• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 15 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

AÇILIM AÇMAZI

AÇILIM AÇMAZI
Aylardır kamuoyunun gündeminden çıkmayan açılım çabaları düşe kalka yol almaya gayret ediyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tartışılan yol haritaları, eylem planları, çözüm paketleri, kardeşlik ve kurtuluş projeleri birbirini kovalıyor. Son dönemlerde bir proje enflasyonudur ki başını almış gidiyor, ancak bu işe kafa yordukça sanki zihinler daha çok karışıyor. Şu an hükümetin önündeki proje, özgün bir proje midir, yoksa iktidar önünde mi buldu, bilemiyoruz. Tam çözüme yaklaşıldı denildiği anda bakıyorsunuz tekrar başa dönülüyor. Sorunun ismini koymak bile ne kadar zaman aldı. Kürt sorunu, demokratik açılım, Güneydoğu sorunu derken süreç uzuyor, konunun tavsama ve umut yitimi riski artıyor…

Düne kadar Kürtleri günah keçisi gören sistem, acaba bugün Kürtler üzerinden günah çıkarmaya mı çalışıyor, onu da bilmiyoruz…

Ancak bizler açılımın tüm açmaz ve açıklarına rağmen sürecin akamete uğramasını beklemek yerine aktif bir sivil inisiyatif ile nasıl katkıda bulunabiliriz, sorusuna cevap aramalıyız…

Bunu yaparken siyasiler nezdinde itibar görmek için değil, her şeyden önce inancımız, toplumsal sorumluluk bilincimiz, bu yakıcı soruna yoğunlaşmamızı zorunlu kılıyor. Diyoruz ki bir an önce bu kirli, kinli, kanlı savaş bitmelidir. Akan kan, dökülen gözyaşı, heder edilen zenginlikler bize ait…

Çünkü bu ülkenin kayıp insanları, kayıp nesilleri, kayıp değerleri, kayıp kaynakları herkesten çok bizi ilgilendiriyor ve en çok bizi üzüyor. Bizi düşman konseptinde gören Batıcı, ulusalcı, Kemalist laikperestlerin görmek istemedikleri bir gerçek var: Biz bu toprakların gerçeğiyiz. Bu ülkenin sahici ve kalıcı unsuru ve gerçek sahipleriyiz. Biz tüm zamanlarda olduğu gibi bu çağın da vicdanı, kalbi, umudu ve ufku olmak durumundayız. İnsanların muhtaç olduğu adalet, özgürlük ve insanca yaşam hakkının takipçisiyiz…

Şiddet, nefret, husumet ve asabiyet sarmalından en çok muzdarip olan ve en fazla uzak durmaya çalışan Müslümanlardır. Hidayet ve rahmet taşıyıcısı olma misyonumuz bizi buna mecbur kılıyor…

“Bunlar sistemin sorunudur.” Elhak doğrudur. Ancak bu tesbitten hareketle sorumluluğu üstümüzden atıp kendimizi rahatlatamayız.

İslami kesimlerin konjonktürel bir bakış açısı ile değil, ilkesel bir bakışla önce kendi aralarında ortak bir akıl ve kollektif bir ruhla somut projeler için buluşmaları gerekiyor.

Hiçbir çevre kendini merkeze almadan veya müstağni davranmadan, yarınlara yönelik müşterek zeminlerde Müslümanlar sorunlarını tartışabilmeliler…

Belki de açılımı öncelikle kendi iç dünyamızda, özel alanlarımızda başlatmamız gerekiyor. Adetler, alışkanlıklar, üstümüzdeki ağırlıklar bizi durağanlaştırdı… Dinamik bir hayata donuk ve sönük söylemlerle katkı sağlayamayız. Yeni hastalıklara eski reçeteleri uygulayamayız… Değişen dünyaya yerimizde sayarak direnemeyiz…

Toplumsal şahitliğimize yeni alanlar açmak için bizim de açılıma ihtiyacımız var…

Bizden beklenen adil bir duruş, ahlaki bir kalkış, aktif bir çıkıştır… Tabuları sorgulayacak, şartlanmışlıkları aşacak, saplantıları söküp atacak cesur bir yürek, dinamik bir ruh, güçlü bir irade lazım… Evet, toplumsal korkuları, kaygıları, kuşkuları izale edecek olan da kararlılık ve tutarlılıktır…

Gelişmelere sessiz kalmak veya sadece yorumlayan olmak yerine bir tarih perspektifi ve gelecek tasavvuru ile toplumsal gelişmelere müdahil olup bir özgürlük koridorunun açılması yolunda gayret sarf edebiliriz…

Birçok sorunun sürüncemede kalmasında payımızın olmadığını söyleyebilir miyiz? Suskun, durgun, yorgun bir ruh hali, bizi hayatın ve zamanın gerisine atar…

Gelişen olaylara baktığımızda küresel güçlerle ulusal güçlerin kavgası devam ediyor. Dengeler değişiyor, taşlar yerinden oynuyor. Yeni aktörler sahne alıyor ama hâlâ halk ölümle kalım arasında mengeneye sıkışmış durumda… İktidar ayak mı sürüyor, yoksa eli ayağı mı birbirine dolanıyor, bilinmiyor… Kimin ajandasında ne var, kimin eli kimin cebinde çözmek çok zor…

İşte bu aşamada İslami camiaların sahici çözümler, kalıcı adımlar, yapıcı katkılar için seslerini yükseltme zamanıdır…

Bunu yaparken siyasilere “angaje” olmadan ya da onların “anti”si olarak kendilerini konumlandırmadan adalet ve ahlak çerçevesinde hareket etmek lazım…

İbadi bir sorumlulukla, uhrevi endişelerle neslin ıslahı, arzın imarı için aktif rol almak, açmazları aşmanın yoludur…

“Tamamı elde edilemeyen şeyin, tamamı terk edilmez” fehvasınca olabildiğince gayret ve sebat kaçınılmazdır…

RAMAZAN KAYAN

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim