• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 33 °C
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!
  • "Erdoğan'ı Öldürün" Pankartı Açıldı Fatih Tezcan Uyardı!
  • 18 MART ÇANAKKALE İNGİLİZ ZAFERİ Mİ?
  • 15 Temmuz'da FETÖ Darbesini İlk Haber Veren ve Milleti Meydanlara Çağıran Fatih Tezcan'a FETÖ'ye Hakaretten Dava!

80 Yıl Sonra Kemalizm Ve Sol Ayrılıyor!

80 Yıl Sonra Kemalizm Ve Sol Ayrılıyor!
Hedefteki isim Roni Margulies konuştu.

 







 

Agos, İnsan Hakları Derneği Çanakkale Şubesi’nin düzenlediği ‘Çok Kültürlülük Perspektifinde Barışın Dilini Kurmak’ başlıklı panelde Halkevleri ve ÖDP üyesi bir grubun boyalı ve yumurtalı saldırısına uğrayan Taraf yazarı, şair Roni Margulies’le Türkiye solu içerisinde yaşanan ayrışmayı konuştu.

• Hafta sonu yine size bir saldırı oldu, neler yaşandı?

Çanakkale’de İnsan Hakları Derneği’nin İnsan Hakları Haftası vesilesiyle yaptığı toplantıda dört konuşmacıdan biri bendim. Toplantıya daha başlarken sabote etmeye başladılar. Biri bağırdı, biri sahneye çıktı, üzerimize boya attı, bir diğeri yumurta atmaya başladı. Beş on kişilik bir gruptu ve salonun farklı yerlerinde oturuyorlardı, organize bir şekilde hareket ediyorlardı. Bunlar saldırınca normal olarak diğer dinleyiciler tarafından salondan atıldılar. Tabii böyle bir olay olduktan sonra toplantının havası değişiyor; anlatılanlar, atmosfer her şey başka bir şeye dönüşüyor. Üstelik bu çapulcu sürüsü, çıkıp bir de basın açıklaması yaptı, “bize linç girişiminde bulunuldu” diye. Ben en çok buna bayılıyorum işte. Çünkü bunu her seferinde yapıyorlar ve sanıyorum bekledikleri, “Buyurun biz buradayız, bize yumurta atın, boya atın, toplantılarımızı sabote edin, biz de size teşekkür edelim” gibi bir şey ve biz bunu yapmayınca kendilerini müthiş bir haksızlığa uğramış hissediyorlar. Bu arada linç girişimi gibi bir şey olmadığının altını çizmek istiyorum, sadece kalabalık onları dışarı çıkarmaya çalıştı ve o sırada bir arbede yaşandı.

Ve bence işin püf noktası, solcu olduklarını iddia eden ÖDP ve Halkevlerinden bu grubun böyle bir toplantıyı sabote etmelerinin sosyalizmle bir alakası olup olmadığı. Orada yapılan, Diyarbakır’dan gelen bir Kürt siyasetçinin, bir Yunan’ın, bir Batı Trakyalının ve benim konuşmamın engellenmeye çalışılması. Konuşmaların içeriğine dair bir itiraz varsa, yapılacak şey, fikri bir müdahale ile işin esası kendilerince ne ise onu anlatmak olmalı, ama adamların niyeti böyle bir şey değil zaten. İşin vahameti bu zaten: Bu insanlar nasıl ve ne hakla kimin hangi toplantıda konuşacağını, hangi toplantının yapılıp yapılamayacağını belirleme cüretini kendilerinde bulabiliyor.

“Sol içinde esas yarılma 28 Şubat’ta oldu”

• Sizin bu insanlarla aranızdaki sorunun kaynağı ne? Mahir, Hüseyin ve Ulaş üzerine bir yazınız vardı ve orada aslında şu anda devrimci olduğunu iddia eden kimi örgütlerin Türkiye’nin en temel meseleleri üzerine söylem ya da çözüm geliştirmek yerine ucuz işler yaptıklarını söylüyordunuz. Öte taraftan İbrahim Kaypakkaya geleneği diye bir şey olmadığını, Kaypakkaya’nın böyle bir geleneği oluşturacak entelektüel altyapı, politik öngörüsünün olmadığından bahsediyordunuz. Bu yazının ardından sizin devrimcilere hakaret ettiğiniz iddia edildi…

Bir kere o yazı üç yıl önce yazıldı. Yazının ne anlatmaya çalıştığı, içeriğinde nelerin tartışıldığı gibi meselelere hiç girmiyorum. Bence ne dediği gayet açık olan bir yazıydı. ?imdi bu yazının bir şeylere vesile olduğu gibi bir iddia sadece bahane olabilir. Biz bu adamın yazdıklarını beğenmiyoruz, dolayısıyla konuşma ve toplantı yapma hakkını engelleyeceğiz gibi bir hak olamaz.

İşin esasına gelirsek, uzun bir zamandır toplumun bütününde olduğu gibi solda da bir yarılma yaşanıyor ve ipler geriliyor, hatta kopuyor. Bence bu yarılmada kritik eşik Erbakan hükümetinin iktidara gelmesiyle oluştu. Erbakan hükümeti ile birlikte solun karşısına ilk defa şöyle bir soru net olarak çıktı, “Meşru bir şekilde halk tarafından seçilen bir iktidar, genelkurmay ve devlet tarafından devrilmeye çalışılıyor ve biz sosyalistler burada kimden yanayız?” Ardından 28 ?ubat gerçekleşti, yani hükümet tümüyle gayri meşru bir şekilde devrildi ve Türk solu sessiz kaldı. Yani sol, seçilmemiş, eli silahlı adamların seçilmiş meşru bir iktidarı yok etmelerini seslerini çıkarmadan kabul etti. O günden bugüne, yani 1997’den bu zamana dek bu sorun, solun önüne tekrar tekrar geldi. Mesela AKP’ye karşı Anayasa Mahkemesi’nin açtığı kapatma davası, mesela Ergenekon davası gibi dönemeçlerde Türk solu hep aynı tavrı gösterdi.

• Neden AKP’ye karşı açılan kapatma davasında Türk solunun aldığı tavır önemli bir gösterge de, DTP’ye karşı açılan kapatma davasında solun ne yaptığını konuşmuyoruz? Yani Türkiye solu Kürt meselesinde de aynı tavır içerisinde değil miydi? Askeri vesayet sorunu neden Kürt meselesinde bu kadar önemli bir konu olmuyor, üstelik de bilfiil Genelkurmay’ın operasyonları ve bir savaş hali varken?

Kürt sorununda Türk solunun geçmişi elbet parlak değil. Bugün tabii muhafazakâr bir parti dahi Kürt realitesini bir şekilde kabul etmişken bu mesele hakkında konuşmak biraz daha kolay. Bu meselede Türk solunu anlamak için esas veri, TKP’nin ana argüman hattıdır; “Kürt hareketi emperyalizmin maşasıdır ve Türkiye’yi bölmeye çalışmaktadır.” Bunu normal koşullarda faşist bir parti söyler ve nitekim de söylüyor. Ama komünist partinin bunu söylemesi fecaat. Bugünkü TKP bir faşist parti argümanıyla konuşuyor, gerçi eski TKP’nin de bu meselede sicili pek parlak değildi ama bugün gelinen yer artık has milliyetçilik. Bir komünist, dünyaya “Aman vatan bölünmesin” kaygısıyla bakmaz, bakamaz. Marks, işçi sınıfının vatanı olmadığını söyler, bunlar adeta dalga geçiyorlar Marksizmle. Vatanın bütünlüğünü korumak devletin, egemen sınıfının işidir, bir komünistin işi olamaz. TKP bu konuda çok net; Türk solunun Kemalist olduğunun en net ifadesi TKP olduğu için ve Kürt sorunu da bunun görünür olduğu en net alan olduğu için bu kadar örnek yeter sanıyorum.

• Kemalist solun dışında kalan ve Kemalist sol tarafından ‘sol liberal’ olarak tanımlanan insanların ve Türkiye solunun yapıp ettikleri ya da yapmadıkları üzerine ne düşünüyorsunuz?

Şimdi bu liberal meselesi enteresan gerçekten. “Liberal”, Türk solunun zannettiği gibi bir küfür değildir. Olumlu yanları da olan bir ideolojidir. Mesela Ahmet Altan liberaldir, gerçek anlamda iyi bir liberaldir. Ben komünistim. Dolayısıyla Kürt sorununa baktığımızda ben Altan’la aynı şeyleri düşünmüyorum. Altan, Kürtlerin eşit yurttaş olarak yaşaması gerektiğini düşünüyor ve savunuyor. Ben de bunu savunuyorum, fakat ben bundan daha fazlasını da savunuyorum; Kürtlerin gerekli gördüklerinde silahlı mücadele yürütmeye hakkı olduğunu da savunuyorum. Ben kendi adıma yazı yazmaya başladığım günden beri Kürt hareketinin yanında olmak gerektiğini, Kürtlerin ayrı devlet kurma haklarının olduğunu ifade ettim. ?imdi Ahmet Altan’ın da benim de aynı ideolojiden beslendiğimizi söylemek nasıl ciddiye alınır? Öte taraftan, Türk solu içerisinde Kürt meselesi ile uğraşan ve bunun için çok ciddi bedeller ödeyen pek çok insanın da hakkını yememek gerekir.

• Tekrar devletin yanında yer alan solcular meselesine geri dönersek…

Son 13 yılda askeri vesayetle derin devletin tartışmaya açıldığı pek çok konuda sol, halk ile devlet arasında taraf olmayı tercih etti ve tarafını da devletten yana koydu. Daha öncesinde Genelkurmay, derin devlet bu ülkeyi seksen yıldır yönetiyorlardı. Buna karşı bir mücadele olmamıştı. Belki bir anlamda 27 Mayıs darbesi bu bağlamda değerlendirilebilir. Türk solu, bu mesele karşısında her seferinde devletten yana olduğunu, sivil güçlerden ya da demokrasiden ya da halkın istediği hükümeti seçme hakkından yana olmadığını kanıtlamış oldu. Böyle bir solculuk olmaz, dünyanın hiçbir ülkesinde sol olduğunu iddia eden bir hareket ya da örgüt böyle davranmaz.

 

• Peki neden Türkiye’de sol böyle davranıyor?

Çünkü Türkiye’de solun çok geniş kesimleri sosyalist filan değil, Kemalist. Tanımlayıcı özellik sosyalizm veya Marksizm değil, Kemalizm. Bu tavrın zirve noktası ise 12 Eylül refarandumu oldu. Bu saldırılar bana bu süreçten önce de yapılıyordu, fakat refarandum sürecinde yaygınlık kazandı. Örneğin Osman Can, Adalet Ağaoğlu, Ferhat Kentel, Abdurrahman Dilipak, Nabi Yağcı’nın konuşmacı olduğu toplantıya saldırılması. Ben bunu çaresiz bir öfkenin sonucu olarak görüyorum.

“AKP muhafazakâr bir parti ve eşyanın tabiatı gereği bu partinin amacı devletle uğraşmak olamaz”

• Referandum sürecinde solun aldığı tavrın tamamen AKP karşıtlığı ve Kemalizm’den mi kaynaklandığını düşünüyorsunuz ve Kürtlerin tavrını nasıl okuyorsunuz?

Kürtler’in boykot tavrı solun Kemalizmi ya da AKP karşıtlığı ile aynı şey değil. Bu tavır referandum sürecinde Kürtlerin AKP ile bütün diyalog ve uzlaşma çabalarına rağmen, AKP’nin aymazlığından kaynaklanıyor. Bu noktada boykot tavrı bence çok doğru bir tutum. “Sen beni yok sayıyorsan, ben de bu referandumda yokum” demek bu. Diğer tarafta ise, bence eğer demokrasiye ve benim gibi sosyalizmin geniş kitlelerin kendi evrimi sonucu gerçekleşebileceğine inanıyorsak, halkın ilk defa askeri darbe sonucu hazırlanmış bir anayasayı kendi oyları sonucu delmeye çalışması çok önemliydi. Bu noktada, bunun yolunun AKP ya da CHP tarafından açılıyor olması ise hiç önemli değil. Elbette ki yapılan değişiklikler yeterli değildi, bu sebeple “Yetmez ama Evet” dedik zaten. Daha önce bazı hükümetler bazı değişiklikler yapmıştı ama bu kez halk kendi oylarıyla katılıyordu sürece.

• Referandumdan sonra ne değişti?

Hiçbir şey değişmedi, ama sorunuzun ima ettiği bir şey var: “AKP anayasa değişikliğini yapacak ve akabinde Türkiye’de hızla bir şeyler değişecek”. Böyle bir şey yok. AKP’nin bu değişiklikleri hangi saiklerle yapmak istediği ya da bu çabasının gerçekten demokratikleşme manasını mı taşıdığı ya da AKP’nin bu konuda samimi olup olmadığı tali meseleler. Yok böyle bir şey tabii ki! Benim AKP’ye dair bir inancım ya da bir beklentim ya da samimiyet testine tabi tutacağım bir durum yok. Asıl bunu mevzu edenler AKP’ye güven besliyorlar ve bir şeyler değişmediğinde güven bunalımı yaşıyorlar. AKP muhafazakâr bir parti, ancak kendisi rahatsız olduğu zaman devlete dokunur, devlet kendisini sıkıştırdığı oranda devletin karşısında olur. Yoksa muhafazakâr bir partinin amacı devletle uğraşmak olamaz ki… Yani bu eşyanın tabiatına aykırı. Türkiye’nin gündemi ile bu insanların meseleleri çok ayrı. Gündem Kürt sorunu, askeri vesayet, Ergenekon… Sol bu meselelerin neresinde? Halka karşı devleti savunmak solun işi olabilir mi? Tek yol şirretleşmek oluyor bu durumda, kimsenin onları dinlemediği, söyleyecek sözlerinin olmadığı bir durumda şirretleşiyorlar sadece.

“Öğrenci eylemleriyle Adalet Hanım’a yumurta atmak aynı şey değil”

• Gerçekten kimse dinlemiyor mu bu tarif ettiğiniz solu? Öğrenci hareketi ile Kemalist solun flörtünü nasıl okumak gerekiyor peki?

Öğrenci ve gençlik hareketi doğası itibariyle otoriteye karşı, parlak eylemler yapmayı sever, yapanları sever ve bunun içinde yer almak ister.

• Bu dediğinizden başbakanın ifade ettiği gibi öğrencilerde bir çeşit akıl noksanlığı olduğunu mu anlamamız gerekiyor?

Bu, Başbakan’ın ne kadar muhafazakâr olduğunu, gerçek anlamda demokrat olmadığını gösteriyor. Geçen ay, İngiltere’de öğrenci hareketi ücretsiz okuma hakları için hükümet partisinin genel merkezini bastı ve polisle çatıştı. Meşru bir talep için son derece doğal ve doğası gereği bazen şiddete varan bir eylem yaptılar. Bu meşrudur. Polislerin bu çocuklara saldırmaları ise kabul edilemez bir durumdur. Dolmabahçe’deki gösteri de tıpkı böyle meşru bir gösteridir, polis üstlerine saldırdığında onların da kendilerini korumaya çalışmaları ve saldırmaları da gayet meşrudur. Fakat bununla İHD’nin düzenlediği bir toplantıya ya da referandumda ne yapılması gerektiğinin konuşulduğu bir toplantıya saldırmak, Adalet Hanım’a yumurta atmak aynı şey değildir. Bir toplantıyı engellemek ve meşru bir talep için çatışmak aynı şey değil.

“Kemalist, darbeci isimler sol ile birlikte zikredilmediği gün bu memlekete sosyalizm gelecek”

• Solun kendi içindeki çatışma halini nasıl görüyorsunuz? Bu çatışma Türkiye için hayırlı bir ayrışma mı yaratacak? Uzlaşma konusunda bir iyiniyet gösteriyor musunuz? Referandum sürecinde ‘yetmez ama evet’çilerin sıklıkla kullandıkları, karşı cenahtakilerin akılsız olduğu, siyaset bilmediği, bir çeşit akıl tutulması yaşandığı ifadeleri ve sizin kullandığınız dilin gerçekten barış dili olduğunu söyleyebiliyor musunuz?

Ben bu süreçte sapla samanın ayrılmakta olduğunu düşünüyorum. Seksen yıl sonra nihayet Kemalizmle sol ayrılıyor ve bu çok hayırlı bir gelişme. Unutmayalım, koca bir kuşak solcu olduğu için Cumhuriyet gazetesi okudu, İlhan Selçuk’un solcu olduğuna inandı. Bu artık bitti! İlhan Selçuk, Kemalisttir, darbecidir ve devletten yanadır. Sosyalizm başka bir şeydir ve şimdi sapla saman ayrılıyor. Çünkü Türk solu uzunca bir süredir aslen sosyalist değil Kemalist olduğu için, bu halk kendisine eziyet eden devletin yanında hep solu gördü. Bu yüzden sol her zaman güdük kaldı. Evet, 12 Eylül tarihsel bir gerçek, ama Türk solunun esas zaafı 12 Eylül değil, Kemalist olması.

Ben bu süreçte uzlaşmacı bir dil kullanmıyorum, bilerek kullanmıyorum. Bu yarılma olumlu bir şey çünkü ve sonuna kadar götürülmeli. Ben sosyalist deyince bu halkın kafasında artık İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, TKP gibi darbeci Kemalist isimlerin zikredilmediği gün gerçek sosyalizm bu memlekete gelecek diye düşünüyorum. O güne kadar ben uzlaşmayacağım. Çünkü ben Kemalist değilim. “Allah kahretsin niye ben oluyorum bu işin içinde”

Kişisel açıdan bunları yaşamak tabii ki sevimsiz, başka türlüsünü iddia etmek komik olur. Yolda giderken kıçını kollamak durumunda kalmak pek hoş bir duygu değil. Pek çok kişi bana Emniyet’ten koruma istemem gerektiğini söylüyor. Ama koruma istemem söz konusu bile olamaz. Ben 17 yaşımdan beri devrimciyim ve örgüt üyesiyim. Devirmeye çalıştığım devletten beni korumasını isteyemem, istemem. Beni ne kadar koruyacaksa kendi örgütüm koruyacak. Öte yandan, koruma çok anlamlı bir şey değil. Biliyoruz, birisini öldürmek istiyorsan öldürürsün. Bunları konuşuyor olmak bile rahatsız edici. Öte yandan ben hayatımı siyasi olarak yaşayan bir insanım, hayatımın merkez noktası, tayin edici noktası siyasettir, sosyalizmdir. Ben yaşadıklarıma siyaseten baktığımda bu adamların kendi kuyularını kazdığını düşünüyor ve seviniyorum. Çünkü bunların demokrasiye değer vermediğini, Stalinist ve Kemalist olduklarını biliyorum ve onların böyle yapması benim söylediklerimi kanıtlıyor. Ama tabii gece 3’te uyanıp da çok fazla siyaset düşünmediğiniz bir durumda “Allah kahretsin, niye ben oluyorum bu işin içinde” diye düşünmeden de edemiyor insan.

Söyleşi: Funda Tosun

Kaynak: Agos

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Analiz Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim