• BIST 106.926
  • Altın 151,318
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 19 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Ahmet Türk, Ergenekon'dan Şüpheleniyor

Ahmet Türk, Ergenekondan Şüpheleniyor
Kendisine yapılan yumruklu saldırının ardından sağduyulu açıklamalarıyla dikkat çeken Ahmet Türk, provokasyonların devam edeceğinden endişeli. Türk, çözümü demokratik adımlarda ısrarcı olunmasında görüyor.

 

 

 

 

 

Samsun'da yumruklu saldırıya uğrayan Ahmet Türk yavaş yavaş sağlığına kavuşuyor. Çukurambar'daki evinde sorularımızı cevaplarken son derece rahattı. Salona girip çıkan torunlarına gülücükler gönderdi. Türkiye çok sıcak ve önemli gelişmeler yaşıyor. Kürt sorunu ilk defa bütün yönleri ile tartışılırken, Meclis'te darbe anayasasının vesayetçi bazı maddeleri oylanıyor. İşte tam bu eşikte toplumu sarsan bir eylem gerçekleşiyor. Türk ve Kürt kesiminin sempati ile baktığı Ahmet Türk'e yumruk atılıyor. Kürtler ayağa kalkıyor. 'Neden, kim?' sorularının cevabı verilemeden iki gün sonra aynı ilde iki polis şehit ediliyor. Ardından bir yumruk darbesi daha, bu kez adres Kayseri ve yine uzlaşmacı kimliği ile tanınan Enerji Bakanı Taner Yıldız. 

Sahiden neler oluyor? Kürt siyasetçi Ahmet Türk, daha burnundan kan damlarken oyunu fark ediyor. Kürt-Türk çatışması çıkartıp toplumu kaosa sürüklemek isteyenlerin varlığına dikkat çekiyor. Herkesi sağduyulu ve sorumlu davranmaya çağırıyor. Bu çağrı toplumda büyük yankı buluyor. Kürtler kadar Türkler de saldırıya tepki gösteriyor. Toplum bu sefer tuzağa düşmüyor. Değişimi engellemeye yönelik kışkırtmalar hedefine ulaşmıyor.

Kapatılan DTP'nin yasaklı lideri Ahmet Türk, bazı kişiler tutuklansa da Ergenekon'un varlığını ve etkisini hâlâ devam ettirdiğine işaret ediyor. Yumruğu statükonun demokratikleşme çabalarına direnci olarak okuyor. Ancak umutsuz değil. Türkiye'nin eninde sonunda demokratikleşeceğine inanıyor. "PKK bile silahın bir çözüm yolu olmadığını gördü." tespitini yapıyor. Sınır dışındaki Kürtlerin de beklentisinin demokratik Türkiye olduğunu belirten Türk, reformlar gerçekleştiğinde ülkemizin cazibe merkezi olacağını söylüyor. "15 yıl sonra bütün bu tartışmalar geride kalacak. Çocuklarımız 'Neden Türkiye'nin enerjisini boşa sarf ettiniz?' diye bizleri sorgulayacak." diyor. Kürtlerin bölünme ve federal yapı gibi amaçlar peşinde olmadığının altını bir kere daha çizen Türk, tabanına 'şiddetten uzak durun' çağrısı yaparken, milletvekillerinden daha cesur olmalarını istiyor. Statükonun yumruğu Türk'ü de Türk toplumunu da yere seremedi. Değişim süreceğine göre yeni ve daha büyük saldırılara karşı çok dikkatli olmak gerekiyor.

-Samsun'da maruz kaldığınız yumruklu saldırı anında neler hissettiniz?
Acaba bu saldırının sonuçları ne olur, öfke seline dönüşür mü diye düşündüm. Bir yumruktan dolayı bir insanın hayatını yitirmesi ya da çıkabilecek olaylar, vicdan azabı duymama neden olurdu. Benim yüzümden kimsenin zarar görmesini istemem. Bu olayın toplumdaki yansımasının gerginliklere sebep olabileceğini bildiğim için buna meydan vermemek yine bana düşüyordu. Yumruğu yer yemez ilk düşündüğüm buydu. Bu yüzden herkesi aklıselime davet ettim.

-Neden siz hedef seçildiniz? Bu saldırının amacı ne olabilir?
Bu, toplumu gerginleştirmeye yönelik bir saldırıydı. Türk ve Kürt halkının demokrasi ve barış mücadelesindeki ortaklığını bozmaya, Kürtleri yalnızlaştırmaya yönelik bir hesaptı bence. Yani saldırıdan sonra farklı şekillerde olaylar çıkacak, Türkiye bir gerginliğin içine girecek ve iki halk karşı karşıya gelecekti. Tabii ki bu yumruktan sonra Türkiye'nin karışması beni rahatsız ederdi. Çünkü biz hak ve özgürlükler mücadelesi veriyoruz ve Türkiye'nin bütünlüğünden yanayız. Kürtlerin özgürleşmesi, kimliksel, kültürel haklara kavuşması, Türkiye halkından bir şey götürmez. Tam aksine onların da demokrasi ve özgürlüklere sahip olmasını sağlar. Dolayısıyla halkları birbirine düşman edecek, birbirinden koparacak bir anlayışı mahkûm etmemiz ve provokasyonlardan sakınmamız gerekiyor.

-Zaten bütün Türkiye bu saldırıyı kınadı.
Tabii hem bölgeden hem de Türkiye'nin farklı yerlerinden arayanlar oldu. Hatta siyaseten bize karşı olanlar bile aradı. Trabzon'dan da farklı illerden de destek mesajları geldi. Olayı duyar duymaz Siirt'in bir köyünden bir yaşlı geldi. Oturdu ağladı, konuşamadı. "Keşke çocuğum ölseydi de siz o yumruğu yemeseydiniz." dedi. En ilginç olanı da Zonguldak'tan bir Türk ailesinin aramasıydı. Geçmiş olsun dileklerini ilettikten sonra "Bundan sonra bizim oyumuz size." dediler. Samsun'da o yumruğu yedim ama çok sayıda dost edindim.

-Birçok ilde de sizin lehinize gösteriler oldu. Tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sonuçta bir partinin genel başkanlığını yaptım, Kürtler arasında bilinen bir insanım. İnsanlar ebette tepkilerini gösterecek. Ama bu tepkiler demokrasi içinde kalmalı. Kimsenin canına, malına zarar vermeyecek tarzda olmalı.

-Sizden sonra Enerji Bakanı Taner Yıldız hedef oldu.
Tabii ki üzüntü verici bir durum. Birileri yumruğu moda hâline getirmeye başladı. Hani bir ayakkabı atıldı sonra herkes fırlattı. Kimse bunları hoş karşılayamaz, tasvip edemez. Fakat hedefleri belirlerken dikkatli seçim yapmışlar. 'Kime yönelirsek en fazla tepki doğar?' diye düşünüyorlar. Bunlar örgütlü olduğunu gösteriyor. Mesela deniyor ki, Sırrı Bey, 'Bu terbiyesizleri susturun!' diye bağırmış. O zaman niye yumruk bana geldi? Demek ki başka bir hesap yapılmış. Ahmet Türk yaşı ve konumu itibarıyla daha uygun bir hedef. 

-Siyasi hayatınızda birçok kez mağdur oldunuz. Ama en gergin anlarda bile sağduyu çağrısı yapan bir isim olarak dikkatleri çektiniz. Size göre bu tür provokasyonların arkasında ne ya da hangi güçler var?
Bunun için cumhuriyet tarihine bakmak lazım. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana birileri kendisini cumhuriyetin sahibi gibi görmüş. Seçkinler ve elitler, 'Cumhuriyeti biz kurduk, bekçisi de sahibi de biziz.' mantığıyla hareket etti. Halkın cumhuriyeti olamadı bir türlü. Tabii ki değişim ve dönüşümün Türkiye'nin gündemine gelmesi, bugüne kadar inkâr edilen Kürt halkının hak ve özgürlüklerine kavuşmaya başlaması, o elitlerin, vesayet rejiminin sona ermesi anlamına gelecek. Yani bir yerde vesayetçi ve statükocu anlayışlar Kürt sorununun çözümünü istemiyor. Bu mantık ve anlayış, millî hassasiyetleri olan insanları çok rahat harekete geçirebiliyor. Ve gerginliğin gelişmesine âdeta zemin hazırlıyor.

-Yani bu saldırılar aslında bir tuzak?
Tabii ki bunlar bir provokasyon. Değişim ve dönüşüm sancısı çeken ve bunun için refleksler gösteren Türkiye'yi, bu süreçten koparmaya yöneliktir. Ve halkları karşı karşıya getirerek o statükocu zihniyeti, Ergenekon zihniyetini ayakta tutma arayışıdır.

-Bundan sonra tuzağa düşüp düşmeyeceğimiz konusunda bir tahmininiz var mı?
Birilerinin hassasiyet göstermesi tabii ki yeterli olmuyor. Özellikle bugün halka öncülük eden kanaat önderleri, siyasetçiler, sivil toplum örgütleri bu süreci ve provokasyonlara zemin hazırlayanları doğru okumalı. Ve bu süreçte önümüzü kapatacak veya toplumu gerginleştirecek, güvensizlik ortamını azdıracak bir mantığı terk etmeleri; toplumda kardeşliği ve sevgiyi sağlayacak hak ve özgürlükleri herkes için düşünecek bir anlayışla olaya yaklaşmaları gerekiyor. Bu hassasiyet olmadığı için gelecekle ilgili kaygılar duyuyorum.

-Saldırıdan sonra Samsun-Trabzon hattı tekrar gündeme geldi. Sizin düşünceniz nedir bu konuda?
Samsun-Trabzon hattı üzerinde geniş bir araştırma yapmak lazım. O bölgede görev yapan Ergenekon sanığı Veli Küçük, Türkiye'de herkesçe bilinen bir insan. Her zaman komplocu bir mantıkla, bir çete anlayışıyla örgütlenmeler gerçekleştirmiş. Orada uzun süre görev yapmış ve bu konularda uzman çeşitli kesimlerle diyaloglar kurmuş ve o kesimleri belli bir anlayışın esiri hâline getirmiş. Ogün Samast ve Rahip Santoro olayına baktığınızda o bölgede Türkiye'yi karıştırmaya yönelik bir örgütlenmenin olduğunu görüyoruz. Küçük'ün eylem ve ilişkilerini incelediğinizde gittiği her yerde böyle bir örgütlenme yaptığı dikkatlerden kaçmıyor. Hatta tutuklanmadan önce bile Mersin'e gidip orada 15-20 gün içinde Kuvay-ı Milliye derneklerini örgütleyerek devleti ele geçirmeye yönelik, herkesi kullanmayı amaçlayan bir örgütlenme modeli üzerinde yoğun mesai harcamış. Trabzon ve Samsun bölgesi toplumsal olarak da çok karma. Geçmişe baktığınız zaman farklı kültürlerin asimile edildiği ve bu kültürlerin kendini Türk milliyetçiliği üzerinde geliştirdiğini görüyoruz. O bölgede tarihin böyle bir yapısı var. Bu da orada birileri için çok rahat bir zemin olduğunu gösteriyor.

-2007'de başlayan Ergenekon davası kapsamında birçok isim tutuklandı; ancak provokasyonlar devam ediyor. Ergenekon terör örgütü hâlâ faal mi sizce?
Onu anlatmaya çalışıyorum. Yani belli şahısları içeri atıyorsunuz; ama onların arkasındaki gücü ortaya çıkaramıyorsunuz. Arkasındaki güç bu tür provokasyonlarla var olduğu mesajını veriyor. Yıllardır Ergenekon'u anlatmaya çalışıyoruz; ama bugün çıktı bunlar ortaya. 1990'larda Batman'da kurulan Hizbullah'la JİTEM arasındaki ilişkileri ortaya koyduk. Ama o zaman kimse bu konularda bir hassasiyet göstermiyordu.

-Türkiye'nin değişim sancısı çektiğini söylüyorsunuz. Bu değişimde Kürtler nerede duruyor?
Evet, değişim ve dönüşüm kaçınılmaz bir noktaya geldi. Türkiye'yi eskisi gibi yönetmek imkânsız. Türkiye, demokratik ve çağdaş bir ülke olmak zorunda. Bunu görüyoruz ama cesur davranamıyoruz. Sıkıntı burada. Yoksa bugün getirilen açılımlar ne Kürtleri tatmin ediyor ne de başkalarını. Demokrasiden ödün vererek açılım yapamazsınız. Birilerini memnun etmek için ortaya koyduğunuz düşünceleri geri çekemezsiniz. Burada kararlılık ve cesaret gerekli. Değişime direnen ulusalcı ve milliyetçi kesimlerin yoğun eleştirileri karşısında geri adım atılmamalı. Ama Başbakan geri adım atıyor.

-Demokratik açılım konusunda geri adım mı atıldı yoksa açılım gerçekten durdu mu? 
Çok sağlıklı bir noktada olduğunu söyleyemeyiz. O sözü (açılım durdu) telaffuz etmek istemiyorum. Ama bu açılımın da açılım olmaktan çıktığını görüyoruz.

-Neden?
Çünkü somut bir şey yok. Atılan adımlar toplumsal uzlaşıyı sağlayacak noktada değil. Hep umutla bakıyorum açılıma. Bunun gerçekleşmesi için âdeta dua ediyorum. Ama buradaki yaklaşım biçimiyle olmaz. Açılım diyorsunuz, insanları dağdan indirmeyi esas almayı düşünüyorsunuz, bu süreci tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bir projeyi hazırlıyorsunuz fakat diğer taraftan fikirleri, düşünceleri, siyaset yapan insanları zindanlara atıyorsunuz. Bakın 1483 yöneticimiz, belediye başkanımız içerde. Parti kapatılması ile ilgili düzenleme DTP kapatılırken gündeme getirilmiyor, AK Parti'nin kapatma tehlikesi ortaya çıkınca getiriliyorsa o zaman samimi olmadıkları ortaya çıkar. Demokrasiyi herkes için istemek lazım.

-Somut olarak ne bekliyorsunuz, hangi adımlar atılmalı?
Bugün dünyada farklı kimlikler ve kültürler bir zenginlik olarak kabul ediliyor. Bu ülkede de farklı kimlik ve kültürlerin zenginlik olarak görülmesini istiyoruz. Eğer Kürtlerin kültürü, müziği, edebiyatı olmasaydı Türk kültürü ve edebiyatı bu kadar zenginleşemezdi. Eğer Çerkezlerin katkısı olmasaydı bu kadar zengin kültür ortaya çıkmazdı. Ama bütün kültürleri yok ederseniz siz de kültür fakiri kalırsınız. Burada iki temel mesele var. Birincisi kimliksel olarak kimin kimliği, aidiyeti neyse onun inkâr edilmemesi. Biz Anayasa'da Kürtlerin yer almasının çabası içinde değiliz, doğru da bulmuyoruz. O zaman diğer kimlikleri ne yapacağız? İllaki Türk Kürt kelimeleri anayasada geçmek zorunda değil. Yurttaşlık esası üzerinde bir ruhla ele alınmalıdır. İkincisi, dünya artık katı merkeziyetçi anlayıştan adem-i merkeziyetçi anlayışa geçti. Orada yereller, sosyal ve kültürel alanda, ekonomi alanında karar sahibi olmalı. İl meclislerinin, belediye meclislerinin yönetime katılacağı bir yapının mutlaka gündemimize gelmesi gerekiyor. Bu ne bir federasyon talebi ne de başka bir şey. Buna demokratik özerklik diyoruz.

-Dünyadaki değişime bağlı olarak Türkiye'de de bir dönüşüm yaşanmıyor mu?
Elbette ki Türkiye 1930'ların Türkiye'si değil. Değişen çok şey var. Kabullenmek zorunda olduğumuz şeyler var. Bu demokratik gelişme değil ama. Burada bir öncülük yok. Fakat toplumsal değişim ve dönüşüm kendini gösterdi.

-Yani toplum Ankara'nın önünde?
Evet öyle. Eskiden Kürt yoktur denildiğinde hakikaten birçok Türk buna inanıyordu. Kart kurt'tan Kürt oldu diyordu. Şimdi değişti; fakat hak ve özgürlükler konusunda bir kabullenme yok.

-Peki, devletin Kürtlere bakışı değişmedi mi?
Aslında devlet bu değişimi istemiyor. Her zaman engel koymuş. Ama bazı şeyler aşıldı. Artık bu işin böyle gidemeyeceği görüldü. Devletin içinde de bu görüş var. Yani meseleyi sadece PKK ile sınırlı tutamazsınız. Hadi PKK bitti, peki Kürtler hak ve özgürlüklerinden vazgeçecek mi?

-Demokratik açılım bu beklentileri karşılamaz mı? Açılımın adı bile Mahmur ve Kandil'de yankı buldu. Dağdan iniş devam etmez mi?
Genel bir şey söylemek istiyorum. Artık günümüz dünyasında güç kullanarak sorunlar çözülmez. Silahla hak aramaya kalkıştığınız zaman başarısız olursunuz.

-Kürtler de buna inanıyor mu?
Ben böyle bakıyorum. Birçok insanının da böyle düşündüğüne inanıyorum. PKK da silahla bu işin çözülemeyeceğini görüyor artık. Güven verici bir ortam gelişirse belki daha sağlıklı, daha iyi bir noktaya gideriz. Bu nedenle demokratikleşmeyi esas alan bir mantık gelişirse çok şey değişir. Çünkü Türkiye, Kürtler için çok önemli.

-Neden önemli?
Ben birçok yeri dolaştım Suriye Kürtleri ile görüştüm. Irak, İran Kürtleri ile görüştüm. "Türkiye demokratikleşirse bizim güvencemiz olur. Suriye de demokratikleşmek zorunda kalır. Irak daha demokratik hâle gelir, İran demokratikleşmek zorunda kalır." diyorlar. Bütün Kürtlerin gözü Türkiye'de. Türkiye'nin Kürtler için de bir şemsiye olabileceği inancı var. Çünkü Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'ndan gelen ve Türklerle Kürtleri kucaklaştırabilen Orta Doğu'daki tek ülkedir. Ama biz bunu kullanamıyoruz. Hep Kürtleri potansiyel tehlike olarak görerek Orta Doğu'da bir dünya devleti olabilecek Türkiye'nin önünü tıkıyoruz.

-Beş yıl siyasi yasaklısınız. Bu süreçte ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Ben uzun süredir siyasetin içindeyim. Bu noktadan sonra köşeme çekilmek istemiyorum. En azından Kürt sorununun çözümü konusunda diyalog ve uzlaşı için yararlı olabilecek bazı çalışmalar yapmayı düşünüyorum. Türkiye'nin Vicdanı isimli bir vakıf projem var. Yine Diyarbakır'da Demokratik Toplum Kongresi ile ilgili bir çalışma var. Kürtler ne istiyor, çözüme nasıl gidilir gibi temel sorular üzerinde çabalarım olacak. Kürtlerin taleplerinin topluma taşınması gerekir. Taleplerin hayata geçirilmesi için uzlaşma arayışına girmek istiyorum. Ancak bu aralar daha çok davalarla ilgileniyorum. Gidip ifade veriyorum. Bu yoğunluğumun geçmesini bekliyorum.

-Hakkınızda kaç dava var? 
Sayısını bilmiyorum. En az 50-60 dava var.

-Gelecekte nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?
15-20 sene sonraki Türkiye'de bu tartışmaların ne kadar yersiz, haksız olduğunu ve bizi ne kadar geriye götürdüğünü çocuklarımız görecektir. Bugün hedef hâline gelen bir insanım; ama Kürt kadar Türk arkadaş ve dostlarım var. Hak istemek, özgürleşmek ayrı şeydir. Bir halkın değerlerine karşı çıkmak farklıdır. Türk halkının değerlerine, demokratikleşmesine, Türk devletinin daha saygın olmasına karşı değiliz ki. Biz eşit yurttaşlık mücadelesi veriyoruz. Bu Türkiye'nin kazanımı olacaktır. Bu nedenle gelecekte Türkiye bunları tartışacak. 'Ne ilkel bir milliyetçilikti. Bin yıldır birlikte yaşayan halkın kucaklaşması için neden siyasiler bir tutum ortaya koymadılar' diye.

Aksiyon

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim