• BIST 97.717
  • Altın 144,131
  • Dolar 3,5713
  • Euro 3,9962
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 25 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

Abdülhamit'in Torunları Herzl'in Torunlarına Karşı!

Abdülhamitin Torunları Herzlin Torunlarına Karşı!
Herzl’in torunları dedelerinin Osmanlı hilafetinin altını kazarken kullandığı yöntemi unutmadı ve aynı yöntemi devam ettirdiler. Abdülhamit’in torunları da Herzl’in dedelerine yaptıklarını ve devleti alttan kazdığını unutmadılar.

 

 

 

 

 

 

Özgürlük filosu, Marmara gemisi, Gazze’deki ambargoyu kırmak, İsrail’in filoya saldırıp 9 kişiyi öldürüp onlarca kişiyi yaralayarak yaptığı aptallık, yardım filosunu Aşdod Limanı’na çekmesi, Türkiye’nin Netanyahu hükümetini gemideki herkesi –Türk ya da yabancı- serbest bırakmaya mecbur eden güçlü ve kararlı tavrı ve bu olayın bölgesel ve uluslar arası yansımaları; 31.5.2010 tarihini Türk-İsrail ilişki tarihinde dönüm noktası haline getirdi. İsrail ordusu eliyle Türk kanının akması, Gazze halkının açlık ve ambargoya maruz kalması sebebiyle Türkiye sokaklarına hâkim olan öfke hali ve Türk yolcu gemisinde işlenen katliam ve 9 Türk’ün şehit edilmesi nedeniyle ilişkilerin, bir daha asla eski halini almayacağı görünüyor.

Türkiye’ye yaptığım son ziyarette aldığım notlar bütünü, Türkiye sokaklarında atan ve İsrail’in hiçbir şekilde hesaba katmadığı yeni bir nabız olduğuna işaret ediyor. Bu yeni nabız, Türkiye’nin her anlamda İslami tarihi köklerine dönmeye başladığını, Türk halkının düşüncesine yapılan laik tecavüzün yok olmaya yüz tuttuğunu ve Siyonist fırsatçının Türkiye’yi bir daha asla kullanamayacağını gösteriyor.

1-Filistin aşığı Furkan: İslami Hareket heyeti, şehit Furkan Doğan’ın ailesine taziye dileklerini iletmek için Kayseri’deki evini ziyaret etme şerefine nail oldu. 19 yaşındaki Furkan özgürlük filosunun en genç şehidiydi.

Furkan seçkin bir ailenin çocuğuydu. Babası Prof. Ahmet Doğan Kayseri Üniversitesi İktisat Bilimleri bölümünde hocadır. Doğan, yanından ayrılmayan kardeşlere, Furkan’ın şehit olduğu haberi geldiği ilk andan itibaren bir damla gözyaşı dökmediğini ve hep o bilindik tebessüm halinde kaldığını vurguladı. Gerçekten de çehresini süsleyen çok hoş bir tebessümü var baba Doğan’ın.

Biz şehit Furkan’ın babasının maneviyatını yükselteceğimizi sanırken bir de baktık ki o bizim maneviyatımızı yükseltiyor. Oğlunun Filistin sevgisiyle doğduğunu ve filonun hazırlandığını duyduğu ilk anda filoya katıldığını söylüyor ve oğlunun hikâyelerini anlatıyor biz de dinliyoruz. Furkan sabah namazlarını her zaman camide cemaatle kılardı, derslerinde de çok başarılıydı hatta tıp eğitimi için girdiği üniversite sınavında dereceye girmişti. Babasının dediği gibi arzusu tıp okuyup uzman bir göz doktoru olmak ve Afrika ile Filistin’deki hastalara yardım etmekti.

Prof. Doğan, oğlunun çok yakından vurulduğunu söylemekte tereddüt etmiyor. Furkan yakın mesafeden alnına 4 kurşun yedi ve o temiz başı parçalandı. Bununla birlikte baba, oğlunun Gazze’yi savunmak ve oradaki ambargonun kaldırılması için şehit olmasının kendisi için büyük bir onur olduğunu söylüyor.

2-Ah! Keşke Arapça bilsem: Mustafa ve kardeşi Ali 40 yaşlarında iki genç. Onları Kayseri’de konferansların verileceği salonun girişinde bana sıcak bir selam vermek için bekler bir halde buldum. Hatta onların el kol hareketleriyle bir şeyler anlatmak istediklerini gördüm.

Mustafa yüzüme bakarak: “Şimdi yüzünüze bakabilirim dedi”. Tabi bunu Türkçe söyledi ve bana eşlik eden arkadaşlardan biri söylediklerini tercüme etti. Sonra sözlerine devam etti: “Ah! Arapça bilseydim size çok şey söyleyecektim”.

Onun söylediği “Şimdi yüzünüze bakabilirim” sözü çok etkileyiciydi. Birbirimizi daha önce görmemiştik. Ona ne demek istediğini ve sözünün ne anlama geldiğini sormam gerekiyordu. Verdiği cevap şuydu: “Sizler –Filistin halkı- 1948 felaketinden bu yana binlerce hatta on binlerce şehit verdiniz. Biz Türklerse size karşı ihmalkâr davrandığımızı hatta sizden ve fedakârlıklarınızdan utandığımızı hissediyorduk. Siz Allah yolunda ve Filistin davası için on binlerce şehit verdiniz. Bizse bu dava için bir tek şehit bile vermedik. Yüzünüze nasıl bakabilirdik? Ama Gazze’deki ambargoyu kırmak için yola çıkan gemideki 9 kişinin İsrail ordusunun kurşunuyla şehit edilmesiyle biz de bu haklı davanın yükünü taşımaya ortak olduk. Türk kanı da Filistin kanı gibi aktı, artık bugünden sonra ihmalkârlık hissinden kurtulacak ve yüzünüze bakabileceğiz”.

Mustafa’nın bu kelimelerle anlatmak istediği mesaj ne samimi ve dürüst bir mesaj! Arapça bilseydi ne söyleyecekti? “Ah” ünlemi yaralı göğsünü anlatmaya yetiyordu. Bu, onun gibi bütün yaralıların aralarında kullandığı bir şifredir.

3-Selahaddin’in torunları yollarına devam ediyor: Diyarbakır’da şehit Ali Haydar’ın babasının, oğlunu anlatırken yanağına süzülen yaşlar ne kadar sıcaktı. Ali, Ezher Üniversitesi mezunuydu ve genelde mazlumlara özellikle de Filistinlilere yardım amaçlı bir cemiyet kurmuştu. Gemide öldürülen 9 şehit arasında 7’sinin Kürt, 2’sinin Türk olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdım. Orada yaşayan Kürt yetkililerden birisinin söyledikleri ne güzeldi: “Mademki Türk Fatih Sultan Mehmet’in ve Kürt Selahaddin’in torunlarının Filistin için kanı akmıştır o halde Filistin’in geleceği iyi olacaktır.”

Kürtlerin Filistin ve Kudüs’e yardım etmeleri yeni bir şey değil, dedeleri olan Kürt Selahaddin Eyyubi de bunu yapmıştı. Türklerin Filistin ve Kudüs’ün yanında yer alması ilk değil daha önceden de dedeleri Türk Fatih Sultan Mehmet ve Sultan Abdülhamit bunu yapmıştı. Ama ilk olan Türk ve Kürt kanının bu haklı dava için birlikte akmasıdır ve şurası kesindir ki; bu kanla yoğrulmuş dava Allah’ın izniyle galip gelecek bir davadır.

4-Azmi, Halid Bin Velid’in kahramanlıklarından alıyorlar: Diyarbakır, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bir şehir ve nüfusu 1,5 milyonu buluyor. Diyarbakır’ın bir ismi daha var: Sahabeler şehri. Bu adla anılmasının sebebi Halid Bin Velid’in İyad Bin Ganem komutasında şehri fethetmek için kuşattığı esnada şehit olan 470 sahabenin kabrinin burada bulunması.

Diyarbakır’da “Süleyman Camisi” adında tarihi bir cami var. Bu cami ise; o dönem Bizans yönetiminde olan Diyarbakır’ın surlarını aşmak için su tünelini geçmeye çalıştıkları esnada şehit olan Halid Bin Velid’in oğlu Süleyman ve beraberindeki 27 kişinin kabri burada olduğu için bu adı almış.

Bu camiyi şehirdeki Kürt kardeşlerimizden bir grup eşliğinde ziyaret etme şerefine nail oldum. Bu grubun başında, 8 sene bu caminin imamlığını yapmış şimdi ise İmam Alusi’nin Kuran tefsirini yaptığı Diyarbakır Büyük Cami’nin imamı olan büyük âlim ve şeyh Muhammed Sait vardı.

Muhammed Sait bana –Allah’a yemin ederim ki bu sözünde dürüsttü- seneler önce beraberindeki bazı kişilerle birlikte bu şehit sahabelerin kabirlerinin olduğu yeri açmaya çalıştıklarını ve 3 ceset gördüklerini söyledi ve onların sanki birkaç saat önce öldürülmüş gibi olduklarına, yüzerinden ışık yayıldığına yemin etti. Sait devamında: “Yüzlerine bakmaya dayanamadık ve üzerlerini kapattık. Onlar sahabeydi ve gençlerdi. Yani sahabenin genç olanlarındandılar, yaşları 25’i geçmiyordu” dedi.

Süleyman Camisi Diyarbakır’dadır, hayırsever bir Kürdün Halid Bin Velid’in şehri fethetmek için açtığı savaşta çadırını kurduğu yere inşa ettiği 4 minareli Halid Bin Velid Camisi de şehrin civar mahallelerinden birindedir.

Bizi ağırlayan şeyhimiz Muhammed, Diyarbakırlıların kendilerine İslam’ı getirirken şehit olan Hz. Süleyman’a duydukları sevginin bir ifadesi olarak, caminin olduğu mahalledeki her evde -uğur getirsin diye- bir çocuğa mutlaka Süleyman adını koyduklarını söyledi. Süleyman’a, Halid Bin Velid’e ve içinde böyle örnek insanların olduğu ümmete ne mutlu!

5-Gazze için her şey feda: Türkiye halkının Filistin, Kudüs ve Gazze’ye bu kadar sevgi beslediğini bilmiyordum. Bu sevgiyi Kayseri’de Ali Bakır’ı dinlerken gözlerimle gördüm kulaklarımla işittim. Bu mümin genç, İsrail katliamının yaralılarından biriydi. Karnına ve göğsüne isabet eden 3 kurşunla yaralanmış ama iyileşmişti. Bu, medyanın sağlık sebebi nedeniyle Tel Aviv hastanelerinde kaldığından bahsettiği gençti ve İsrail makamlarının Türkiye’nin serbest bırakılmaları için yaptığa baskıya boyun eğmesinden sonra yaralılar, şehitler ve tutuklularla birlikte geri dönememiş orada kalmıştı.

Şakayla karışık ona “Yaptığınla gurur duyuyor musun yoksa yaralandığın için pişman mısın?” diye sorduğumda bana hiç tereddütsüz bir şekilde dürüstlük ve kararlılık kokan ifadelerle “İnşallah iyileştikten sonra yola çıkacak ilk gemiyle Gazze’ye döneceğim. Gazze için her şeye değer” diye cevap verdi.

Çok fakir olan başka bir Kürt de aynı sevgiyi taşıyordu. Şeyh Muhammed’in bize bu adamı şöyle anlattı: “O kadar fakirdi ki yiyecek ve giyecek ihtiyacını ben karşılıyordum. Bir gün küçük oğluyla birlikte bana geldi. Oğlu şehrin meydanlarından birinde ayakkabı boyacılığı yapar. Bu işten kazandığı paradan 500 TL yani 300 dolar toplamış. Oğluyla birlikte yanıma geldi ve cebinden ayakkabı boyacılığından kazandıkları parayı çıkardı ve elime koydu. “Bunlar Gazze’deki kardeşlerimiz için” dedi. Ben de ona: “Ama senin bu paraya ihtiyacın var, zor bir işten bu parayı kazanıyorsun” dedim. Çocuk bana: “Gazze için her şey feda olsun” dedi.

Kürtlerin ve Türklerin Filistin, Gazze ve Kudüs’e duyduğu sevgi işte böyle sınır, coğrafya ve vize tanımayan, rüzgârlar ve meltemlerle gelen bir sevgi.

6-Yüz yüze: Theodor Herzl’in Balkan Yahudileriyle Türkiye’deki Osmanlı hilafetine karşı yürüttüğü komplo ve tuzakların üzerinden tam 100 sene geçti.

1897 Basel Konferansı, Siyonist devletin kuruluş kararı, Herzl’in Osmanlı devletinin içinde bulunduğu zayıflığı kullanarak Yahudilerin Filistin’e göç etmesine izin vermesi için II. Abdülhamit’i ziyaret etmesi, Mustafa Kemal Atatürk’ü yönetime getirme ve 1923’te hilafeti devirmesinde başarılı olmalarından bu yana geçen 100 senede, aralarında stratejik ittifakların olduğu laik Türkiye’yle seçkin ve iyi ilişkiler içinde olan İsrailliler –Herzl’in torunları- Türkiye’yi bir arka bahçe ve çıkış yolu zannettiler. Ama şartlar birden değişti.

Evet, Herzl’in torunları dedelerinin Osmanlı hilafetinin altını kazarken kullandığı yöntemi unutmadı ve aynı yöntemi devam ettirdiler. Abdülhamit’in torunları da Herzl’in dedelerine yaptıklarını ve devleti alttan kazdığını unutmadılar.

İşte şimdi Türk halkı, kendisine Abdülhamit’in diliyle konuşan bir lider seçiyor. Abdülhamit Herzl’e şöyle demişti. “Orası benim kendi mülküm değil milletimin mülküdür. Milletim bu yer için savaşmış ve orayı kanı ile sulamıştır. Ben sağ olduğum müddetçe bedenimin neşterle yarılması Filistin'in İmparatorluğumdan koparılmasından benim için daha kolay bir hadisedir”. İşte onun torunu Erdoğan “Bütün dünya Filistin’e ve Gazze’ye sırtını dönse de Türkiye dönmeyecek ve ambargoyu kaldırmak için çalışacaktır” diyor.

İşte bu sözünü açık, net ve cesur bir şekilde söyleyen, politikasını net ve dürüst bir şekilde belirleyen, tarihinden ve mirasından bahsettiği zaman bununla ataları olan Osmanlıların sözünü kast eden cesur Erdoğan’dır.

Tam bir asır geçti ve durum değişiyor, komplolar ortaya çıkarılıyor sadece çıkarılmakla da kalmıyor. Bu, komplo kuranların hesaba çekildiği, karşılarında durulduğu ve cezalandırıldığı bir aşamadır. İşte Türkiye sokaklarının ve Türk hükümetinin şu aşamada içinde bulunduğu durum budur. Netanyahu’nun dedeleri Osmanlı hilafetini “içten içe” kazdıysa Sultan Abdülhamit’in torunları da Herzl’in torunlarıyla “yüz yüze” mücadele edecek. İlerleyen günler bize sonucun kimin olacağını gösterecek.

İslami Hareket lideri Şeyh Raid Salah'ın yardımcısı Şeyh Kemal Hatip'in Pls48.net'te yayınlanan bu analizi, Gülşen Topçu tarafından İsrahaber için tercüme edildi.

İsra Haber

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Y

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim