imanlı ümmet zor bela bir gol attı, neden golümüzü saymıyorsunuz? Niçin herkes ibne hakem?

 

Biliyorum, şimdi tonlarca insan şu andan itibaren klavyelerine sarılıp bana ateş püskürecek “Üç günlük Müslümansın, yavaş aslanım” diye… Üç gün Müslüman olmak kolay mı bu zamanda? Sizi temin ederim, bu bile bizleri ebedi cehennemden kurtarır… Beğenmediğiniz AHMET HAKAN COŞKUN’ un son 20 günlük yazılarına bakın… Ben onun en azından 20 günlük Müslümanlığına şahadet ediyorum, yetmez mi? Gemiler yola çıktığından beri köşesinde müthiş yazılar yazdı, gemi cemaatine çamur atmadı…

 

Hep istiyorsunuz. Allah size istediklerinizi verirse yani asayı alırsanız Musa mı olacaksınız? Daha, namazlarını kılmayan ama asayı isteyen adamlar var. Rabbimiz bizi karşısına alıp “Ey kulum, ben secde edilmeye layık değil miydim?” dediğinde O’na ne diyeceğiz? “Layıktın Rabbim ama…” mı diyeceğiz, ne diyeceğiz?

 

Evlenirken bir kere nikâh masasında “EVET” deyip, artık bütün kadınlara “HAYIR” diyebilen bu ümmet, İslam’a girerken Allah’a “EVET BEN SENİN KULUNUM” dedikten sonra nasıl oluyor da önüne gelen her teklife, dünyanın en yüzüne bakılmaz oyuncaklarına maymun iştahıyla “EVET” diyerek gezebiliyor, bana söyleyin, aklımı yitiriyorum. Bu dünyada bir kasetle makamımız gidiyor öbür dünyada 32 kısım tekmili birden uzun metrajlı filmlerimizle halimiz nice olacak?

 

Allah birdir ve Hz. Muhammed A.S O’nun kulu ve elçisidir aması-maması yok! Evet, kelime-i şahadet baskıdır, terördür, kulun Allah’a verdiği erkek sözüdür ötesi yok… Karısına verdiği tüm sözleri yerine getirmek için hırsızlık yapmaktan, adam yaralamaktan, kazık atmaktan, cehenneme gitmekten çekinmeyen bu ümmet nasıl oldu da Rabbine verdiği sözü unuttu? Kim unutturdu, karadaki gemilerin rotasında kimler var, kaptan kim, tayfalar nerede, neler oluyor?

 

Amerika’ya kafa tutuyoruz, İsrail’le savaşın eşiğine geliyoruz, ümmet titriyor… Aman şimdi değil, hazır değiliz, silahımız, paramız yok… Ey! Ümmeti Muhammed, ne zamandan beri savaşlar parayla, güçle yapılıyor, biz mi cahiliz siz mi imansızsınız, Amerika mı büyük Allah mı? Bana köpük saçan ağızlarınızla mailler atıp söyleyin hemen, kim büyük: Amerika mı Allah mı? Ama, aması yok…

 

Size “İnananların hepsi gemiye binsin” denmedi merak etmeyin… Binenler bindi, kalanlar kalemiyle, çenesiyle, malıyla, zikriyle destek verecekti, bizden daha ötesini istemediler… Sıcak yataklarımızda dua ederek, zikrederek yardım etmeyi bile beceremedik. Onları Gazze’ye Ebubekir Sıddık gibi gönderip, dönene kadar Brütüs olduk. Rabbim affetsin bizi, Rabbim ekmek parası korkusundan kurtarsın hepimizi, bir hafta sabit duramadık, mümin olamadık, üç gün Müslüman kalıp cennete gidecektik beceremedik… Gemi, seferinden dönene kadar altın buzağıya tapan öküzlere döndük. Onlar İsraille kavgaya gitti bizler Yahudi olduk… Rabbim, bizi affet… Dua edemeyen ve ayak bağı olmaktan başka bir işe yaramayan Ümmeti Muhammed’i ibret olmaktan kurtar. Bizi bize bırakma… Biz, kendini beğenmiş acizleriz, insan değiliz… Rabbim, biz artık insan değiliz ki sana kul olalım…

Seni zikrederek ölmek şehitlikten önemlidir, biliyoruz… Zikir cezbedir, ritimdir. Cihat da zikrin çeşididir, ritmidir, onu da beceremedik.

 

Rabbim, sana “Evet” dedik artık her şeye HAYIR! Bizi; şan, şöhret, makam sevgisinden kurtar. Bize yeniden Seni ve Peygamber Efendimizi sevmesini öğret.

 

Rabbim; sabah namazları da Cuma namazları kadar kalabalık olduğunda her savaşı kazanacağız… İşte o zaman silaha da ihtiyacımız kalmayacak, her mümin top mermisi, Uhut Dağı, Bedir Kuyusu, Zülfikâr olacak aması yok…

 

Büyük bir münafıklık içindeyiz… Münafık, bazen münafık olduğunu dahi bilemez. Münafık, münafık olduğunu sadece risk altındayken ve imtihan sürecinde anlar.

 

Amerika’yı, İsrail’i karşımıza aldık diye “TÜRKİYE YALNIZLAŞIYOR” çığlıkları atılmaya başlandı. Cennet, Şeytandan kurtuluşun yalnızlığı değil midir? Üzüldüğünüz şey, bizim kurtuluşumuzu müjdeliyor.

 

Top; kadından daha kadın olduğunu ispat etmek zorundadır. Bu yüzden cinsiyet değiştirince evlenip ibadetlerini yapan dönmeler görmeyiz. Onlar, kadın olunca sokağa dökülüp cinsel obje olurlar. Gerçekten kadın olanların ise en son hatırladıkları şey kadınlıklarıdır. İşte,“MÜNAFIKLAR MÜSLÜMANDAN DAHA MÜSLÜMAN GÖRÜNME” nin gayretiyle yaşarlar ama tehlikeyle karşılaştıklarında normalleşip sivri taraflarını, abartılarını törpüleyerek toplaşırlar…

 

Farkındayım, sözlerimin burasında da tuşlara asılıp benim “Edepsiz, terbiyesiz, küfürbaz” olduğumu yazıp mail atacaksınız ama Ahir zaman bu maalesef: Artık modern insanlara din anlatırken bile ağzımız bozuluyor… Sizlerin iyiliği için ağzını bozan bu adama merhamet edin lütfen… “Sonradan hidayete erenlerin sivri olduklarını” hatırlatmanıza gerek yok. Biliyorum, bununla vurmayın ne olur…

 

“Böyle din anlatılmaz” diyorsunuz, zorunuza gidiyor, çoluk çocuğunuzu uzak tutuyorsunuz kitaplarımdan fakat Allah, Müslüman olmamız için cenneti önümüze serdi de ne oldu? Hangi mobilyaya, cep telefonuna Kevser’i satmadık ki?

 

Kelime-i şahadet getiren Müslüman’dır biliyoruz. Rabbim, ahir zamanı da bildiği için bize bu şansı vermiş… Bununla da yetinmemiş “LA İLAHE İLLALLAH DİYEN KURTULUR”demiş… Fakat, ama yok!

 

Allah korusun, “AMA” Münafıklığın Çağdaş Özelliklerindendir… AMA demeden bir kez olsun “La İlahe İllallah” diyebilirsek kurtulacağız ama “AMArika, İSRAİL BIRAKMIYOR” değil mi?

 

Bakın; MÜNAFIKLIĞIN ÇAĞDAŞ BAĞLACI OLAN AMA’YI BİR KAÇ CÜMLE ÖRNEKLEYELİM, NELER ÇIKACAK?

 

- Hacca gitmek istiyorum ama sağlığım bozuk…

 

- Sadaka vereceğim ama aslan gibi adam gidip çalışsın…

 

- Zekat vereceğim ama bu sene zarardayım…

 

- Evleneceğim ama geçinemeyiz…

 

- Kızım çalışma ama diplomanı al, eğer kocan kötü çıkarsa ona muhtaç olmazsın…

 

- İsrail’e ben de kızgınım ama içlerinde iyi insanlar da var…

 

- Namaz kılamıyorum ama benim içim temiz…

 

- Bir şeyhe bağlanacağım ama benim de aklım var, niye başkasını dinleyeyim…

 

- Cihada karşı değilim ama silahımız yok, ayrıca ailem var, onlara kim bakacak?

 

- Çok yemek iyi değil ama nefsime hakim olamıyorum…

 

İşte Allah, dinini böyle garantiliyor… Ahir zamanda her şeyin başına veya sonuna, bilemediniz ortasına ama getirebilirsiniz ama Kelime-i Şahadet’e ekleyemezsiniz…

 

Her ne kadar ağzımız bozuk olsa da ustalara saygı ve yazı yazmanın edebi çerçevesinde sona yaklaşırken ortalığı toparlayıp artık yazıyı sonlandırmak istiyorum.

 

1- Bu yazıyı okurken sakın ha AHMET TURAN ALKAN’a söylüyormuşum gibi algılamayın, zira bu zamanda biliyorum ki tabancamı münafıklara doğrultup tetiğe dokunsam, o kurşun yıllarca ortalıkta gezinip “Münafık buldum” diye benim enseme patlar… Allah korusun, kimseye böyle şey söylemiyorum. Yazdığım her cümlenin, ettiğim her küfrün ilk muhatabı benim, açıkça söyleyeyim.

 

2- Dediğim gibi “Ama” bağlacıyla ilgili makaleyi YILGIN TÜRKLER kitabımda ilk ben yazdığım için genişletmek nasip oldu ama bunun için AHMET TURAN ALKAN ağabeyin talihsiz makalesini fırsat bildik…

 

3- Şimdiden helallik istiyor, teşekkür ediyor ve ellerinden öpüyorum.

Bünlent akyürek

 

 

 

 

 

g

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim