• BIST 82.779
  • Altın 147,178
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

ADANMIŞ BİR HAYAT: MEVDUDİ

ADANMIŞ BİR HAYAT: MEVDUDİ
Mevdudi, kendisinden önceki sapmalara, ortaya koyulmuş ve uzun süre egemenliğini dayatmış hayatla bağlarını yitiren entegrist değerlere köktenci bir üslupla karşı çıkmış, çarçabuk sahnenin ölçütlerini altüst etmeyi başarmış bir soy aktivisttir.

 

 

 

 

 

Altan Algan / Özgün Duruş Gazetesi

 

Yapılan bütün eleştirilere karşın misak-ı milli dışındaki düşünürleri ve öncüleri ağırlamakta oldukça eli açık davranan Türkiyeli Müslümanların önemsediği isimlerden biri de Ebu’l Ala Mevdudi olmuştur. Hatta bu bazen öyle hal almıştır ki, onun hak ettiği gerçek değerin bir adım ötesine de geçmeyi başarmıştır. Bu noktada onun düşüncelerinin eskimediğini, Türkiye'de yaygın okunurluğunu koruduğunu anımsamak gerekir. Altmışlı yıllardan doksanlı yıllara kadar evrensel İslami harekete ufuk katan 20. yüzyılın tanınmış Müslüman düşünürlerinden Ebu’l Ala Mevdudi’nin Türkçeye kazandırılan düşünce mirasına şu ya da bu şekilde kayıtsız kalmış pek az yazar olduğunu sanıyoruz. O yüzden Türkiye’de ona dönük ilgiyi ve yeri anlamak bakımından eserlerinin hala okunduğunu bunun yanında onu etüt etmeye dönük sempozyumların düzenlendiğine şahit oluyoruz. Onu 30. Ölüm Yıldönümünde bir sempozyumla andı Türkiyeli Müslümanlar. Bundan çoğumuzun haberi oldu. Lâkin doğum yıldönümünü esas alan önceki sempozyumdan çoğu kimsenin haberi olmadı.

 

Bu arada şunu da bir ara not olarak aktaralım: Sezai Karakoç’un İslam’ın Dirilişi kitabı 17 Ekim 1967’de mahkeme kararıyla toplatılır. Çünkü İstanbul Basın Savcılığı eseri Prof. Sulhi Dönmezer, Prof. Sahir Erman ve Prof. A. Önder’den müteşekkil bir “ehl-i vukuf” heyetine incelettirmiş, bu kişiler de eserin laikliğe aykırı olduğu kanaatine varmışlardır. Sonra uzun yıllara yayılan ucuna başka davalarında eklendiği uzun yargılama süreçleri ile karşılaşmıştır 1960’lı yıllarda Karakoç.

 

Mahkemelik Kitap: İslam’ın Dirilişi

Bunu üzerine Osman Turan 5 Kasım 1967’de, Yeni İstiklal gazetesinde “Bilmez Kişiler” başlıklı bir yazı yayımlar. Gariptir ki davaya tesir ediyor diye Osman Turan da bu yazısından dolayı mahkemelik olmuştur. Ardından İslam’ın Dirilişi kitabından dolayı açılan davaya ikinci kez bilirkişi tayin edilir. Bilirkişi Prof. Zeki Velidî Togan’ın İstanbul IV. Ceza Hakimliğine gönderdiği rapor şöyledir: “Sezai Karakoç’un İslam’ın Dirilişi ismindeki eserine ait davada, bilirkişi sıfatıyla bulunmamıştım. Bu ayın 4’ünde Afganistan’da yapılacak bir ilmî araştırma toplantısına katılacağımdan mahkemenizin duruşmasına iştirak edemeyeceğim. 66 sayfa tutan bu küçük eseri dikkatle tetkik ettim. Bunda bir suç unsuru görmedim. Eser sahibi vazıh olarak İslam alemindeki Müslüman Kardeşler, Seyyid Kutub, Necip Fazıl, nurculuk, Mevdudi gibi cereyanlara karşı sempatisini belirtmişse de bunu kendisinin derûni temayülü olarak anlatmamıştır. Bunlar için ayrı bir propaganda da bulunmamıştır. Asıl bu gibi davaları açıkça telkin etmekte olan Necip Fazıl ve Mevdudi gibi şahsiyetler ortada dolaşmakta olduğu halde onların eserlerine karşı sempatisini izhar eden Sezai Karakoç, bu kitabı yüzünden takip edilemez fikrindeyim. Hele kitabın 52-66. sayfalarında yazdıkları tamamen bir fikir mahiyetini taşımaktadır. Bunları arz eder, bilvesile saygılar sunarım.” Son kırk yıl içinde, Türkiye’deki İslâmî uyanış sürecine Mevdudi kadar etkisi olmuş bir kimse yoktur sözünü, çoğu kişi nazarında ayan beyan ortaya koyan bir yargıdır İslam Araştırmaları Enstitüsü Müdürü olarak Zeki Velidî Togan’ın yaptığı bu açıklamalar. Kitapları Türkçeye tercüme edilmiş, fikir ve görüşleri desteklenmiş, ideolojisi ve doktrini benimsenmiştir. Bilirkişi olarak görevlendirilen kişi, raporunda, büyük ihtimalle Mevdudi’yi Türkiyeli bir yazar olarak düşünmüş olmalı ki Mevdudi’lerin İstanbul sokaklarında serbest olarak dolaşabildiğini hatırlatır. Yazının girişinde bahsettiğimiz durumla da ilgisi var sanırız bu durumun. Yani doğurgan bir etkiden söz etmemizi kolaylaştırıyor.

 

Dört Terim

Bu arada çok önemli konulu Kur’an çalışmalarından Kur’an'a Göre Dört Terim kitabını Cahit Koytak’ın da çevirmiş olduğunu belirtelim. Kitap öylesine etkilidir ki, Seyyid Kutup, bu kitabı okuduktan sonra, yazdıklarını yeniden gözden geçirme ihtiyacı duyduğunu ifade etmektedir. Mevdudi bu kitabında, üçüncü hicrî yüzyıldan sonra Müslümanların Kitabullah'ın dört ana terimi olan "rab, ilah, din, ibadet" konusunda doğru yoldan ayrıldıklarını iddia etmiştir. Mevdudi’ye göre, İslam bir “yaşam tarzı”dır ve iktidarı hedefler. Ona göre, İslam’da din işlerini dünya işlerinden ayırmak mümkün olmadığı için, İslam’ın hakim olmadığı coğrafyalarda İslam devletinin kurulması zorunluluktur. Onun bu iddiasına karşı Hindistanlı Ebu'l-Hasen en-Nedvî İslâm'ın Siyasî Yorumu adını taşıyan bir reddiye kaleme almış ve sonraki yıllarda Mevdudi'ye dönük eleştirilerin düşünsel çerçevesini genel olarak belirlemiştir.

 

Bir Soy Aktivist

 Mevdudi, temsil ettiği fikrî gelenek itibariyle kendisinden önce yaşamış dini ve siyasi alandaki muhtelif önderlerin izlerini taşımaktadır. Onun gelenek eleştirilerinde ve yenilikçilik vurgusunda ıslah hareketlerinin tesiri görülürken, Müslümanların özgüvenini kazanması, İslâmi devlet özlemi, diriliş çağrısı ve ihyacılık gibi konularda birlikte çalıştığı İkbal’in izleri görülür. Yani farklı düşüncelere uzanan bir bilgilenme güzergâhından beslenmiştir. Onun esas tesiri de bu minvalde olmuştur zaten. Yani kendisinden önceki sapmalara, ortaya konulmuş ve uzun süre egemenliğini dayatmış hayatla bağlarını yitiren entegrist değerlere köktenci bir üslupla karşı çıkmış, çarçabuk sahnenin ölçütlerini altüst etmeyi başarmış bir soy aktivisttir. XX. yüzyılın başlarında İslâm dünyasında meydana gelen siyasi otorite boşluğunun telafisi gayesiyle kurulan değişik siyasi teşkilatların en önemlilerinden Cemaat-i İslamî’nin kurucusudur. Teşkilatın asıl ilgi alanını, siyasi, toplumsal ve ilmi ihyacılık şeklinde tanımlamak mümkündür. Dolayısıyla buna bağlı olarak, cemaatin kurucusu ve doğal lideri Mevdudi’nin de bu çerçevede değerlendirilmesi yanlış olmayacaktır. Aynı zamanda güçlü bir teşkilatçı kişiliğe sahip olan Mevdudi, ihyacı yönünü sadece kendi ülkesinde değil, dünya Müslümanlarını tanımak gayesiyle çıktığı Ortadoğu ve Afrika’yı da içine alan pek çok seyahatinde de ortaya koydu. Mevdudi'nin henüz 1963'te Mekke'de Humeyni ile görüşmesi de evrensel İslami duyarlılığını yansıtan çarpıcı bir sayfa olarak kayda değer. Bu görüşmenin ardından Cemaat'in yayın organı Tercümanü'l Kuran'da İran'daki şahlık rejimini eleştiren yayınlara yer verilmiş, hatta bu yayınlar hakkında Karaçi'deki İran Konsolosluğunun şikayette bulunması üzerine dergi Pakistan dış politikasını sabote etmek suçundan kapatılmıştır. Otuzuncu yılında seçimlerle beraber sistem içi/dışı bir çok tartışmayı hareketli ve hararetli biçimde yaşayan İran İslam Devrimi hakkında Ebu’l Ala Mevdudi’nin kanaatlerini öğrenebileceğimiz kaynaklardan biri de Hilal dergisidir. Bu derginin 1979 tarihli 199. sayısında yayımlanan çeviri söyleşide Mevdudi, İran İslam Devrimi hakkında şunları ifade eder: “Humeyni’nin gerçekleştirdiği İnkılâp İslâmi bir inkılâptır. Bu inkılâbı gerçekleştirenler İslami bir cemaattir. Onun başında bulunan gençler (...) İslâmi faaliyetlerin içinde oldular. Umumi olarak bütün Müslümanlar, dünya çapındaki diğer İslami hareketler bütün kuvvetleriyle bu inkılâbı desteklemeli ve her yönden yardımlaşmaları lazımdır”

 

Her insan gibi eleştirilecek yönleri olmasına karşın, Mevdudi’nin yeni koşullarda, yeni gerçeklerde, yeni imkanların peşinde bir düşünür olarak İslam kardeşliğini özümsemiş öncülerden biri olduğunu kanıtlar bu satırlar.

 

 Mevdudi’yi Türkçede Ağırlamak

Bir düşünürün kendi dilinde taşıdığı önemi, yabancı bir dile çevrildiğinde, o dilin okurlarına nakletmek oldukça güç bir iş olabiliyor bazen. Başta mili dindarlarımız olmak üzere pek çok yazarın ve eleştirmenin gözünde Ebu’l Ala Mevdudi, kriz dönemi İslam düşüncesinin başlangıç noktasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Örneğin; gelgelelim, bu kültürün yabancısı okurların bu değerlendirmeyi onaylayacak ya da yadsıyacak donanımları olmaz genellikle. Önlerine çevrilerek konulan bütün metinleri bağlamlarından soyutlayarak okumak durumundadırlar. Böyle okununca da bir süre sonra kolaylıkla ondan vazgeçilebilmektedir. Örneğin; nedense Mevdudi okumak edebiyat okumakla kıyaslanır. Bağlamdan söz ediyoruz, çünkü Mevdudi’nin inişli çıkışlı mücadelesinde yol açtığı etkinin boyutunu yalnızca eserlerini okuyarak kavramak bize olanaksız görünüyor. Mevdudi'yi İslam'ın sistematik bir siyasi yorumunu ve görüşünü hayata geçirmek için bir toplumsal hareket planı oluşturan ilk Müslüman düşünürlerden birisi olarak kavramak gerekiyor öncelikle. Onun okurları, Mevdudi’yi kendi kültürel parametreleriyle ele aldıklarında, şüphesiz kimi doğrulara da ulaşabilirler. Gençliğinde merhum Mevdudi'nin taraftarı ve hayranı olan nice insanın kimi zaman hakkındaki Türkiye’ye özgü sövgülerden, kimi zaman da başka beklentilerden dolayı ondan vazgeçmeleri üzerinde düşünülmelidir. İlkinin azalan etkisi yanında ikincisinin yayılan etkisi ve aşma sendromuyla birleşmesi Mevdudi’ye dönük haksızlıkların katlanmasına neden olmuştur.

 

Düşüncesini Anlamak

 Mevdudi, klasik ve geleneksel anlamda bir İslâm âlimi miydi? Bizce değildi, ama alimdi. Modern donanımları da olan bir alim, bir öncüydü. Onun ağır basan tarafı Müslüman bir aktivist oluşuydu. Ama Hilafet ve Saltanat, Kur'an’a Göre Dört Terim ve İslam’da İhya Hareketleri başta olmak üzere hem eleştirel hem de donanımlı bir alim olduğunu ortaya koymuştu. Tefsiri, yarım kalan siret çalışması ve diğer eserlerini de bu toplama ilave edebiliriz.

 

Pakistan'ın resmî ismi "Pakistan İslâm Cumhuriyeti"dir. Pakistan, kuruluş tarihinden bu yana hiçbir zaman gerçek anlamda bir İslâm devleti olamamıştır. Bir İslâm devleti değildi ama bir tür kandırmaca siyaseti güdüldüğü için anayasasında Şeriat'a aykırı kanun çıkartılamayacağı yazılıydı.

 

İşte Mevdudi böyle bir ülkede siyasî bir parti kurmuş ve uzun yıllar boyunca süren kimi zaman pragmatist kimi zaman usulî bütün gayret ve çabalarına rağmen başarılı olamamıştır. Partisi serbest seçimlerde çoğunluğun oyunu alamamış ve iktidara gelememiştir. Bu başarısızlık duygusu onun ilk dönemlerdeki zihni diriliğinin ve ilkesel belirginliğinin üstünün örtülmesine neden olmuştur. Ülkemizde hayli Mevdudi hısımı ve hasımı bulunmaktadır. Onların, hasım ve hısım oldukları ve doktrinini benimsedikleri ya da reddettikleri kişiyi bütün olarak bilmelerinde hayır ve yarar vardır.

 

Ne yazık ki onun siyasi başarısızlıkları çoğu zaman geleneksel ya da modern yaklaşımları doğrulamak için olumsuz bir örnek olarak ele alınmıştır.

 

Mevdudi Üzerine Düşünmek

 Mevdudi hakkında Türkiye Müslümanlarının, doğru cevabı bulmak hususunda derin derin düşünmeleri gerekir. San Diego (ABD) Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Seyyid Hüseyin Nasr’ın oğlu S. Veli Rıza Nasr'ın Cemaat-i İslami ve Mevdudi üzerine iki yıl arayla (1994-1996) kaleme aldığı iki çalışmayı; Mevdudi ve İslami İhyanın Teşekkülü ve Cemaat-i İslami okumak onu kavrama sürecini bereketli kılacak iki çalışma olarak önümüzde durmaktadır.

Bizce bu henüz Mevdudi üzerine nitelikli düşünsel tartışmalar konuk olduğu Türkçede henüz yapılamamıştır. Zaten durum ortadadır.

 

Keşke, Türkiye'nin yakın tarihindeki İslâmî uyanış hareketi Mevdudi’nin fikri diriliğini bu gün de koruyup sürdürebilseydi. Çağdaş dönem öncülerine dair tartışmaların hareketli ve hararetli oluşunun arka planında, büyük ölçüde İslam dünyasının içinde bulunduğu siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik şartlar yatmaktadır. Müslümanlar bir çıkış yolu bulabilmek için, geçmişi ve geleneği eleştirmek durumunda kalmışlardır. Ebu’l Ala Mevdudi, ömrüne birçok şeyi sığdırmıştı. İslam'ın sistematik bir siyasi yorumunu ve görüşünü hayata geçirmek için bir toplumsal hareket planı oluşturan ilk Müslüman düşünürlerden birisi olarak tefsiriyle, yarım kalan siyeriyle, konulu Kur’an çalışmalarıyla ne denli donanımlı bir kültüre, olgun bir bakışa sahip olduğunu kanıtlamıştır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim