• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması'na Karşı Ne Yapmalı?
  • 15 Temmuz'un 2.Aşaması Nasıl Olacak?
  • 15 Temmuz'un Siyasi Ayağı ve Cunta Hükümeti Kimlerdi?

Abdullah Yıldız: Darbeler İslam’a karşı yapılıyor!

Abdullah Yıldız: Darbeler İslam’a karşı yapılıyor!
Yazar Abdullah Yıldız, 'Balyoz Darbe Planı' da dâhil tüm darbelerin ve darbe planlarının arka planındaki düşüncenin İslam’ın güçlenmesini engellemek ve mümkünse İslam'ı sindirmek olduğunu söyledi. Özgün Duruş'tan Dilaver Demirağ'ın röportajı:

 

 

 

 

Balyoz darbe planı ortaya çıktıktan sonra darbe sonrası tutuklanarak tasfiye edilecek yazarlar listesinde yer alan Vakit gazetesi ve Umran dergisi yazarlarından Abdullah Yıldız bu listede yer almaktan onur duyduğunu ifade ederken, kendisinin darbelerin şifresini ya da kodunu çözümlediğini ifade ediyor. Ve kendisinin de diğerleri gibi İslami değerleri sahiplendiği, darbecilerin nefretini çekenler arasında olduğu için listeye alındığı kanaatinde. Yıldız söz konusu darbe planlarının 28 Şubat dönemine denk düştüğünü belirtiyor ve kendisinin de tam bu dönemde, “28 Şubat Belgeler” kitabını yayınladığını söylüyor.

 

İrtica İslam’ın kod adı

“28 Şubat Belgeler” kitabı 2000’li yıllarda yayınlandı, 2001 ve 2002’de ikinci ve üçüncü baskıları yaptı. O sırada 2001yılında “Meşrutiyetten Cumhuriyete - İktidar Kavgaları ve Sanal İrtica” kitabım yayınlandı. Bu kitapta irtica kavramının sanal ve nevzuhur bir kavram olarak 1908’de türetildiğini, daha sonraki dönemlerde de darbeci elitler ve halktan kopmuş, halkın değerlerine yabancılaşmış kesimler tarafından da bilinçli ve kötü niyetli olarak kullanıldığını bu kitapta yazdım. Benim irtica edebiyatı adını verdiğim bir yapı oluşturulmuş. Bunun ne kadar suni, yapay, hakaretamiz, tamamen suçlamaya yönelik ve bir yazarımızın ifadesi ile “İslam’ın kod adı” olarak kullanıldığı da ortada. Dolaysıyla o yıllardan başladığımızda da Refah Partisi’nin bölünme aşamasında olduğunu, yenilikçi hareketin başladığı, irtica kampanyalarını devam ettiğini, başörtüsü yasağının en acımasız biçimde uygulandığı, yeşil sermaye adını verdikleri, İslami sermaye olarak gördükleri herkesi çikletçiden, kebapçıya mütedeyyin esnafın fişlendiğini, okulların yani imam hatiplerin şedid bir biçimde tırpanlandığını, Kur’an kurslarının kapatıldığı netameli bir dönem olduğunu görürüz” diyen Yıldız, yazılarına dönüp baktığında esas olarak o dönemde uygulanan baskılara karşı koyan, adalet talep eden yazılar olduğunu ifade ediyor.

 

İslam, darbe nedeni

Darbelerin yakın tarihteki sürecini anlatan Yıldız’a göre dönüm noktası 27 Mayıs. Bu darbe ile darbelerin kurumsallaşma ve rejimin askeri vesayet altına girme sürecinin başladığını belirten Abdullah Yıldız, darbelerin hepsinin de arka planında hep irtica olduğunu, onun da bir darbe gerekçesi olarak sunulduğunu söyleyen Yıldız, bunun 28 Şubat’la iyice açık bir neden halini aldığını belirterek darbelerin İslam’a karşı yapıldığı görüşünü dile getiriyor.

“İslam’a ne kadar yakın olunursa darbeye o kadar yaklaşılmış oluyor demektir. Burada halkın değerleri ile uyumlu iktidarlar ile kendi halkından kopmuş, kendi çıkarlarıyla Batı’nın çıkarlarını özdeşleştirmiş elit bir zümrenin kavgası söz konusu. Türkiye’de camiler oldukça, halkın İslam’la irtibatı sürdükçe darbeler hep olacaktır. İrtica diye aslında İslam kastediliyor.”

28 Şubat sürecinde sonuçta dış güçler darbe planlarına destek vermediler diye darbe yapılamadı, elbette darbe yapılamamasının tek nedeni bu değil ama önemli bir nedeni. Bugün darbe olmamasında konjonktürün teşvik edici olmayışı önemli bir etken. ABD de AB de darbe yapılmasına karşı. Bunun yanında iletişim imkânlarının çoğalması da darbeye bir engel. Bunun yanında hükümetle dış güçler arasında da göreli bir uyum var ama hükümetin tamamı ile dış güçlere dayandığı görüşüne de katılmıyorum. Sonuçta hükümet bu alanda kendi politikalarını da uyguluyor. Ayrıca şunu unutmamak lazım: sivil toplum da eskisi gibi değil. Postalperver demokratlara rağmen sivil toplumda darbelere, darbeci zihniyete yönelik bir duyarlılık hatta tavır gelişti. Bir başka nokta Türkiye’nin ekonomisi her darbe döneminde en az 10 yıl geriye gitmiştir. Ekonominin artık buna tahammülü kalmadı. Ayrıca en önemlisi halk darbecileri desteklemiyor, hatta her serbest, özgür seçimde halk darbecilere karşı oy kullanmış, onun mağdur ettiklerine sahip çıkmıştır. Bu aslında darbecilerin cesaretini kıran bir şeydir” diyen Yıldız olanları şu ayetle ifade ediyor: “Kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğinde, onun rehberliğini geçmişteki herhangi bir kavime dair var güçleriyle Allah’a yemin ediyorlardı. Ancak kendilerine uyarıcı bir peygamber gelince bu, onların sadece nefretle daha da uzaklaşmalarını, yeryüzünde daha çok kibirlenmelerini ve daha kötü tuzaklar kurmalarını sağladı. Oysa haince kurulan tuzağın kapanına onu kurandan başkası düşmez.” (Fatır Suresi 42-43 ayetler) Ayette olduğu gibi kurdukları sinsi tuzağın, kuranların ayağına dolandığını söyleyen Yıldız, “Balyozun mimarına bakarsak onun İslam’la ilgili düşünceleri akıllara durgunluk verici, İslam’dan bihaber, İslam’ın cahili, cahil olduğu için de İslam’ın düşmanı. Biz bir kere daha mağdur edilebilirdik. Ama Allah sinsi tuzaklarını ayaklarına doladı. Kuran’a inanan, ona dayanan Müslümanlar olarak mağlup edilmeyiz, olsa olsa mağdur edilebiliriz” dedi

Metehan’dan beri darbe, Osmanlı’dan beri cunta var

O yıllarda yapmaya çalıştığım şey (Vakit gazetesi olsun, Umran dergisi olsun) bir yakın tarih araştırmasıydı. Buna bir zihniyetin tarih içindeki yolculuğunu görmek de diyebiliriz. Birçok kitabı karıştırarak bu zihin yapısını okumaya çalıştım. Dayatmacı, darbeci, cuntacı zihin nedir, bu nereye dayanıyor, bunun temeli nelerdir, hep bunu sorgulamaya çalıştım. “28 Şubat Belgeler” kitabının giriş kısmına bir yazı yazmıştım, bir anlamda manifesto gibiydi. Bu metin ordu-politika ilişkilerini ele alıyor. Bu kitabı yazarken baktım ki bu işin temelleri taa Osmanlı’ya, hatta Metehan’a kadar uzanıyor. Metehan, babası Teoman’a başkaldırır ve dağlarda gençlerden bir ordu oluşturur -ki bu Türklerin ilk düzenli ordusuydu- sonuçta babasını tahttan indirir ve yerine kendisi geçer. Bu gelenek Selçuklu’da ve Osmanlı’da devam eder. Osmanlı’da askerin siyasete alet edilmesi ilk Yıldırım Bayezit zamanında başlar. Yıldırım’ın babası I. Murat savaşta şehit olunca, Bayezit hemen tahta geçer ve ordunun yardımı ile de rakiplerini, yani kardeşlerini tasfiye eder. Hakeza çelebiler kavgasında da başrol oyuncusu ordudur. Düzmece Mustafa’yı düzmece ilan eden de, onu kardeşi Mehmet Çelebi’ye teslim eden de asker olmuştu.

Modern darbecilik Tanzimat’la başladı

Modern anlamda darbeciliğin izini sürdüğümüzde bu sürecin Tanzimat’la başladığını söyleyebiliriz. Ordunun düzenlenmesi çabası ile başlayan modernleşme, ordudan başlayarak Batılılaşmayı Osmanlı toplumunun modernleşmesi sürecine yol açmıştır. Cuntalaşmanın tarihi de bu döneme dayanır. Mithat Paşa modernleşmenin toplumun iç dinamikleriyle olabileceğine inanmadığından reformların tepeden inmeci bir biçimde geliştirilmesini talep eder. Onun cümleleriyle “Bizim millet gibi cahil bir millet arasında ciddi reformlar yapabilmek için askeri sınıfa dayanılması şarttır. Onların yardımı, desteği alınmadıkça hiçbir şey yapılamaz.”

Bu anlayışın ilk uygulaması da Jön Türk ihtilalidir. Serasker Avni Paşa sultanı 68 kişi ile tahttan indirildiğini övünerek anlatır. Abdülaziz bu kadar kişi ile Feriye Sarayı’na götürülmüş ve götürenler de Abdülaziz’in ölümünü sadece seyretmekle kalmıştır.

Malum olduğu üzere II. Meşrutiyet de bir darbedir. Bunu yapanlar da Enver ve Niyazi gibi genç subaylardır. Darbe ile iktidara gelen İttihat Terakki’ye karşı ordu içinde bir başka cunta oluşur: Halaskârını Zabitan. Onların bu iç çekişmesi yüzünden biz Balkan savaşında Bulgarların Selimiye’ye kadar gelmesini engelleyememişizdir. Çünkü bir cephede İttihat ve Terakki, diğerinde Halaskarân var ve birbirlerine yardım etmiyorlar. Bu anlamda ordu içindeki cuntalaşma eğilimi eskidir.

Cumhuriyet dönemine geldiğimizde her şeyden önce bu Cumhuriyet askerler tarafından kuruldu. Birinci Mecliste de, ikincisinde de onlar vardır ve çoğunluktadırlar. Ordunun aktif görünmeyişi, bu dönemde gerçekleştirilen devrimleri desteklemesinden ileri gelmektedir. Ordunun bu dönemin en güçlü dayanağı olması aslında belirleyici bir siyasî tavır olarak algılanmıştır. Cumhuriyet döneminde de cuntalar olmuştur. 1940'lı yıllardan itibaren genç subayların siyasete müdahale amaçlı cunta ve örgütlenmelerine başlamaları söz konusu olmuştur. 1942-1943 yıllarında İnönü yönetimini devirmek amacıyla girişimde bulunulmuş hatta General Muzaffer Tuğsavul, kendisine yapılan teklifi geri çevirmişti. Siyasal nitelikli cunta örgütlenmeleri çok partili rejime geçişte, 1946'da yapılan ilk seçimlerde ve sonrasında da varlıklarını devam ettirmişler. 1940-1945 arası kurulan cuntalarda daha sonra önemli görevlere gelecek isimler bulunmaktaydı. Yarbay Cemal Turan, Yarbay Memduh Tağmaç, General Cevdet Sunay gibi. Bu cuntalardan bir kısmı İnönü ile bir kısmı Bayar'la ilişki kurmuş hatta bazı subaylar Demokrat Parti lehine bir girişimi de düşünmüşlerdi. 1950 seçimlerinden birkaç ay önce İsmet İnönü ve Nihat Erim, İstanbul'da 1. Ordu komutanı Asım Tınaztepe ve diğer generallerle toplantı yapmış, Tınaztepe'nin çok partili rejime geçiş ile ilgili endişelerini gidermeye çalışmışlardı.

Ama ne olursa olsun Cumhuriyet tarihinde darbeler bakımından dönüm noktası 27 Mayıs’tır. 27 Mayıs ile darbecilik meşru dayanaklara kavuşmuş, bir anlamda yasalaşmıştır. MGK’nın kurulması, TSK’nin iç hizmet kanununda değişiklik yapılarak darbelere zemin hazırlanması, cuntalara meşruluk sağlanması gibi askeri vesayetin kurumsallaşması 27 Mayıs’la başlar. Fakat gerek 27 Mayıs gerekse sonrakilerde en önemli faktör ABD desteği olmuştur. 27 Mayıs’ta Madanoğlu’nun Amerikancı olduğunu ortaya koyan bir belge Hürriyet’te yayınlandı. 12 Mart’ta da Amerikan etkisi bir hayli güçlüdür. Haşhaş ekimi ve U2 uçaklarının casusluk faaliyetlerinde bulunamaması bu darbede temel etken olmuştur. Diğer yandan irtica bahanesi bu dönemde de oldu. 12 Eylül’de de bir ölçüde haşhaş meselesi olsa da 12 Eylül esas olarak İran tehlikesine dönüktü. 28 Şubat ise çok açık bir biçimde irtica lafzını ağzından düşürmedi. Bu nedenle bu ülkede İslam’a yakın olmak darbe nedenidir.

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • TSK'dan Kuzey Irak'a Hava Harekatı!12 Ocak 2017 Perşembe 11:13
  • Davutoğlu'ndan Darbe Komisyonu'na Yanıt!12 Ocak 2017 Perşembe 11:08
  • Kıbrıs Haritaları BM'nin Kasasında!12 Ocak 2017 Perşembe 10:33
  • CHP Bunu da Yaptı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:29
  • Amerika'dan Skandal! PYD’yi Masada İstiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:25
  • Rusya’dan Vize Atağı!12 Ocak 2017 Perşembe 10:21
  • Irak, Nükleer Programa Geçiyor!12 Ocak 2017 Perşembe 10:18
  • Başika’da Kalacağız!12 Ocak 2017 Perşembe 10:14
  • Diyarbakır'da 13 Köyde Sokağa Çıkma Yasağı!12 Ocak 2017 Perşembe 09:43
  • ABD'ye Terör Tepkisi!12 Ocak 2017 Perşembe 09:29
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim